Adventure Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adventure Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2009 Cuma

The Longest Journey 2: Dreamfall

Tür: Action-Adventure
Çıkış tarihi: Nisan 2006
Firma: Funcom
Artılar: Olağanüstü bir hikaye, şahane grafikler, harika mekan tasarımları, masalsı atmosfer, çok başarılı karakterler, seslendirmeler ve müzik
Eksiler: Feci kıytırık aksiyon sahneleri, çok kolay bulmacalar, zor kontroller
GameSpot notu: 8.1/10
Oyuncu notu: 8.6/10
Çavlan'ın notu: 9.3/10

Oyunun trailerını buradan izleyebilirsiniz.

Dreamfall, The Longest Journey'den 10 yıl sonrasını anlatmakta. 23. yüzyılın sonlarındayız ve bu kez April'ı değil ama tıpkı April gibi güçlü ve güzel (ama onun kadar komik olmayan) bir kadın karakteri yönetiyoruz: Zoe Castillo. Baştan söyleyeyim, Zoe, mizah konusunda April'in yerini tutmuyor, fakat müthiş aksanı sayesinde April'i çok da aratmıyor. Nitekim oyunun ilerleyen bölümlerinde görüyoruz ki, April da kayıplara karışmış değil.

The Longest Journey'den bildiğimiz bir karakter olan Brian Westhouse'u oynayarak başlıyoruz Dreamfall'a. Geride bırakılan bir günlük, garip bir ayin, yeni dünya 'The Winter', Chaos Vortex ve biz daha ne olup bittiğini anlayamadan Casablanca'da bir hastanede buluyoruz kendimizi. Nihayet Zoe'yi yönetmeye başlayabiliriz, fakat komada Zoe. İç sesi bizimle konuşuyor, ama kendisi derin bir uykuda. Zoe'nin yönlendirmesiyle bundan birkaç hafta öncesine, kızın turp gibi sağlıklı olduğu günlere gidiyoruz ve ilk bakışta sıradan görünen bir gününü yaşamaya başlıyoruz. Zoe bir biyo-mühendislik öğrencisiymiş ama ne yapmak istediğinden emin değil, okulu bırakmış, erkek arkadaşından ayrılmış ve baba evine dönmüş. Hayatında hiçbir şeyin onu tatmin etmediği, ne istediğine bir türlü karar veremediği bir dönem yaşıyor.



İlk gün, tıpkı TLJ'de olduğu gibi, ana karakterimizin çevresini keşfetmek ve yakınlarıyla tanışmakla geçiyor. Zoe'nin babası, en yakın arkadaşı, dövüş sanatları hocası ve -hâlâ bağlı olduğu- eski erkek arkadaşıyla tanışıyor, Casablanca'nın mükemmel sokaklarında dolaşıyoruz. Zoe son günlerde, tıpkı April gibi, garip bir deneyim yaşıyor. Baktığı TV ya da bilgisayar ekranlarında birkaç saniyeliğine Ringu'dan fırlamışa benzeyen uzun saçlı bir kız çocuğu beliriyor ve Zoe'ye "find her, save her" diye fısıldıyor. En başlarda bu garip görüntüyü herkesin gördüğünden emin Zoe, sadece kendi başına geldiğini anlamıyor. Günlerini ara sıra spor salonuna giderek, bunun dışında evde robotumsu minik dostu Wonkers'la (ki sürekli 'Wankers' kelimesi geçip durdu aklımdan niyeyse... Zoe'nin aksanından olabilir) pinekleyerek büyük bir miskinlikle geçiren Zoe'nin hayatına, gazeteci olan eski erkek arkadaşı ondan bir iyilik yapmasını istediğinde birden renk geliyor. Reza, büyük ve tehlikeli bir hikayenin peşinde ve başı belada, bir şirketten alması gereken bir paket var, fakat kendisi gidemeyeceği için Zoe'yi gönderiyor. Ve olaylar gelişiyor :)

Dreamfall'da ana kahramanımız Zoe, ancak bazı bölümlerde iki karakteri daha yönetiyoruz ayrı ayrı. Bunlardan biri Kian Alvane isimli yağız bir delikanlı (soyismine dikkat). Yönettiğimiz diğer karakter ise The Longest Journey'nin April Ryan'ı. Ama hayır, Kian ve April henüz tanışmıyorlar oyunun başında. 10 yıl geçmiş, April yaşlanmaktan çok olgunlaşmış ve bezgin bir çehreye bürünmüş, sesi çok kalınlaşmış (yine aynı hatun seslendiriyor) ve ilk oyundaki o neşeli halinden, eğlenceli hareketlerinden, esprilerinden eser kalmamış. Garip bir buruklukla oynadım April'ı Dreamfall'da.. Nitekim Dreamfall TLJ'e göre çok daha ciddi bir oyun. Zoe ilerleyen bölümlerde, TLJ'den ezberlediğimiz mekanlara gidiyor. Stark'taki Newport/Venice örneğin, TLJ'nin başladığı yer. İlk oyunda 2D gördüğümüz bu mekanları Dreamfall'da 3D görmek, dilediğimiz gibi hareket edebilmek, kıyılarını köşelerini keşfetmek çok güzel, bir o kadar da hüzün verici, çünkü TLJ'de temiz, renkli, modern olan bu mekanlar Dreamfall'da karanlık, yıkık dökük, kirli yerlere dönüşmüş, artık evsizler mesken tutuyor buraları. April'in kaldığı pansiyon olan Border House artık yok, ama onun yerine yapılan binanın önünde, April'in Cortez'le konuştuğu bank hâlâ duruyor. April'in TLJ'de çalıştığı kafeye de gidiyoruz Venice'te ve April'in en yakın arkadaşları Charlie ve Emma'yı tekrar görüyoruz... Fakat sadece Stark'ta değil, Arcadia'da da TLJ'den bildiğimiz yerlere gidiyoruz Dreamfall'da, neyse ki onlar çok değişmemiş. The Journey Man olduğu gibi duruyor örneğin...


Dreamfall'da işte bu 3 karakteri yönetiyoruz: soldan sağa
Kian, Zoe ve The Longest Journey'nin kahramanı April...



Funcom, tabiri caizse ateşle oynamış ve bu oyunu, pür adventure olan The Longest Journey'den farklı olarak action/adventure türünde tasarlamış. Kontroller sadece point-and-click değil, klavye de giriyor işin içine, farenizin scrollbar'ı çok önemli sonra. Fare ile yönettiğimiz kamera açısını doğru ayarlayabilmek çok zor; farenin kamerayı algılayışını tersine çeviremiyorsunuz, bense hep bu özelliği reverse ederek böyle oyunları oynamaya alışmışımdır... Yani farenin başında saçımı başımı yoldum biraz kısaca. Özellikle küçük mekanlarda kamera sapıtıyor, karakteri göremediğiniz ve hareket ettiremediğiniz anlar yaşıyorsunuz. Oyunda, nesnelerle etkileşime geçmenize izin veren 'focus field'i kullanarak ilerliyorsunuz. Bu arayüzün bir Xbox konsolu ile mükemmel çalıştığına eminim, ama aynısı PC için geçerli olsaydı keşke. Üzülerek söylüyorum, bu oyunun kontrollerine alışmak zamanımı aldı, alıştıktan sonra da ara ara yoruldum, resmen yoruldum..




Aksiyon öğelerine yer verelim derken, sadece "eksik kalmasın" mentalitesinden yola çıkarak kavga/dövüş sahneleri eklemiş sanki Funcom. Aslında bu sahnelerden rahatsız olmadım ben, gayet keyifle oynadım, nitekim çok kolaydı ("hiç olmasa da olurmuş" denecek kadar kolay). Hem madem oyunu action/adventure türünde yapmayı tercih ettiler, tamam, dövüş sahneleri mantıklı. Ama madem bir işe girişiyorsunuz tam girişin demek geliyor içimden, bu kadar basite indirgenmese olmaz mıydı? Karakterimizi zıplatmamız dahi mümkün değil, öyle farklı tuş kombinasyonları, combo'lar falan yok, yaratıcılıktan son derece uzak, üç seçeneklik (primary attack, secondary attack ve defense) hareketler mevcut, karşımızdakini de hemencecik yeniyoruz.

Peki bulmacaların azlığından bu kıytırık aksiyon sahnelerini sorumlu tutabilir miyiz? Bence tutabiliriz. The Longest Journey'nin o muhteşem zorluktaki sürüyle bulmacası burada hem niceliksel hem de niteliksel olarak o kadar azalmış ki... Tür olarak action ile adventure arasında sıkışıp kalmak böyle bir şey demek. Keşke konsollara da yaranalım derken adventure ruhundan bu kadar taviz verilmeseymiş. Dreamfall çok az adventure öğesi kullanmış, bulmacalar da zaten kolay seviyede -ve zaten sayısal olarak az- olduğundan bu oyun akıp gidiyor, zaten diyaloglar çok uzun, bolca bir 'interaktif film' havasında geçiyor Dreamfall. Oynamaktan çok izliyorsunuz. Oynanabilirlik zayıf, inventory sistemi kullanışsız, kontroller zor, bulmacalar yok, ne action olabiliyor, ne de adventure... Diyeceksiniz ki "Yukarıda oyuna verdiğin 9.3 puan ne o zaman, deli misin?" Deli değilim, ama etrafımdakiler tarafından "sağlıklı olmayan bir düşkünlük" diye tanımlanan bir takıntım var Longest Journey'e karşı. Aslında pek de adventure olamayan bu oyunu hâlâ en sevdiğim adventure'lar listemin başlarına koyuyorum, çünkü grafikler, seslendirmeler, müzikler, atmosfer ve hikaye bakımından Dreamfall bir başyapıt, bu türün gelebileceği son nokta. En güçlü dayanağı, The Longest Journey'den alıp devam ettirdiği olağanüstü zenginlikte, inanılmaz derecede sürükleyici, başka hiçbir oyunda rastlayamayacağınız özgünlükte hikayesi.



Dreamfall'un ara videoları mükemmel, oyun içi grafikleriyse olağanüstü güzellikte. Karakterinizin içinde bulunduğu her ortamı içinizde hissediyorsunuz, kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz uçan araçlardan karanlık köşelerdeki evsizlere dek hiçbir ayrıntı atlanmamış. Seslendirmelerse parmak ısırtacak cinsten. Pek çok adventure oyununda karakterlerin aksanları ve seslerindeki tonlamalar, iniş çıkışlar sırıtır, eğreti durur, oysa Dreamfall'da başarılı bir film izler gibi seyrediyorsunuz diyalogları (katılıyorsunuz da tabii). Karakterlerin dış görünüşleri ile mimikleri ve sesleri son derece uyumlu. Karakterler, tıpkı TLJ'deki gibi eksiksiz tasarlanmış. Her karakterin kendi hikayesi var ve oyun boyunca da bir gelişim yaşıyor.

The Longest Journey ve Dreamfall bambaşka dünyalarda geçmelerine rağmen, ikisinde de politika, din ve felsefe üzerine pek çok gönderme mevcut. Politika ve dinin toplumu nasıl etkilediği, büyük bir incelikle eleştiriliyor bu oyunlarda.

Yazıyı The Longest Journey yazısında da yaptığım gibi oyundan alınmış screehshot'larla kapatıyorum; evet biraz fazla screenshot var burada ama oyunda manyak görüntüler var, bunlar pek çok eleme aşamasından geçmiş halleri. Üstlerine tıklarsanız görselleri gerçek boyutlarında görebilirsiniz.






Son olarak: Ragnar Tørnquist. Büyük adamsın.

Ve de The Undreaming/Chaos Vortex, Collapse, White Lady, Reza, Lady Alvane (ve şu ve bu ve daha binlercesi) gizemlerinin tam olarak çözülmesi için üçüncü oyunu bekliyoruz. Şimdiden çok bekledik. Eğer TLJ3'nin çıkış tarihi ile ilgilenen varsa, önce bu linke uğrasın (ki itiraf etmeli, okuduğumda ilk tepkim gözlerimin dolması oldu), sonra da "indefinite değil temporary, hatta definite!" diyen Tørnquist'in blogundaki ilgili posta, yani şu linke bir baksın. Metin olun! Ümit etmekten vazgeçmeyin! 3+ yıllık hasrete dayandıysanız bir 3 yıla daha dayanabilirsiniz!


24 Aralık 2009 Perşembe

The Longest Journey

Oyun türü: Adventure
Çıkış tarihi: Eylül 2000
Firma: Funcom
Platform: PC
Artılar: Öykü, karakterler, bulmacalar, diyaloglar, seslendirmeler, ara videolar, müzikler vd.
Eksiler: Bitmesi.
GameSpot notu: 9.3/10
Oyuncu notu: 9.2/10
Çavlan'ın notu: 10/10


[Oyunun trailerını buradan izleyebilirsiniz.
]

Yıllar önce, adventure oyunlarla yeni yeni tanıştığım dönemde, adventure gurusu bir arkadaşım 4 CD'lik bir oyun vermişti bana (yıl daha yeni 2000 olmuş, oyunlar DVD'de falan gelmiyor). The Longest Journey idi oyunun adı ve o zamana dek görmediğim güzellikte grafikler, mükemmel seslendirmeler ve müzikler, hem zor, hem zevkli bulmacalar ve hepsinden önemlisi, özgünlükte hiçbir oyunun yarışamayacağı bir öykü sunuyordu. İşin garibi neredeyse 10 sene geçti üzerinden ve hâlâ aynı şeyleri düşünüyorum. Tamam, belki oyunun çözünürlüğü günümüz monitörlerinde düşük kalıyor ama, bu ayrıntıyı görmezden gelecek olursak, dört dörtlük bir oyun TLJ. Günümüze dek yapılmış en güzel adventure oyunu. Beni ağlatmayı başarabilen tek oyun üstelik :)



23. yüzyıldayız, April Ryan isimli karakteri yönetiyoruz —ki bana kalırsa gelmiş geçmiş en eğlenceli, en karizmatik, en komik, en sempatik oyun karakteridir bu :) April 18 yaşında, Newport Venice'de bir pansiyonda kalıyor, yaşamını yeni baştan kuruyor -birkaç ay önce liseyi bitirmiş ve evden kaçmış-, akademide resim öğrenimi görüyor. Oyun yaşlı mı yaşlı bir teyzenin, iki gence April Ryan'ın ve balance'ın öyküsünü anlatmasıyla başlıyor; şirin teyze anlatmaya koyulduğunda biz April'a dönüşüyoruz, April'ın son zamanlarda sıklaşan garip "rüya"larından birinin içinde, başka bir dünyadayız. April bizim de yardımımızla kısa sürede bu rüyadan uyanıyor ve yeni bir güne başlıyor, o günün büyük bölümünde April'in yaşamını tanıyoruz; keşfedebileceğimiz yerleri keşfediyor, iki yakın arkadaşıyla, pansiyonun sahibiyle, yarım zamanlı çalıştığımız kafeyi işleten adam olan patronumuzla ve herkesin tanıdığı ama hakkında hiçbir şey bilmediği, gizemli İspanyol Cortez'le konuşuyoruz. Akşam pansiyonun sahibi lezbiyen çiftle birlikte salonda oturup TV izlerken birden kendimizi TV'deki programda buluyoruz, oturma odası bir ormana dönüşüyor (bu o akşam neyi yapmayı seçtiğimize göre değişiyor aslında, çalışmayı seçtiysek buna çok benzer ama farklı bir deneyimi kafede yaşıyoruz), sadece birkaç saniye sürüyor ama bu "halüsinasyon"u sadece Aprill değil, etrafımızdakiler de görüyor. Ertesi gün uyandığımızda artık bir şeylerin ters gittiğine eminiz, Cortez'i bulmak ve bir önceki gün rüyalarımızla ilgili söylediği şifreli sözleri irdelemek için dışarı çıkıyoruz.. Kendimizi olağanüstü bir hikayenin içinde bulmamız fazla zaman almıyor.

Hikaye çetrefilleşiyor, işin içine Guardian'lar, shifter'lar, Vanguard, White Dragon, Chaos Vortex gibi kavramlar giriyor. Çok geç olmadan anlıyoruz ki, evrende Stark ve Arcadia adlarında iki paralel dünya var. Stark, yani bizim yaşadığımız dünya, bilim ve mantığın dünyası, Arcadia ise sihir ve kaosun. Öğreniyoruz ki, bu iki dünya arasındaki yüzyıllardır korunmuş olan denge yok olmak üzere, birleşmelerinin engellenmesi ve dengenin korunması için bize ihtiyaç var. Uzun bir yolculuk başlıyor bunun üzerine —iki dünya arasında koşturup duracağımız, birçok engelle karşılaşacağımız, kendimizle ilgili hiç bilmediğimiz şeyler öğreneceğimiz bir yolculuk.



Biraz da teknik açıdan bakalım. Bu point-and-click adventure'ı 3rd person perspektifinden oynuyorsunuz. 13 bölüm, bir de girişle sonuç bölümleri var. Ulaşımı kolay, gereksiz onlarca nesneyi alıp koymanıza izin vermeyen, arayüzü güzel bir inventory var karşımızda. Oyun karakterden geçilmiyor, tümünün modellemeleri (3D hazırlanmış), seslendirmeleri ve hikayedeki yerleri son derece profesyonelce, oyuncuya parmak ısırtacak denli ustaca. April'ın sesi (Sarah Hamilton seslendirmiş), sanırım şimdiye dek adventure oyunlarda rastladığım seslerin en gerçek, en eğlenceli, en hüzünlü olanı -The Longest Journey'nin devamı olan Dreamfall'da da gene aynı karakterde Sarah Hamilton'ın sesine rastlıyoruz-. April'ınkinin dışında diğer seslendirmeler de son derece başarılı.

Karakterlerden bahsetmemek olmaz: April elbette ki oyunun kahramanı olarak en hayranlık uyandırıcı karakterlerden, hem güçlü, hem esprili, hem seksi, hem kırılgan vs. April'in karşılaştığı hemen her karakter son derece derin, hiçbiri yaratım aşamasında yüzeysel kalmamış. Yani yan karakterler size salt ipucu vermek için bulunmuyor oyunda. Ayrıca karakterlerin çoğu 'devamlı konuk oyuncu'luk yapıyor, yani bir sahnede görülüp kaybolmuyorlar. 4. chapter'da karşılaştığımız kişi 12. chapter'da tekrar karşımıza çıkıyor ya da zaten başından sonuna kadar sürekli orada oluyor, yolculuğun bir parçası haline geliyor... ve gelişiyor. Evet, ancak bilmemkaç sezonluk dizilerde görülen karakter gelişimine TLJ'de rastlıyoruz.



Müzikler asla baskın değil, sizi hikayeden koparmıyor ama silik de değil; sahnelere tamamen uyuyor Ayrıca oyunda 150'den daha fazla mekân var, üstelik bu mekânlar görsel açıdan sizi mest edecek mekânlar, grafikler tek kelimeyle olağanüstü. Diyaloglar alaycı/zekice bir mizahtan geçilmiyor.

The Longest Journey, bulmacalar açısından bir hazine. Pek çok adventure oyunu gibi tek tip puzzle'larla karşılaşmıyoruz burada; tersine, mantık bulmacaları, inventory'e dayalı (şunu şurdan alıp da şununla birleştirip şunun üzerinde kullanma) bulmacalar ve ikisinin karışımı olan bulmacalar, hepsinden eşit ölçüde var. Her bulmaca, içinde bulunduğumuz dünyaya uyuyor, hiçbiri sırıtmıyor, hiçbiri mantıksız ya da gereksiz değil. Bulmacaların her biri, çözülmeden önce o sırada bulunduğunuz dünya bağlamında düşünülmeli. O an mantığın hakim olduğu Stark'da da olsanız, sihrin egemen olduğu Arcadia'da da bulunsanız, içinde olduğunuz dünyaya göre düşünmek zorundasınız. Bulmacalar zor The Longest Journey'de, yer yer çok zor, ama kesinlikle mantıksız değil. Tıpkı ideal bir adventure oyununda olması gerektiği gibi.



Oyunu tamamladığınızda, ana menüde komik seslendirme hatalarından ilk çizimlere kadar size bir nevi 'backstage' bileti veren bir özellikle karşılaşacaksınız. Ayrıca oyunun herhangi bir aşamasında ana menüden (ya da oyunun içinden, tek tıkla) April'ın günlüğüne ulaşabilirsiniz. Henüz oyun başlamadan birkaç ay önce günlüğüne yazmaya başlamış April, o zamandan beri de hababam yazıyor. Önemli bir gelişme olduğunda ya da uzun diyaloglardan birinin bir bölümünü kaçırdığınızda hemen April'ın günlüğüne başvurabilirsiniz; o an ne yapmanız gerektiği son derece esprili bir dille anlatılmış olacak. Oyunda kullanılan dil, pek çok adventure'ın aksine orta seviyede değil. Bu oyunu anlamak, hiçbir şeyi kaçırmadan takip edebilmek için oldukça iyi derecede İngilizce bilmeniz gerekecek. Tavsiyem altyazı seçeneğini açmanız. Zaten dolu dolu bir hikayeden, yüzlerce detayla örülü bir Arcadia/Stark tarihi ve efsanelerinden, sürekli konuşan geveze karakterlerden bahsediyoruz, şayet altyazısız oynarsanız bir şeyleri kaçıracağınız kesin. The Longest Journey'de inanılmaz bir hayalgücü ve yaratıcılığı birarada buluyoruz, öyle ki, nasıl bir emek sonucu (kaç kişi, kaç yıl?) ortaya çıkabilmiş bu oyun, hâlâ hayret ediyorum düşündüğümde. Olağanüstü kurgusu, en sonunda sizi şok ediyor, bu oyunun sonunda ağzı bir karış açılmamış bir adventure sever düşünemiyorum.

Çok uzun bir oyun TLJ. Bir walkthrough'ya bakarak, hiç bocalamadan, vakit kaybetmeden, son derece hızlı bir şekilde sadece doğru adımları atarak ilerleseniz bile (ki aman sakın), net olarak 30 saatten uzun sürüyor bitirmesi. Gerçekten de uzun bir yolculuk April'ınki :) Ne zaman sonuna geldiğinize, bitirmeye bir gıdım uzakta olduğunuza inansanız, daha gidecek çok yolunuz olduğunu fark edeceksiniz. Dünyalar arası gidip gelecek, denizaltından cinlerin diyarına kadar pek çok farklı mekana girip çıkacak, sayısız görev tamamlayacaksınız.




The Longest Journey, bir üçlemenin ilkiydi. İkincisi olan Dreamfall, birkaç yıl önce piyasaya çıktı; bir sonraki yazımda da onu anlatacağım. Bu yazının sonundaysa sizi biraz The Longest Journey'nin screenshot'larına boğmayı planlıyorum. Üstlerine tıkladığınızda gerçek boyutlu hallerini göreceksiniz. İnanın bu elenmiş hali, oyunu defalarca (ama bir elin parmaklarını geçecek sayıda da değil, yok artık deve) baştan sona oynamış biri olarak yüzlerce screenshot almışım oynarken, çok zor bir eleme sürecinden sonra da sayıyı 50 civarına indirebildim. Onlar da yukarıdakilere ek olarak bunlar işte:


Oyunun ana menüsü ve bölümlerinden birinin başlangıcı. Her bölü-
mün de böyle havalı isimleri var, evet.



İşte gelmiş geçmiş en tapılası oyun karakteri April Ryan'ın yüzünün
yakın açıdan görünümü. Her zaman böyle değildi ama, sürekli bir
şeylere şaşırıyor ya da üzülüyor değildi oyunda. Valla.






Oyundaki manzaraların güzelliğine laf yok. Üstteki 8 görselde de
birbirinden farklı ve birbirinden güzel mekanlar görüyoruz.



April'ın, uslu uslu uyurken çevresindeki eşyaların yavaş yavaş
değişmesiyle
kendini başka bir dünyada bulmasıyla başlıyor oyun.


Azıcık korkmuştum ilk anda zararsız görünen teyze şu üstteki
yaratığa dönüştüğünde, itiraf etmek gerekirse :)




Altyazılar böyle işte. April konuştuğunda sarı, diğerleri konuştuğun-
da kırmızı görünüyor. Aslında bu oyunda hemen hemen tüm karak-
terler çok daha uzun konuşma eğiliminde. Üstteki kısa, kopuk cüm-
leler nasıl da denk gelmiş anlamadım :)







Oyunun içinden rastgele alınmış screenshot'lar görmektesiniz üstte.

Eğer adventure seviyorsanız ve The Longest Journey'i oynamadıysanız... utanın. Hemen bir yerlerden edinin ve deli gibi oynayın. Eğer hayatınızda hiç bilgisayar oyunu oynamadıysanız da oynayın. Kim olursanız olun gelin, alın, oynayın :) Gerçek dünyadan birkaç günlük bu kaçış size çok iyi gelecek, beyniniz açılacak. Kim demiş bilgisayar oyunları insanı aptallaştırır diye? The Longest Journey ve Dreamfall (TLJ'nin devam oyunu) benim zekamı açtı (dalga geçmiyorum), hayalgücümü genişletti, 7. kez oynasam da aynı tadı alıyorum, şu an hakkında yazarken bile içimden açıp bilmemkaçıncı kez başlamak geliyor.

1 Kasım 2009 Pazar

En İyi 33 Adventure Oyunu

Bu liste Kasım 2009 tarihli ama tam güncel sayılmaz; elimde oynanmayı bekleyen bir Still Life 2 var ki listeye yüksek sıralardan gireceğini düşünüyorum. Aynı şekilde Secret Files 2, Runaway 2, Kane & Lynch ve (utanarak belirtiyorum) Sam & Max, hâlâ oynamaya fırsat bulamadığım adventure oyunları. Pöh, şu an bu satırları yazarken Sanitarium'u unuttuğumu fark ediyorum ama tekrar sıralamayla ve görsellerle uğraşamayacak kadar yorulmuş olduğumdan burada geçtiği hali yeter diyorum. Bir de link verelim: işte Sanitarium (10 numaraya rahatlıkla kurulabilir!). Sıralamaya şöyle bir baktım da, Black Mirror'ı hangi akla hizmet 19'a koymuşum ki, 30. sırayı ancak hak eder o.. Blogger'da görsel yönetimi korkunç olduğu için hiçbir şeyi değiştirmeden böye bırakacağım sanırım... Daha fazla hata görmemek için yazıya bakmayı bırakıyorum, hatta aklıma unutulmuş oyun gelmemesi için bu konuda düşünmeyi de bırakıyorum :)

1. The Longest Journey


2. Dreamfall (The Longest Journey 2)


3. Indigo Prophecy (Fahrenheit)


4. Still Life


5. The Secret of Monkey Island