ogrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ogrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2008 Pazartesi

İşte öğrenci affının tüm ayrıntıları

Üniversitelerde öğrenci affını düzenleyen kanun tasarısı, yarın TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülecek.

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, Türkiye'de 1983 yılından bu yana, neredeyse her 1,5 yılda bir af çıkartıldığını anımsatarak, affın başlangıç tarihi ile ilgili olarak, ''(af tarihi, 1950'den başlasın) diyenler var. Belli süre içinde insanlar üniversiteleri boşaltmazsa, geriden gelen gençlere yer açmak mümkün olmaz'' dedi.

Öğrenci affına ilişkin soruları yanıtlayan Sağlam, TBMM'ye sunulan tasarının neler getirdiğini anlattı.

Tasarıda, 28 Haziran 2000 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun üniversiteden ilişiği kesilenlere, 2 ay içerisinde başvurmaları halinde aftan yararlanabilmelerine imkan tanındığını ifade eden Sağlam, ön lisans ve lisans düzeyinde ilişiği kesilenlere; devam şartını yerine getirmedikleri dersler için bir eğitim öğretim yılı, dönemlik dersler için bir dönem devam etme ve 4 sınav hakkı verildiğini bildirdi.

Sağlam, açık öğretim sistemi ile öğrenim yapılan ön lisans, lisans tamamlama ve lisans programlarından kaydı silinenler de bu haktan yararlanacağını bildirerek, aftan yararlanacakların askerliğinin tecil edilebileceğini, öğrenim kredisi veya katkı kredisi borcu bulunanların da borçlarının erteleneceğini kaydetti.

Tasarının, ön lisans, intibak sınıfları, lisans tamamlama, 4 yıllık lisans eğitimi, pedegojik formasyon, lisansüstü eğitim, tıpta uzmanlık ve sanatta yeterlilik gibi yükseköğretimdeki tüm alanları kapsadığını vurgulayan Sağlam, ''Tasarı çok ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş ve geniş tutulmuş. Kapsamı daha fazla olamazdı, bütün ayrıntıyı vermişler'' dedi.

YAKLAŞIK 164 BİN KİŞİ YARARLANMIŞ

Sağlam, 1983 yılından bu yana öğrenci affıyla ilgili 9 ayrı kanun çıkartıldığını anımsatarak, şöyle devam etti:
''Bu kanunlardan 163 bin 851 öğrenci faydalanmış. Türkiye'de 1983 yılından bu yana, neredeyse her 1,5 yılda bir af çıkartılmış. Bunun sonu yok. Her insanın kendine göre mazeretinin olmasını anlayışla karşılarım. Ama her insanın mazeretine göre kanun tarihini koyamazsınız. En büyük tartışma da buradan çıkıyor. 'Af tarihi, 1950'den başlasın' diyenler var. Bana bu yönde müracaat eden, 74 yaşında insan var. Bir düzenleme yapılırken, uygulamaya da bakmak lazım. Geçmişte öyle haller oldu ki aftan yararlanan insan üniversiteye gittiği zaman, kendi sınıf arkadaşı fakültenin dekanı olmuş... Bir de geride bekleyen çocukları var. Üniversitelerdeki kontenjan sıkıntıları malum. Belli süre içerisinde insanlar, üniversiteleri boşaltmazsa, geriden gelen gençlere yer açmak mümkün olmaz. Dolayısıyla işin popülist tarafını düşünürseniz, yararlanma tarihinin geriye gitmesi için birçok tartışma olacaktır. Bir adama ne kadar şans verilir, ne kadar geriye gidilir? Bunun da bir sınırı olmalı. Üniversitelerimiz zaten af meselesine hiç sıcak bakmıyorlar. YÖK Başkanı olduğum dönemde, 'Bunlara son verilsin' diye bir düzenleme yapıldı. Öğrenciler bize 'Tek dersten atıldım' diye gelirdi. Yıllardır, artık 'tek dersten atılma' diye bir şey kalmadı. Mezuniyet için 3 derse indirenlerin de 2 yıl ilave hakları var. Bütün bunlardan sonra başarısızlıkta okuldan atılma oluyor. Bunları da düşündüğünüz zaman bir insanın 7-8, bazen de 9 yıl bir üniversitenin kadrosunu işgal ettiğini görüyorsunuz. Arkadan gelen daha çalışkan çocukları da düşünmek lazım.''

''TARİHİN GERİYE ÇEKİLMESİ İÇİN BİR ŞEY SÖYLEMEM''

Mehmet Sağlam, komisyon toplanmadan, kapsamın genişletilmesine ilişkin taleplere bir şey söylemek istemediğini belirterek, ''Komisyon Başkanı olarak peşinen, 'Şuna karşıyım, buna karşıyım' demem doğru olmaz. Ama olabilecek en kapsamlı affı hazırlamışlar. Bu şekliyle herkesin sorununa çözüm getireceği kanaatindeyim. Ama tabii ki işin Komisyon, TBMM Genel Kurulu tarafı var. Ne çıkar? Onu bilemiyorum'' diye konuştu.

Kendi kişisel fikrinin sorulması üzerine de Sağlam, ''Benim için bir öğrenci de önemlidir. Kendi çocuğunuz olduğu zaman anlarsınız. Birini kazanmak için yapılanlara hiçbir zaman karşı çıkmam'' dedi.

Bu düzenlemeden kaç öğrencinin yararlanacağının henüz bilinmediğini de dile getiren Sağlam, 2000 yılından bu yana ''kimler üniversiteden atılmış'' diye bir çalışma yapılması gerektiğini söyledi.
''Bu da en güzel, başvuru yapanlardan anlaşılır'' diyen Sağlam, geçmişte af başına düşen öğrenci sayısının 18 bin civarında olduğunu bildirdi.
Sağlam, ''Kamuoyuna öğrenci affından 600, 800 bin kişi yararlanacak'' gibi mesajlar verildiğine dikkati çekerek, ''Kanun teklifi veren muhalefetteki arkadaşlar, '600, 800 bin kişi yararlanacak' diye açıklama yapıyorlar. Bu tür beyanlar gereksiz bir baskı oluşturuyor. 18 bin kişi az rakam değil. Ama bir de üniversiteye girmek için bekleyen gençleri düşünmek lazım'' dedi.

Türkiye'de ilişiği kesilen öğrencilerle ilgili yapılan düzenlemelerin, hep ''af'' olarak nitelendirilmesini de eleştiren Sağlam, Hükümetin TBMM'ye gönderdiği tasarıya ''imkan yasası'' olarak nitelendirdi.


Star Gazete


6 Haziran 2008 Cuma

Mahkeme CHP'nin talebine uydu, hukukcular isyanda

Köşk seçimlerindeki 367 kararıyla tartışma doğuran Anayasa Mahkemesi, hukukçuları ayağa kaldıran yeni bir karara imza attı. CHP'nin talebine uyarak, Meclis'in 411 oyla kabul ettiği anayasa değişikliğini şekil yerine esastan görüşen Yüksek Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla düzenlemeyi iptal etti.


Anayasa Mahkemesi, dün yeni bir tartışmalı karara imza attı. Anayasa'nın 14. maddesindeki açık hükme rağmen, şekille yetinmeyerek anayasa değişikliğini esastan inceleyen Yüksek Mahkeme, eğitim-öğretim eşitliğiyle ilgili düzenlemeyi iptal etti. CHP'nin talebini uygun bulan mahkeme, değişikliğin yürürlüğünü de durdurdu. Karar, alışılmışın dışında basın toplantısı yerine 3 satırlık yazılı bir açıklamayla duyuruldu. Borsa kapandıktan sonra gazetecilere verilen bildiride şöyle denildi: ''9 Şubat 2008 günlü 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun 1. ve 2. maddeleri, Anayasa'nın 2., 4. ve 148. maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir. Ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur."

Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla verdiği kararda, ilk kez bir Anayasa değişikliğini esas yönünden iptal ederken, kendi içtihatlarına aykırı davrandı. Artık, Meclis'in çıkartacağı bütün anayasa değişiklikleri içerik denetimine tabi tutulabilecek. Meclis'in Anayasa değiştirmesi neredeyse imkansız hale geldi. Başkan Haşim Kılıç ile Sacit Adalı'nın muhalefet ettiği karar, AK Parti hakkındaki kapatma davasını da yakından ilgilendiriyor. İptal edilen düzenlemeler iddianamenin en önemli gerekçesini oluşturuyordu. Mahkeme çıkışında gazetecilerin sorularını cevaplayan Kılıç, "Verilen kararlar bir kısım insanımızı sevindireceği gibi bir kısım insanımızı da üzebilecektir. Bu, ülkede birliği, beraberliği ve birlikte yaşama azmini ortadan kaldırmamalı." dedi.


Anayasa Mahkemesi CHP'nin talebine uydu

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde eğitim özgürlüğünün önündeki yasakları kaldıran Anayasa değişikliğini iptal etti. Mahkeme, 9'a 2 oyçokluğuyla verdiği kararda düzenlemenin yürürlüğünü de durdurdu. 1982 Anayasası'nın yürürlüğe girmesinin ardından ilk kez bir Anayasa değişikliği esas yönünden iptal edilirken, Mahkeme kendi içtihatlarına aykırı davrandı. Kararın sonuçlarının, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki tartışmalı 367 kararından daha ağır olacağı belirtiliyor. Buna göre, Meclis'in çıkartacağı bütün anayasa değişiklikleri içerik (esas) denetimine tutularak, iptal edilebilecek.

10 ve 42. maddelerdeki değişikliği laiklikle ilgili 2. maddeye aykırı bulan Mahkeme, yasa koyucu gibi davranarak yetki alanını genişletti. Sadece, şekil yönünden denetleyebildiği anayasa değişikliklerini esas yönünden de denetleme yetkisini kendi kararıyla aldı. Mahkeme, bunu yaparken Anayasa'nın 4. maddesine dayandı. 'Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez' hükmüyle korunan 2. maddeyle ilgili teklif verilmesini 148. maddeyle düzenlenen 'şekil' şartlarına aykırılık saydı. Böylece, şekilden esas denetimine gitti. Karar, AK Parti hakkındaki kapatma davasını da yakından ilgilendiriyor. İddianamede, söz konusu anayasa değişikliği kapatma talebinin en önemli gerekçesini oluşturuyor.

Mahkeme üyeleri, dün sabah saatlerinde CHP ve DSP'nin anayasa değişikliklerinin 'iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması" istemiyle açtığı davayı neticelendirmek için toplandı. Türkiye'nin merakla beklediği karar 17.20'de geldi. Yaklaşık 8 saat süren toplantının ardından Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, teamüllerin aksine basının karşısına çıkmadı. Karar yazılı açıklamayla duyuruldu. Açıklamada, şöyle denildi: "9.9.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanunun 1 ve 2. maddeleri, Anayasa'nın 2, 4 ve 148. maddeleri gözetilerek iptal edilmiştir. Ayrıca yürürlüğü de durdurulmuştur..."

Mahkeme, tartışmalı kararı 9'a 2 oyçokluğuyla verdi. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ile üye Sacit Adalı karara muhalefet etti. Başkan Vekili Paksüt ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Zehra Ayla Perktaş, Necmi Özler, Serruh Kaleli, Serdar Özgüldür, Ahmet Akyalçın, Mehmet Erten ve Şevket Apalak, iptal yönünde oy kullandı. Bu üyelerin çoğu, eski Cumhurbaşkanı Sezer tarafından atanmıştı.

Mahkeme, Anayasa'nın 148. maddesinde anayasa değişikliklerinin denetimiyle ilgili 'teklif ve oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülemeyeceği' şeklinde sıralanan şekil denetiminin sınırlarını genişletti. Meclis'in bundan sonra çıkaracağı anayasa değişikliklerini değiştirilmesi teklif edilemeyecek 1., 2. ve 3. maddelere aykırı bularak iptal edebilecek. Mahkeme, anayasa değişikliğini 'cumhuriyet, toplum huzuru, adalet anlayışı, insan hakları, Atatürk milliyetçiliği, demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti' ilkelerine aykırılıktan iptal etmenin yolunu açtı. Son kararla Raportör Osman Can'ın 'Mahkemenin esasa giremeyeceği' yönündeki raporu da dikkate alınmadı.

Kılıç ve Adalı özgürlüğü savundu

Alınan bilgilere göre toplantıda, raportörün raporunun okunmasının ardından üyeler tek tek görüşlerini açıkladı. Anayasa değişikliğinin iptali yönünde oy kullanan üyeler, laiklik ilkesinin dolaylı şekilde zedelendiğini savundu. Düzenlemenin, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerle ilgili olduğunu ileri sürerek iptal yönünde oy kullandı. Karara muhalefet eden Kılıç ve Adalı ise, değişikliğin laiklik ilkesine aykırı olmadığını, eğitim ve öğrenim özgürlüğünü pekiştirdiğini ifade etti. İki üye Anayasa'nın 148. maddesinin anayasa değişikliklerinin şekil denetimi konusunda sınırlı yetki verdiğine de dikkat çekti.

Kararın dayandığı anayasa maddeleri

Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 4: Anayasa'nın 1'inci maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2'nci maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3'üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Madde 148: Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

411 oyla kabul edilmişti

Anayasa'nın 10. maddesinin 4. fıkrası değişti: Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.

Anayasa'nın 42. maddesinin 1 ve 2. fıkrası değişti, yeni fıkra eklendi: Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.

Meclis'e müdahale edildi

Muhsin Yazıcıoğlu (BBP Genel Başkanı): TBMM'nin yasama yetkisine müdahale edildi. Meclis'in irade koyuculuğu ortadan kaldırıldı. Laikliğin net tanımının yapılması ihtiyacı doğdu. TBMM'nin büyük çoğunlukla esasa ve iç tüzüğe uygun olarak aldığı bu kararın iptali ileride sıkıntılı bir ortamın doğmasına vesile olacaktır. Bu da ülke insanımızın vicdanında her zaman tartışmalı bir halde duracaktır. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararını desteklemiyoruz.

Karar hukuk skandalıdır

Süleyman Soylu (DP Genel Başkanı): Mahkeme, kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullandı. Mahkeme'nin TBMM çoğunluğu tarafından kabul edilen bir anayasa değişikliğini esasa girerek iptal etmesi açıkça bir hukuk skandalıdır. TBMM ve AKP iktidarının yasama ve yürütme görevini devam ettirme imkanı kalmadı. Türkiye, bir sistem krizinin tam göbeğine oturmuştur. Sivil bir anayasa yapılmadığı sürece ülkemizin Batı standartlarında bir demokrasiye kavuşması mümkün değildir.

Özgürlüklerin önü kapandı

Erkan Mumcu (Anavatan Genel Başkanı): Ağır bir karar. Bundan sonra demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının uyumlu bir anlayış içinde kavranması mümkün olmayacak. Bu kararla hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi ve siyasal sistemin reforme edilmesine yönelik girişimlerin de önü kapanmıştır. Mahkemeden üniversitelerdeki kılık kıyafet düzenlemesini 'devletin laik karakterine aykırı bir girişim' gibi görmemesini beklerdim. Bir hukukçu olarak bu kararın doğruluğunu savunamam.

[HUKUKÇULAR İSYANDA]

Mahkeme zarar görecek

Prof. Dr. Ergun Özbudun (Anayasa hukukçusu): Anayasa Mahkemesi, anayasal ilkelerini aştı. Şekil değil apaçık bir esas incelemesi yaptı. Anayasa'nın kendisine yasakladığı bir yetkiyi kullandı. Bu, yetki gasbıdır. Yüce Mahkeme'nin menfaatlerine zarar verecektir. Bundan sonra hiçbir anayasa değişikliği yapılamaz. Mahkeme, iktidarı kendine tevdi etmiştir. Hiçbir demokratik ülkede örneği yok.

Vahim karar, sınır aşıldı

Prof. Dr. Levent Köker (Anayasa hukukçusu): Mahkeme çok vahim bir karar aldı ve sınırını tamamen aştı. Başörtüsünü değil, kanun önündeki eşitliği ve hiç kimsenin eğitim hakkının engellenemeyeceğini öngören özgürlükçü düzenlemeleri reddetti. Ayrıca, sadece şekil yönünden denetleyebileceği bir değişikliği, içerik yönünden de denetleyerek sakat bir durum oluşturdu.

Meclis, kararı yok sayabilir

Doç. Dr. Mustafa Şentop (Hukukçu): Mahkeme, kendi meşruiyetini çiğnedi. Türkiye'nin en önemli hukukî sorunu haline geldi. Mahkemenin kararlarını denetleyen bir organ yok. Meclis, bu kararı yok sayıp mevcut değişikliği uygulamaya devam edebilir. Mahkeme hükümetin düşmesine karar verse, Resmi Gazete'de yayımlasa bu geçerli mi olacak? Geçerli olmayacak. Çünkü mahkemeye böyle bir yetki verilmemiş. Bu nedenle karar yok hükmündedir.

367 kararını çağrıştırıyor

Doç. Dr. Serap Yazıcı (Anayasa hukukçusu): Hukukî değil siyasî bir karar alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, siyasî bir organ değildir. Üzüntü ile karşıladım. 367 kararını çağrıştırıyor. Anayasa'nın tüm hükümleri değiştirilebilir. Bunun istisnası ilk 3 maddedir. Bunu genişletmek suretiyle yorumladığımız zaman, çok tuhaf bir tablo ortaya çıkar. Çünkü Anayasa'nın her hükmü dolaylı bir biçimde ikinci maddedeki kavramlarla ilişkilendirilebilir. Bu mantığı kabul edersek tali kurucu iktidar hiçbir biçimde anayasayı değiştiremez.

Hukukçu mantığıma sığmıyor

Prof. Dr. Hasan Tunç (Anayasa hukukçusu): Bu kararı anayasa hukukçusu olarak mantığıma sığdıramıyorum. Raportörün görüşü doğrultusunda karar verilmesini bekliyordum. Peki AK Parti'ye açılan kapatma davası nasıl etkilenir? İddianamede ortaya konulan gerekçelerin önemli bir kısmı başörtüsüne yönelik. Başbakan ve AK Parti temsilcilerinin söz ve demeçleri delil olarak gösterilmiş. Bu kararla kapatmaya hukukî bir dayanak bulundu.

Karar, halkı ikiye böldü

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu (Sabancı Üniversitesi): Mahkeme verdiği kararlarla siyasetin içindeydi. Şimdi yeni bir adım attı; başörtüsünün laiklikle bağlantılı olduğuna hükmetti. Başörtüsünde iç hukukta gelinebilecek son noktaya geldik. Ama tartışmalar bitmeyecektir. Siyaseten gündemden düşmez. Halk çok ciddi bir şekilde ikiye bölündü. Başörtüsünün tehdit unsuru olduğunu düşünen bir kesim ile kararın özgürlükleri kısıtladığı düşüncesinde olan bir kesim doğdu.

Yargıçlar devletine gidiyoruz

Murat Yılmaz (Siyaset bilimci): Yargıçlar devletine doğru bir yürüyüş var. Mahkemenin hukuk dışına çıkarak siyaset yapmaya başladığı bir sürecin içinden geçiyoruz. Bu karar önemli bir kırılmaya işaret ediyor. İçtihat kapıları kapatılıyor. Bu durum Osmanlı'da 'gerilemenin sebebi' olarak gösterilmişti.

Yargı, özgürlükleri tehdit ediyor

Sezgin Tanrıkulu (Diyarbakır Barosu Başkanı): Anayasa'ya uygun değil. Mahkeme, anayasa değişikliğini esas yönden inceleyemez. Bu noktada yapılacak iş Meclis'in mahkemenin yetkilerini değiştirerek daha açık yazmasıdır. Türkiye'de yargı özgürlüklerin güvencesi değil. Özgürlükleri sınırlayan ve tehdit eden bir kurum haline geldi.

Yetkinin kaynağı ne?

Kamil Yaralı (Hukukçular Derneği Başkanı): Mahkeme, yetki ve meşruiyetini Anayasa'dan aldığını söylüyordu. Bu kararla Anayasa'yı da çiğnediler. Mahkeme Anayasa ile bağlı olmadığını ilan etmiştir. Mahkeme'yi bağlayan hiçbir metin kalmamıştır. Yetkisini Anayasa'dan almıyorsa nereden aldığını açıklamalı.

Yasama yetkisi gasp edildi

Taha Akyol (Milliyet Gazetesi): Hukuka ve Anayasa'ya aykırı bir karar. Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerini esastan inceleyemez. Yeni koşullar getiremez. Sadece şekil yönünden inceler, bunun dışında bir inceleme yapamaz. Bundan sonra yasama faaliyeti yapılması imkansızlaşmıştır. Parlamento'nun yasama yetkisi gasp edilmiştir.

Sonunda hepimiz kaybedeceğiz

Mehmet Altan (Star Gazetesi): AK Parti'nin kapatılması sürecinin başladığını görüyorum. Bir senaryo sahibi var ve onu uygulatıyor. Bunun Türkiye'ye ne yararı olacak? Hepimiz sonunda kaybeden haline gelebiliriz. AK Parti de yanlışlıklar yaptı. Temel haklar için adım atması gerektiğini söyledik.


Süreci Bahçeli başlattı

7 Mart 1989: Anayasa Mahkemesi, başörtüsünü serbest bırakan yasayı iptal etti.

25 Ekim 1990: Yükseköğretim Yasası'na 'Kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir.' ifadesi eklendi.

14 Temmuz 1992: Mehmet Sağlam YÖK başkanı oldu. Sağlam, 3 yıllık görevi boyunca bu yasaya dayanarak üniversitelerde başörtüsü yasağını uygulamadı.

6 Aralık 1995: YÖK Başkanlığı'na Kemal Gürüz getirildi. 1989'daki Anayasa Mahkemesi'nin yorumuna dayanarak katı bir yasak uyguladı.

8 Haziran 2007: Başbakan Erdoğan, Prof. Dr. Ergun Özbudun'dan anayasa taslağı hazırlamasını istedi.

28 Ağustos 2007: 6 kişilik heyet, hazırladıkları taslağı AK Parti'ye teslim etti. Başörtüsü yasağı konusunda iki alternatif sunuldu. İlkinde 'Hiç kimse kılık kıyafetinden dolayı öğreniminden mahrum bırakılamaz.', diğerinde 'Yükseköğrenimde kılık kıyafet konusunda herkes serbesttir.' denildi.

17 Eylül 2007: AK Parti kurmayları ve bilim heyeti, Sapanca'da yapılan 3 günlük toplantıda anayasa taslağına son şeklini verdi. Başörtüsüyle ilgili maddede birinci ifade tercih edildi.

13 Aralık 2007: MHP lideri Bahçeli, Anayasa'nın 10. maddesinde değişiklik yapılarak sorunun çözümünü istedi.

14 Ocak 2008: Başbakan, İspanya'da "Velev ki simge olarak taktığını düşünün. Bunu suç kabul edebilir misiniz?" dedi.

15 Ocak 2008: Başbakan'ın İspanya'daki açıklamalarını grup toplantısında değerlendiren Bahçeli, başörtüsü sorununun toplumsal uzlaşma ile çözülmesi gerektiğini vurguladı.

16 Ocak 2008: Erdoğan, İspanya dönüşünde muhalefete şu çağrıyı yaptı: "Yeni anayasayı beklemeye gerek yok. Bunun çözümü çok kolay. MHP ben varım diyor. CHP yoksa yok."

17 Ocak 2008: MHP lideri Devlet Bahçeli, yazılı açıklama yaparak partisinin teklifini ortaya koydu.

23 Ocak 2008: AK Parti, MHP'ye kendi teklifini iletti.

24 Ocak 2008: Ortak noktada buluşan parti kurmayları, Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinin değiştirilmesinde uzlaştı.

25 Ocak 2008: Yapılması düşünülen ikinci zirve, 'kılık kıyafet' ibaresinin doğurduğu endişeler yüzünden ertelendi.

28 Ocak 2008: İki partinin kurmayları yeniden bir araya geldi. Yoğun görüşme trafiğinin ardından mutabakata varıldı.

9 Şubat 2008: Yasak, 411 milletvekilinin, yani Meclis'in yüzde 80'inin desteğiyle kabul edildi.

27 Şubat 2008: CHP, Anayasa Mahkemesi'ne iptal başvurusunda bulundu. Değişikliğin 'yok sayılması'nı ve 'yürürlüğünün durdurulması'nı istedi.

11 Mart 2008: Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın üniversite rektörlerine gönderdiği 'başörtüsü serbest' yazısını genelge olarak tanımlayıp yürütmesini durdurdu.

30 Nisan 2008 Çarşamba

ÖSS ye İngiliz modeli geliyor


YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ÖSS'de yapılacak değişiklikle ilgili olarak çalışma yapıldığını bildirirken, "İngiliz Modeli" üzerinde düşünüldüğünü ifade etti. Özcan, "İngiliz modeli güzel bir model. Ben de beğeniyorum. İnsanların beş altı konudan imtihana girmesi, oradan aldıkları 3 alanda puanla üniversiteye müracaat etmesi hoş bir şey. Çocuklara o kadar hamallık ettirmek değmez gibi geliyor. 3 saat içinde kaderlerini belirlemek doğru değil" dedi. Çalışmaları ÖSS sınavından önce bitirmek istediklerini söyleyen Özcan, çalışmaların hızlı bir şekilde bitirildiğini, konu ile ilgili her gün rapor aldığını belirtti.

Özcan, meslek liseleriyle ilgili çalışmanın da "çok iyi" gittiğini söyleyerek, meslek yüksek okullarının statüsünü arttırmak için ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti. Teknik okullarla ilgili olarak da çalışma olduğunu söyleyen Özcan, "Onları da Avrupa'da olan teknolojik fakültelere çevirmek istiyoruz. Bu ikisi yapılırsa Türkiye'nin ihtiyacı olan insan gücü çok rahat karşılanabilecek" dedi.

14 Nisan 2008 Pazartesi

İstanbul'un Riskli Okullarının Listesi

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulan İstanbul Şiddeti Önleme ve Azaltma Komisyonu, aylar süren çalışma sonunda bir rapor hazırladı. Yalnızca 85 okul güvenli bulundu.

Komisyonun hazırladığı rapora göre, okullardaki şiddet ve uyuşturucu sorunu velileri ciddi şekilde endişelendiriyor. İstanbul'daki 2 bin 300 okuldan sadece 26'sı güvenli bulundu. Komisyonun hazırladığı 21 soruluk ankette velilerden yüzde 90'ı çocuklarının okula geliş-gidiş güzergahlarını güvenli bulmadıkları ve okul çevresinde çocukları kötü alışkanlıklara iten uyuşturucu madde satıcısı insanlar olduğu fikrinde birleşti.

ÖZEL VE DEVLET OKULU

Komisyon raporuna göre, İstanbul'un tüm ilçelerinde güvenlik risk oranı yüzde 45'i geçen en az 1 okul tespit edilirken risk oranı yüzde 94,3'e kadar çıkan anaokullarına bile rastlandı. İstanbul'daki en güvenilir okullar sıralamasında ise sıfır risk puanıyla, devlet okulları ve özel okullar yarıştı. Risk puanı 40'a kadar olan okullar güvenli bulundu ve 85 okul en güvenilir okullar arasına girdi.


İşte riskli okullar

Adalar Hüseyin Rahmi Gürpınar Çok Programlı Lisesi,

Avcılar Milli Eğitim Vakfı Nihat Çandarlı İÖO,

Bağcılar Aşkaleli İbrahim Polat Lisesi,

Bahçelievler Dede Korkut A. Lisesi,

Bakırköy Hamdi Akverdi İÖO,

Bayrampaşa Yahya Kemal İÖO,

Beşiktaş Ortaköy Hayat İÖO,

Beykoz Soğuksu İÖO,

Beyoğlu İstiklal İÖO,

Çatalca Ovayenice Örfi Çetinkaya İÖO,

Eminönü Tevfik Kut İÖO,

Esenler Atışalanı Lisesi,

Eyüp Esentepe İÖO,

Fatih Çapa İÖO,

GOP Örfi Çetinkaya A. Teknik Lisesi,

Kadıköy Nuri Cıngıllıoğlu Lisesi,

Kağıthane Yaşar Doğu İÖO,

Kartal Şehit Öğretmen H. Ağırman End.Mesl. Lisesi,

Küçükçekmece Bezirganbahçe İÖO,

Maltepe Ertuğrul Gazi Lisesi,

Pendik Erol Türkeri İÖO,

Sarıyer Yeniköy İÖO,

Silivri Şakire Sadi Obdan İÖO,

Sultanbeyli Mevlana İÖO,

Şile İMKB 50.Yıl Lisesi,

Şişli Ahi Evren Ticaret Meslek Lisesi,

Tuzla Barış Manço İÖO,

Ümraniye İnanç Türkeş İÖO,

Üsküdar Mustafa Noyan İÖO.

20 Mart 2008 Perşembe

Netlerinizi artırmanın püf noktaları

Sınav stresi dengede tutulduğunda başarıya ulaştırır. Takvim yaklaşırken, ÖSS'ye hazırlık sürecinde netlerinizin artmasını istiyorsanız, aşağıdaki püf noktalarına dikkat etmelisiniz

Öncelikle hedefinizi belirleyin. Ve hedefinizdeki bölümü kazanmak için ÖSS'de yaklaşık kaç net yapmanız gerektiğini öğrenin. Böylece çalışmalarınız "sonuca yönelik" olacaktır.

*Sayısalcılar öncelikle Mat-1 ve Fen-1 konularına çalışmalı, sonra Mat-2 ve Fen-2 konularına geçmeli. TM'ciler Mat-1 ve Ed-Sos konularını halletmeden Fen-1 ve Mat-2'ye aşırı yüklenmemeli. Sözelciler ise sözel dersleri halletmeden Fen-1 ve Mat-1'de yoğunlaşmamalı.

*Konulara yarım yamalak çalışmamalısınız. Örneğin, 6 konuya yarım yamalak çalışmaktansa 3 konuya derinlemesine çalışmanız daha mantıklıdır. Bir konuya ilişkin çıkan soruların yaklaşık yüzde 70-80'ini doğru çözebiliyorsanız, o konuyu kavramışsınız demektir.

*Özellikle zor olan konulara çalışırken, tıkandığınız noktada "kendim halledeceğim" diye ısrar etmeyin ve öğretmenlerinizden yardım alın. Öğretmenlerinizin göstereceği bazı püf noktaları size bir ufuk kazandıracaktır. Aksi takdirde ciddi manada zaman ve motivasyon kaybınız olabilir.

*Herhangi bir derse veya konuya karşı önyargılı olmayın. "Bu zor bir konu. Çalışsam da yapamam" demeyin.

*Farklı kaynaklardan bol soru çözmelisiniz. Yanlış cevapladığınız soruları da mutlaka öğretmenlerinize sormalısınız.

*Belirli aralıklarla ÖSS deneme sınavları çözmelisiniz. Fakat "deneme kolik" olmamaya özen göstermelisiniz. Zira konu eksiğiniz çok olduğu halde sürekli deneme sınavı çözmeniz, size ciddi bir katkı sağlamayacaktır.

*Mayıs ayının sonuna kadar konularınızı bitirmeyi hedeflemelisiniz. Unutmayın ki "her bitiremediğiniz konu", ÖSS'de sizin için stres sebebi olacaktır.

zaman

16 Ocak 2008 Çarşamba

Dikey geçiş mağdurları çözüm bekliyor


İntibak sürecinde bir dersten kalarak okuldan atılan dikey geçiş mağdurları çıkış yolu arıyor.

Geçen ay Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlülüğe giren yönetmelik neticesinde, intibak sürecinde iki derse kadar zayıfı olan öğrencilere bir üst sınıfa geçme olanağı tanındı. Daha önce mağdur olan dikey geçiş mağdurları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan (MEB) mağduriyetlerinin giderilmesi için talepte bulundu.Dikey geçiş mağdurları çözüm bekliyor

“Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, 16 Aralık 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlülüğe girdi. Önceki yönetmeliğe göre, üniversitelerin ön lisans programından lisans programlarına dikey geçiş yapan öğrenciler 1 yıl intibak sürecine sokuluyor ve bu süreçte öğrencinin hiçbir dersten kalmaması gerekiyordu. Yapılan yönetmelik değişikliği neticesinde, 2 derse kadar zayıfı bulunan öğrencilerin bir üst sınıfa geçmesi sağlandı. Buna karşın yönetmeliğin; yayımlandığı tarih itibariyle geçerli olması nedeniyle daha önce mağdur olan öğrenciler bu haktan yararlanamayacak. “www.af2007.com” isimli eğitim portalı aracılığıyla MEB ve YÖK’e başvuruda bulunan dikey geçiş mağdurları, mağduriyetlerinin giderilmesini istedi.

Yönetmelik değişikliği öncesi, intibak süresinde bir dersten kaldıkları için okuldan atılan dikey geçiş öğrencileri arasında, okul birincileri ve sağlık sorunları nedeniyle okula devam edemediklerini belirten öğrenciler de bulunuyor.

16 Aralık 2007 Pazar

Dikey Geçiş Yönetmeliği Değişti

Dikey Geçiş Yönetmeliği Değişti
adaylar1Meslek yüksekokulları ve açıköğretim ön lisans programlarından mezun olan başarılı öğrencilerin örgün öğretim ve açıköğretim lisans programlarına dikey geçiş yapmalarını düzenleyen yönetmelik değişti. Yönetmelikte iki yeni düzenleme göze çarpmaktadır. Bu düzenlemelerden en önemlisi "dikey geçiş için yapılacak sınavlara en çok üç kez girebilirler" şeklindeki sınırlamanın kaldırılmasıdır. Devamı için başlığa tıklayınız.
16 Aralık 2007 09:53

16 Aralık 2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan düzenleme ile Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmeliği değiştirilmiştir. Değişikliğe göre;

1- Dikey geçiş sonrasında, Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına alınan öğrencilerden, programda başarısız olanların üniversite ile ilişiklerinin kesilmesi uygulamasına son verilmiştir. Yapılan yeni düzenlemeye göre sadece iki dersten fazla dersten başarısız olan öğrencinin ilişiği kesilecektir. En fazla iki dersten başarısız olan öğrenciler ise başarısız oldukları dersleri üçüncü sınıfta almak kaydıyla, üçüncü sınıfa kaydedileceklerdir.


2- Yönetmeliğin 4. maddesi kaldırılmıştır. Bu madde şu şekildedir. "
Dikey Geçiş İçin Başvuru Koşulları
MADDE 4 – (Değişik: RG-20/03/2007-26468)
Bu Yönetmeliğin 2 nci maddesi kapsamındaki yükseköğretim programlarına dikey geçiş için başvuracak adaylar dikey geçiş için yapılacak sınavlara en çok üç kez girebilirler."

Kaldırılan bu düzenleme ile DGS'ye girişlerideki en çok 3 kez girebilme sınırı kaldırılmıştır.

İŞTE 16 ARALIK 2007 TARİHİNDE YAYIMLANAN DÜZENLEME

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından:

MESLEK YÜKSEKOKULLARI VE AÇIKÖĞRETİM ÖN LİSANS PROGRAMLARI MEZUNLARININ LİSANS ÖĞRENİMİNE DEVAMLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 19/2/2002 tarihli ve 24676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 9 – Lisans öğrenimine başlama hakkını elde eden öğrencilere üniversitelerince Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı uygulanır. Bu programda öğrenciye birinci ve ikinci sınıflardan eksik olduğu alanlarda ders sorumluluğu yüklenir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi iki yarıyıldır. Ancak öğrencilerin okudukları derslerin özellikleri, yıllık ders programları, öğretim elemanları ve hazırlık programındaki durumları dikkate alınarak Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi istisnai olarak bir yarıyıl daha uzatılabilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programını başarıyla tamamlayan öğrencilerin üniversitelerin üçüncü sınıfına kayıtları yapılır. Programda aldığı derslerden en fazla iki dersten başarısız olan öğrenciler, başarısız oldukları dersleri üçüncü sınıfta almak kaydıyla, üçüncü sınıfa kaydedilirler; iki dersten fazla dersten başarısız olanların ise üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı uygulanan açıköğretim lisans programlarında başarısız olanların üniversite ile ilişiği kesilmez. Yabancı dille öğretim yapılan programlarda öğrencilerin Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına başlayabilmeleri için üniversitenin yapacağı yabancı dil muafiyet sınavını geçmeleri veya yabancı dil hazırlık sınıfına devam ederek başarılı olmaları gerekir. Yabancı dil hazırlık programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Gerek yabancı dil hazırlık eğitimi ve gerekse Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresinde öğrenciler tüm öğrencilik haklarından aynen yararlanırlar. Yabancı Dil Hazırlık Sınıfında başarısız olarak ilişiği kesilen öğrenciler, Türkçe eğitim yapan aynı adlı yükseköğretim programlarına ÖSYM'ce yerleştirilebilirler."

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

ESKİ MADDE HÜKMÜ

Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı

MADDE 9 – (Değişik: RG-20/05/2006-26173)
Lisans öğrenimine başlama hakkını elde eden öğrencilere üniversitelerince uygulanır. Bu programda öğrenciye birinci ve ikinci sınıflardan eksik olduğu alanlarda ders sorumluluğu yüklenir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi iki yarıyıldır. Ancak öğrencilerin okudukları derslerin özellikleri, yıllık ders programları, öğretim elemanları ve hazırlık programındaki durumları dikkate alınarak Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi istisnai olarak bir yarıyıl daha uzatılabilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programını başarıyla tamamlayan öğrencilerin üniversitelerin üçüncü sınıfına kayıtları yapılır, başarısız olanların ise üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı uygulanan açıköğretim lisans programlarında başarısız olanların üniversite ile ilişiği kesilmez. Yabancı dille öğretim yapılan programlarda öğrencilerin Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına başlayabilmeleri için üniversitenin yapacağı yabancı dil muafiyet sınavını geçmeleri veya yabancı dil hazırlık sınıfına devam ederek başarılı olmaları gerekir. Yabancı dil hazırlık programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Gerek yabancı dil hazırlık eğitimi ve gerekse Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresinde öğrenciler tüm öğrencilik haklarından aynen yararlanırlar. Yabancı Dil Hazırlık Sınıfında başarısız olarak ilişiği kesilen öğrenciler, Türkçe
Lisans Öğrenimine Hazırlık Programıeğitim yapan aynı adlı yükseköğretim programlarına ÖSYM'ce yerleştirilebilirler.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Gül, YÖK Başkanını atadı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanlığı'na Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ı atadı.

TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve ODTÜ'de sosyoloji dersleri veren Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan aynı zamanda Ankara merkezli düşünce araştırma kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu'nun Bilim ve Danışma Kurulu Başkanlığı ile Uluslararası Güvenlik ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi üyeliğini yürütmektedir.

5 Mart 1951 doğumlu Prof. Yusuf Ziya Özcan, 1973 yılında Ankara Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını 1978 yılında Chicago Üniversitesinde, doktorasını da yine aynı üniversitede 1981 yılında tamamladı.

Eylül 2003- Ağustos 2004 tarihleri arasında ODTÜ Sosyal Bilimler Fakültesi Başkanlığı görevini yürüttü. Ocak 2004'ten beri FulBright Komisyonu üyesi ve Başkan yardımcısı.

Anadolu Ajansı

Yeni YÖK Başkanı'nın bilinmeyenleri

Cumhurbaşkanı Gül’ün Y. Ziya Özcan’ı YÖK Başkanı olarak ataması gündeme bomba gibi düştü. Peki Özcan hakkında neler biliyoruz. İşte öğrencilerinin dilinden yeni YÖK Başkanı:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Yusuf Ziya Özcan’ı YÖK başkanı olarak ataması gündeme bomba gibi düştü. Gül’ün, son bir aydır medyada adı geçen isimlerin aksine sürpriz bir ismi ataması medyayı da hazırlıksız yakaladı. Medyanın ve kamuoyunun yakından tanımadığı Özcan hakkında ilk bilgi için internette arama motorlarına ve formalara başvuruldu. Tabiî ki en birici adreste, Ekşi Sözlük oldu.

Peki Türkiye’nin 5.YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan hakkında bugüne kadar Ekşi Sözlük’e neler yazılmış dersiniz? Özcan’ın öğrencileri tarafından da yazılan entrylere göre, yeni YÖK Başkanı çok sevilen bir isim ve gerçek bir babacan. Fakat bu yorumların dışında çok ilginç bilgiler de var yeni YÖK başkanı hakkında…

Sözlük yazarlarının yorumlarına bakılırsa Yusuf Ziya Özcan, müthiş muhabbeti olan birisi, altın corss kalemle evrak imzalıyor, pipo içiyor ve dersler de çok argo konuşuyor.

İşte yeni YÖK başkanı hakkında Ekşi Sözlük’te yazılanlar:

*ODTÜ sosyoloji hocası. Chicago doktoralı, müthiş muhabbet insanı, pipo içicisi, metot dersi hocası, yeni bolum başkanı.

(lizarazu)

"HELAL OLSUN KOÇUM"

*Bilkent’te hoca olan kıvılcım Metin’in kocasıdır. ODTÜ’ye 2 sene boyunca Bilkent kapısından girerken “Yusuf Ziya hoca ile tez hazırlıyorum, geçmem lazım” diyerek şanını kullanmama hiç kızmamış, sırtıma bir tane patlatarak “helal olsun koçum” demiştir.

(flagg)

"AT SİNEĞİ, ÖKÜZ HERİF..."

*İlk dersine gelenler yedikleri naif küfürlere anlam veremezler. Ama küfür yedikçe daha çok severler. Bizzat Yusuf hoca bana at sineği, öküz herif desin diye yanına gidenleri bilirim (ben). Öğrencilerini çok tutar hem de hiç ayrım yapmaksızın. Öğrenciler içinden bir kişi duymamışımdır hakkında kötü söz söyleyen. Cumhurbaşkanı olsa az gelir diye muhabbetler bile döner hakkında. Sevilesi insan ve sevilen bir insandır.

(milanur)

*Tanıdığım en çok küfür eden hoca. Ama yakışıyor mu, yakışıyor elbette. (common people)

ÇOCUĞUYLA DERSE GELDİ

*Derse bir buçuk yaşındaki oğlunu getirip kucağında çocuğuyla ders anlattıktan sonra karizmasını az da olsa yitirse de, saçımızı başımızı yolması ihtimaline karşı yine de saygıyla eğildiğimiz hoca. Ayrıca oğluna “sen ne antika adamsın lan” demesi de, öğrencileriyle çocuğu arasında fark gütmediğinin kanıtıdır.

(canzi)

*Bölüm başkanlığının ilk günlerinde oğlunu kucağına almış baba. Söz konusu günlerden birinde bölümdeki acil evraklar için sekreterimiz Sündüz abla peşinden koşarken "olmaz kızım simdi, bebeğin banyosu var gidip onu seyredeceğim" demiş hepimizi afallatmıştır.

Bir de o şaşkın bakışlarımız için bizi azarlayarak evine koşmuştur.

(aman veyahut da kaderkismet)

*Aman göz göze gelirim de “sen söyle” der diye kafamı önümden kaldıramadığım için dersinde boynumun tutulduğu az bulunan hoca türlerinden kendisi. Askılı giyersen halka açılmış, geç gelirsen bok herif olmuş olursun.

(zindirella)

*ODTÜ Sosyoloji’nin sevimli ve delibozuk hocası… Küfrettiğinde insanı gülümsetebilen bir insan. Öğrencileri için var olan hocalardan biri. (hayalettin)

ALTIN KALEMLE İMZA...

*Türkiye’de akademide adam gibi bir adam arıyorsanız hiç aramayın boşuna Yusuf ziya Özcan’ın yanına gidin…

(milanur)

*İdeolojik olarak zıt kutuplarda olmamıza rağmen ideolojinin insan ilişkilerinin samimiyet ekseninde hiç bir öneminin olmadığını göstermiş kişidir kendisi. Üstün yetenekli bir akademisyen olması bir tarafa, gerçek bir eğitmendir aynı zamanda. Namusuna, doğruluğuna, tatlı-sert üslubuna ve zekasına hayran olmamak mümkün değildir eğer ideolojik saplantılarınızın körleştirmediği gözleriniz varsa elbette… Böyle adamlar lazım bu ülkeye; sağcısı ve solcusuyla eğer böyle akademisyenleri barındırabilirse üniversiteler,YÖK’ün gölgesi biraz daha çekilecektir geriye ve bilimin aydınlık ışığı biraz daha yansıyacaktır Ziya hoca karakterinde akademisyenlerin açtığı pencerelerden.

(spleen parnasien)

*Olması gerektiği gibidir Yusuf hoca. Binbir yalan dolan oyun arasında doğru düzgün kalabilmeyi becermiştir. Bu anlamda hayret hissi uyandırır insanda. Yediği ekmekten midir içtiği sudan mıdır bilemesek de sırını çözemesek de var olmasından mutluluk duyarız.

Gobi Çöl’ü gibidir ve Yusuf Ziya Özcan. Bu çölde gördüğünüz bir subaşıdır ki en güzeli bu gördüğünüzün gerçek olmasıdır.

(milanur)

*Bir karizma şeysi. Pipo içer, racon keser, cross kalemle evrak imzalar.

(mayapan)

Not: Yeni YÖK Başlanı Yusuf Ziya Özcan hakkında yazılan bu yorumlar eksizozluk.com'dan alınmış olup içeriklerinde hiçbir değişiklik yapılmamıştır.

1 Aralık 2007 Cumartesi

Bizdeki YÖK, Avrupa'da yok


AB'de hiçbir kurum, üniversiteler üzerinde etki ve yetki sahibi değil.
Çeşitli dönemlerde yaptığı siyasî açıklamalarla tartışmaların merkezine yerleşen YÖK, yine gündemde. Rektörler Komitesi'ni toplayarak 'sivil anayasa' hazırlıklarının durdurulmasını isteyen YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, hükümetin tepkisini çekti.

Yasakçı düzenlemelere' Avrupa'yı dayanak gösteren Teziç'in tezleri AB ülkelerindeki uygulamalarla ters düşerken, dışarıda yükseköğretim kuruluşlarının işleyişi de tartışmaya açıldı. Avrupa'da, Türkiye'deki gibi, üniversiteler üzerinde etki ve yetki sahibi olan YÖK benzeri bir kurum bulunmuyor. Yönetim biçimi konusunda ülkeler arasında farklılıklar olsa da üniversiteler genelde rektörlerini, öğretim üyelerini ve araştırma projelerini özgürce belirleyebiliyor.

Rektörlük ya da başkanlık koltuğuna, seçimden birinci çıkan aday atanıyor. Almanya gibi bazı ülkelerde seçilen adaylar milli eğitim bakanlıkları tarafından onanıyor. İngiltere'de, yükseköğretim kurumları büyük oranda devlet tarafından finanse edilmesine rağmen, üniversiteler adeta bir şirket gibi bağımsız çalışıyor. Avrupa ülkelerinin genelinde devlet, ancak dışarıdan denetleyici ve yer yer düzenleyici bir aktör olarak sisteme katılıyor. Birçok ülke, değişen dünya şartlarında üniversitelerin rekabet gücünü artırmak için daha da "otonom" hale getirilmesini tartışıyor.

Fransa, geçtiğimiz yaz 'mevcut yönetim felcinden çıkabilmek' amacıyla, radikal bir üniversite reformu gerçekleştirdi. Üniversiteleri, mali, idari ve araştırma alanlarında daha bağımsız kılmayı öngören proje, yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin seçim taahhütlerinden birisiydi. Paris, hantal yapısıyla dünyadaki uluslar arası yarışta geride kalan üniversitelerini yeni sistemle atağa geçirmeyi hedefliyor. Avrupa Üniversiteleri Derneği (EUA) Genel Sekreteri Lesley Wilson, üniversitelere daha fazla otonomi verilmesinin önemine işaret ederken, bunun 'Avrupa üniversite sisteminin parçalanmasına verilecek bir cevap olacağını' savunuyor. Türkiye ve 5 Avrupa ülkesinin üniversite yönetim sistemi ise özetle şöyle işliyor:

Almanya: Eyalet sistemi ile yönetilen Almanya'da, üniversiteler eyalet hükümetlerine bağlı olarak çalışıyor. Federal hükümetin, üniversiteler üzerinde bir etkisi bulunmuyor. Almanya'daki üniversite yönetimine ilişkin bilgi veren Münih Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Bucak, Almanya'da YÖK benzeri bir kurumun olmadığını belirterek, "YÖK, politik bir kurum." diyor.

Münih Üniversitesi'nin de bulunduğu Bavyera eyaletindeki üniversitelerde rektörler, fakülte dekanları ve üniversite senatosunun oluşturduğu geniş bir kurul tarafından seçiliyor. Seçimde birinci olan adayın ismi onay için eyalet milli eğitim bakanlığına gönderiliyor. Bakanlığın, bu ismi geri çevirme hakkı var; fakat genelde onaylıyor. Geri çevirebilmesi için önemli bir gerekçenin olması gerekiyor. Siyasi ya da ideolojik duruşların bu kapsamda çok önemli olmadığına dikkat çeken Prof. Bucak, "Altın kaşık çalmadığın müddetçe sorun çıkmıyor." şeklinde konuşuyor.

Eyalet hükümeti, öğretim üyesi alımında söz sahibi. Üniversiteler oluşturdukları seçme ve sınav mekanizmasıyla belirledikleri üç adayı, eyalet milli eğitim bakanlığına gönderiyor. Bakanlık adaylardan birini işe alabileceği gibi, listeyi geri çevirme hakkına sahip. 2008'de üniversitelerle ilgili federal yasaların tamamı geçerliliğini yitirecek.

Belçika: Belçika'da YÖK benzeri bir kurumun olmadığını belirten Brüksel Saint-Louis Üniversitesi (Facultés universitaires Saint-Louis) öğretim görevlisi sosyolog Ural Manço, "YÖK gibi bir mekanizma koordinasyon olarak bile yok." diyor. Belçika'nın Frankofon bölgesinde üniversitelerde rektörler seçimle iş başına geliyor.

Seçimde, sadece tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri oy kullanabiliyor. Siyasi seçim kampanyalarına benzer kampanyaların yapıldığı seçimlerden birinci çıkan, doğrudan rektör oluyor. Üniversitelerin, akademisyenlerin, idari personelin ve öğrencilerin temsilcilerinden oluşan bir 'genel kurul'u bulunuyor. Bunun dışında; siyasetçilerin, öğretim üyelerinin ve yerel yöneticilerin temsilcilerinin bulunduğu bir 'işletme kurulu' var. Ayrıca, milli eğitim bakanlığının belirlediği bir hükümet komiseri istediği zaman gelerek harcamalar ve atamalar gibi konularda denetleme yapabiliyor.

Rektörleri bir araya getiren bir rektörler konseyi var, fakat üniversiteler üzerinde yetkisi bulunmayan bu kurum 'istişare organı' olarak çalışıyor. Belçika'da, öğretim üyesi alımına milli eğitim bakanlığı karışmıyor. Kadro tahsisinin ardından fakülteler bünyesinde oluşturulan kurullar son sözü söylüyor.

İngiltere: İngiliz üniversiteleri, Avrupa'nın en bağımsız yükseköğretim kurumları arasında yer alıyor. Büyük oranda kamu tarafından finanse edilen İngiliz üniversiteleri, bir şirket gibi çalışıyor. Devletin denetimi sadece kalite denetimi ve mali alanlarla sınırlı. Üniversitelere fon tahsisi için kurulan dört Yükseköğretim konseyi (HEFC), aynı zamanda belirli aralıklarla buraları denetliyor. İngiliz üniversitelerinde rektör düzeyindeki yetkili yönetici Vice-Chancellor. Her üniversitede yönetim organı niteliğinde bir konsey (council) ve court bulunuyor.

Vice-Chancellor, üniversite senatosunun da görüşü alınarak konsey tarafından seçilir. Konseyin üyeleri arasında, öğretim üyeleri ve öğrenci birlikleri temsilcileri, court üyeleri ve konsey tarafından atanan kişiler bulunuyor. Yılda bir toplanan court'da yılın değerlendirmesi ve denetimi yapılır. Temsili yetkileri olan 'chancellor' başkanlığındaki court'a, siyasileri ve yerel yönetimlerin temsilcileri katılıyor. Öte yandan, Oxford ve Cambridge'de üniversite yöneticisi, geleneksel olarak üniversiteyi oluşturan kolejlerin yöneticileri arasından en kıdemli profesörlerin oluşturduğu 'Regent House' tarafından seçiliyor.

Hollanda: Hollanda'da yükseköğretim kurumları Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanlığı'na bağlı. Üniversiteler, milli eğitim bakanı tarafından atanan, 5'er üyeli bir denetleme kurulu ile rektörler ve dekanlardan oluşan icra kurulu tarafından yönetiliyor. Denetim kurulunun rektörü ve dekanları görevden almak yetkisi bulunuyor.

Rektör; fakülte, denetim kurulu ve icra kurulu temsilcilerinin bulunduğu özel olarak oluşturulan bir komisyon tarafından seçilerek onay için bakanlığına gönderiliyor. Bakanlığın bu ismi geri çevirme yetkisi var; fakat genelde üniversite tarafından seçilen aday onaylanıyor. Öte yandan bakanlık, öğretim üyesi alımına karışmıyor. Bu konuda söz, her fakülte bünyesinde oluşturulan komisyonlara ait.

Türkiye: 1981 yılında 'üniversitelere çekidüzen vermek için' kurulan YÖK, yükseköğretimin tüm iş ve işlemlerinde yetkili bir organ. Önce yasası çıkarılan, bir yıl sonra da yetkileri aynen anayasaya konularak güvence alınan YÖK, 'üniversitelerin öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek ve denetlemek'le görevli. Her üniversite için 6 rektör adayını 3'e indirme yetkisi olan YÖK, rektörlerin sunduğu 3 isimden istediği birini dekan olarak atıyor.

Öğretim üyelerine meslekten mene kadar ceza verme yetkisinde olan YÖK, olağanüstü dönemlerde sergilediği antidemokratik tutumlarıyla gündemde. 28 Şubat sürecinde istemediği rektörleri istifaya zorlayan YÖK'ün, rektörleri soruşturup görevden alması da mümkün. Ancak rektör atamalarında olduğu gibi görevden almalarda da son imza cumhurbaşkanına ait. 21 üyeli YÖK'e cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve Üniversitelerarası Kurul 7'şer üye veriyor. YÖK'ün başkanı ise cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.

Fransa'da idare değil, birey önemli

Yükseköğretim kurumlarının yönetiminin sık sık tartışma konusu olduğu Fransa'da hükümet, akademi dünyasından gelen sert tepkilere rağmen üniversiteleri modernleştirmek ve uluslararası alanda daha iyi rekabet edebilmelerini sağlamak amacıyla geçen ağustos ayında köklü bir üniversite reformu yasası çıkardı. Yasa, üniversitelerin idari ve inisiyatif yetkilerini büyük oranda artırıyor. Fransa'da üniversiteleri seçimle iş başına gelen 'başkan' (président) idare ediyor. Başkanın seçilmesine bir üst kurul, milli eğitim bakanlığı ya da Elysee Sarayı karışmıyor.

Başkan, üç ayrı kurulun üyeleri tarafından seçiliyor: 60 üyeli İdari Kurul (CA), 40 üyeli Üniversite Hayatı ve Etütler Kurulu (CEVU) ve 40 üyeli Bilim Kurulu (CS). Toplam 140 kişi olan bu üyelerin; 70'i öğretim üyesi, 33'ü öğrenci temsilcisi, 15'i çalışan personel ve 22'si yerel yönetimlerin ve işçi sendikalarının temsilcilerinden oluşuyor. 140 üzerinden 71 oyu alan aday doğrudan üniversite başkanı seçiliyor.

Rouen Üniversitesi'nin Türk başkanı Prof. Dr. Cafer Özkul, yeni yasanın seçimle iş başına gelen rektörleri daha etkin ve yetkin kıldığını belirterek başkanların yetkilerinin artırıldığını ifade ediyor. Yeni yasa, önemi artırılan İdari Kurul'un üye sayısını yarıya indiriyor. Fransa'da YÖK gibi üniversiteler üzerinde yetki sahibi olan bir kurumun olmadığını ifade eden Prof. Özkul, üniversiteleri ortak bir çatı altında toplayan bir Üniversite Başkanları Konferansı'nın (CPU) olduğunu belirtiyor.

Fakat bu kurulun üniversitelerin yönetiminde ya da organizasyonunda hiçbir yetkisi bulunmuyor. Cafer Özkül, kendisinin de üye olduğu CPU'yü 'görüş alıverişinin yapıldığı bir iştişare organı' olarak görüyor. CPU'ye yükseköğretimden sorumlu bakan başkanlık yapıyor.


3 Ekim 2007 Çarşamba

Üniversite için Son Şans

Üniversitelerdeki boş kontenjanlara yapılacak ek yerleştirme için başvuru süresi yarın sona erecek. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), üniversitelere ÖSS merkezi yerleştirme sonucunda boş kalan, yerleştirilen adayların kayıt yaptırmaması nedeniyle boşalan ve 2007-ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu yayınlandıktan sonra açılan yükseköğretim programlarının kontenjanlarına ek yerleştirme yapacak.

Ek yerleştirmeye başvurabilmek için 2007-ÖSYS merkezi yerleştirmede hiçbir yere yerleştirilmemiş (veya Açıköğretim Fakültesinin kontenjansız programlarına yerleştirilmiş) olmak gerekiyor.

2007-ÖSYS'de sadece sınavsız geçiş için başvuran adaylardan Açıköğretimin kontenjansız programları hariç bir yükseköğretim programına yerleşmemiş olanlar da 2007-ÖSYS ek yerleştirmeye başvurabilecekler. 2007 yılında özel yetenek sınavı ile öğrenci alan yükseköğretim programlarına kesin kayıt yaptırmış olanlar da ek yerleştirmeye başvurabilecekler 2007-ÖSYS merkezi yerleştirmede bir yükseköğretim programına yerleştirilmiş olan adaylar (Açıköğretim Fakültesinin kontenjansız programlarına yerleşenler hariç) ek yerleştirme için başvuramayacak.

Adaylar ek yerleştirme için hazırlanan kılavuzu ÖSYM'nin sınav merkezi yöneticiliklerinden 3 YTL karşılığında satın alabilecekler veya ÖSYM'nin ''osym.gov.tr'' adresinden ulaşılabilen internet sitesinde görebilecekler. Tercih işlemleri, başvuru merkezleri aracılığıyla veya kişisel olarak internet üzerinden yapılacak.

Postayla ÖSYM'ye gönderilen tercih formları, işleme alınmayacak. Ek yerleştirme işlemleri, ''2007 ÖSS Öğrenci Seçme Sınavı Kılavuzu'', ''2007 ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'' ile ''2007 ÖSYS Yükseköğretim Programlarına Ek Yerleştirme Kılavuzu''nda belirtilen esaslara göre yapılacak. Üniversitelerin ön lisans programlarında toplam 48 bin 753, lisans programlarında ise 18 bin 954 olmak üzere toplam 67 bin 707 boş kontenjan bulunuyor.

2 Ekim 2007 Salı

En az mezun Türkiye'de


OECD'nin eğitim raporu Türkiye'deki yükseköğrenim fotoğrafını ele verdi: 30 ülke arasında üniversite mezunu oranında sonuncuyuz. Genel ortalama yüzde 36, Türkiye'nin ortalaması yüzde 11. Şimdi beklenti yeni açılan üniversitelerde.

En az mezun Türkiye''de

Türkiye üniversite mezunu bakımından 30 OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) ülkesi arasında sonuncu çıktı. Merkezi Paris'te olan OECD "Eğitime Bakış 2007" raporunu açıkladı. Rapor, Türkiye'nin yüzde 11,2 yükseköğretim mezuniyet oranı ile OECD ülkeleri arasında son sırada yer aldığını gösterdi. OECD ülkelerinin genel ortalaması yüzde 36,4 olarak belirlendi. Türkiye'yi, yüzde 18 ile OECD çalışmalarına ortak üye statüsüyle katılan Slovenya izliyor.

BURSLARDA DURUM İYİ

OECD ülkelerinde yükseköğretim seviyesinde kişi başına ortalama harcama 7 bin 664 dolar olurken, Türkiye'de bu miktar 4 bin 231 dolarda kaldı. Türkiye Yunanistan, İtalya ve Polonya ile birlikte yükseköğretim seviyesinde kişi başına ortalama harcama listesinin sonunda yer alıyor. Türkiye'de öğrencilere sağlanan yükseköğrenim bursu ise OECD ülkelerinin ortalamasının üzerinde. OECD ülkeleri ortalama olarak öğrencilerin yüzde 18,1'ine burs sağlarken, Türkiye bu oranı yüzde 19,3'e kadar yükseltti.

YÖK MUHALEFETTE

Yükseköğretime başlayanların mezun olmadaki oranlarında ise OECD oranlarının üzerinde olduğumuz ortaya çıktı. OECD ortalaması yüzde 70 olan bu oran, Türkiye'de yüzde 76.

Türkiye genç nüfusuna rağmen bu nüfusun içerisindeki üniversiteli oranının düşüklüğü ile dikkat çekerken, yeni kurulan 32 devlet, 7 vakıf üniversitesiyle mezun sayısı artacak. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik geçtiğimiz günlerde 9 ilde daha üniversite açılacağını duyururken, hükümet programı çerçevesinde 81 ilde üniversite kurulması ile, daha çok üniversite diplomalı kalifiye işgücüne sahip olunması hedefleniyor. YÖK ise yeni kurulan üniversitelere muhalefet ediyor. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, yeni üniversite açılmasını "seçim yatırımı" olarak değerlendirmişti.

Yeni Şafak