Eğitim Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2009 Cumartesi

Kürtçe Yabancı Dil Olarak Okutulamaz

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan:"Kürtçe Yabancı Dil Olarak Okutulamaz" dedi.Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, YÖK'ün, üniversitelerde Kürtçenin okutulmasının önünü açan kararını değerlendirdi ve “Türkiye, 'Kürdistan' diye bir devleti kabul etmediğine göre, Kürtçenin de yabancı dil olarak okutulması hukuken mümkün değildir. Ama bizim haberimiz olmadan 'Kürdistan'ı' tanımışlarsa bilemem” dedi. Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, YÖK'ün, Mardin Artuklu Üniversitesi'nde "Yaşayan Diller" adı altında bir enstitü kurulmasını onaylamasını ANKA'ya değerlendirdi. Prof. Dr. Ayhan, eğitim ve öğretim hürriyetinin Anayasa'ya olan sadakat borcunu ortadan kaldırmayacağını ifade ederek, “Esas olanın birlik ve beraberliğin bölünmemesidir. Fikir hürriyeti vardır. Düşünce hürriyeti vardır. Fakat bu hürriyetlerin Anayasa'da sınırları da vardır. Anayasa'nın başlangıç hükümleri, hiçbir faaliyetinin Türk varlığını bölmesine izin vermez. Anayasa'nın 3. maddesi dili Türkçedir diye söylüyor. Bu da değiştirilemez hükümlerden. Anayasa'nın 42. maddesi var. Gene 42. maddenin 9. fıkrası diyor ki 'Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.' Bütün bunlar bir arada mütalaa ettiğimizde Kürtçenin anadil olarak okutulması mümkün değildir” diye konuştu. -“YÖK'ÜN KARARI ANAYASA'YA AYKIRI”- Prof. Dr. Ayhan, YÖK'ün verdiği kararın Anayasa'ya aykırı olduğunu savundu ve “Seçmeli ders olsun diyorlar, madem öyle neden seçmeli? Anadil anadan öğrenilir. Seçmeli olarak değil. İşte 'İngilizce, Sümeroloji ve Yunanca nasıl öğretiliyor' diyorlar, onlar devlet dilidir. Öğretilmesinde sakınca yoktur. Ama şu anda Türkiye, Kürdistan diye bir devleti kabul etmediğine göre, Kürtçenin de yabancı dil olarak okutulması hukuken mümkün değildir. Ama bizim haberimiz olmadan Kürdistan'ı tanımışlarsa bilemem. Anayasa'nın 42. maddesine aykırı bir karar vardır” şeklinde konuştu. -“ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİ YOK SAYILIYOR”- Üniversiteyi diğer eğitim ve öğretim kurumlarından ayıran en önemli özelliğinin özerkliği olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Ayhan şöyle konuştu: “Eğer açılacaksa, bunu üniversite olarak biz açarız. Yani senatomuz bir araya gelir, karar verilir ve biz açarız. YÖK'ün bu şekilde üniversite özerkliğine doğrudan doğruya müdahaleden bir tarzda, 'şunu açacaksınız' diye dayatması son derece yanlıştır. Tabi ben bilemiyorum üniversitelerin özerkliği kalktıysa onu bilemiyorum. Ama üniversite özerkliği mevcut ve Anayasal teminat altında. YÖK'ün bu şekilde bir karar almaması gerekir. Bu durumun hukukende Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na aykırıdır.”

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Oxfordlu'nun Gözünden Hakkari

Hep taş atan ya da coplanan çocukları izliyorsunuz ama bir de Hakkari Üniversitesi'nin yeni Oxford doktoralı rektörü Prof. Belenli'nin gözünden dinleyin...

Hakkâri Üniversitesi'nin Oxford doktoralı rektörü Prof. Belenli, gösterilerde taş atan çocuklara sevgiyle yaklaşarak, onlarla top oynadığını anlatıyor.. Gerilimli sokak eylemleriyle gündeme gelen Hakkâri, Oxford doktoralı rektörleri Prof. Dr. İbrahim Belenli'yi sahiplendi. Belenli, taş atan çocuklarla futbol maçı yapıyor. Sokaklarda kurulan barikatlar Belenli'nin aracı görününce hemen açılıyor. Belenli işin sırrını, "sevme bariyerini aşmış olmakla" açıklıyor. "Zoru başarmanın zevki için" Hakkâri'ye rektör olmak istediğini söyleyen Prof. Dr. Belenli Üniversitelerarası Kurul toplantısı için geldiği Ankara'da bir grup gazeteciyle görevde geçirdiği 8 ayı konuştu. Söze "Zevkini çıkarıyorum" diye başlayan Belenli, öncelikle her kesimden büyük ilgi gördüklerini belirterek, "Ne zaman telefonu kaldırsak hemen her yerden destek olunuyor. Hakkâri'nin zayıflığı güçlü tarafı oluyor. Hakkâri bir yerde Türkiye'nin birçok probleminin çözümünün anahtarı. O açıdan önemli" dedi. Hakkâri'de bir değişim için henüz erken olduğunu, ama kendisini sahiplendiklerini belirten Belenli, yerel yöneticilerle hiçbir sorun yaşamadığını da anlattı. Rektör Belenli, "Önemli olan insanları sevmek. İnsanları sevme bariyerini aştığınızda gerisi kendiliğinden geliyor. Belediye başkanı da her türlü desteği veriyor. Bu insanları anlamak lazım. İletişim eksikliği her zaman problem oluyor" dedi. Belenli, "Yabancı üniversitelerle de işbirliği yapacak mısınız? Örneğin Oxford'la" sorusuna gülümseyerek, "İşbirliği yapacağımız günleri özlüyoruz" sözleriyle yanıt verdi. SPORCU GENÇLER Hakkâri Üniversitesi çocukların topluma kazandırılması için de proje geliştiriyor. Belenli, "Sporcu tarama merkezi düşünüyoruz. Ankara Üniversitesi yardım edecek. Ama mekan problemi var. Ankara'dan hocalar gelecek, çocukları tarayacak. O çocukların hangi spor dallarına uygun olduğu tespit edilecek. Arkasından da o çocuklar arasından yetenekleri üstün olanlar yönlendirilecek" dedi. Projeye MEB, Gençlik ve Spor Müdürlüğü de destek verecek. Gelecek yıl uygulamaya geçilecek.

ÖSS 3'üncüsü Yürüyebilecek Mi?

Sınavın ertesi günü geçirdikleri kazada babası ve kardeşini kaybeden Fulya, ÖSS Erzincan 3'üncüsü oldu. "Yaşaması mucize" denilen Fulya'nın ayağa kalkması bekleniyor..

Geçen yıl ÖSS sınavına giren 19 yaşındaki Fulya Yalvaç'ın sınavının kötü geçtiğini düşünen babası Selahattin Yalvaç (42), ertesi gün eşi Hülya (38) ve oğlu Samet'i de (16) alarak ailesini gezintiye çıkardı. Ancak Yalvaç ailesinin hayatı, dönüş yolunda geçirdikleri kazayla alt üst oldu. Erzincan- Sivas karayolunun 7. kilometresinde şarampole yuvarlanan araçta Fulya, hem babasını hem de kardeşini kaybetti. Anne Yalvaç ise kazayı hafif sıyrıklarla atlattı. Feci kazada, omurgası ve bacakları kırılan Fulya için doktorlar "Yaşaması mucize, yüzde 1 ihtimal var. Eğer tepki verirse gözlerini açması aylarca sürebilir. Her şeye hazırlıklı olunmalı" demişti. Ancak kazadan 84 gün sonra gözlerini açan Fulya, ÖSS'de Erzincan 3'üncüsü olduğunu ve öğretmenlerinin onun yerine Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydını yaptırdığını öğrenince mutluluktan havalara uçtu. GATA SAHİP ÇIKTI Fulya, Erzincan ve Trabzon'daki tedavilerinin ardından soluk borusundaki daralma nedeniyle apar topar Ankara Atatürk Göğüs Hastalıkları Hastanesi'ne getirildi. Soluk borusunun sürekli daralması nedeniyle nefes alıp vermekte zorlanan genç kız burada birçok ameliyat geçirdi. Hızla iyileşen Fulya Yalvaç'ın en büyük hayali yürüyebilmek. Çünkü kazada kırılan iki bacağı da tutmuyor. "Yürümek istiyorum. Bana yardım edin" diyen Fulya, GATA'ya bağlı TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi'nde tedavi altına alındı. Doktorlar, GATA'da çok kapsamlı tedavi gören Fulya'nın yürüyüp, yürüyemeyeceği konusunda kesin bir şey söylemenin erken olduğunu düşünüyor. Tedavinin başlangıç aşamasında olduğunu belirten doktorlar "Zaman bize her şeyi gösterecek. Fulya, yoğun bir tedavi sürecinden geçiyor. Umutla biz de tedaviye tepki vermesini bekliyoruz" dedi. OKUYUP SAVCI OLMAK İSTİYOR Babası ve kardeşini kaybettiğini hâlâ bilmeyen Fulya'nın annesi Hülya Yalvaç, kızının başından bir dakika olsun ayrılmıyor. Aylardır kızıyla birlikte hastane hastane dolaşan acılı anne, "Allah'ım Fulya'yı bana bağışladı. O yeter ki iyileşsin, başka bir şey istemiyorum" dedi. Fulya ise en büyük hayalini "İyileştikten sonra üniversiteye gideceğim ve savcı olacağım" sözleriyle anlattı.

Grip, Okulları Erken Tatile Sokabilir

Dünya Sağlık Örgütü'nü (WHO) 5. derecede alarma geçiren öldürücü grip salgınına Türkiye'de hazırlıklar hızla devam ediyor. Grip Türkiye'de görülürse okullar erken tatil olabilir.

Alınan tedbirler konusunda bilgi vermek üzere dün basınla bir araya gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ henüz Türkiye'de domuz gribi ile ilgili herhangi bir vakanın tespit edilmediğini söyledi, ancak hemen ardından ekledi: "Ancak bu, yarın ülkemizde görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Virüs artık Avrupa'da." Aslında bakanlık yetkililerinin verdiği bilgilere göre hastalığa domuz gribi adı vermek yanlış. Yeni virüs insan gribi, kuş gribi ve son olarak domuz gribinin karışımı. Bu yüzden yeni hastalığa "Meksika Gribi" demek birçok yanlış bilginin de engellenmesini sağlayacak. Özellikle Türkiye'de hastalığın domuzlardan insanlara geçtiğine, domuzla temasın düşük olması nedeniyle de salgının olmayacağına yönelik yanlış bir inanış var. Hastalığın domuzdan insana geçme evresini çoktan tamamladığına dikkat çeken Recep Akdağ, "Virüs artık insandan insana geçiyor. Bu yüzden Türkiye de ciddi tehdit altında" diye konuştu. Akdağ, pandemi için çok ciddi tedbirler aldıklarını söyleyerek, "İnşallah virüs Türkiye'ye hiç girmez. Ancak virüsün Türkiye'ye girişinin geciktirilmesi için de elimizden gelen her şeyi yapıyoruz" dedi. Akdağ, seyahatin ve ülkeler arası trafiğin çok yoğun olduğu dünyada virüsün bir ülkeden başka bir ülkeye geçişinin çok kolay olduğunu hatırlatarak özellikle virüsün görüldüğü ülkelerden Türkiye'ye gelen kişilere yönelik olarak uçaklarda ve havaalanlarında gerekli tedbirlerin alındığını söyledi. Akdağ, vatandaşlara "Virüsün görüldüğü ülkelere gitmeyin" tavsiyesinde bulunarak "Eğer zorunlu değilse ertelesinler. Zorunlu ise gittikleri ülkelerde gerekli tedbirleri almalarını öneriyoruz" dedi. Virüs gelirse okullar tatil olabilir Sağlık Bakanı Akdağ, şu ana kadar virüsün Türkiye'ye girmemiş olmasının gerekli hazırlıkların yapılması ve vatandaşın farkındalığının sağlanması açısından önemli fırsat yarattığını belirtti. Virüsün Türkiye'ye girmesi halinde çok seri bir şekilde tedbirlerin alınacağını bildiren Bakan Akdağ, "Şu anda gündemde değil ama bu seri tedbirler içinde okulların tatil edilmesi gibi kararlar da olabilir" dedi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ şunları söyledi: "Eğer virüs Türkiye'de görülürse bu virüsü alan kişilerin evde kalmaları ve toplumla temas kurmamaları gerekiyor. Çünkü bu aynı zamanda toplumsal bir görevdir. İkinci konu da vatandaşların kalabalık ortamlardan kaçınmaları olacaktır." Alınan tedbirlere de değinen Bakan Akdağ, kamuoyunun virüse ilişkin olarak basın yoluyla sözlü ve yazılı olmak üzere her gün bilgilendirileceğini kaydederek "Gerekirse günde birden fazla da bilgilendirme yapabiliriz" dedi. Bakan Akdağ, Meksika gribiyle ilgili olarak bakanlıkta 24 saat bilgi akışını sağlayacak özel bir büronun kurulduğunu da açıkladı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Meksika gribi aşısıyla ilgili olarak henüz dünyada bir üretim sürecinin başlamadığını belirterek "Bu aşının geliştirilmesi ve üretilmesi 6-7 aylık bir süre gerektiriyor. Eğer böyle bir aşı üretilirse Türkiye, bu aşı için para ayıracak ve satın alma konusunda cömert davranacak az sayıda ülkeden biridir. Bedeli ne olursa olsun bu aşıyı satın alma konusunda sıraya girecek ülkeler içindeyiz" dedi. Meksika gribiyle ilgili gelişmeleri ve hazırlıkları kamuoyuna açıklamak üzere İstanbul'da bir basın toplantısı düzenleyen Akdağ, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Akdağ, virüsün şekil değiştirme ihtimali nedeniyle henüz aşı üretimine yönelik dünyada bir çalışma olmadığını söyledi. Akdağ Meksika gribinin görüldüğü birkaç ülkede virüsün beşinci evrede bulunduğunu hatırlatarak "Şu anda herhangi bir firmanın üretim aşamasına geldik diye bir beyanı olmadı. Çünkü virüs daha yeni yeni tanımlanıyor. Biz yine de aşı için her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz ve her türlü kaynağı ayıracak durumdayız" diye konuştu. 4 yeni termal kamera ekleniyor Bakan Akdağ, virüsle mücadelede kişisel korumanın birinci sırada geldiğini vurgularken cerrahi maske kullanımı gibi bir durumun bu aşamada söz konusu olmadığını söyledi. Akdağ, havaalanlarına yerleştirilen termal kamera sayısının da artırılacağını belirterek "Havaalanlarında bulunan mevcut termal kameralara şimdi 4 yeni termal kamera daha ekleyeceğiz. Bunlardan ikisi Antalya Havalimanı'nda, biri Dalaman'da, diğeri de İzmir'de bulunacak" dedi. Neden domuz gribi değil de Meksika gribi Toplantıda virüsle ilgili bilgi veren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Eraksoy da hastalığın yapısıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu gribe artık domuz gribi demek belki doğru olmayacak. Çünkü domuz kaynaklı bu grip artık gelişimini tamamladı. Genetik yapısında hem domuz gribi virüsü hem insan gribi virüsü, hem de kuş gribi virüsünü taşıyan öğeler var. Yani melez bir virüsten söz ediyoruz. Bu virüse artık domuz virüsü muamelesi yapmamak gerekiyor. Çünkü konu artık insandan insana geçen bir virüse karşı mücadele konusudur. Meksika kaynaklı bu virüse Meksika gribi demek daha doğru. Artık Avrupa'ya geçmiş bulunuyor. İnsandan insana bulaşarak yayılan virüsün Türkiye'ye gelmemesi için elimizden geleni yapmalıyız." Domuz çiftlikleri kapanıyor Toplantıda basın mensuplarının "Türkiye'de domuz çiftliği var mı" şeklindeki sorusuna ise bakanlık yetkilileri, resmi ruhsatlı domuz çiftliği bulunmadığını belirtirken, ruhsatsız olarak faaliyet gösteren birkaç çiftlik bulunduğunu, bunların da kapatılması için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile görüşme yapıldığını kaydettiler. Bakan Recep Akdağ da "Türkiye'de domuz çiftliği yok, dolayısıyla virüsün Türkiye'de ortaya çıkması gibi bir ihtimal de yok gibi bir düşünceye kapılmak kesinlikle yanlıştır. Çünkü artık tehlike virüsün insandan insana geçmesi" diye konuştu. ÖNEMLİ NOKTALAR * Meksika gribini normal grip ile ayırt etmek çok güç. Bu ancak yapılacak testler sonrasında anlaşılabiliyor. * Soğuk algınlığı dışında gerçekten insan gribine yakalananlarda yüksek ateş, boğaz ağrısı, halsizlik ve kas ağrısı oluyor. * Her gribe yakalananın test olması gerekmiyor. Sadece hastalık hikâyesinde Meksika gribi vakası olan ülke ya da insanlarla temas olup olmadığı önemli. * Meksika gribi akciğerlerde hasara neden oluyor ve zatürreeye dönüşerek ölüme neden oluyor. * ABD'de şüpheli vakaların yüzde 1'i Meksika'da ise yüzde 3'ü öldü. * Grip virüsleri sıcakta daha az etkili oluyor, bu yüzden yaklaşan yaz mevsimi Türkiye için şans. * Tedavi tam olarak bilinmiyor. Ancak antiviral ilaçlar hastalık üzerinde etkili. * Sağlık Bakanlığı'nın elinde 1.2 milyon kişiye yetecek 1.2 milyon kutu antiviral ilaç var. Bu rakama ilaç şirketi ve eczanelerin elindeki ilaçlar dahil değil. * Özellikle bu dönemde bebekler dahil insanların birbirini öpmemesi ve tokalaşmaması çok büyük önem taşıyor. Çünkü hastalık solunum yoluyla insandan insana taşınıyor.

1 Mayıs 2009 Cuma

Çelik Mommo'yu Tavsiye Etti

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ''Mommo-Kızkardeşim'' sinema filmini, ''aile bağlarını güçlendirdiği'' gerekçesiyle öğrencilere tavsiye etti.

Çelik, valiliklere gönderdiği genelgede, şu anda gösterimde olan ve yönetmenliğini Atalay Taşdiken'in yaptığı ''Mommo-Kızkardeşim'' adlı filmin, ''aile bağlarının güçlenmesi, kardeşlik bağları ve ilişkilerinin önemi, sevgi, şefkat ve merhamet duygularının hayattaki vazgeçilmezliği gibi hususları ön plana çıkarması açısından öğrencilere rahatlıkta tavsiye edilebilecek bir eser olduğunu'' belirtti. Çelik, ''daha önce '120' ve 'Son Gazi' filmlerinde olduğu gibi yerli ve eğitici özelliği olan eserlerin teşvik edilmesi ve desteklenmesi bağlamında, ''Mommo-Kızkardeşim'' filminin de okullara ve öğrencilere tavsiye edilmesini'' istedi.

30 Nisan 2009 Perşembe

10 Bin Öğrenci Aynı Anda Fidan Dikti...

10 bin öğrencinin aynı anda 33 bin fidanı toprakla buluşturduğu etkinlik, dünya tarihinde bir ilk oldu.

Mersin, dünya tarihinde bir ilki gerçekleştirdi ve 10 bin öğrenci aynı anda 33 bin adet harnup fidanı tohumlarını toprakla buluşturdu. Noter huzurunda gerçekleştirilen deneme ise sadece 3 dakika sürdü. Öğrencilerin kendi elleriyle yetiştireceği fidanlar, 2010 yılı Kasım ayında belirlenecek olan orman alanlarına dikilecek. Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Mersin İl Temsilciliği tarafından, küresel ısınma ve erozyonun bireysel olarak önlenebilmesine, katkıda bulunulması amacıyla düzenlenen etkinlik, Orman Bölge Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nce de desteklendi. 'Bebek Fidan Projesi' kapsamında düzenlenen tarihi rekor denemesine Tevfik Sırrı Gür Stadı ev sahipliği yaptı. 9 bin 500 ilköğretim, 500 de ortaöğretim olmak üzere toplam 10 bin öğrencinin katıldığı ekimde her öğrenciye fidan tohumlarını ekebilmesi için poşetlerle toprak dağıtımı gerçekleştirildi.

Mehmetçik Öğrencilere Yakın İlgi Gösterdi

Bingöl’ün Yedisu ilçesindeki YİBO ve 3 köy okulundaki 350 öğrenciye Mehmetçik tarafından giyim malzemesi dağıtıldı.

Türkiye'nin en ücra köşesinde dahi vatan için canını hiç düşünmeden feda eden Mehmetçik, terörle mücadelede gösterdiği başarısını eğitime verdiği desteklerle de sürdürüyor. Mehmetçik önceki gün Yedisu YİBO ve üç köy ilköğretim okulunda okuyan öğrencilere eşofman, kaban, pantolon, gömlek ve çorap malzemeleri dağıttı. Yedisu YİBO salonunda düzenlenen törenle giyim malzemeleri öğrencilere verildi. 'İlk kez eşofmanım oldu' İlçe Kaymakamı Vefa Kaya, Milli Eğitim Müdürü Zeki Ulukan, rütbeli askerlerle birlikte öğrencilere giyim malzemelerini dağıttı. İlköğretim okulu 4. sınıf öğrencisi Derya Yakışan, ilk defa bir eşofmanının olduğunu söyleyerek Mehmetçiğe teşekkür etti. Berfin Sağlık isimli öğrenci ise ilçelerinde en çok Mehmetçik'ten destek gördüklerini belirtti. Giyim malzemesi dağıtım törenine askeri rütbeliler, İlçe Milli Eğitim Müdürü Zeki Ulukan, öğretmen ve öğrenciler katıldı. Giyim malzemesi dağıtım törenine katılan askerler, çeşitli giysileri öğrencilere verirken yakın ilgi gösterdi. Yardım malzemesini alan öğrencilerin sevinçleri yüzlerine yansırken, Mehmetçiklere teşekkür etmeyi de ihmal etmediler.

Öğrenciler Temizlik Malzemesi Üretiyor

Bursa Yeşilyayla Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencilerince üretilen temizlik ürünleri piyasadaki ürünleri aratmıyor.

Okullarındaki atölyelerde ürettikleri ürünleri Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullara satan öğrenciler, hem meslek öğreniyor hem de aile bütçelerine katkıda bulunuyor. Okul Müdürü Akif Kasımoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1998 yılında ilköğretim okulu olarak planlanan bir binada eğitim öğretime başlayan Yeşilyayla Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'nde yetersiz şartlara rağmen en iyi eğitimi vermeye çalıştıklarını belirtti. Okulda bilişim teknolojileri, elektrik, elektrik teknolojileri ve kimya bölümlerinde bin 250 öğrencinin eğitim gördüğünü ifade eden Kasımoğlu, öğrencilerin meslek öğrenmek için atölyelerde çeşitli deneyler yaptıklarını belirtti. Kasımoğlu, şöyle konuştu: ''Kimya bölümü öğrencileri çeşitli deneyler yapıyor, sonra malzemeleri musluklara döküyordu. Deneylerde boşa giden ham maddeleri nasıl mamul haline getiririz diye düşündük. Arkadaşlar okulda üretime yönelik bir çalışma yapılabileceğini söylediler. Önce sabun ürettik. Ardından deterjan, çamaşır suyu, yüzey temizleyicisi ürettik ve bunları okulumuzun temizliğinde kullandık'' diye konuştu. Kasımoğlu, ürünlerin gayet kaliteli ve kullanışlı olduğunu, kimya bölümü öğrencilerinin atölyelerinde öğretmenlerinin gözetiminde ürettikleri bu ürünlerin piyasadakilerden bir eksiği bulunmadığını kaydetti. Öğrencilerin bu ürünler sayesinde hem meslek öğrendiklerine hem de aile bütçelerine küçük de olsa bir katkıda bulunduklarına değinen Kasımoğlu, şunları söyledi: ''Ürünlerimizi Mesleki ve Teknik Eğitim Fuarı'nda tanıttık. Fuarda numunelerini dağıttığımız ürünlerimiz oldukça ilgi gördü. Kullananlar memnuniyetlerini dile getirdiklerinde cesaretimiz ikiye katlandı. Bunun üzerine üretime geçtik. Etiketlerini kendimiz tasarladık. Ambalajlarını İstanbul'dan getirdik. Ürettiğimiz, yüzey temizleme, sıvı el sabunu, cam sil ve çamaşır suyunu Yıldırım ve Osmangazi'deki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullara satıyoruz. Sipariş üzerine üretim yapıyoruz. Ürünlerimizin Yeşilyayla EML olarak marka tescilini yaptırdık. Türkiye'de tescil alan tek okuluz. Piyasadan da talepler var ancak TSE belgesi istiyorlar. Bunu almak için de çalışmalara başladık. Geçen yıl 7 ton kadar üretimimiz oldu. Okulumuzun bundan ciddi bir kazancı yok. Amacımız öğrencinin gerçek bir iş üzerinde çalışması, üretmesi ve öz güven kazanması. Bunu da başardığımıza inanıyoruz. Sağlık Müdürlüğü'nden onaylı ürünlerimizin üretimi, paketlenmesinde tamamen öğrenciler çalışıyor. Mezun olan öğrencilerimiz, kendilerine iş yeri açarak gayet başarılı işler yapıyorlar. Ayrıca ürünlerin yurt içi ve yurt dışı marketlerde de satışa sunulabilmesi için Global Numaralandırma Sistemi'ne üye olduk. Ürünlerimizin barkotları var.'' Kasımoğlu, okulun fiziki şartlarının yetersiz olduğuna dikkati çekerek, ''Yetersiz imkanlarımıza rağmen öğrencilerimiz son derece başarılılar. Çok güçlü bir eğitim kadromuz var. Okulumuzun yeni, endüstri meslek lisesine uygun bir binaya ihtiyacı var. Bu konuda hayırseverlerden destek bekliyoruz'' dedi.

29 Nisan 2009 Çarşamba

Karmaşık Problemlere Kolay Çözümler...

Denizli Özel Servergazi Fen Lisesi öğrencileri, matematikte çözülmesi zor olan birçok problemi, 'Fibonacci dizisi' kullanarak anlaşılır hale getirdi.

TÜBİTAK'ın Antalya'da düzenlediği proje yarışmasına katılan Abdullah Özer ve Kemal Ünlü, bölge birincisi ve Türkiye finalisti oldu. Projenin rehber öğretmeni Kurbani Kaya, Fibonacci sayılarına doğada çok sık rastlandığını belirtti. Bu sayıların Pascal veya Binom üçgeninde, Mimar Sinan'ın eserlerinde ya da Da Vinci'nin resimlerinde görüldüğünü kaydeden Kaya, "Fibonacci dizisinin altın örnekleri Selimiye ve Süleymaniye camilerinin kubbe ve minarelerinde gözlenebilir." diye konuştu.

İşte Önümüzdeki Yılın Takvimi...

2008–2009 eğitim öğretim yılının son günlerine geldiğimiz bu günlerde Milli Eğitim Bakanlığı 2009–2010 eğitim öğretim yılının çalışma takvimini açıkladı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik imzasıyla yayımlanan genelgeye göre, 2008–2009 eğitim ve öğretim yılı 12 Haziran 2009 Cuma günü sona erecek. Genelgede 2009–2010 eğitim öğretim yılının “Türkiye'nin coğrafi konumu ve bölgeler arası iklim farklılıkları ile turizm sezonunun değişkenlik göstermesi nedeniyle öğrencilerin ve velilerin olumsuz etkilenmemesi için'' 24 Eylül 2009 Perşembe günü başlamasının kararlaştırıldığı bildirildi. Genelgeye göre 2009–2010 eğitim öğretim yılı ise 18 Haziran 2010 Cuma günü sona erecek. 2009–2010 eğitim-öğretim yılının ilk dönemi, 22 Ocak 2010 Cuma günü sona erecek ve yarıyıl tatili, 25 Ocak–5 Şubat arasında yapılacak.

ÖSS'ye Hipnoz Ederek Hazırlıyor...

Hipnoz uzmanı Dr. Nihat Uysal, ÖSS, SBS gibi sınavlara hazırlananları hipnoz seanslarıyla sınava hazırlıyor.

Hipnozun insanın beyninde bulunan birçok pencereden birinden içeri girerek çeşitli telkinlerde bulunmak olduğunu belirten Dr. Nihat Uysal, "Bu telkinler sayesinde hayati öneme sahip şeyleri hipnoz olanlara dikte ediyoruz. Yani bu duruma bilinçli bir bilinçsizlik hali diyebiliriz. Kişinin korkularından yavaş yavaş ayrıştığını telkin ediyoruz. Bu korkular sınav korkusu olabilir, heyecan olabilir, yanlış yapacağım kaygısı olabilir. Biz seanslarımızda bu korkuları birer uçan balona koyup uçuruyoruz ve bu balonlar uçtukça kişideki korku, kaygı gibi duygular yavaş yavaş azalıyor" dedi. Kendisine en çok gençlerin başvurduğunu da dile getiren Nihat Uysal, "Gençlerin gelme sebebi ise SBS, ÖSS, KPSS gibi sınavlara girmeden önce korku ve kaygılarını yok etmek. Biz bu gençlere yaptığımız seanslarda bu sınava binlerce kez girdiklerini söylüyoruz ve hipnozla bu sınavları kendisine tekrar yaşatıyoruz. Sınava girmeden 3-4 seans önce bu telkinleri veriyoruz ki kişi sınava girdiğinde korkuya kapılmasın. Örneğin bu telkinlerimizle öğrencinin soruyu ve doğruyu görme oranını 10'a katlayabiliyoruz. Bu sayede soruyu bütün halde görebiliyor ve doğru cevabı daha kolay bulabiliyor" şeklinde konuştu. Hipnozla başarı oranının yüzde 95-98 seviyelerinde olduğunun da altını çizen Uysal, "Örneğin 7. sınıf öğrencisi bir kızımız geldi. Sınava girdiğinde herkesin korkudan ağladığını ancak kendisinin daha önce bu sınavı yaşadığını ve bu nedenle çok sakin olduğunu anlattı. Çünkü biz kendisine hipnozla bu sınavı daha önce yaşattık. Böyle öğrenciler teşekkür için sonradan bana çok geliyor. Ama şunu belirtmek isterim hipnoz olmayan bilgiyi artırmaz. Sadece olanı yüzeye çıkarır" şeklinde ifade etti.

28 Nisan 2009 Salı

Festival 2 Mayıs'ta Başlayacak...

Anadolu Üniversitesi Sinema Kültürünü Geliştirme Birimi ve öğrencilerin gönüllü çabalarıyla gerçekleştirilecek festival başlıyor.

Anadolu Üniversitesi Sinema Kültürünü Geliştirme Birimi ve öğrencilerin gönüllü çabalarıyla gerçekleştirilecek festival, 2 Mayıs'ta A.Ü Sinema Anadolu'da yapılacak açılış töreniyle başlayacak. Festivalin bu yılki onur konukları olarak belirlenen sinema sanatçıları Ekrem Bora ile Nebahat Çehre'ye ödülleri verilecek. Festivalin 'Sinemaya Emek' ödülünün bu yılki sahibi ise Yeşilçam emektarı yapımcı Necip Sarıcı oldu. Etkinlik kapsamında 'Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri' adı altında açılan yarışmada 'En İyi Sinema Kitabı', 'En İyi Sinema Makalesi' ve 'Televizyonda Yayınlanan En İyi Sinema Programı' ödüllendirilecek

Yurtta Ses Bombası Paniği...

Üsküdar'da bir erkek öğrenci yurduna ait yemekhanenin penceresine bırakılan ses bombası patladı.

Edinilen bilgiye göre, Üsküdar Ferah Mahallesi Ferah Caddesi üzerinde bulunan Özel Ferah Yükseköğrenim Erkek Öğrenci Yurdu'nun yemekhanesinin penceresine kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce ses bombası bırakıldı. Saat 22.00 sıralarında patlayan ses bombası nedeniyle binada hasar oluştu. Bomba patladığı sırada yemekhanede kimsenin bulunmadığı öğrenildi. Polis öğrenci yurdu içinde ve çevrede incelemelerde bulundu. Vatandaşlar patlamanın şiddetini, "Patlama sırasında çok yüksek bir ses çıktı. Deprem olduğunu zannettik." diye ifade etti. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.