af etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
af etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2008 Cuma

YÖK öğrenci affı Açıklaması


Kendi isteğiyle okuldan ayrılan öğrenciler de aftan yararlanacak

Yükseköğretim Kurulu, okuldan atılma ihtimali olan üniversite öğrencilerini sevindirecek bir karar verdi. 28 Ekim'de yürürlüğe giren Öğrenci Affı Yasası'nı genişleten YÖK, bu tarihten sonra kendi isteğiyle okuldan ayrılanları da af kapsamına aldı.Öğrenciler, 28 Aralık'a kadar af başvurusunda bulunabilecek.

YÖK, üniversitelerin tereddüde düştüğü ihtilaflı bir konuyu öğrenci lehine karara bağladı. Buna göre halen üniversiteden atılma tehlikesi bulunan veya başarılı olamayacağına kanaat getiren öğrenciler kendi istekleriyle üniversiteden ayrılırsa aftan yararlanabilecek.


28 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren yasa, 7 Haziran 1995'ten bu yana her ne sebeple olursa olsun üniversiteden ilişiği kesilen öğrencileri kapsıyor. Kanun, çıktığı tarihten itibaren 2 aylık başvuru süresi içerisinde 'okul tarafından ilişiği kesilenleri' de içeriyor. Ancak üniversitelerde yasa çıktıktan sonra 'kendi isteğiyle üniversiteden ayrılan' öğrencilerin bu kapsamda olmadığı yönünde ihtilaf çıkmıştı. YÖK Yürütme Kurulu, 26 Kasım'da yaptığı toplantıda kendi istekleriyle 28 Aralık'a kadar üniversiteden ayrılacak öğrencileri de af kapsamına aldı.

Öte yandan Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrak, aftan yararlanacak öğrencilere kredi borçlarını erteleme çağrısı yaptı. Kurumun son yıllarda kredi borçlarını yakından takip ettiğini hatırlatan Albayrak, şunları söyledi: "Bu kişiler yeniden öğrenci olduklarına göre öğrenim ve katkı kredi borçlarının tahsilini erteleyeceğiz. Ancak bu durumdaki öğrencilerin bize başvurmaları lazım. Tabii bu kişilerin herhangi bir işte çalışmıyor olmaları gerekiyor."

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı eğitim kurumları (GATA, harp okulları ve astsubay meslek yüksekokulları) ile polis akademisi ve bağlı yükseköğretim kurumlarında önlisans ve lisans öğrenimi görenler de aftan yararlanabiliyor. Ancak bu öğrenciler askerî ve polis okullarına değil, normal üniversitelerin bölümlerine yerleştiriliyor. Bu durumdaki öğrencilerin YÖK'e başvurması gerekiyor.

Aftan yararlanacak öğrencilere, devam şartını yerine getirmedikleri dersler için bir öğretim yılı, dönemlik dersler için 1 dönem devam etme ve 4 sınav hakkı tanınıyor. Not ortalaması nedeniyle mezun olamayanlara, istedikleri 3 dersten not yükseltmek için 2 sınav hakkı veriliyor. Yüksek lisans öğrencileri için bir, doktora için de 3 yıl tez hazırlama süresi tanınıyor.


13 Ekim 2008 Pazartesi

İşte öğrenci affının tüm ayrıntıları

Üniversitelerde öğrenci affını düzenleyen kanun tasarısı, yarın TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülecek.

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, Türkiye'de 1983 yılından bu yana, neredeyse her 1,5 yılda bir af çıkartıldığını anımsatarak, affın başlangıç tarihi ile ilgili olarak, ''(af tarihi, 1950'den başlasın) diyenler var. Belli süre içinde insanlar üniversiteleri boşaltmazsa, geriden gelen gençlere yer açmak mümkün olmaz'' dedi.

Öğrenci affına ilişkin soruları yanıtlayan Sağlam, TBMM'ye sunulan tasarının neler getirdiğini anlattı.

Tasarıda, 28 Haziran 2000 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun üniversiteden ilişiği kesilenlere, 2 ay içerisinde başvurmaları halinde aftan yararlanabilmelerine imkan tanındığını ifade eden Sağlam, ön lisans ve lisans düzeyinde ilişiği kesilenlere; devam şartını yerine getirmedikleri dersler için bir eğitim öğretim yılı, dönemlik dersler için bir dönem devam etme ve 4 sınav hakkı verildiğini bildirdi.

Sağlam, açık öğretim sistemi ile öğrenim yapılan ön lisans, lisans tamamlama ve lisans programlarından kaydı silinenler de bu haktan yararlanacağını bildirerek, aftan yararlanacakların askerliğinin tecil edilebileceğini, öğrenim kredisi veya katkı kredisi borcu bulunanların da borçlarının erteleneceğini kaydetti.

Tasarının, ön lisans, intibak sınıfları, lisans tamamlama, 4 yıllık lisans eğitimi, pedegojik formasyon, lisansüstü eğitim, tıpta uzmanlık ve sanatta yeterlilik gibi yükseköğretimdeki tüm alanları kapsadığını vurgulayan Sağlam, ''Tasarı çok ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş ve geniş tutulmuş. Kapsamı daha fazla olamazdı, bütün ayrıntıyı vermişler'' dedi.

YAKLAŞIK 164 BİN KİŞİ YARARLANMIŞ

Sağlam, 1983 yılından bu yana öğrenci affıyla ilgili 9 ayrı kanun çıkartıldığını anımsatarak, şöyle devam etti:
''Bu kanunlardan 163 bin 851 öğrenci faydalanmış. Türkiye'de 1983 yılından bu yana, neredeyse her 1,5 yılda bir af çıkartılmış. Bunun sonu yok. Her insanın kendine göre mazeretinin olmasını anlayışla karşılarım. Ama her insanın mazeretine göre kanun tarihini koyamazsınız. En büyük tartışma da buradan çıkıyor. 'Af tarihi, 1950'den başlasın' diyenler var. Bana bu yönde müracaat eden, 74 yaşında insan var. Bir düzenleme yapılırken, uygulamaya da bakmak lazım. Geçmişte öyle haller oldu ki aftan yararlanan insan üniversiteye gittiği zaman, kendi sınıf arkadaşı fakültenin dekanı olmuş... Bir de geride bekleyen çocukları var. Üniversitelerdeki kontenjan sıkıntıları malum. Belli süre içerisinde insanlar, üniversiteleri boşaltmazsa, geriden gelen gençlere yer açmak mümkün olmaz. Dolayısıyla işin popülist tarafını düşünürseniz, yararlanma tarihinin geriye gitmesi için birçok tartışma olacaktır. Bir adama ne kadar şans verilir, ne kadar geriye gidilir? Bunun da bir sınırı olmalı. Üniversitelerimiz zaten af meselesine hiç sıcak bakmıyorlar. YÖK Başkanı olduğum dönemde, 'Bunlara son verilsin' diye bir düzenleme yapıldı. Öğrenciler bize 'Tek dersten atıldım' diye gelirdi. Yıllardır, artık 'tek dersten atılma' diye bir şey kalmadı. Mezuniyet için 3 derse indirenlerin de 2 yıl ilave hakları var. Bütün bunlardan sonra başarısızlıkta okuldan atılma oluyor. Bunları da düşündüğünüz zaman bir insanın 7-8, bazen de 9 yıl bir üniversitenin kadrosunu işgal ettiğini görüyorsunuz. Arkadan gelen daha çalışkan çocukları da düşünmek lazım.''

''TARİHİN GERİYE ÇEKİLMESİ İÇİN BİR ŞEY SÖYLEMEM''

Mehmet Sağlam, komisyon toplanmadan, kapsamın genişletilmesine ilişkin taleplere bir şey söylemek istemediğini belirterek, ''Komisyon Başkanı olarak peşinen, 'Şuna karşıyım, buna karşıyım' demem doğru olmaz. Ama olabilecek en kapsamlı affı hazırlamışlar. Bu şekliyle herkesin sorununa çözüm getireceği kanaatindeyim. Ama tabii ki işin Komisyon, TBMM Genel Kurulu tarafı var. Ne çıkar? Onu bilemiyorum'' diye konuştu.

Kendi kişisel fikrinin sorulması üzerine de Sağlam, ''Benim için bir öğrenci de önemlidir. Kendi çocuğunuz olduğu zaman anlarsınız. Birini kazanmak için yapılanlara hiçbir zaman karşı çıkmam'' dedi.

Bu düzenlemeden kaç öğrencinin yararlanacağının henüz bilinmediğini de dile getiren Sağlam, 2000 yılından bu yana ''kimler üniversiteden atılmış'' diye bir çalışma yapılması gerektiğini söyledi.
''Bu da en güzel, başvuru yapanlardan anlaşılır'' diyen Sağlam, geçmişte af başına düşen öğrenci sayısının 18 bin civarında olduğunu bildirdi.
Sağlam, ''Kamuoyuna öğrenci affından 600, 800 bin kişi yararlanacak'' gibi mesajlar verildiğine dikkati çekerek, ''Kanun teklifi veren muhalefetteki arkadaşlar, '600, 800 bin kişi yararlanacak' diye açıklama yapıyorlar. Bu tür beyanlar gereksiz bir baskı oluşturuyor. 18 bin kişi az rakam değil. Ama bir de üniversiteye girmek için bekleyen gençleri düşünmek lazım'' dedi.

Türkiye'de ilişiği kesilen öğrencilerle ilgili yapılan düzenlemelerin, hep ''af'' olarak nitelendirilmesini de eleştiren Sağlam, Hükümetin TBMM'ye gönderdiği tasarıya ''imkan yasası'' olarak nitelendirdi.


Star Gazete


24 Şubat 2008 Pazar

Parlak Eksik Nottan Vazgeçti Direkt Devlete Meydan Okudu!!!

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, Gül'ün onayına rağmen başörtülü öğrencilerin yarın İstanbul Üniversitesi kapısından geri çevrileceğini söyledi.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, başörtüsü yasağına son veren yasal düzenlemenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylandıktan sonra resmi gazetede yayınlanmasına rağmen, başörtülü öğrencilerin yarın İstanbul Üniversitesi kapısından geri çevrileceğini söyledi.

Bayburt Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından Yeşilköy Polat Renaissance Otel'de düzenlenen geceye katılan İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak, başörtüsü konusunda tavrını ortaya koydu. TBMM'den rekor oyla geçen, üniversitelerde başörtüsü yasağını sona erdirmesi düşünülen 10. ve 42. madde ile ilgili düzenleme Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da onaylanmıştı.

Kararın Resmi Gazete'de yayınlanmasının ardından üniversitelerde yarın nasıl bir tavır izleneceği merak ediliyor. İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak, YÖK'ün ek 17. maddesi değişmediği sürece öğrencilerin başörtüsü ile üniversiteye alınmayacağını savundu.

Rektör Parlak, konuşmasında, "Bu yasa geçmişteki uygulamayı ortadan kaldırmıyor. Ek 17. madde değişirse o zaman yapılacak bir şey yok" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu hatırlatan Parlak, "Bu hukuk devletinde bürokrat olarak görev yapıyoruz. Hiç kimse yargının üzerinde değildir" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül'ün imzaladığı 10. ve 42. maddenin başörtüsü yasağını AİHM'nin ifade ettiği boyutu ortadan kaldırmayacağını savunan Parlak, "17. madde değişmedikçe öğrenciler ile ilgili herhangi bir değişiklik olmayacak. Geçmişte nasıl giriyorlarsa bu evlatlarımız yarın da aynı şekilde girecekler. Başörtüsü ile içeri alınmayacaklar" diye konuştu.

Yasakçı üniversiteden tuhaf gerekçe: 'Hukukun üstünlüğü ve toplumsal barış için Anayasa'ya uymuyoruz!'


Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliği Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmesine rağmen, bazı rektörler düzenlemeye direniyor.

Fakülte kapılarına bir yazı asarak 'başörtülü öğrencilerin kampusa alınmayacağını' duyuran Marmara Üniversitesi, ilginç bir gerekçe sundu. Anayasadaki değişikliği dikkate almayan üniversite senatosu, 'hukukun üstünlüğüne duydukları saygı ve toplumsal barış için' yasakçı uygulamaya devam edeceklerini belirtti. Açık öğretim fakültesi derslerine giren başörtülü öğrenciler dün okula alınmadı.

Kapıya asılan 15 Şubat tarihli senato kararında, şu ifadeler yer alıyor: "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapan 5735 sayılı 9 Şubat 2008 kabul tarihli yasanın yürürlüğe girmesi durumunda Anayasa'daki değişikliklerin doğrudan uygulanabilir hüküm içermemesi nedeniyle öğrenci kılık kıyafeti konusunda üniversitemizdeki uygulama 2547 sayılı kanunun ilgili maddelerinde yeni bir düzenleme yapılana kadar hukukun üstünlüğüne olan saygımız ve toplumsal barış açısından gerekli olduğunun kamuoyuna duyurulmasına oybirliği ile karar verilmiştir." Derse girmek isteyen öğrenciler, oluşturulan kulübede başlarını açarak okula girebildi. Marmara Üniversitesi Rektörü Necla Pur, bir dönem CHP Parti Meclisi üyeliği yapmıştı. Pur, rektör seçilince CHP'deki görevinden istifa ettiğini açıklamıştı.

4 Şubat 2008 Pazartesi

Üniversitelerde sadece yasakçı akademisyen yok



Başörtüsü yasağının kaldırılması amacıyla öğretim görevlileri cephesinden başlayan "Özgürlük Bildirisi"ne 5 günde bin 500'ün üzerinde imza atıldı. 110 üniversitede imza sayısının 5 bini bulmasının beklendiği bildiriliyor.

Son dönemde türban sorununun Anayasa'ya girmesi ve Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından yapılan sert açıklamalara karşın, ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı ile Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şaban Çalış öncülüğünde "Özgürlük Bildirisi" adı altında bir çalışma başlatıldı. Üniversitelerdeki başörtü yasağına karşı yayınlanan bildiride, her ülkede olduğu gibi üniversitelerde kılık kıyafet serbestliğinin hiçbir din, inanç, düşünce, ırk ve cinsiyet ayrımı yapılmadan tanınması gerektiği belirtiliyor.

http://universitedeozgurluk.blogspot.com adlı sitede yayınlanan bildiriye şimdiye kadar bin 503 öğretim üyesi imza atarken, sayının 5 binin üzerine çıkması bekleniyor. Özgürlük Bildirisi öncülerinden Prof Dr. İhsan Dağı, hedef olarak bir sayı belirlemediklerini kaydederken, asıl amacın, üniversiteler arasında özgürlükçü düşünen öğretim görevlilerinin de olduğunu göstermek olduğunu ifade etti. Dağı, "Hedefimiz belli bir rakama ulaşmak değil. Şu anda bu rakam bin 500 olmasa 100 bile olsa aslında bir şeyleri göstermiş olurdu. Burada gösterilmek istenen üniversitelerde sadece yasakçı öğretim üyelerinin bulunmadığının gösterilmesidir. İnsanlar bu üniversitelerin özgür mekanlar olmasını istiyor. Bizler de buraların sadece bilimin tartışıldığı yerler olmasını istiyoruz" dedi.

- "AMACIMIZA ULAŞTIK"-

Özgürlük Bildirisi'ne atılan imzalar ile bazı rektörlerin "yasakçı tutumunun" üniversite tabanından destek görmediğini göstermeyi amaçladıklarını ifade eden Dağı, "Ve bu amacımıza ulaştık" dedi. Bildiriye imza atanlar arasından Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Levent Köker, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Nesin, ODTÜ Öğretim üyesi Prof. Dr. Nuri Yurdusev gibi isimler de bulunuyor. Şu anda 2007 yılında kurulan 17 üniversite ile beraber Türkiye'de 110 üniversite bulunuyor.

Ali Nesin: Başörtüsü yasağı topluma hakarettir


04/02/2008

Üniversitelerde başörtüsü yasağını protesto eden öğretim üyelerine destek veren ve bildiriye imza atan Aziz Nesin'in oğlu Ali Nesin, Türkiye'nin yasaklar yüzünden tam anlamıyla laik olamayacağını dile getirdi.

Nesin, "Bu yasak, toplumun bir kesimine 'siz üniversiteye yakışmıyorsunuz' diyerek hakaret ettiğinden dolayı güzel bir şey değildir." ifadelerini kullandı. Bildiriye imza attığı için kendisine gelen tepkiler üzerine yazılı bir açıklama yapan Ali Nesin, 18 yaşını bitirip rüştünü ispatlamış birinin kılık kıyafetinden dolayı üniversiteye alınmamasının her şeyden önce etik bakımından yanlış olduğunu vurguladı. Nesin, "Kimsenin kimseyi düşüncesinden, inancından, giysisinden ve yaşam biçiminden dolayı üniversiteden men etmeye hakkı yoktur. Eğer yasaklarla Türkiye'nin daha laik olacağı düşünülüyorsa bu düşünce baştan aşağı yanlıştır." dedi. Yasağın toplumu gereksiz yere kamplara böldüğünü ifade eden Nesin, şöyle konuştu: "Bu yasak toplumun bir kesimine 'siz üniversiteye yakışmıyorsunuz' diyerek hakaret ettiğinden dolayı güzel bir şey değildir. Bu yasak ne doğrudur, ne iyidir ne de güzeldir. Demokrasi, engebeli bir yoldur. Bu yolu yasaklarla düzleştirmeye çalışmak beyhude bir davranıştır." Nesin, oyuna gelenin kendisi olmadığını da belirterek, "Asıl oyuna gelenler gerçekte var olmayan ve artık trajikomediye dönüşen bu saçmasapan türban sorununu siyasetin ve hayatlarının merkezine oturtanlardır." ifadelerini kullandı. İstanbul, Zaman

Yasakçı rektörden fetva: Türban farz değil, kızlarımız bunu kaza saysın

Yasakçı rektörden fetva: Türban farz değil, kızlarımız bunu kaza saysın İstanbul, Zaman
04/02/2008

Türbana karşı bildiri hazırlayan rektörler, Habertürk Televizyonunda yayınlanan Basın Kulübü'nde gazetecilerin sorularını cevapladı.

Bu mağduriyeti nasıl aşmamız gerekiyor? Sorusuna başı örtmenin farz olmadığını iddia eden Prof. Dr. Nusret Aras, " Türban farz değil. İslam dininde kaza uygulaması var. Bu kızlarımız bunu bir kaza olarak saymalıdırlar." cevabını verdi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın ise üniversitesine Museviliğin sembolü olan 'kipa' ile girilmesinde hiçbir sorun olmayacağını belirtti.

Rektörler, derslere alınmayan başörtülü öğrencilerin başlarını açarak derslere girebileceklerini söyledi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın ise üniversitesine kipa ile girilmesinde bir sorun olmayacağını söyledi. Prof Akaydın, "Müslüman bir ülke olduğumuz için türban yasağını savunuyorum. "Ben Hristiyan bir ülkenin rektörü olsam uğraşmam bu işle." Diyen Akaydın, "Benim üniversiteme kipayla girsinler hiç sorun olmaz, Müslüman bir ülke olduğumuz için baskı oluşacak. Bunu da yanlış yere çekmesinler kipayla gelen yüzde 20 olsa onu da yasaklarım." Şeklinde konuştu. Prof. Dr. Aras, "İslam dininde kaza uygulaması var. Bu kızlarımız bunu bir kaza olarak saymalıdırlar. Bu bir farz değildir. Dünyada 1,5 milyar Müslüman var. Bunların birçoğu en temel farzlardan Hac vazifesini yapamıyor. Bu durumda bu kişiler Müslüman değil mi?" şeklinde konuştu. Üniversitelere hiç kimsenin dinsel kisveleriyle girmediğini iddia eden Aras, "Biz kimsenin dini inançlarına karşı değiliz. Ülkede Alevi vatandaşlar da var. 14 milyon civarında Alevi var. 500 bin öğrencinin Alevi olduğunu tespit ederseniz bunların dinsel simgeleriyle üniversiteye girmeleri doğru olur mu? Dinimizi yaşayacağız demek laikliğin ihlalinin kendisidir." iddiasında bulundu.

16 Ocak 2008 Çarşamba

Dikey geçiş mağdurları çözüm bekliyor


İntibak sürecinde bir dersten kalarak okuldan atılan dikey geçiş mağdurları çıkış yolu arıyor.

Geçen ay Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlülüğe giren yönetmelik neticesinde, intibak sürecinde iki derse kadar zayıfı olan öğrencilere bir üst sınıfa geçme olanağı tanındı. Daha önce mağdur olan dikey geçiş mağdurları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan (MEB) mağduriyetlerinin giderilmesi için talepte bulundu.Dikey geçiş mağdurları çözüm bekliyor

“Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, 16 Aralık 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlülüğe girdi. Önceki yönetmeliğe göre, üniversitelerin ön lisans programından lisans programlarına dikey geçiş yapan öğrenciler 1 yıl intibak sürecine sokuluyor ve bu süreçte öğrencinin hiçbir dersten kalmaması gerekiyordu. Yapılan yönetmelik değişikliği neticesinde, 2 derse kadar zayıfı bulunan öğrencilerin bir üst sınıfa geçmesi sağlandı. Buna karşın yönetmeliğin; yayımlandığı tarih itibariyle geçerli olması nedeniyle daha önce mağdur olan öğrenciler bu haktan yararlanamayacak. “www.af2007.com” isimli eğitim portalı aracılığıyla MEB ve YÖK’e başvuruda bulunan dikey geçiş mağdurları, mağduriyetlerinin giderilmesini istedi.

Yönetmelik değişikliği öncesi, intibak süresinde bir dersten kaldıkları için okuldan atılan dikey geçiş öğrencileri arasında, okul birincileri ve sağlık sorunları nedeniyle okula devam edemediklerini belirten öğrenciler de bulunuyor.

16 Aralık 2007 Pazar

Dikey Geçiş Yönetmeliği Değişti

Dikey Geçiş Yönetmeliği Değişti
adaylar1Meslek yüksekokulları ve açıköğretim ön lisans programlarından mezun olan başarılı öğrencilerin örgün öğretim ve açıköğretim lisans programlarına dikey geçiş yapmalarını düzenleyen yönetmelik değişti. Yönetmelikte iki yeni düzenleme göze çarpmaktadır. Bu düzenlemelerden en önemlisi "dikey geçiş için yapılacak sınavlara en çok üç kez girebilirler" şeklindeki sınırlamanın kaldırılmasıdır. Devamı için başlığa tıklayınız.
16 Aralık 2007 09:53

16 Aralık 2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan düzenleme ile Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmeliği değiştirilmiştir. Değişikliğe göre;

1- Dikey geçiş sonrasında, Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına alınan öğrencilerden, programda başarısız olanların üniversite ile ilişiklerinin kesilmesi uygulamasına son verilmiştir. Yapılan yeni düzenlemeye göre sadece iki dersten fazla dersten başarısız olan öğrencinin ilişiği kesilecektir. En fazla iki dersten başarısız olan öğrenciler ise başarısız oldukları dersleri üçüncü sınıfta almak kaydıyla, üçüncü sınıfa kaydedileceklerdir.


2- Yönetmeliğin 4. maddesi kaldırılmıştır. Bu madde şu şekildedir. "
Dikey Geçiş İçin Başvuru Koşulları
MADDE 4 – (Değişik: RG-20/03/2007-26468)
Bu Yönetmeliğin 2 nci maddesi kapsamındaki yükseköğretim programlarına dikey geçiş için başvuracak adaylar dikey geçiş için yapılacak sınavlara en çok üç kez girebilirler."

Kaldırılan bu düzenleme ile DGS'ye girişlerideki en çok 3 kez girebilme sınırı kaldırılmıştır.

İŞTE 16 ARALIK 2007 TARİHİNDE YAYIMLANAN DÜZENLEME

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından:

MESLEK YÜKSEKOKULLARI VE AÇIKÖĞRETİM ÖN LİSANS PROGRAMLARI MEZUNLARININ LİSANS ÖĞRENİMİNE DEVAMLARI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 19/2/2002 tarihli ve 24676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 9 – Lisans öğrenimine başlama hakkını elde eden öğrencilere üniversitelerince Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı uygulanır. Bu programda öğrenciye birinci ve ikinci sınıflardan eksik olduğu alanlarda ders sorumluluğu yüklenir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi iki yarıyıldır. Ancak öğrencilerin okudukları derslerin özellikleri, yıllık ders programları, öğretim elemanları ve hazırlık programındaki durumları dikkate alınarak Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi istisnai olarak bir yarıyıl daha uzatılabilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programını başarıyla tamamlayan öğrencilerin üniversitelerin üçüncü sınıfına kayıtları yapılır. Programda aldığı derslerden en fazla iki dersten başarısız olan öğrenciler, başarısız oldukları dersleri üçüncü sınıfta almak kaydıyla, üçüncü sınıfa kaydedilirler; iki dersten fazla dersten başarısız olanların ise üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı uygulanan açıköğretim lisans programlarında başarısız olanların üniversite ile ilişiği kesilmez. Yabancı dille öğretim yapılan programlarda öğrencilerin Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına başlayabilmeleri için üniversitenin yapacağı yabancı dil muafiyet sınavını geçmeleri veya yabancı dil hazırlık sınıfına devam ederek başarılı olmaları gerekir. Yabancı dil hazırlık programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Gerek yabancı dil hazırlık eğitimi ve gerekse Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresinde öğrenciler tüm öğrencilik haklarından aynen yararlanırlar. Yabancı Dil Hazırlık Sınıfında başarısız olarak ilişiği kesilen öğrenciler, Türkçe eğitim yapan aynı adlı yükseköğretim programlarına ÖSYM'ce yerleştirilebilirler."

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

ESKİ MADDE HÜKMÜ

Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı

MADDE 9 – (Değişik: RG-20/05/2006-26173)
Lisans öğrenimine başlama hakkını elde eden öğrencilere üniversitelerince uygulanır. Bu programda öğrenciye birinci ve ikinci sınıflardan eksik olduğu alanlarda ders sorumluluğu yüklenir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi iki yarıyıldır. Ancak öğrencilerin okudukları derslerin özellikleri, yıllık ders programları, öğretim elemanları ve hazırlık programındaki durumları dikkate alınarak Lisans Öğrenimine Hazırlık Programının süresi istisnai olarak bir yarıyıl daha uzatılabilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programını başarıyla tamamlayan öğrencilerin üniversitelerin üçüncü sınıfına kayıtları yapılır, başarısız olanların ise üniversite ile ilişiği kesilir. Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı uygulanan açıköğretim lisans programlarında başarısız olanların üniversite ile ilişiği kesilmez. Yabancı dille öğretim yapılan programlarda öğrencilerin Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına başlayabilmeleri için üniversitenin yapacağı yabancı dil muafiyet sınavını geçmeleri veya yabancı dil hazırlık sınıfına devam ederek başarılı olmaları gerekir. Yabancı dil hazırlık programı süresince öğrenci, ilgili üniversitenin öğretim ve sınav yönetmeliğine tabi olur. Gerek yabancı dil hazırlık eğitimi ve gerekse Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı süresinde öğrenciler tüm öğrencilik haklarından aynen yararlanırlar. Yabancı Dil Hazırlık Sınıfında başarısız olarak ilişiği kesilen öğrenciler, Türkçe
Lisans Öğrenimine Hazırlık Programıeğitim yapan aynı adlı yükseköğretim programlarına ÖSYM'ce yerleştirilebilirler.

2 Ekim 2007 Salı

En az mezun Türkiye'de


OECD'nin eğitim raporu Türkiye'deki yükseköğrenim fotoğrafını ele verdi: 30 ülke arasında üniversite mezunu oranında sonuncuyuz. Genel ortalama yüzde 36, Türkiye'nin ortalaması yüzde 11. Şimdi beklenti yeni açılan üniversitelerde.

En az mezun Türkiye''de

Türkiye üniversite mezunu bakımından 30 OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) ülkesi arasında sonuncu çıktı. Merkezi Paris'te olan OECD "Eğitime Bakış 2007" raporunu açıkladı. Rapor, Türkiye'nin yüzde 11,2 yükseköğretim mezuniyet oranı ile OECD ülkeleri arasında son sırada yer aldığını gösterdi. OECD ülkelerinin genel ortalaması yüzde 36,4 olarak belirlendi. Türkiye'yi, yüzde 18 ile OECD çalışmalarına ortak üye statüsüyle katılan Slovenya izliyor.

BURSLARDA DURUM İYİ

OECD ülkelerinde yükseköğretim seviyesinde kişi başına ortalama harcama 7 bin 664 dolar olurken, Türkiye'de bu miktar 4 bin 231 dolarda kaldı. Türkiye Yunanistan, İtalya ve Polonya ile birlikte yükseköğretim seviyesinde kişi başına ortalama harcama listesinin sonunda yer alıyor. Türkiye'de öğrencilere sağlanan yükseköğrenim bursu ise OECD ülkelerinin ortalamasının üzerinde. OECD ülkeleri ortalama olarak öğrencilerin yüzde 18,1'ine burs sağlarken, Türkiye bu oranı yüzde 19,3'e kadar yükseltti.

YÖK MUHALEFETTE

Yükseköğretime başlayanların mezun olmadaki oranlarında ise OECD oranlarının üzerinde olduğumuz ortaya çıktı. OECD ortalaması yüzde 70 olan bu oran, Türkiye'de yüzde 76.

Türkiye genç nüfusuna rağmen bu nüfusun içerisindeki üniversiteli oranının düşüklüğü ile dikkat çekerken, yeni kurulan 32 devlet, 7 vakıf üniversitesiyle mezun sayısı artacak. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik geçtiğimiz günlerde 9 ilde daha üniversite açılacağını duyururken, hükümet programı çerçevesinde 81 ilde üniversite kurulması ile, daha çok üniversite diplomalı kalifiye işgücüne sahip olunması hedefleniyor. YÖK ise yeni kurulan üniversitelere muhalefet ediyor. YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, yeni üniversite açılmasını "seçim yatırımı" olarak değerlendirmişti.

Yeni Şafak

21 Eylül 2007 Cuma

Şu Üniversitelilerin Haline Bak

afGazi Üniversitesi, üniversite öğrencilerinin profilini çıkartmak için yaptığı geniş araştırmada çarpıcı sonuçlara ulaştı.

Gazi Üniversitesi Öğrenci Danışma Merkezi’nin 34 bin öğrenci ile yaptığı görüşme sonucunda aşağıdaki sonuçlar ortaya çıktı;- Öğrencilerin %63.66’lık kısmı kent kökenli %36.34’lük kısmı ise taşra kökenli. Üniversiteye kayıt yaptıran öğrenciler arasında yapılan cinsiyet araştırmasında, kız öğrenciler batı'dan erkek öğrenciler doğu'dan geliyor.- Öğrenciler eğitim durumu düşük ebeveynlere sahipler. Özellikle anne-baba eğitim durumları ilköğretim düzeyinde olduğu görülüyor.Baba eğitim düzeyi %31.57 iken ilkokul mezuniyet oranı anne eğitim düzeyi ise %47.33. Öğrenci ebeveynlerinin eğitim durumlarında görülen bu durum, genel öğrenci profilinin toplumun daha çok alt tabakasını, bir ölçüde de orta tabakasını oluşturan nüfus kesitiyle kesiştiği ortaya çıkıyor.

ÖĞRENCİLERİN YARISINDAN FAZLASI 300 YTL VE ALTINDA HARÇLIKLA GEÇİNİYOR- Gazi Üniversitesi’nde eğitim gören öğrencilerin aile aylı gelirlerinin %30.40 700-1000 YTL ve %28.29 450-700 YTL arasında değişiyor. - Üniversite öğrencilerinin %90’lık bölümünün herhangi bir işte çalışmadığı, gelirlerini ailelerinden ve burslardan karşılıyor. - Ağırlıklı olarak düşük eğitim düzeyli ve kır kökenli ailelerden gelen gençlerin, yüksek eğitim düzeyli ve kentli ailelerden gelen gençlere göre yönlendirilmelere çok daha açık olduğu görülüyor. Öğrencilerin geldikleri ortam sebebiyle de yeni ortama ayak uydurabilmek için çevresindekileri taklit ettikleri, çevresinden esinlenerek etki altında kaldıkları görülüyor.- Öğrencilerin elde ettikleri gelir aileleri ile paralellik gösteriyor. Orta ve alt gelir guruplarından gelen öğrenciler, ailelerin kendilerine ayırdıkları bütçe çerçevesinde üniversite yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Öğrencilerin; aileleri gibi harcamalarını kısıtlı yaptıkları, ancak sınırlı yaşamın öğrencileri mutsuz etmediği görülüyor. Üstelik öğrenciler arasında gençlerin çoğu zaman içinde bulundukları zorlukları dışa vurmayı onursuzluk olarak algıladıkları, dolayısıyla da hoşnutsuzluklarını belirtmedikleri görülüyor.
EN POPÜLER KİTLE İLETİŞİM ARACI TELEVİZYON/_newsimages/4121116.jpg

- Öğrenciler arasında en popüler kitle iletişim aracı televizyon. Televizyondan sonra radyo ikinci sırada yer alıyor. Üniversite öğrencilerinin gazete okuma alışkanlığı ise %93. Öğrencilerin tercih ettikleri televizyon programları arasında haber ve tartışma programları ilk sırada yer alıyor. Televizyonda sinema ikinci, yerli diziler ise üçüncü sırada yer alıyor. - Öğrencilerin %24.94 lük oranı sinemaya hiç gitmiyor. Ayda bir gidenlerin oranı ise %37.22. Özellikle tiyatro, opera ve baleye gitme oranı ise neredeyse yok gibi. Öğrencilerin %72’si bu tür kültürel aktivitelere hiç katılmıyor. - Son yıllarda kullanımı oldukça yaygınlaşan internete erişim olanağında ekonomik etkenlerle orantılı olarak değişkenlik gösteriyor. Harçlığı belirli düzeyde kalan öğrenciler internete yeteri kadar para ayıramadığından internet öğrenciler arasında ancak temel ihtiyaçlar çerçevesinde kullanılıyor.

ÖĞRENCİLERİN %38.43'NÜN BABASI EMEKLİ %75.2’SİNİN ANNESİ EV HANIMI - Bir çok öğrencinin annesinin ev hanımı olduğu, bu sebeple kamusal yaşamdan uzak kalmaları sebebiyle toplumdaki sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere ya hiç katılmadıkları ya da sınırlı düzeyde katıldıkları görülüyor. Annelerin toplumsal ve kültürel alandaki bu edilgen durumları ve kamusal alandan uzak kalışları onlar tarafından yetiştirilen öğrencilerin de üzerinde olumsuz etki yaptığı görülüyor. Öğrencilerin kitap okuma alışkanlıklarından, sinema, tiyatro gibi sanatsal etkinliklere katılımlarında, tercih ettikleri müzik türlerinde vs. pek çok sosyo-kültürel etkinlik alanında istenmeyen etkileri olduğu görülüyor. - Gazi Üniversitesi’nde öğrenim gören öğrencilerin ağırlıklı olarak Türkiye’nin Orta Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz ve İç BatıAnadolu bölgelerinden geldikleri ve daha çok kır kökenli oldukları saptanmış.- Üniversitede öğrenim gören ve gelir düzeyi düşük öğrencilerin daha çok Türkiye’nin doğu illerinde, yüksek gelirden gelen öğrencilerin ise Akdeniz, Trakya ve Orta Karadeniz bölgelerinde yaşadıkları belirlenmiştir.

REKTÖR YAMAÇ : BU ÇOCUKLARI İYİ YERLERE GETİRMEK ZORUNDAYIZ
Yapılan araştırma üzerine bir açıklama yapan Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, araştırmanın çarpıcı sonuçlar çıkardığının altını çizerek “görüyoruz ki üniversite öğrencilerimizin yarıdan fazlası düşük gelirli ailelerin çocukları. Buna göre harçlık düzeyleri de düşük. Üniversite yönetimi olarak bu bilinçten hareketle biz öğrencilerimize çeşitli imkanlar sağlıyoruz. Kendi bünyemizde oluşturduğumuz spor merkezleri, sosyal ve kültürel alanlarla öğrencilerine etkin sosyo-kültürel ortamlar oluşturmaya çalışıyoruz. Ayrıca Gazi Üniversitesi olarak öğrencilerimize aralarında hiçbir ayrım yapmaksızın çeşitli biçimlerde burs sağlamak, ücret karşılığı olarak üniversitenin çeşitli birimlerinde yarı zamanlı çalıştırarak harçlıklarını çıkarmalarına katkıda bulunmak gibi çabaları da her geçen gün artırarak sürdürmekteyiz” dedi. Ülke geleceği için bu öğrencileri iyi yerlere getirmek mecburiyetinde hissettiklerine ve bunun için de devlet üniversitelerinin önemli yere sahip olduğuna dikkat çeken Yamaç, “Biliyoruz ki bunlar bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz ve onlarla biçimlenecek gelecek her birimizin geleceği, bu toplumun geleceği, bu ülkenin yarınlarıdır. Onları biz nasıl ve hangi olanaklarla biçimlendirirsek onlar da bizim geleceğimizi öyle biçimlendirirler. Geleceğe güvenle bakmak için öncelikle onların bugünlerini güven altına almamız gerekiyor. Eğer biz bunu yapmazsak, üniversite olarak, bu sorumluluğu üstlenmezsek buna istekli ve meraklı çevreler onları sahiplenir ve kendi amaçları doğrultusunda kullanabilirler. Gençlerimizi aydınlık yarınlara güvenle taşımak için her açıdan onlara sahip çıkmamız bir zorunluluktur” diyerek sözlerini noktaladı.

http://www.hurriyet.com.tr/