yök etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yök etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2010 Cumartesi

YÖK Başkanı'ndan Acı itiraf...

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'dan üniversitelerle ilgili çarpıcı bir tespit daha....

Zaman zaman ülkemizdeki üniversiteleri eleştiren YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'dan çarpıcı bir tespit daha....

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ''Ülkemizde üniversiteler uyuyor. Düşünün, hala domatesin tohumunu, buğdayın tohumunu yurt dışından temin ediyoruz. Bu bizim ziraat fakültelerimizin, araştırma merkezlerimizin en büyük ayıbı'' dedi.

Özcan, Uşak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mustafa Kemal Paşa Amfisi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısına katıldı.

Toplantıda, Türkiye'deki yükseköğretimle ilgili sorunlardan başlıklar veren Prof. Dr. Özcan, Türkiye'de yükseköğretimin kalitesini artırmak için göreve geldiği günden beri bir dizi çalışma yaptıklarını ifade etti.

''Ülkemizde üniversiteler uyuyor. Düşünün, hala domatesin tohumunu, buğdayın tohumunu yurt dışından temin ediyoruz. Bu bizim ziraat fakültelerimizin, araştırma merkezlerimizin en büyük ayıbı'' diyen Özcan, göreve geldiğinde YÖK Genel Kurulu toplanamadığını söyledi.
Özcan, şöyle konuştu:

''O zamanki Cumhurbaşkanımız genel kurul üyelerinin atamalarını yapmıyordu. Bir buçuk ay boyunca gidip geldim ve yükseköğretimle ilgili en önemli sorunların ne olduğunu tespit etmeye çalıştım.

Türkiye'deki yükseköğretimin en önemli sorununun, üniversiteye girmek için bekleyen 1.5 milyon öğrenci olduğunu düşündük. Bununla ilgili üniversitelerin kapasitesini ilk yıl yüzde 25, ikinci yıl yüzde 15 artırdık. Son 20 yılda üniversitelerin kapasiteleri yüzde 3 ve 6 arasında artırıldığı düşünülürse, önemli bir kapasite artırımına gittik.

Çarpıcı bir örnek vereyim, 1986-1987 akademik yılında ülkemizde 21 tıp fakültesi vardı, bu fakültelerde 2005 öğretim görevlisi çalışıyordu, 5 bin 99 öğrenci eğitim görüyordu. 20 yıl sonunda 2006-2007 akademik yılında tıp fakültesi sayısı 47'ye ulaştı.

Yani 26 yeni tıp fakültesi açıldı. Öğretim görevlisi sayısı 8 bin 512'ye yükseldi. Ancak tıp fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı sadece 18 artarak 5 bin 117 oldu. 26 tıp fakültesi açıyorsunuz, ancak 18 öğrenci artırıyorsunuz. Bu çok ciddi bir sorundu.''

-''ÖĞRETİM GÖREVLİLERİNİN KALİTESİ ARTIRILMALI''-

Türkiye'de üniversitelerin bilim üretmediğini, bilim üretmek için öğretim görevlilerin kalitesinin artırılması gerektiğini ifade eden Özcan, şöyle devam etti:

''Üniversitelere öğretim görevlisi alımıyla ilgili ciddi düzenlemeler yaptık. Örneğin torpili kaldırdık. Onun amcası, bunun dayısı sıfatıyla üniversitelere girmek isteyenlere standart getirdik. Üniversitelerde çalışmak için belirli sınavlara girmek ve bu sınavlarda başarılı olmak gerekiyor.

Mesleki ve teknik eğitimi yeniden yapılandırdık. Türkiye sanayicisi, teknik eleman yetiştirmemizi istiyor. Ekonomimizin güçlenmesini istiyorsak, mesleki eğitime büyük önem vermeliyiz.

YÖS'te (Yabancı Öğrenci Sınavı) düzenleme yaptık. Üniversitemizi yabancı öğrencilere açmamız gerekiyor. Üniversitelerimiz rekabet anlayışını yitirirse başarısız olur. Ancak biz dışardan, parası olan, ülkemizde eğitim görmek isteyen öğrencileri tercih ediyoruz.''

-DİL SORUNU-

Türkiye'deki eğitim sisteminin kurulduğu günden beri yabancı dil sorununu çözemediğini, bununla ilgili yeni bir proje geliştirdiklerini belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Uzaktan eğitim merkezleri bünyesinde üniversitelerimizde çocuklarımıza yabancı dil eğitimi vermek istiyoruz. Bununla ilgili firmalarla görüştük. Onlardan destek alacağız. Milli Eğitim Bakanlığı ile de görüşüyoruz. Yabancı dil eğitimini ilk ve orta öğretimde etkili hale getirilmesini istiyoruz.

Eğitim kalitesinin dünya standartlarına çıkarılması öncelikli görevimiz. Düşünün Singapur'da bir araştırma merkezi Domuz Gribi virüsünün dünyada görülmeye başladığı sırada 4 günde virüsün DNA'sını çıkarabiliyor.

Oysa ülkemizde hiçbir araştırma merkezinin böyle bir çalışmaya imza attığını duydunuz mu? Ben bir kaç yerde daha söyledim üniversitelerimiz uyuyor. Ama sorumlu bizleriz.''

-''20 YIL SONRA ÜNİVERSİTELER ÖĞRENCİ AVINA ÇIKACAK''-

20 yıl sonra üniversitelerin öğrenci avına çıkacağını ifade eden Özcan, şunları kaydetti:

''Devlet üniversitelerinin kapasitelerini artırabileceğimiz kadar artırdık. Yeni vakıf üniversiteleri kuruluyor. 20 yıl sonra ülkemizin nüfusunun yaklaşık olarak 85-90 milyon arasında olacağı ve 1 milyon 200 bin kişinin yükseköğretim yaşında olacağını tahmin ediyoruz.

Durum böyle giderse üniversitelerimiz öğrenci bulmada ciddi sorunlar yaşayacak. Üniversite sınavına giren herkes sınavı kazanacak. Üniversiteler öğrenci bulmak için promosyonlar düzenleyecek.''

Toplantıda Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Şişman da üniversiteyle ilgili bilgiler içeren sunum yaptı.

Toplantının ardından YÖK Başkanı Özcan üniversitenin Bir Eylül Kampüsünü gezdi.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Türkiye’nin En İyi Üniversiteleri...

Türkiye’nin en iyi üniversiteleri hangileri?

Her sıralamaya olduğu gibi, üniversitelerin başarı sıralamasına da eleştiriler var. Umduklarından daha da iyi bir sırada olanlar, hallerinden memnun. Ama popülariteleriyle, sıralamadaki yerleri taban tabana zıt üniversiteler ya suskunlar ya da kriterleri objektif bulmuyorlar. Gelin bir de şu kritere göre sıralama yapın, bakın her şey nasıl da değişecek diyorlar... Gerçekten de kriter sayısı arttıkça ya da farklılaştıkça sıralamalar da değişiyor. Ama yeni kriterler esas alındığında, kesinlikle onlara da karşı çıkanlar olacaktır. Ural Hoca ve arkadaşlarının yaptıkları değerlendirmede, üniversiteler, bir bilim ve araştırma merkezi olarak ele alınmış. Doğru olan o ama sanki bizdeki işlevi ve algılanması, daha çok meslek adamı yetiştiren kurumlar şeklinde. Böyle olunca da tabii ki mezunların piyasadaki kabul edilirliği öne çıkıyor. Önemsiz bir kriter mi? Hayır, kesinlikle önemli. Ama çok sübjektif. Tıpkı fakültelerin taban puanları gibi... Öğrenci sayısı, pek çok üniversite için handikap. Öğrenci sayılarının azlığı nedeniyle çok ön sıralarda yer alan üniversiteler gibi, sırf öğrenci sayısı yüzünden çok arka sıralara düşün üniversiteler de var. Örneğin Sakarya Üniversitesi. Önümüzdeki yıl Avrupa Kalite Ödülü'ne aday. Kampüsüyle, öğretim kadrosu ve araştırmalarıyla fazlasıyla dikkat çeken bir üniversite ancak 50 binin üzerindeki öğrenci sayısı nedeniyle hiç hak etmediği bir sırada. Tıpkı üç beş bin öğrencisi ve devasa bütçesiyle ön sıralarda yer alan üniversiteler gibi... Bütün dünyada dikkate alınan önemli kriterlerden biri de doktora yapan öğrenci sayısı. Bizde de öyle. Ama gelin görün ki YÖK öyle üniversitelere doktora izni ve abartılı kontenjan verdi ki, hiçbir manası kalmadı. Üstelik haksız rekabet ortamı da yaratarak. Yani hak edenlere değil de, hiç hak etmeyenlere bu izni vererek. Aslında en doğru sıralama, fakülteler bazında yapılan sıralama olacaktır. Ama bunun için de yeterli veri bulunmuyor. Eminim ki Ural Hoca ve arkadaşları yakında, bu konuda da bir çalışma yapacaklardır. Bu arada YÖK'ün verilerinden bazılarının doğruları yansıtmadığı, bu nedenle aşağı sıralara düştüklerini hatırlatanlar da oldu. Üstelik YÖK'e kaç defa düzeltme yazısı gönderdikleri halde. Haksızlar mı haklılar. Ama araştırmacılar da YÖK'ün verilerine güvenmeyecekler de neye güvenecekler!.. Mezunların mümkün olan en kısa sürede yüksek maaşla iş bulabilmeleri, dünyanın en iyi üniversitelerine yüksek lisans ya da doktora için kabul edilmeleri, ÖSS giriş puanları ve en önemlisi de bilimsel eserlerin uygulamaya dönüşü ve ülkeye katkıları. Bunlar hepsi de birer kriter olabilir. Tıpkı çıkarttığı bakan, başbakan, cumhurbaşkanı, holding patronu, sanatçı, yazar, çizer, futbolcu ve diğer mezunları gibi... Listelerde öyle ya da böyle oynamalar olabilir. Ama sonuçta bir fikir veriyor. Gönül ister ki bu tür sıralamalar çok daha fazla yapılsın ve farklı bakış açıları getirilsin. Ama olabildiğince, bağımsız ve objektif listeler hazırlanarak. Ve listelerin hazırlanmasına herkes katkı sağlamalıdır. Listelerin ayrıntısına ve puanlamalara abbasguclu.com.tr ya da uralakbulut.com.tr'den ulaşabilirsiniz. Özetin özeti: Ulusal ya da uluslararası herkesçe kabul edilebilir akreditasyonlar, üniversiteler için olmazsa olmazların başında geliyor. Popülizm gelip geçer ama onlar kalıcı...

28 Aralık 2009 Pazartesi

49 Asistana Soruşturma...

İşten çıkarılmalarına neden olan YÖK yönetmeliğini protesto eden İÜ'lü 49 asistana soruşturma başlatıldı.

İstanbul Üniversitesi, YÖK'ün doktorasını bitiren araştırma görevlilerinin işten çıkarılmasına neden olan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) yönetmeliğini, eylemler yapıp, 'Dipolamalı işsiz olmak istemiyoruz' diyerek protesto eden 49 asistana soruşturma açtı. Asistanlar, Danıştay'ın yönetmeliğin yürürlüğünü durdurmasına karşın üniversitenin kendilerini oyaladığını belirterek, “Angarya tüm görevleri yapıyoruz. Yoğun bir emek veriyoruz ama belirsizlik çok acı” diyor. Yükseköğretim Kanunu'na göre üniversitelerde araştırma görevlileri iki şekilde istihdam ediliyor. Kanunun 33/a maddesine göre araştırma görevlileri rektör tarafından bu kadrolara üç yıllığına atanıyor. 50/d maddesine göre ise burslu öğrenci statüsünde bir yıllığına görevlendiriliyorlar. Bugüne kadar pek çok üniversite 50/d kadrosundaki araştırma görevlilerini doktoraları bittiğinde daha güvenli kadro imkânı sağlanan 33. maddeye geçiriyordu. Ancak YÖK 31 Temmuz 2008'de bir yönetmelik çıkararak öğretim elemanı kadrolarına naklen ve açıktan yapılan tüm atamalar için ALES, Kamu Personeli Dil Sınavı (KPDS) veya Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜDS) şartı konmuştu. Ayrıca YÖK 26 Kasım 2008'de aldığı kararla da 50/d'ye göre istihdam edilenlerin 33. maddeye göre kadroya geçirilmemesi istenmişti. Bu karar, Türkiye genelinde doktorası bittikten sonra işsiz kalacak yüzlerce araştırma görevlisinin tepkisine neden olmuş, Eğitim-Sen dava açmıştı. Danıştay 8. Dairesi de geçen mayıs ayında dava sonuçlanana kadar kararın yürütmesini durdurmuştu. Bazı üniversitelerde iş güvencesi olmayan 50/d kadrosundan 33/a'ya geçişler yapıldı. Belirsizlik çok acı Ancak İstanbul Üniversitesi'nde geçişler yapılmadığı gibi 'Doktoralı işsiz olmak istemiyoruz' diyen 49 asistana soruşturma açıldı. İkisi 'rektörlük binasını amacı dışında kullanmak'tan maaş kesim, beşi de 'huzuru bozmaktan' uyarı cezası aldı. İstanbul Üniversitesi Araştırma Görevlisi Temsilciler Kurulu, şu açıklamayı yaptı: “Doktorasını bitirenler 33/a kadrosuna geçebilir dendi, başvurular yapıldı. Ancak henüz geçebilen yok. Ayrıca asistanlar arasında ayrım yapılıyor. Enstitüdeki asistanlar 33/a'ya geçirilmeyecek, fakültedekiler geçirilecek diyorlar. İki grup da aynı işi yapıyor. Kanununu değiştiriyorlar. Bu değişklik olana kadar da oyalanıyoruz. Uygulama derslerine giriyoruz, ders programlarını hazırlıyoruz, angarya tüm görevleri yapıyoruz. Yoğun bir emek veriyoruz ama belirsizlik çok acı.”

25 Aralık 2009 Cuma

YÖK : Karar Maliye'nindir...

Anadolu Üniversitesi’nin 500 milyon lirasına el konulması haberlerine açıklık getirdi.

YÖK üyelerinden Prof. Dr. Ali Ekrem Özkul, konuyla ilgili olarak ANKA'ya yaptığı açıklamada, “YÖK'ün kararı değildir, Maliye Bakanlığı'nın kararıdır, tasarrufudur. Anadolu Üniversitesi'nin çeşitli sınavlardan, banka sınavları vs. gibi hizmetleri karşılığında bankada biriken parasıdır. YÖK'e projeleri için finansman sağlanmış oldu” dedi. Prof. Dr. Özkul ayrıca, “Maliye'nin bu kararı alırken 1 milyondan fazla öğrencisi olan ve Açıköğretim Fakültesi gibi önemli bir hizmet veren Anadolu Üniversitesi'ne ihtiyaçlarını sorup sormadığını bilmiyorum” diye konuştu.

YÖK Stüdyosundan Canlı Ders...

YÖK Ankara'daki binasının üst katına canlı yayın stüdyosu, 30 üniversitede ise elektronik sınıflar inşa ediyor.

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üniversitelerde 24 saat canlı yayınla uzaktan eğitim vermek için Ankara'daki binasının en üst katında TV stüdyosu inşaatı başlattı. YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Ekrem Özkul, bahar döneminde 30 üniversiteye aynı anda derslerin başlayacağı Üniversitelerarası Uzaktan Eğitim Video Konferans Merkezi'ni Yeni Şafak'a açıkladı. 30 üniversitede elektronik sınıflar kurulacağını söyleyen Prof. Özkul, "Elektronik sınıflarda aynı anda 30 üniversiteden öğretim üyeleri birlikte bilimsel toplantılar ve tez sınavları yapabilecek. Sayı sınırlaması olmadan öğrencilere Ankara'daki stüdyodan ders verilebilecek" dedi. HOCALARA İŞ İMKANI Prof. Özkul, Ankara'daki stüdyodan canlı olarak verilecek dersler ile özellikle yeni kurulan üniversitelerin öğretim üyesi ihtiyacının giderileceğini söyledi. Bir öğretim üyesinden aynı anda binlerce öğrencinin ders alabileceğini anlatan Özkul, böylece alanında uzmanlaşmış köklü akademisyenlerden isimlerden daha çok öğrencinin yararlanacağını belirtti. Öğrenciler elektronik sınıfların yanı sıra kampüs dışında da istedikleri an kendilerine verilecek özel şifrelerle internet üzerinden dersleri takip edebilecek. HERKESE ÜNİVERSİTE ÖSS'de kontenjanı sınırlı olan örgün eğitim bölümlerine yerleşemeyen öğrenciler, uzaktan eğitimde sınırsız kontenjandan yararlanırken, herkese üniversite kapısı açılacak. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı tarafından da desteklenen proje yaklaşık 2 milyon avroya maledilmesi bekleniyor. KAYITLAR ARŞİVLENECEK Bu arada, öğrenci ve öğretim üyeleri birbirlerine canlı yayında anlatılan derslerle ilgili soru da yöneltebilecek. Derslerin kayıtları da montajlanarak arşivlenecek. Böylece öğrenciler istediği an istedikleri dersleri tekrar izleyebilecek. İlk davetli Gül YÖK stüdyosundan ilk canlı yayın dersin Şubat ayında verilmesi planlanıyor. Üniversitelerarası Uzaktan Eğitim Video Konferans Merkezi Stüdyosu'ndan ilk canlı yayın dersi vermek üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davet edilmesi planlanıyor. Danıştay'a nezaket ziyareti YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Danıştay Başkanı Mustafa Birden'i ziyaret etti. Özcan, beraberinde YÖK üyesi Prof. Dr. Yekta Saraç ile birlikte Danıştay'a geldi. Birden'in makamında gerçekleşen ziyaret bir saate yakın sürdü.Danıştay'dan ayrılırken, ziyaret nedenine ilişkin sorusuya Özcan, 'Bu gerçekten bir nezaket ziyareti. Başka hiç bir şey yok' karşılığını verdi. Özcan, 'Görüşmenizde katsayı konusunu gündemi geldi mi?' sorusu üzerine de 'Bu tamamen bir nezaket ziyareti' yanıtını yineledi. 'Danıştay'a daha önce de ziyaret yapılmak istendiğinin ancak bunun gerçekleşmediğinin' hatırlatılması üzerine Özcan, 'O zaman da nezaket ziyareti yapacaktık. Ancak ziyaretimiz şimdi nasip oldu' dedi.

11 Aralık 2009 Cuma

Gerekirse Hukukun Etrafından Dolanırız...

YÖK Başkanı: Öğrencilerin mağdur olmaması için Gerekirse hukukun etrafından dolanırız

Özcan, Danıştayın katsayı kararının ardından ''B, C, D ve E'ye kadar planları olduğunu'' belirterek, ''Bunu baştan biliyorduk, her şeye hazırlandık'' dedi. Prof. Dr. Özcan, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü'ndeki sosyal tesislerde düzenlediği basın toplantısında, görevinin ikinci yılına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özcan, Danıştayın, katsayı kararının yürütmesini durdurmasının ardından bütün olasılıkları dikkate aldıklarını belirtti. Özcan, ''B planımız var, C planımız var, D ve E'ye kadar planlarımız var. Bunu baştan biliyorduk. Her şeye hazırlandık'' dedi. Konuyla ilgili son kararın, 17 Aralıkta yapılacak YÖK Genel Kurulunda alınacağını bildiren Özcan, ayrıntılı açıklamanın da o tarihte yapılacağını kaydetti. Özcan, ''planlarına, sınav sisteminin de dahil olup olmadığının'' sorulması üzerine, sınav sisteminin ana hatlarıyla aynı kalacağını, sınav tarihlerinin de değişmeyeceğini bildirdi.

19 Ekim 2009 Pazartesi

YÖK Üyelikleri Resmi Gazete'de...

Yüksek Öğretim Kurulu üyeliğine yapılan seçimleri ilişkin karar Resmi Gazete'de yayımlandı.

YÖK'ün son Genel Kurulu'nda yapılan seçimler sonucunda Yükseköğretim Kurulu Üyeliklerine, Yükseköğretim Kurulu Üyesi Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı M. Emin Zarasız seçilmişti. Bakanlar Kurulu'nca onaylanan seçimlere ilişkin karar Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Kürtçe Yabancı Dil Olarak Okutulamaz

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan:"Kürtçe Yabancı Dil Olarak Okutulamaz" dedi.Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, YÖK'ün, üniversitelerde Kürtçenin okutulmasının önünü açan kararını değerlendirdi ve “Türkiye, 'Kürdistan' diye bir devleti kabul etmediğine göre, Kürtçenin de yabancı dil olarak okutulması hukuken mümkün değildir. Ama bizim haberimiz olmadan 'Kürdistan'ı' tanımışlarsa bilemem” dedi. Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, YÖK'ün, Mardin Artuklu Üniversitesi'nde "Yaşayan Diller" adı altında bir enstitü kurulmasını onaylamasını ANKA'ya değerlendirdi. Prof. Dr. Ayhan, eğitim ve öğretim hürriyetinin Anayasa'ya olan sadakat borcunu ortadan kaldırmayacağını ifade ederek, “Esas olanın birlik ve beraberliğin bölünmemesidir. Fikir hürriyeti vardır. Düşünce hürriyeti vardır. Fakat bu hürriyetlerin Anayasa'da sınırları da vardır. Anayasa'nın başlangıç hükümleri, hiçbir faaliyetinin Türk varlığını bölmesine izin vermez. Anayasa'nın 3. maddesi dili Türkçedir diye söylüyor. Bu da değiştirilemez hükümlerden. Anayasa'nın 42. maddesi var. Gene 42. maddenin 9. fıkrası diyor ki 'Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.' Bütün bunlar bir arada mütalaa ettiğimizde Kürtçenin anadil olarak okutulması mümkün değildir” diye konuştu. -“YÖK'ÜN KARARI ANAYASA'YA AYKIRI”- Prof. Dr. Ayhan, YÖK'ün verdiği kararın Anayasa'ya aykırı olduğunu savundu ve “Seçmeli ders olsun diyorlar, madem öyle neden seçmeli? Anadil anadan öğrenilir. Seçmeli olarak değil. İşte 'İngilizce, Sümeroloji ve Yunanca nasıl öğretiliyor' diyorlar, onlar devlet dilidir. Öğretilmesinde sakınca yoktur. Ama şu anda Türkiye, Kürdistan diye bir devleti kabul etmediğine göre, Kürtçenin de yabancı dil olarak okutulması hukuken mümkün değildir. Ama bizim haberimiz olmadan Kürdistan'ı tanımışlarsa bilemem. Anayasa'nın 42. maddesine aykırı bir karar vardır” şeklinde konuştu. -“ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİ YOK SAYILIYOR”- Üniversiteyi diğer eğitim ve öğretim kurumlarından ayıran en önemli özelliğinin özerkliği olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Ayhan şöyle konuştu: “Eğer açılacaksa, bunu üniversite olarak biz açarız. Yani senatomuz bir araya gelir, karar verilir ve biz açarız. YÖK'ün bu şekilde üniversite özerkliğine doğrudan doğruya müdahaleden bir tarzda, 'şunu açacaksınız' diye dayatması son derece yanlıştır. Tabi ben bilemiyorum üniversitelerin özerkliği kalktıysa onu bilemiyorum. Ama üniversite özerkliği mevcut ve Anayasal teminat altında. YÖK'ün bu şekilde bir karar almaması gerekir. Bu durumun hukukende Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na aykırıdır.”

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bilimsel Yayında Başkent Birinci!

Üniversiteler Değerlendirme Raporu'na göre, bilimsel yayın sayısı bakımından zirve Başkent Üniversitesi'nin oldu.

Üniversiteler Değerlendirme Raporu'na göre, bilimsel yayın sayısı bakımından Türkiye üniversiteleri sıralamasında Başkent Üniversitesi, öğretim üyesi başına düşen yayın sayısı sıralamasında ise ODTÜ birinci oldu. Erciyes Üniversitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, eski Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, eski Hacettepe Üniversitesi Rektörü ve eski YÖK üyesi Prof. Dr. Tunçalp Özgen, eski Anadolu Üniversitesi Rektörü ve eski YÖK Üyesi Prof. Dr. Engin Ataç, eski Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Atilla Aşkar ve Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz'dan oluşan çalışma gurubunun hazırladığı Üniversiteler Değerlendirme Raporu'nun sonuçları açıklandı. Bilimsel yayın sayısı bakımından Türkiye üniversiteleri arasında ilk sırayı Başkent Üniversitesi aldı. Bunu Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Koç Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Erciyes Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Çankaya Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Fatih Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi izledi. Öğretim üyesi başına düşen yayın sayısı sıralamasında ODTÜ, Erciyes Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Malatya İnönü Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi ilk 10'da yer aldı.

30 Haziran 2009 Salı

YÖK'te 'Yeter Sayı' Krizi...

YÖK üyesi Bülent Serim, yabancı dille öğretim yapılmasına ilişkin Resmi Gazetede yayımlanan yönetmeliğin kanunen yok hükmünde olduğunu söyledi.

YÖK'ün yeni yönetmeliğinde 'toplantı yeter sayısı' krizi çıktı. YÖK üyesi Bülent Serim, yabancı dille öğretim yapılmasına ilişkin Resmi Gazetede yayımlanan yönetmeliğin kanunen yok hükmünde olduğunu söyledi Yüksek Öğretim Kurumu'nda (YÖK) yönetmelik tartışması yaşanıyor. 'Yükseköğretim Kurumları Yabancı Dil Öğretimi ve Yabancı Dille Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara İlişkin Yönetmelik' değişikliği, önceki günkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ancak, YÖK üyesi Bülent Serim, açıklama yaparak, 'Bu Yönetmelik, toplantı yeter sayısı olmadan alındığı için 'yokluk'la malüldür' dedi. Serim, açıklamasında, YÖK'ün 11 Haziran 2009 günü yapılan toplantısında alınan yönetmelik değişikliği kararı sırasında, içeride sadece 12 YÖK üyesi bulunduğunu, YÖK Kanunu'nda toplantı yeter sayısının 14 olduğunu belirtti. TOPLANTIYI TERK ETTİLER Serim, toplantı sürerken, Prof. Dr. Engin Ataç, Prof. Dr. Mustafa İlhan, Prof. Dr. Fikret Şenses ve kendisinin, 'görülen gerek üzerine' toplantıyı terk ettiğini ifade ederek, 'Toplantının açılışında yetersayı olması, her kararda bu sayının esas alınmasını geçerli kılmaz. Hukuka uygun olan her karar alınırken toplantı yeter sayısının göz önünde bulundurulmasıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararı da bu görüşü desteklemektedir' dedi. Yeni yönetmeliğe göre, üniversitelerde dersler, senato kararı ve YÖK onayı alınarak, sadece belirli bir yabancı dille veya Türkçe ve belirli bir yabancı dille karma olarak verilebilecek. Derslerin Türkçe ve belirli bir yabancı dille karma olarak verildiği programlarda zorunlu ve seçmeli derslere ilişkin kredi saatlerinin asgari yüzde 30'luk kısmının bu yabancı dille verilmesi şartı aranacak.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Bu yıl 3 Kişiden 2'si Üniversiteli Olacak

YÖK Başkanı, geçmiş yıllarda kontenjanların çok düşük tutulduğunu, son yıllarda ise üniversitelerin imkanlarının daha iyi kullanıldığını anlattı.
Yusuf Ziya Özcan, mesleki eğitime yönelik çalışmaların tamamlanması ve eski lise mezunlarının önemli bir kısmının üniversiteye girmesi ile ÖSS'ye başvuru sayısının her geçen yıl azalacağını kaydetti. Açıköğretimde bu yıl patlama beklediklerini ifade ederek, geçmiş yıllarda açıköğretimde hiç açılmayan Türk dili ve edebiyatı ile uluslararası ilişkiler gibi bölümlerin ilk defa bu yıl öğrenci alacağını bildirdi. Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer yeni üniversitelerin açılmayan bölümlerini devreye sokabilir, ikinci öğretimi daha akılcı kullanabilir, açıköğretimden yeteri kadar faydalanabilirsek kontenjan sıkıntımız kalmayacak ve herkes üniversiteye gidebilecek. Bunları da iki üç yıl içinde tamamlayacağız. Zaten son iki yıldır başvuran öğrencilerin yarıdan fazlasını üniversiteye alabiliyoruz. İki yıl sonra ben giderken bu işi halletmiş oluruz." Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, diploma notlarının zamanında bildirilmesi halinde sonuçların bir ay içinde açıklanacağını söyledi. 2009 ÖSS'de, sınav güvenliğini tehdit eden herhangi bir olay olmadığını belirten Yarımağan, kontenjanlarla ilgili kılavuzun ay sonunda basılabileceğini bildirdi. Sınavda 30'ar soruluk 8 test yer aldı. Ön lisans programlarını tercih edecek adayların ilk 4 testi yapmaları, lisans programlarını seçeceklerin ise bunlara ek olarak, alanları doğrultusundaki 2 testi daha yapmaları istendi. Temmuzun ortalarında açıklanması planlanan sınav sonuçları, ÖSYM'nin internet adresinden duyurulacak. Değerlendirmede; ÖSS-SÖZ-1, ÖSS-SAY-1, ÖSS-EA-1, ÖSS-DİL, ÖSS-SÖZ-2, ÖSS-SAY-2 ve ÖSS-EA-2 puanları hesaplanacak. Ön lisans ve açıköğretimi tercih edebilmek için 145, lisans programlarını tercih edebilmek için de 165 baraj puanı aşmak gerekiyor. ÖSS soru ve cevapları, http://oss2009-sorular.osym.gov.tr adresli internet sayfasında yer alıyor. Bu arada üniversitelerin dil ile ilgili bölümlerinde okumak isteyen adaylar, 21 Haziran'da yapılacak Yabancı Dil Sınavı'na (YDS) katılacak. YDS'de 32 bin aday ter dökecek. Yüzde 15 ek kontenjan YÖK üniversite kontenjanlarını geçen yıl yüzde 25, bu yıl ise yüzde 15 oranında artırdı. 2009 ÖSS'ye giren 1 milyon 350 bin aday ile sınavsız geçişten yararlanacak 100 bin öğrenci, 615 bini bulan kontenjan için yarışacak. Kontenjanların 534 binini devlet, 80 binini ise vakıf üniversiteleri oluşturacak. Açıköğretim fakültesi ile üniversiteye yerleştirilecek kişi sayısı 950 bini bulacak. Geçen yıl 328 bini açıköğretim 833 bin kişi üniversiteyi kazanmıştı.

5 Haziran 2009 Cuma

Sınavsız İkinci Diploma Şansı

Üniversitede bir programda okuyan bir öğrencinin, yeniden sınava girmeden aynı zamanda ikinci bir programda okuyabilmesine imkan tanınacak.

YÖK Başkanvekili Prof. Dr. İzzet Özgenç, üniversitede bir programda okuyan bir öğrencinin, yeniden sınava girmeden aynı zamanda ikinci bir programda okuyabilmesine imkan tanıyacak yasal düzenlemeye gideceklerini bildirdi. Özgenç “Bir kişi mesela sınavda hukuk fakültesini kazanmıştır, ama aynı zamanda iletişim fakültesinde öğrenim görmek istiyor. İkinci anadal öğrenimi görebilmesine de imkan tanıyacak bir yasal düzenleme yapma yoluna gideceğiz. Bunun için ayrıca bir imtihana girmeye gerek yok. Siz mesela hukuk fakültesinde öğrenim görmek üzere kayıt yaptırdınız. Siz belirlenen şartlar çerçevesinde başka bir fakültede de öğrenim görebileceksiniz, ama kaydınızı oraya aktarmayacaksınız. Hukuk fakültesinde kaydınız devam edecek. Böylece aynı zamanda ikinci bir programda öğrenim görebilme imkanınız olacak.” Prof. Dr. Özgenç, öğretim üyelerine performansa dayalı ücret konusunda da kanun taslağı hazırladıklarını belirtti.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Okan Ve Işık'ta Da Sabancı Sistemi

YÖK'ün 'Üniversitelerin hepsinde yok' diye karşı çıktığı bölüm değiştirme özgürlüğünü, Okan ve Işık Üniversiteleri de veriyor.

İSTANBUL- Sabancı Üniversitesi'nin 10 yıldır uyguladığı ancak YÖK'ün 'Güzel uygulama ama ya tüm üniversiteler uygulamalı ya da hiçbiri' diye karşı çıktığı bölümsüz üniversite sisteminin benzerini Işık ve Okan Üniversiteleri de hayata geçirdi. Sabancı Üniversitesi'nden farklı olarak bu iki üniversite fakülte tercihi yapan öğrencilere önce o fakültenin ortak programını uyguluyor. Öğrenci birinci sınıfın sonunda sadece o fakülte içindeki bölümler arasında geçiş yapabiliyor. YÖK'ün 'program gruplarına göre değil bölüme göre öğrenci alın' kararı sonrasında, iki üniversite belirli şartlarla sistemlerini sürdürebilecek. YÖK'ün eleştirilerine karşın Işık ve Okan Üniversitesi rektörleri Türkiye'de üç üniversitede uygulanan bu sistemi “Kaldırmak yerine korumanın yollarını aramak lazım” diye savunuyor. Işık'ta üç yıldır var Işık Üniversitesi üç yıldır fakülteye göre tercih yapılan sistemi uyguluyor. Öğrencilerinin yüzde 30'u birinci sınıfın sonunda, ilk tercih ettikleri bölümden başka bir bölümü seçebiliyor. Rektör Prof. Dr. Ekrem Ekinci öğrencilerin baskı altında tercih yaptıklarını, kendi uyguladıkları sistemin ise buna karşı bir çözüm oluşturduğunu söylüyor. Prof. Dr. Ekinci daha ileri uygulamalardan yana. YÖK'ün de bu sistemi benimsemesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ekinci, şöyle konuşuyor: “Fakülte seçiyorsunuz. Örneğin mühendislik seçtiniz. Birinci sınıfı fakültenin diğer bölümlerindeki öğrencilerle ortak derslerden oluşan bir sistemle okuyorsunuz. Meslekleri, bölümleri tanıyorsunuz. Sonra mühendislik fakültesi içindeki bilgisayar, elektronik, endüstri, makine mühendisliği arasında bir seçim yapıyorsunuz. Öğrencileri puana hapsetmek yanlış. YÖK'ün geçmesi gereken sistem bu. Bu sistemi uygulayan üniversiteler azınlıkta olduğu için eşitlik adı altında kapatıyorlar. Bütün üniversiteler bu sisteme çekilmeli. Sabancı'nın uyguladığı sistem daha da ileri bir sistem. YÖK'ü ikna ettik. YÖK'ün en yetkili ağzı da zaten uygulanan sistemin çok ileri olduğunu, böyle bir düzenleme mümkün olmadığı için bu kısıtlamaya gittiğini söylüyor.” Okan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sadık Kırbaş da gençleri üniverteye girerken ya anne babalarının kendi isteklerine göre ya da dershanedeki rehber öğretmenlerin puana göre yönlendirdiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Gencin kişisel yapısı, yetenekleri dikkate alınmıyor. Öğrencilerin yüzde 56'sı üniversitede yanlış tercih yapıyor. Bunlar bölümünü bırakıyor tekrar sınava giriyor. Biz de bunun önüne geçmek istedik. Sabancı Üniversitesi örneğini gördük. Onların bize sunuş yapmalarını sağladık, dünya örneklerini gördük, inceledik. Kendi tarzımızı uygulamaya karar verdik. Bu yıl sistemin ilk yılı. Öğrencilerimiz üniversiteyi kazandıktan sonra geçici tercih yapıyor. Mühendislik fakültesinin beş bölümü varsa örneğin makine mühendisliğini işaretliyor. Birinci sınıfta o fakültenin ortak programını alıyor. İş dünyasından gelenlerle sohbetler oluyor, kendisini tanıyor. Birinci sınıfın sonunda o fakülte bölümleri arasında tercihini yapıyor. Yükseköğretimde de yatay geçiş, yan dal gibi yollar var ama kontenjanlar sınırlı.” Puan haksızlığı yok Prof. Dr. Kırbaş, YÖK'ün sisteme yönelik endişelerini ve bunları nasıl giderdiklerini de şöyle anlattı: “YÖK bizim uygulamada düşük puanla girip yüksek puanlı bir yere geçilebilir diye düşündü. Sonuç olarak geçişlerde bir şart getirildi. Diyelim öğrenci makine mühendisliğinden endüstri mühendisliğine geçecek. Bu öğrencinin ÖSS'de almış olduğu puan, diğer üniversitelerdeki endüstri mühendisliği taban puanının altında olmayacak. YÖK 'sistem yanlıştır' demedi. Pedogojik açıdan doğru buldular. Üniversitelerde çeşitlilik olmasından yanayım. Yasal statüde sorun varsa, giderilir. Sistemler pedogojik açıdan yararlı ise korumanın yolunu aramak lazım.” 'Tek tip zihniyeti' Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Prof. Dr. Tahsin Yeşildere ise YÖK'ü, “YÖK başarılı yapıları yok etmeye çalışıyor. Bu karar YÖK'ün üniversiteleri tek tip yapma zihniyetini ortaya koyuyor. Karşı çıktığı sistem fırsat eşitsizliği değil, aksine yaratılan fırsat eşitsizliğini fırsat eşitliğine çeviriyor” diye eleştirdi. Tercih yanlışından erken dönen mutlu 3 bin 600 öğrencisi olan Sabancı Üniversitesi'nde 'Mühendislik ve Doğa Bilimleri', 'Sanat ve Sosyal Bilimler' ile 'Yönetim Bilimleri' olmak üzere üç fakülte var. Öğrenciler fakülte tercihleri yapıp, okulu kazandıktan sonra ilk yıl 'temel geliştirme' adlı programdan geçiyor. Sayısal, eşit ağırlık farkı gözetmeksizin tüm öğrenciler Türkçe, ınkılap tarihi, fen bilimleri, sosyal bilimler dersleri alıyor. Birinci sınıfın sonunda kimi öğrenciler üniversiteye girdiği puan türü dışında daha başarılı olduğunu fark ediyor, yeteneklerini keşfediyor ve buna göre ilk seçtiği bölümü değiştirebiliyor. İkinci sınıfta öğrenciler seçmek istedikleri bölümün temel derslerini alıyorlar. Üçüncü sınıfta karar veriliyor. Temel derslerini aldıkları bölümle üçüncü sınıfa devam edebiliyorlar. Öğrenciler temel derslerini aldıkları bölümü de kendilerine uygun bulmazsa başka seçim hakları da var. Ancak o zaman seçmek istedikleri bölümün temel derslerini almaları gerekiyor, bu da bir yıl kaybettirebiliyor. Sayısal yerine eşit ağırlıklı bölüm Üniversitenin 'Sanat ve Sosyal Bilimler', 'Mühendis ve Doğa Bilimleri' ve 'Yönetim Bilimleri' fakültelerinde biyoloji bilimleri ve biyo mühendislik, bilgisayara bilimi ve mühendisliği, elektronik mühendisliği, üretim sistemleri ve endüstri mühendisliği, malzeme bilimi ve mühendisliği, mekatronik mühendisliği, görsel sanatlar ve iletişim tasarımı, ekonomi, kültürel çalışmalar, siyaset bilimi gibi pek çok bölüm yer alıyor. Öğrenciler, Sabancı Üniversitesi'nin sisteminden oldukça memnun. 22 yaşındaki Yavuz Altun Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Kültürel Çalışmalar bölümü 4. sınıf öğrencisi. Sayısal'da Türkiye 571'incisi olarak üniversiteye giren Altun eşit ağırlıklı bu bölümü bitirerek mezun oluyor. Sistemin çok yararlı olduğunu söyleyen Altun şöyle konuşuyor: “Sayısalda çok yüksek puan almıştım, şimdi bu puanın çok altında bir bölümdeyim ama istediğim bölümde okuyorum. Temel Geliştirme Programı'nda mühendislik derslerinin yeteneklerimi karşılamayan dersler olduğunu anladım. Sözelde kendimi rahat ifade ediyorum. İnsanlar puanına yazık ediyorsun dediler. Birçok arkadaşım okuduğu bölümü beğenmeyip bir sene sonra sınava girdi ve bölüm değiştirdi. Bence diğer üniversiteler de buna göre düzenlemeli.” Mühendislik tercihi yapan ancak yönetim bilimleri fakültesini tercih edecek olan Görkem Güneş de karar sürecini şöyle anlatıyor: “Birinci sınıfta Temel Geliştirme Programı alıyoruz. 58 krediyi tamamlayan ikinci sınıfta seçmeyi düşündüğü bölümün temel derslerini alabiliyor. Mühendislikte olması gereken analitik düşünce yapısına sahip değilim. Mühendisliğin temel dersleri fizik, matematik, kimya... Bunları zorlama öğrendiğimi fark ettim. Serbest ders seçme hakkımda işletme dersi aldım. Çok zevk aldım. Şimdi ikinci sınıftayım, yönetim bilimlerinin temel derslerini alıyorum. Çok şanslıyım.”

22 Nisan 2009 Çarşamba

Üniversiteleri Bölme Kararı Geri Çekildi...

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) dağınık kampuslara sahip ve öğrenci sayısı 40 bine ulaşan üniversiteler için aldığı bölme kararını geri çekti.

Sait Gürsoy/ Sabah
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) dağınık kampuslara sahip ve öğrenci sayısı 40 bine ulaşan üniversiteler için aldığı bölme kararını geri çekti. İleride bölünmesi düşünülen üniversite için, önce o üniversitenin rektörünün görüşü alınacak. Şayet rektöre göre herhangi bir sorun yoksa o kuruma dokunulmayacak. Böylece üniversitelerin özerk yapıları yok ediliyor yorumlarından da uzaklaşılmış olacak. Bu geri çekme kararı üniversiteli gençlerimizi de mutlu etmeli. Şayet üniversiteleri bölünseydi, yeni kurumun öğrencisi sayılacaklardı. Artık böyle bir sorun yok. En tabii hakları olan, okudukları üniversitenin adını taşıyan diplomaya sahip olacaklar. Yeni üniversite adayları da bölünme olmayacağı için, ideallerindeki üniversitenin; tarihçesini, fakülte ve yüksekokullarını eğitim dilini, bölümler arası geçiş kurallarını, kampus yaşamını ve uluslararası ilişkiler gibi konularını iyi araştırıp, doğru karar vermeliler. Bence YÖK doğru bir karar aldı. YÖK' te yapılması düşünülen değişiklikler Bakanlar Kurulu' na iletildi. Buna göre, tüm araştırma görevlileri Türkiye'de doktora tez yazım aşamasına geldiğinde, teziyle ilgili olarak eğer yurtdışında bir araştırma merkezinde çalışması gerekiyorsa, bir yıllık süreyle gönderilecek. Bu öğrenciler tezini Türkçe olarak yazacak, Türkiye'ye geldiklerinde doktora unvanını alacak. Devlet bursuyla yurtdışına gidenler için mutlaka zorunlu hizmet olacak. Gidenlerin yurtdışında bulundukları sürede, devlet imkânlarından yararlandığı sürece Türkiye'ye döndüğünde zorunlu hizmet yapacak. Yöneticiler yüzde 10, 15, 35 oranlarında döner sermayeden pay alacak. Tam gün düzenlemesi vakıf üniversitelerini de kapsayacak. Bu üniversitelerdeki öğretim üyeleri de döner sermayeden pay alabilecek. Yeni sınav netleşmedi Biliyorsunuz, 2010' da üniversiteye girişte yeni sınav sistemi uygulanacak. Ne yazık ki hâlâ kuralları netleşmedi. Gençler oldukça tedirgin. YÖK için önemli olmayan konular, onlar için önemli olabilir. Haziran'ın ikinci haftası her şeyi açıklayacağız vaadini vermek, bence doğru değil. Sıralama sınavlarına hazırlık uzun ve planlı bir süre ister. Geçtiğimiz günlerde YÖK üniversitelerimizden, yükseköğretim programlarına hangi puan türünde öğrenci alınması ve o puan türünü oluşturan ders düzeyindeki testlerin ne şekilde ağırlandırılması konusunda görüş istedi. Üniversitelerimiz de 17 Nisan'a kadar bu konudaki görüşlerini YÖK' e bildirdi. Ancak bilgilendirmede içim pek rahat değil. Ben YÖK'ün yerinde olsaydım, önce üniversitelerimizden bu konuyla ilgili kişileri Ankara'ya çağırırdım. Onlara yeni sistemi detaylarıyla anlatırdım. Onlar da, üniversitelerinde sorumlu kişilere bu konuyu aktarabilirlerdi. Zannedersem böyle bir çalışma yapılmadı. Çünkü bu konuyla ilgili birçok devlet ve vakıf üniversitesi beni aradı, puanların oluşumuyla ilgili bilgi istedi. Ben de bilgimin yettiği kadarıyla onlara yardımcı olmaya çalıştım. Yeni sistemi daha akademik alt yapıyla seçeceği için beğeniyorum. Üniversite adayları, ayrı bir zaman diliminde, her dersten düzey sınavına girecekleri için, bilgileri daha gerçekçi değerlendirilecek. Takdir edersiniz ki her yenilikte olduğu gibi, bu sistemde de aksayan yönler olabilecek. Öneri getirmeden eleştirmeyelim. Elimizden geldiği kadar da YÖK'e yardımcı olalım.

Üniversiteye Girişte Yeni Uygulama

2009'da ÖSS sisteminde değişiklik yapmayan YÖK, 2010'da 2 aşamalı ve 6 sınavlı bir modele geçme kararı aldı.

YÖK Genel Kurulu 2010 yılında ÖSS'de uygulanacak kararları açıkladı. Karara göre 2009 yılında ÖSS sisteminde bir değişiklik yapılmayacak. 2010'da ise üniversiteye giriş sistemi iki aşamalı ve altı oturumlu bir sınav şekline dönüştürüldü. Yapılan değişikliklerin öğrencilere neler getirdiğini Uğur Dershaneleri ÖSS koordinatörü Turgay Polat ve Banu Gürün değerlendirdi. Buna göre 2010'da sınavın birinci aşaması Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), ikinci aşama Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) olarak adlandırıldı. YGS'ye orta öğretimi başarıyla tamamlayan kişiler tabi tutulacak. Nisanda yapılacak bu sınav yükseköğretime geçiş için yeterliliği ölçecek. Öğrenciler sadece YGS puanı ile açık öğretim ve 2 yıllık ön lisans programlarına yerleştirilebilecek. YGS'den alınan asgari puan ile 4 yıllık lisans programlarına yerleştirilebilmek için girilmesi gereken LYS'ye hak kazanılacak. YGS'de basit düzeyde Türkçe, Temel Matematik, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri alanlarında test usulü sınav yapılacak. Temmuz başındaki LYS'de uygulanacak 5 sınav ise şöyle: 1- Matematik, Geometri Sınavı (LYS1) 2- Fen Bilimler (Fizik, Kimya, Biyoloji) Sınavı (LYS2) 3- Türk Dili ve Edebiyatı, Coğrafya 1 Sınavı (LYS3) 4- Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe Grubu) Sınavı (LYS4) 5- Yabancı Dil Sınavı (LYS5) LYS'ye giren öğrencilerin puanları Matematik-Fen (MF), Türkçe-Matematik (TM), Türkçe-Sosyal (TS) ve Yabancı Dil bölümlerinde hesaplanacak. YGS'deki Türkçe ve Matematik testleri de belli oranda LYS'yi etkileyecek. LYS, haziran ayında 2 hafta içinde 5 oturumda yapılacak. BÖLÜM VE SINAV * MF bölümlerindeki programlara yerleşmek için LYS1 ve LYS2, * TM bölümlerindeki programlar için LYS1- LYS3, * TS bölümlerindeki programlar için LYS3-LYS4, * Yabancı Dil programları için sadece LYS gerekecek. Öğrenciler kendilerine güvenmeleri halinde 5 LYS sınavına da girip tercih yapabilecek. Örneğin lisede TS bölümünden mezun olan bir öğrenci kendi alanında devam etmek isterse TS içindeki LYS3-LYS4 testlerine girecek. Bu öğrenci mühendislik isterse mühendislik MF grubunda yer aldığından LYS1 ve LYS2 sınavlarına da katılacak. Meslek lisesi öğrencileri ilgi alanlarına göre TS, TM, MF testlerine girecek. Bu öğrenciler kendi alanları dışında bir alan seçerse o alanın sınavlarına katılacak. Böylece yıllardır tartışılan farklı katsayı uygulaması da ortadan kalkmış olacak.

15 Nisan 2009 Çarşamba

Her Öğrenci Üniversiteye Girecek

YÖK Başkanı sürpriz çıkışlarına bir yenisini daha ekledi. Her öğrenci üniversiteye girecek...

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan sürpriz çıkışlarına bir yenisini daha ekleyerek, "İki yıl sonra üniversiteye giremeyen lise mezunu kalmayacak" dedi. Benim de icra kurulu üyesi olduğum TÖ- DER (Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği) yönetim kurulu üyeleriyle yaptığı toplantıda, dershanecilere de şu mesajı gönderdi: "Artık eskisi gibi öğrenci bulamayabilirsiniz." Bu nasıl olacak? Elbette yeni üniversiteler ve meslek yüksek okulları açılarak ve mevcutların kontenjanlarını artırarak. Bu noktada uzaktan eğitimin geliştirilmesi de çok önemlidir. *** Prof. Dr. Özcan, önceki YÖK Başkanlarından çok farklı bir görüntü sergiliyor. Ne olursa olsun statükoyu koruma gibi bir derdi yok. 'Yok, olmazcı' da değil. Bir şeyler yapmak istiyor. Yeni fikirler ortaya atıyor. Örneğin, üniversitelerin paralı olması fikri aslında çok önemlidir. Pek çok problemi çözecektir. Ama tepki alacağı için siyasetçilerin ve bürokratların ortaya atması çok risklidir. Ama O, risk alan biri. Bazen düşünceleri sözlerinin önüne geçebiliyor. Bu hızı ve cesareti bir şans olabilir. Çünkü, taşın altına elini sokmayanlardan dolayı YÖK'ün sorunları yeteri kadar birikti zaten. *** Geçtiğimiz yıl üniversite kontenjanları yüzde 20 artırıldı. 525 bin yeni öğrenci alındı. Bu önemli bir hamledir. Yeterince planlanmadan şişirme yapıldı diye eleştirildi. Ama son 12 yıldır birikim vardı. Öğrencilere okuma hakkı sağlanamıyordu. Büyük ölçüde buna cevap verildi. Şimdi öğrenci sayısı 40 binin üzerinde olan İstanbul Üniversitesi, Marmara, Gazi, Uludağ ve Selçuk Üniversiteleri'nin bölünüp yeni üniversiteler kurulması gündemde. Amaç yeni yapılanmayla verimi artırmak. Ek kontenjanlar da sağlanabilir. Bu işe YÖK karışmasın, üniversiteler kendi içerisinde halletsin diye eleştirenler var. Belki doğru olan bu, ama madem kendi içlerinde çözebiliyorlardı da, bugüne kadar niçin yapamadılar, diye sormamak da elde değil. *** Prof. Dr. Özcan, iki yıl sonra üniversitelerin kontenjanını 725 bine çıkarmayı hedefliyor. Bu yıllık lise mezunu sayısını karşılıyor. Beklemeli öğrencilerin istihdamına yönelik ise, uzaktan eğitim cazip hale getirilecek. Elbette, henüz 500 bin kontenjan olanağı varken, yılda 1.5 milyon öğrenci talebinin karşılanması çok zor. Ama 1 milyonu aşkın öğrenciyi sokaktan kurtarmak için, YÖK'te her zamankinden çok iyi niyet ve cesaret görüyorum. *** Her öğrenciye üniversitede okuma hakkı tanınınca, dershanelerin işi biter mi? Asla. Çünkü her öğrenciye istediği fakültede okuma hakkı sağlanamayacaktır. Daha iyi bir üniversiteye girebilme yarışı olacaktır. Yarışın ve sınavın olduğu her yerde dershanelere ihtiyaç duyulur. Liseye girişlerde olduğu gibi. İlköğretim mezunlarının açıkta kalma durumları yok ama her yıl 1 milyon öğrenci Anadolu ve fen lisesi sınavına giriyor. Dershanelerde hazırlanarak. *** Elbette eğitimde kalite ve verimlilik önemli. Yeterli alt yapı sağlanmadan kontenjan artırmak doğru değil. Ama okuma hakkının verilememesi hiç doğru değil. Yetersiz eğitimden bile mahrum bırakmaktır.

14 Nisan 2009 Salı

Her öğrenci üniversiteye girecek

Her öğrenci üniversiteye girecek

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan sürpriz çıkışlarına bir yenisini daha ekleyerek, "İki yıl sonra üniversiteye giremeyen lise mezunu kalmayacak" dedi.

Benim de icra kurulu üyesi olduğum TÖ- DER (Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği) yönetim kurulu üyeleriyle yaptığı toplantıda, dershanecilere de şu mesajı gönderdi: "Artık eskisi gibi öğrenci bulamayabilirsiniz."
Bu nasıl olacak?

Elbette yeni üniversiteler ve meslek yüksek okulları açılarak ve mevcutların kontenjanlarını artırarak. Bu noktada uzaktan eğitimin geliştirilmesi de çok önemlidir.

***

Prof. Dr. Özcan, önceki YÖK Başkanlarından çok farklı bir görüntü sergiliyor. Ne olursa olsun statükoyu koruma gibi bir derdi yok. 'Yok, olmazcı' da değil. Bir şeyler yapmak istiyor. Yeni fikirler ortaya atıyor.
Örneğin, üniversitelerin paralı olması fikri aslında çok önemlidir. Pek çok problemi çözecektir. Ama tepki alacağı için siyasetçilerin ve bürokratların ortaya atması çok risklidir. Ama O, risk alan biri. Bazen düşünceleri sözlerinin önüne geçebiliyor. Bu hızı ve cesareti bir şans olabilir.

Çünkü, taşın altına elini sokmayanlardan dolayı YÖK'ün sorunları yeteri kadar birikti zaten.

***

Geçtiğimiz yıl üniversite kontenjanları yüzde 20 artırıldı. 525 bin yeni öğrenci alındı. Bu önemli bir hamledir. Yeterince planlanmadan şişirme yapıldı diye eleştirildi. Ama son 12 yıldır birikim vardı. Öğrencilere okuma hakkı sağlanamıyordu. Büyük ölçüde buna cevap verildi.

Şimdi öğrenci sayısı 40 binin üzerinde olan İstanbul Üniversitesi, Marmara, Gazi, Uludağ ve Selçuk Üniversiteleri'nin bölünüp yeni üniversiteler kurulması gündemde. Amaç yeni yapılanmayla verimi artırmak. Ek kontenjanlar da sağlanabilir.

Bu işe YÖK karışmasın, üniversiteler kendi içerisinde halletsin diye eleştirenler var. Belki doğru olan bu, ama madem kendi içlerinde çözebiliyorlardı da, bugüne kadar niçin yapamadılar, diye sormamak da elde değil.

***

Prof. Dr. Özcan, iki yıl sonra üniversitelerin kontenjanını 725 bine çıkarmayı hedefliyor. Bu yıllık lise mezunu sayısını karşılıyor. Beklemeli öğrencilerin istihdamına yönelik ise, uzaktan eğitim cazip hale getirilecek.
Elbette, henüz 500 bin kontenjan olanağı varken, yılda 1.5 milyon öğrenci talebinin karşılanması çok zor.
Ama 1 milyonu aşkın öğrenciyi sokaktan kurtarmak için, YÖK'te her zamankinden çok iyi niyet ve cesaret görüyorum.

***

Her öğrenciye üniversitede okuma hakkı tanınınca, dershanelerin işi biter mi?

Asla. Çünkü her öğrenciye istediği fakültede okuma hakkı sağlanamayacaktır. Daha iyi bir üniversiteye girebilme yarışı olacaktır. Yarışın ve sınavın olduğu her yerde dershanelere ihtiyaç duyulur. Liseye girişlerde olduğu gibi.

İlköğretim mezunlarının açıkta kalma durumları yok ama her yıl 1 milyon öğrenci Anadolu ve fen lisesi sınavına giriyor. Dershanelerde hazırlanarak.

***
Elbette eğitimde kalite ve verimlilik önemli. Yeterli alt yapı sağlanmadan kontenjan artırmak doğru değil. Ama okuma hakkının verilememesi hiç doğru değil. Yetersiz eğitimden bile mahrum bırakmaktır.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Sen Misin YÖK'e Şikayet Eden

DPÜ Eğitim Fakültesi'nde ilginç gelişmeler... Dekan Aydın kendisini YÖK'e şikayet eden Dekan Yardımcısı Özel hakkında soruşturma açtı ve baskıya başladı..

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, ilginç gelişmelere sahne oluyor. DPÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, kendisini YÖK'e şikayet eden Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ali Özel hakkında soruşturma açtı. Bunun üzerine Ali Özel de Dekan Aydın'ı rektörlüğe şikayet etti ve Aydın hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Özel, fakültedeki yanlış uygulamaları ve dekanlık makamını şahsi çıkarları için kullandığını söylediği Aydın'ı Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı'na şikayet etmişti. Özel'in YÖK'e verdiği şikayet dilekçesinde Aydın'a yönelik çarpıcı suçlamalar vardı. Dekan Ahmet Aydın, kendisini YÖK'e şikayet ettiğini öğrendiği Dekan Yardımcısı Ali Özel hakkında soruşturma açtı. Aydın'ın, kendisini şikayet ettiği için Özel'e baskı uyguladığı ve açtığı soruşturmanın Özel aleyhine sonuçlanması için öğretim görevlilerine baskı yaptığı iddia ediliyor. Ali Özel de Aydın'ı DPÜ Rektörlüğü'ne şikayet etti ve Aydın hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Aydın'ı kendisi hakkında açtığı soruşturma konusunda taraflı davranmakla suçlayan Ali Özel, rektörlükten muhakkiki değiştirmesini istedi. Özel ayrıca rektörlükten her iki tarafı da içine alacak şekilde yeni bir soruşturma açılmasını talep etti. Özel, Avukatı İbrahim Taş aracılığıyla Kütahya Sulh Hukuk Mahkemesi'ne de Aydın aleyhine 5 bin TL manevi tazminat davası açtı.
Dekan Aydın Hakkındaki İlginç Suçlamalar:
YÖK'e "Ahmet Aydın" hakkında gelen mektup...

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Aydın ile ilgili çarpıcı suçlamalar yapıldı. Bir grup öğretim üyesi adına DPÜ Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ali Özel tarafından, Dekan Aydın hakkında Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı'na şikayet dilekçesi verildi.
YÖK'e verilen şikayet dilekçesinde Aydın'a çarpıcı suçlamalar yöneltiliyor. Suçlamalar arasında yok yok…
Ahmet Aydın'ın dekanlık görevinden başka hemen her işle uğraştığı iddia ediliyor. Aydın, KPSS'yi kazanamayan kızı Özge Aydın'ı ve onun samimi arkadaşları Banu Özkan ile Funda Kamel'i Eğitim Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak almış. Kızının tezini hocalara yaptırmış. İzmir'deki yazlığına üniversitenin çimlerini ektirdiği için rektör yardımcılığı görevinden alınmış. İkinci el telefon ve oto satışıyla uğraşmış ve makamını bu işler için kullanmış. Aydın'ın ilginç icraatları arasında daha neler neler var…
İşte DPÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Aydın hakkındaki çarpıcı iddialar…

KIZI VE SAMİMİ ARKADAŞLARINA KIYAK ÜSTÜNE KIYAK YAPTI
Aydın, KPSS'yi kazanamayan kızı Özge Aydın ve onun samimi arkadaşları Banu Özkan ile Funda Kamel'i Eğitim Fakültesi'ne araştırma görevlisi olarak aldı. Daha sonra Funda Kamel'i Gazi Üniversitesi'ne, kızı Özge Aydın'ı Hacettepe Üniversitesi'ne, Banu Özkan'ı ise Marmara Üniversitesi'ne jet hızı ile yüksek lisans ve doktora eğitimi için gönderdi.

Kızı ve iki arkadaşının DPÜ'ye araştırma görevlisi olarak alınmaları ile başka üniversitelere gitmeleri arasında geçen süre sadece 6 ay. Diğer asistanlar ise başka bir üniversiteye gidebilmeleri için kendi fakültelerinde en az 3 yıl görev yapmak zorunda bırakılmışlar. Hatta bu da yeterli olmamış gitme süreçleri engellenmeye çalışılmış. Daha da kötüsü dekanın 'gazabına' uğrayanların bazıları ise hala fakültede araştırma görevliliğine devam etmekte. Kızı ile anlaşamayan asistanları da yüksek lisansa göndermemekle kalmayıp, asistanların yüksek lisans yapmak için girdikleri sınavlara bile müdahale etmeye çalışıp sınavları kazanmamaları için engel koymaya çalışmış.

ODASINI 'DARBE' KARARGAHINA ÇEVİRDİ
Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Güner Önce'nin ilk atamasından hemen sonra Eğitim Fakültesi'ne dekan olarak atanan Ahmet Aydın, arkasından rektör yardımcısı görevine de getirildi. Ancak Aydın, kısa zamanda yaptığı icraatlar sonucu, örneğin İzmir'deki yazlığına üniversitenin çimlerini yine üniversitenin aracı ile göndererek ektirmek, bir profesöre yakışmayacak şekilde ikinci el telefon ve oto satışı yapmak ve makamını bu işlere kullanmak gibi ilginç icraatlarından dolayı Rektör Önce tarafından rektör yardımcılığından alındı. Fakat Aydın, YÖK Eski Başkanvekili İsa Eşme'yi araya sokarak dekanlığını korumayı başardı.
Aydın'ın, kendisini rektör yardımcılığı görevinden aldığı için yönetim aleyhine çalışmaya başladığı ve dekanlık odasını muhalefet çalışmaları için adeta karargah şekline getirdiği iddia ediliyor.
Yine Dekan Aydın'ın, DPÜ'deki son rektörlük seçimlerinde Eğitim Fakültesi'nin bütün yardımcı doçentlerini toplayıp kendisini görevden alan Rektör Güner Önce'yi kötüleyerek, herkesin oylarını Prof. Dr. Göktay Ediz'e vermesi gerektiğini söylediği ileri sürülüyor. Aydın'ın bunu yaparken dekanlık makamını kullanarak öğretim üyelerine baskı uyguladığı iddia ediliyor.

İÇTİĞİ ÇAYLARI PERSONELE VE HOCALARA ÖDETTİ

Aydın'a yöneltilen bir başka suçlama da fakültede kantinden içilen çaylar için personel ve öğretim elemanlarından buranın masraflarını karşılamak amacıyla belli miktarda ücret alındığı, fakat Ahmet Aydın'ın kendisi ve Dekan Yardımcısı Aytunga Oğuz'un çay parasını ödemediği; odasına topladığı ve akşama kadar rektörü devirme planları yaptığı arkadaşları ile ekibi için bütün çay paralarını böylece personele ve diğer öğretim elemanlarına ödettiği öne sürülüyor.
Yine makam odasında dekanlık işlerini değil şahsi işlerini takip ettiği, ve fakülteye doğru düzgün uğramadığı öne sürülen Aydın'ın, bir kısmı bölüm başkanı olan bazı hocaların oda sıkıntısı yaşamasına rağmen, hiçbir idari özelliği olmayan bazı hocaların tek oturmasını sağladığı öne sürülüyor.
KIZININ TEZİNİ HOCALARA YAZDIRDI

Ahmet Aydın'ın, kızının tezi ile ilgili anketleri yaptırabilmek için Kütahya İl Milli Eğitim Müdürü ile kavga ettiği belirtiliyor. Aydın'ın, dekanlık makamının gücünü kullanarak DPÜ Eğitim Fakültesi öğretim üyelerine kızının tezinin istatistiklerini yaptırdığı söyleniyor. Aydın'ın bununla da kalmayarak tezi öğretim üyelerine kısmen yazdırdığı, ayrıca kızı istatistikten anlamadığı ve teze vakıf olmadığı için bu tezi yapan hocaları tezi savunmaları amacıyla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ndeki tez jürisinde yer almalarını sağladığı iddia ediliyor. Böylece tez rahat bir şekilde savunularak kızının yüksek lisansını jet hızıyla bitirmesine zemin hazırladığı ileri sürülüyor.

Kızının Tezi İçin Hocayı Askerden Getirmeye Çalıştı

Kızına tez savunması sırasında verilen uzatma kararından sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'ndeki hocalarının odasını basan Aydın, kızının istatistiklerine yardım eden öğretim üyesi askere gitmesine rağmen, askerden özel izin kullandırarak getirmeye çalıştı. İzin alamayınca Yrd. Doç. Dr. İrfan Terzi'yi görevlendirdi.

'BENİM İKİ OY HAKKIM VAR' DEYİP İSTEDİĞİ ADAYI SEÇTİ

Aydın, 3 yıl önceki Fakülte Yönetim Kurulu Yardımcı Doçent Temsilci seçiminde yapılan oylamada kurul üyelerine, Yrd. Doç. Dr. Aytunga Oğuz'u seçmeleri konusunda baskı uyguladı. Aytunga Oğuz'un Ali Özel ile eşit oy almasını sağladıktan sonra “benim 2 oy hakkım var” diyerek Aytunga Oğuz'u Fakülte Yönetim Kurulu Üyeliği'ne atadı.

İSTEDİĞİ ADAYI KATUKULLİYLE SEÇTİRDİ
Dekan Aydın, o dönemde Yardımcı Doçent olan Doç. Dr. Ali Özel'i Fakülte Kurulu ve Fakülte Yönetim Kurulu'na seçtirmemek için, 27 Aralık 2008 yılında Fakülte Kurulu Yardımcı Doçent seçimi için yapılacak olan toplantıya, kurul üyelerine toplantı tebliği yapmadan toplantıdan yarım saat önce telefonla çağrı yaptı.
Fakat buna rağmen Ali Özel seçilince bu kez en azından Fakülte Yönetim Kurulu'na seçilmesini engellemek için, aynı gün yapması gereken Yönetim Kurulu seçimini, 20 gün sonra derslerin bitip Ali Özel ve diğer kurul üyelerinin şehir dışına çıktığı güne denk getirip, yine toplantı tebliği yapmadan kendi ayarladığı birkaç kişiye haber verip kendi istediği adayı seçtirdi. Ayrıca o toplantıda da kendi istediği kişiyi seçtirebilmek için toplantıya çağırdığı üyelere 'Oyunuzu Yrd. Doç. Dr. Aytunga Oğuz'a verin' diye telkinde bulundu.
ÖĞRETİM ÜYELERİNDEN ZORLA DİLEKÇE ALDI

Dekan Ahmet Aydın'ın, kendisi ile ilgili açılan bir soruşturmada aleyhine bir sonuç çıkmaması için öğretim elemanları Doç. Dr. Ali Özel, Yrd. Doç. Dr. Nida Bayındır ve Yrd. Doç. Dr. Turgut Karaköse üzerinde baskı kurarak zorla dilekçe aldığı iddia ediliyor.

YÖNETİM KURULUNA KENDİSİNE YAKIN KİŞİLERİ ALDI

Aydın'ın en ilginç işlerinden biri de Eğitim Fakültesi Yönetim Kurulu'na yalnızca bir eğitimciyi ve kendi ekibini yani rektör karşıtlarını seçtirdiği iddia ediliyor. Aydın'ın toplam yedi kişi olan yönetim kurulunu, eğitim fakültesindeki ve diğer fakültelerdeki formasyona sahip olan öğretim üyelerinden değil; eğitimle hiçbir ilgisi ve bilgisi olmayan başka fakültelerden ve kendisine yakın kişilerden, Prof. Dr. Sabri Özyurt –Biolog, Prof. Dr. Hayri Dayıoğlu- Ziraat Mühendisi, Prof. Dr. Hüseyin Ergin- İktisatçı, Doç. Dr. Ali Cımbız – Fizyoterapist, Doç Dr. Ahmet Altuncu – Elektronik Mühendisi, Prof. Dr. Ahmet Yamık – Maden Mühendisi ve Yrd. Doç. Dr. Aytunga Oğuz- Dekan Yardımcısı, oluşturduğu belirtiliyor.
KENDİSİ İÇİN LİSANS VE YÜKSEK LİSANS DERSLERİ AÇTI
Yine Aydın kendisi maden mühendisi olmasına rağmen, Mühendislik Fakültesi'nde çok fazla öğretim üyesi olması ve kendisine fazla ders düşmemesinden dolayı, Eğitim Fakültesi'nde madenle ilgili lisans ve yüksek lisans dersleri açtırdı. Aydın'ın kendisine ders açılmayan bölümlerin programlarını, fakülte yönetim kurulundan geçirtmediği ileri sürülüyor. Çünkü yönetim kurulunda kendisi ne isterse o kararı alacak kişiler bulunduğu belirtiliyor.
GÖREV ALANINA GİRMEYEN İŞLERE BİLE EL ATTI
Ali Özel, Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Başkanı olarak ve Bölüm Başkanlığı'na vekâleten baktığı dönemde, sınıf öğretmenliğinin yüksek lisansının açılması için Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'ne dosya hazırlayıp teklif verdi. Fakat bu yüksek lisansın açılmasını istemeyen Ahmet Aydın, enstitüyü arayarak devreye girdi ve onlara baskı uyguladı. Buradan bu geri çekme işini, dekanlığın değil bölümün yapması gerektiği cevabını alınca Ali Özel'i, Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan istifaya zorladı ve diğer anabilim dalı başkanlarından da bu programın geri çekilmesi için zorla dilekçe alarak başvuruyu geri çektirdi.

2 Nisan 2009 Perşembe

Öğretim Üyeleri İçin Düzenleme...

YÖK, üniversitelerde döner sermayeden pay alan öğretim elemanlarının denge tazminatının kesilmesinin önlenmesi için teklif hazırladı.

375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında profesörlere aylık 285, doçentlere 240, yardımcı doçentlere 260, araştırma görevlilerine 305 TL civarında denge tazminatı ödeniyor. Eğer öğretim elemanları döner sermayeden pay alıyorlarsa denge tazminatının yıllık miktarı kadar kesinti yapılıyor. YÖK, bu durumun öğretim üyelerini teşvik etmediği gerekçesiyle, döner sermayeden pay alanlardan denge tazminatının kesilmesinin önlenmesi için teklif hazırladı. YÖK Genel Kurulu toplantısında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de bu doğrultuda düzenleme yapılması yönünde görüş birliğine varıldı. Öte yandan, Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinde de değişiklik yapmayı planlayan YÖK, öncelikle 2547 sayılı Kanun'un konuyla ilgili 53. maddesinin değiştirilmesini benimsedi. Mevcut düzenlemede suç veya cezalar arasında "orantısızlık" bulunduğu gerekçesiyle yürütülen çalışmada, "orantısızlığın giderilmesine" yönelik hükümler getirilmesi öngörülüyor. Bu çerçevede, öğretim üyeliği göreviyle bağlantılı olmayan suçlarla ilgili kovuşturmanın mahkemeler, görevle ilgili suçların kovuşturmasının ise üniversite ve YÖK tarafından yapılması amaçlanıyor. "Bilimsel hırsızlık" olarak nitelendirilen "intihal" konusunun da kanunda ayrıca yapılış biçimlerine göre farklı şekillerde tanımlanması üzerinde duruluyor. Ayrıca, öğretim üyelerinin resmi veya özel kanaldan ücret karşılığı veya ücretsiz olarak üniversite dışına hizmet vermesi ile ilgili kurallarda da esneklik getirilmesi hedefleniyor.

27 Mart 2009 Cuma

Disiplin Yönetmeliği Görüşülüyor

YÖK Genel Kurulu, 24-25 Mart tarihlerinde yaptığı toplantılarda YÖK Kanunu’nun yanı sıra Disiplin Yönetmeliği’nde yapılacak değişikliklere ilişkin görüşmelere devam etti.

YÖK Genel Kurulu, 24-25 Mart tarihlerinde yaptığı toplantılarda YÖK Kanunu'nun yanı sıra Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği'nde yapılacak değişikliklere ilişkin görüşmelere devam etti. YÖK, görüşmeleri 31 Mart'ta yapılacak toplantıda sürdürme kararı aldı. YÖK'ten yapılan açıklamada, Yükseköğretim Kurulu'nun dün ve önceki gün gerçekleştirilen Genel Kurul toplantılarında 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun bazı maddelerinin değiştirilmesi konusunu görüştüğü, Eğitim Komisyonu raporlarına ilişkin çalışmalar gerçekleştirdiği, ayrıca “Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği”nde yapılacak değişikliklere ilişkin görüşmelere devam ettiği kaydedildi.
Açıklamada, Toplantıda 10 Şubat 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan “Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te belirtilen, uzaktan eğitim programları diplomalarının alındığı yükseköğretim kurumunun ve ilgili programın değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasların da belirlendiği açıklandı. Yükseköğretim Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Atilla Eriş ve Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman'ın Bologna Süreci ve Yükseköğretim Yeterlikler Çerçevesi konusunda Genel Kurul'a sunum gerçekleştirdiği de ifade edilen açıklamada, Yükseköğretim Kurulu'nun bir sonraki toplantısının 31 Mart 2009'da olacağı bildirildi.