İzmir'in Bayraklı ilçesinde meydana gelen trafik kazasında içinde üniversite öğrencilerinin bulunduğu otomobil virajı alamayarak köprüden aşağı uçtu.
Kazada iki kişi yaralandı. Yaralılar olay yerinde yapılan müdahalenin ardından Karşıyaka Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
Kaza, sabaha karşı saat 04.00 sıralarında Bayraklı ilçesi Adnan Kahveci Köprü üstünde meydana geldi. Aydın'dan İzmir'e gezmeye geldikleri belirtilen Adnan Menderes Üniversitesi öğrencileri Ece Seçmen, Aslıhan Türkan, Uğurcan Çetinkaya ve Mustafa Enes Kartal'ın içinde bulunduğu aynı üniversite öğrencisi Mehmet Kotan yönetimindeki 09 FT 085 plakalı otomobil, köprüden aşağı inerken virajı alamadı. Kontrolden çıkan otomobil, köprü demirlerini aşarak yaklaşık 3 metre yükseklikten aşağı düştü. Kazada Ece Seçmen ile Aslıhan Türkan yaralandı. Bütün kazazedeler kendi imkanlarıyla araçtan dışarı çıkmayı başardı.
Kazayı gören polis ekipleri durumu sağlık ekiplerine bildirdi. Kısa sürede olay yerine gelen 112 ekibi, kazada yaralanan Ece Seçmen ile Aslıhan Türkan'ı ambulansa taşıdı. Yaralılar Karşıyaka Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Seçmen ve Türkan'ın sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
Otomobilde şarap şişeleri bulunurken, sürücü Kotan'ın yapılan alkol muayenesinde alkolsüz olduğu anlaşıldı. Polis, kaza ile ilgili soruşturma başlattı.
İlköğretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlköğretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ocak 2010 Cumartesi
YÖK Başkanı'ndan Acı itiraf...
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'dan üniversitelerle ilgili çarpıcı bir tespit daha....
Zaman zaman ülkemizdeki üniversiteleri eleştiren YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'dan çarpıcı bir tespit daha....
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ''Ülkemizde üniversiteler uyuyor. Düşünün, hala domatesin tohumunu, buğdayın tohumunu yurt dışından temin ediyoruz. Bu bizim ziraat fakültelerimizin, araştırma merkezlerimizin en büyük ayıbı'' dedi.
Özcan, Uşak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mustafa Kemal Paşa Amfisi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısına katıldı.
Toplantıda, Türkiye'deki yükseköğretimle ilgili sorunlardan başlıklar veren Prof. Dr. Özcan, Türkiye'de yükseköğretimin kalitesini artırmak için göreve geldiği günden beri bir dizi çalışma yaptıklarını ifade etti.
''Ülkemizde üniversiteler uyuyor. Düşünün, hala domatesin tohumunu, buğdayın tohumunu yurt dışından temin ediyoruz. Bu bizim ziraat fakültelerimizin, araştırma merkezlerimizin en büyük ayıbı'' diyen Özcan, göreve geldiğinde YÖK Genel Kurulu toplanamadığını söyledi.
Özcan, şöyle konuştu:
''O zamanki Cumhurbaşkanımız genel kurul üyelerinin atamalarını yapmıyordu. Bir buçuk ay boyunca gidip geldim ve yükseköğretimle ilgili en önemli sorunların ne olduğunu tespit etmeye çalıştım.
Türkiye'deki yükseköğretimin en önemli sorununun, üniversiteye girmek için bekleyen 1.5 milyon öğrenci olduğunu düşündük. Bununla ilgili üniversitelerin kapasitesini ilk yıl yüzde 25, ikinci yıl yüzde 15 artırdık. Son 20 yılda üniversitelerin kapasiteleri yüzde 3 ve 6 arasında artırıldığı düşünülürse, önemli bir kapasite artırımına gittik.
Çarpıcı bir örnek vereyim, 1986-1987 akademik yılında ülkemizde 21 tıp fakültesi vardı, bu fakültelerde 2005 öğretim görevlisi çalışıyordu, 5 bin 99 öğrenci eğitim görüyordu. 20 yıl sonunda 2006-2007 akademik yılında tıp fakültesi sayısı 47'ye ulaştı.
Yani 26 yeni tıp fakültesi açıldı. Öğretim görevlisi sayısı 8 bin 512'ye yükseldi. Ancak tıp fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı sadece 18 artarak 5 bin 117 oldu. 26 tıp fakültesi açıyorsunuz, ancak 18 öğrenci artırıyorsunuz. Bu çok ciddi bir sorundu.''
-''ÖĞRETİM GÖREVLİLERİNİN KALİTESİ ARTIRILMALI''-
Türkiye'de üniversitelerin bilim üretmediğini, bilim üretmek için öğretim görevlilerin kalitesinin artırılması gerektiğini ifade eden Özcan, şöyle devam etti:
''Üniversitelere öğretim görevlisi alımıyla ilgili ciddi düzenlemeler yaptık. Örneğin torpili kaldırdık. Onun amcası, bunun dayısı sıfatıyla üniversitelere girmek isteyenlere standart getirdik. Üniversitelerde çalışmak için belirli sınavlara girmek ve bu sınavlarda başarılı olmak gerekiyor.
Mesleki ve teknik eğitimi yeniden yapılandırdık. Türkiye sanayicisi, teknik eleman yetiştirmemizi istiyor. Ekonomimizin güçlenmesini istiyorsak, mesleki eğitime büyük önem vermeliyiz.
YÖS'te (Yabancı Öğrenci Sınavı) düzenleme yaptık. Üniversitemizi yabancı öğrencilere açmamız gerekiyor. Üniversitelerimiz rekabet anlayışını yitirirse başarısız olur. Ancak biz dışardan, parası olan, ülkemizde eğitim görmek isteyen öğrencileri tercih ediyoruz.''
-DİL SORUNU-
Türkiye'deki eğitim sisteminin kurulduğu günden beri yabancı dil sorununu çözemediğini, bununla ilgili yeni bir proje geliştirdiklerini belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Uzaktan eğitim merkezleri bünyesinde üniversitelerimizde çocuklarımıza yabancı dil eğitimi vermek istiyoruz. Bununla ilgili firmalarla görüştük. Onlardan destek alacağız. Milli Eğitim Bakanlığı ile de görüşüyoruz. Yabancı dil eğitimini ilk ve orta öğretimde etkili hale getirilmesini istiyoruz.
Eğitim kalitesinin dünya standartlarına çıkarılması öncelikli görevimiz. Düşünün Singapur'da bir araştırma merkezi Domuz Gribi virüsünün dünyada görülmeye başladığı sırada 4 günde virüsün DNA'sını çıkarabiliyor.
Oysa ülkemizde hiçbir araştırma merkezinin böyle bir çalışmaya imza attığını duydunuz mu? Ben bir kaç yerde daha söyledim üniversitelerimiz uyuyor. Ama sorumlu bizleriz.''
-''20 YIL SONRA ÜNİVERSİTELER ÖĞRENCİ AVINA ÇIKACAK''-
20 yıl sonra üniversitelerin öğrenci avına çıkacağını ifade eden Özcan, şunları kaydetti:
''Devlet üniversitelerinin kapasitelerini artırabileceğimiz kadar artırdık. Yeni vakıf üniversiteleri kuruluyor. 20 yıl sonra ülkemizin nüfusunun yaklaşık olarak 85-90 milyon arasında olacağı ve 1 milyon 200 bin kişinin yükseköğretim yaşında olacağını tahmin ediyoruz.
Durum böyle giderse üniversitelerimiz öğrenci bulmada ciddi sorunlar yaşayacak. Üniversite sınavına giren herkes sınavı kazanacak. Üniversiteler öğrenci bulmak için promosyonlar düzenleyecek.''
Toplantıda Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Şişman da üniversiteyle ilgili bilgiler içeren sunum yaptı.
Toplantının ardından YÖK Başkanı Özcan üniversitenin Bir Eylül Kampüsünü gezdi.
Zaman zaman ülkemizdeki üniversiteleri eleştiren YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'dan çarpıcı bir tespit daha....
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ''Ülkemizde üniversiteler uyuyor. Düşünün, hala domatesin tohumunu, buğdayın tohumunu yurt dışından temin ediyoruz. Bu bizim ziraat fakültelerimizin, araştırma merkezlerimizin en büyük ayıbı'' dedi.
Özcan, Uşak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mustafa Kemal Paşa Amfisi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısına katıldı.
Toplantıda, Türkiye'deki yükseköğretimle ilgili sorunlardan başlıklar veren Prof. Dr. Özcan, Türkiye'de yükseköğretimin kalitesini artırmak için göreve geldiği günden beri bir dizi çalışma yaptıklarını ifade etti.
''Ülkemizde üniversiteler uyuyor. Düşünün, hala domatesin tohumunu, buğdayın tohumunu yurt dışından temin ediyoruz. Bu bizim ziraat fakültelerimizin, araştırma merkezlerimizin en büyük ayıbı'' diyen Özcan, göreve geldiğinde YÖK Genel Kurulu toplanamadığını söyledi.
Özcan, şöyle konuştu:
''O zamanki Cumhurbaşkanımız genel kurul üyelerinin atamalarını yapmıyordu. Bir buçuk ay boyunca gidip geldim ve yükseköğretimle ilgili en önemli sorunların ne olduğunu tespit etmeye çalıştım.
Türkiye'deki yükseköğretimin en önemli sorununun, üniversiteye girmek için bekleyen 1.5 milyon öğrenci olduğunu düşündük. Bununla ilgili üniversitelerin kapasitesini ilk yıl yüzde 25, ikinci yıl yüzde 15 artırdık. Son 20 yılda üniversitelerin kapasiteleri yüzde 3 ve 6 arasında artırıldığı düşünülürse, önemli bir kapasite artırımına gittik.
Çarpıcı bir örnek vereyim, 1986-1987 akademik yılında ülkemizde 21 tıp fakültesi vardı, bu fakültelerde 2005 öğretim görevlisi çalışıyordu, 5 bin 99 öğrenci eğitim görüyordu. 20 yıl sonunda 2006-2007 akademik yılında tıp fakültesi sayısı 47'ye ulaştı.
Yani 26 yeni tıp fakültesi açıldı. Öğretim görevlisi sayısı 8 bin 512'ye yükseldi. Ancak tıp fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı sadece 18 artarak 5 bin 117 oldu. 26 tıp fakültesi açıyorsunuz, ancak 18 öğrenci artırıyorsunuz. Bu çok ciddi bir sorundu.''
-''ÖĞRETİM GÖREVLİLERİNİN KALİTESİ ARTIRILMALI''-
Türkiye'de üniversitelerin bilim üretmediğini, bilim üretmek için öğretim görevlilerin kalitesinin artırılması gerektiğini ifade eden Özcan, şöyle devam etti:
''Üniversitelere öğretim görevlisi alımıyla ilgili ciddi düzenlemeler yaptık. Örneğin torpili kaldırdık. Onun amcası, bunun dayısı sıfatıyla üniversitelere girmek isteyenlere standart getirdik. Üniversitelerde çalışmak için belirli sınavlara girmek ve bu sınavlarda başarılı olmak gerekiyor.
Mesleki ve teknik eğitimi yeniden yapılandırdık. Türkiye sanayicisi, teknik eleman yetiştirmemizi istiyor. Ekonomimizin güçlenmesini istiyorsak, mesleki eğitime büyük önem vermeliyiz.
YÖS'te (Yabancı Öğrenci Sınavı) düzenleme yaptık. Üniversitemizi yabancı öğrencilere açmamız gerekiyor. Üniversitelerimiz rekabet anlayışını yitirirse başarısız olur. Ancak biz dışardan, parası olan, ülkemizde eğitim görmek isteyen öğrencileri tercih ediyoruz.''
-DİL SORUNU-
Türkiye'deki eğitim sisteminin kurulduğu günden beri yabancı dil sorununu çözemediğini, bununla ilgili yeni bir proje geliştirdiklerini belirten Özcan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Uzaktan eğitim merkezleri bünyesinde üniversitelerimizde çocuklarımıza yabancı dil eğitimi vermek istiyoruz. Bununla ilgili firmalarla görüştük. Onlardan destek alacağız. Milli Eğitim Bakanlığı ile de görüşüyoruz. Yabancı dil eğitimini ilk ve orta öğretimde etkili hale getirilmesini istiyoruz.
Eğitim kalitesinin dünya standartlarına çıkarılması öncelikli görevimiz. Düşünün Singapur'da bir araştırma merkezi Domuz Gribi virüsünün dünyada görülmeye başladığı sırada 4 günde virüsün DNA'sını çıkarabiliyor.
Oysa ülkemizde hiçbir araştırma merkezinin böyle bir çalışmaya imza attığını duydunuz mu? Ben bir kaç yerde daha söyledim üniversitelerimiz uyuyor. Ama sorumlu bizleriz.''
-''20 YIL SONRA ÜNİVERSİTELER ÖĞRENCİ AVINA ÇIKACAK''-
20 yıl sonra üniversitelerin öğrenci avına çıkacağını ifade eden Özcan, şunları kaydetti:
''Devlet üniversitelerinin kapasitelerini artırabileceğimiz kadar artırdık. Yeni vakıf üniversiteleri kuruluyor. 20 yıl sonra ülkemizin nüfusunun yaklaşık olarak 85-90 milyon arasında olacağı ve 1 milyon 200 bin kişinin yükseköğretim yaşında olacağını tahmin ediyoruz.
Durum böyle giderse üniversitelerimiz öğrenci bulmada ciddi sorunlar yaşayacak. Üniversite sınavına giren herkes sınavı kazanacak. Üniversiteler öğrenci bulmak için promosyonlar düzenleyecek.''
Toplantıda Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Şişman da üniversiteyle ilgili bilgiler içeren sunum yaptı.
Toplantının ardından YÖK Başkanı Özcan üniversitenin Bir Eylül Kampüsünü gezdi.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite,
yök
Üniversiteye Girişte Yeni Dönem...
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) üniversite giriş sınavlarında yeni düzenlemeler yapıyor.
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme
Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 11 Nisan'da yapılacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nın (YGS) kılavuzunun basılarak dağıtımına başlandığını bildirdi.
Yarımağan, sınava başvuruların 18 Ocak-12 Şubat arasında yapılacağını anımsattı. YGS'de Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testleri uygulanacak. Adaylara her bir testten 40'ar soru yöneltilecek. Türkçe testinde Türkçeyi kullanma gücü ile ilgili sorular yer alacak. Sosyal Bilimler testinde, Sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular bulunacak. Sosyal Bilimler'de Tarih'ten 17, Coğrafya'dan 14, Felsefe'den 9 soru yöneltilecek. Temel Matematik testinde adayların matematiksel ilişkilerden yararlanma gücü ölçülecek. Fen Bilimleri testinde Fizik'ten 14, Kimya ve Biyoloji'den 13'er soru bulunacak. YGS, 160 dakika sürecek.
6 PUAN HESAPLANACAK
Adaylar, 2010-ÖSYS Kılavuzu'nu 2 lira karşılığında edinebilecek. YGS'ye girecek adaylar sınav ücreti olarak 35 lira ödeyecek. Adaylar ödemelerini Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halkbank, Akbank ve Garanti Bankası'ndan yapabilecek. YGS'nin değerlendirilmesi sonucunda her aday için YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 olmak üzere altı ayrı puan türü oluşturulacak. Sınavda 140-180 arası puan alan adaylar sadece meslek yüksekokulu ön lisans programları ile Açıköğretim programlarını tercih edebilecek. YGS puanlarının en az biri 180 olan adaylar LYS'ye girmeye hak kazanabilecek.
SINAV 10.00'DA BAŞLAYACAK
Üniversite adayları, uzun yıllardır başlama saati 09.30 olarak belirlenen sınava bu yıldan itibaren saat 10.00'da girecekler. YGS, Türkiye'de tüm il merkezleri ve bazı büyük ilçeler ile Lefkoşa'da olmak üzere toplam 160 merkezde gerçekleştirilecek. 19-20 ve 26-27 Haziran'da yapılacak ikinci aşama sınavları olan LYS'ler ise sadece 81 il merkezi ile Lefkoşa'da yapılacak.
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme
Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 11 Nisan'da yapılacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nın (YGS) kılavuzunun basılarak dağıtımına başlandığını bildirdi.
Yarımağan, sınava başvuruların 18 Ocak-12 Şubat arasında yapılacağını anımsattı. YGS'de Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testleri uygulanacak. Adaylara her bir testten 40'ar soru yöneltilecek. Türkçe testinde Türkçeyi kullanma gücü ile ilgili sorular yer alacak. Sosyal Bilimler testinde, Sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular bulunacak. Sosyal Bilimler'de Tarih'ten 17, Coğrafya'dan 14, Felsefe'den 9 soru yöneltilecek. Temel Matematik testinde adayların matematiksel ilişkilerden yararlanma gücü ölçülecek. Fen Bilimleri testinde Fizik'ten 14, Kimya ve Biyoloji'den 13'er soru bulunacak. YGS, 160 dakika sürecek.
6 PUAN HESAPLANACAK
Adaylar, 2010-ÖSYS Kılavuzu'nu 2 lira karşılığında edinebilecek. YGS'ye girecek adaylar sınav ücreti olarak 35 lira ödeyecek. Adaylar ödemelerini Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halkbank, Akbank ve Garanti Bankası'ndan yapabilecek. YGS'nin değerlendirilmesi sonucunda her aday için YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 olmak üzere altı ayrı puan türü oluşturulacak. Sınavda 140-180 arası puan alan adaylar sadece meslek yüksekokulu ön lisans programları ile Açıköğretim programlarını tercih edebilecek. YGS puanlarının en az biri 180 olan adaylar LYS'ye girmeye hak kazanabilecek.
SINAV 10.00'DA BAŞLAYACAK
Üniversite adayları, uzun yıllardır başlama saati 09.30 olarak belirlenen sınava bu yıldan itibaren saat 10.00'da girecekler. YGS, Türkiye'de tüm il merkezleri ve bazı büyük ilçeler ile Lefkoşa'da olmak üzere toplam 160 merkezde gerçekleştirilecek. 19-20 ve 26-27 Haziran'da yapılacak ikinci aşama sınavları olan LYS'ler ise sadece 81 il merkezi ile Lefkoşa'da yapılacak.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
8 Ocak 2010 Cuma
YGS'de Adayları Ne Bekliyor?
Üniversiteye girişte bu yıldan itibaren uygulanacak YGS'nin içeriği belli oldu.
Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) kılavuzunun okullara dağıtımına başlandı. YGS başvuruları 18 Ocak-12 Şubat arasında yapılacak. Kılavuzda, YGS'nin kapsamı ve hangi derslerden kaç soru yöneltileceğinin yanı sıra ikinci aşama sınavlarına ilişkin tüm bilgiler yer alıyor. Üniversite adayları, uzun yıllardır başlama saati 09.30 olarak belirlenen sınava bu yıldan itibaren saat 10.00'da girecekler. İkinci aşama sınavlarının sabah oturumları da saat 10.00'da başlayacak.
Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) kılavuzunun okullara dağıtımına başlandı. YGS başvuruları 18 Ocak-12 Şubat arasında yapılacak. Kılavuzda, YGS'nin kapsamı ve hangi derslerden kaç soru yöneltileceğinin yanı sıra ikinci aşama sınavlarına ilişkin tüm bilgiler yer alıyor. Üniversite adayları, uzun yıllardır başlama saati 09.30 olarak belirlenen sınava bu yıldan itibaren saat 10.00'da girecekler. İkinci aşama sınavlarının sabah oturumları da saat 10.00'da başlayacak.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
14 Yaşında Matematik Dehası!
14 yaşındaki Arran Fernandez, Cambridge’e kabul edildi.
14 yaşındaki matematik dehası, İniltere'nin saygın üniversitesi Cambridge'e kabul edildi. Üniversiteden yapılan açıklamada, Arran Fernandez'in Ekim 2010'dan itibaren kuruma kabul edildiği belirtildi. Çocuğun gelecekteki hocalarından biri olan Profesör David Cardwell, fizikten de matematikten aldığı “A” notunu alması koşuluyla Arran'ın Ekim 2010'dan itibaren üniversiteye geleceğini, kendisini geliştirmesine yardım edileceğini, ayrıca akademik yaşantısının zengin ve üretken olması için ortam yaratılacağını kaydetti. Çocuğun babası da, oğlu Arran'ın 1773'de 14 yaşında üniversiteye kabul edilen William Pitt'den sonra en genç üniversiteli olacağını ifade etti. William Pitt, iki kez başbakanlık yapmıştı. İngiltere'nin güneydoğusundaki Surrey'de yaşayan Arran, eğitimini evinde sürdürüyor.
14 yaşındaki matematik dehası, İniltere'nin saygın üniversitesi Cambridge'e kabul edildi. Üniversiteden yapılan açıklamada, Arran Fernandez'in Ekim 2010'dan itibaren kuruma kabul edildiği belirtildi. Çocuğun gelecekteki hocalarından biri olan Profesör David Cardwell, fizikten de matematikten aldığı “A” notunu alması koşuluyla Arran'ın Ekim 2010'dan itibaren üniversiteye geleceğini, kendisini geliştirmesine yardım edileceğini, ayrıca akademik yaşantısının zengin ve üretken olması için ortam yaratılacağını kaydetti. Çocuğun babası da, oğlu Arran'ın 1773'de 14 yaşında üniversiteye kabul edilen William Pitt'den sonra en genç üniversiteli olacağını ifade etti. William Pitt, iki kez başbakanlık yapmıştı. İngiltere'nin güneydoğusundaki Surrey'de yaşayan Arran, eğitimini evinde sürdürüyor.
Etiketler:
arran fernandez,
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
matematik dehası,
ortaokul,
üniversite
Bahçeşehir Üniversitesi'nde Bakan Bağış...
Bir grup üniversite öğrencisi Egemen Bağış'ın Avrupa Birliği üyelik sürecine ilişkin vereceği konferans öncesi protesto gösterisi yaptı.
Protestolar yüzünden bakan konuşmaya başlayamadı. Öğrencilerle korumalar birbirine girdi. Bahçehir Üniversitesi'nin Beşiktaş Yerleşkesinde "öğrenci kolektifleri" adlı grup üyesi yaklaşık 30 kişi Bağış'ın salona girmesiyle birlikte alkışlı protestoya başladı. Protestolar arasında kürsüye çıkan Bağış öğrencilere hitaben " AB standartlarında 2 dakika protesto süreniz var" diye konuştu. Bunun üzerine protestocu öğreciler, bakan aleyhine slogan atmaya başladı. Bakan Bağış daha sonra protestocu öğrencileri salonu terketmelerini istedi. Grup salonu terketmeyince bazı sivil görevlilerce öğrenciler arasında yumruklaşmalar yaşandı. Öğrenciler güç kullanılarak salonunu dışına çıkarıldı.
Protestolar yüzünden bakan konuşmaya başlayamadı. Öğrencilerle korumalar birbirine girdi. Bahçehir Üniversitesi'nin Beşiktaş Yerleşkesinde "öğrenci kolektifleri" adlı grup üyesi yaklaşık 30 kişi Bağış'ın salona girmesiyle birlikte alkışlı protestoya başladı. Protestolar arasında kürsüye çıkan Bağış öğrencilere hitaben " AB standartlarında 2 dakika protesto süreniz var" diye konuştu. Bunun üzerine protestocu öğreciler, bakan aleyhine slogan atmaya başladı. Bakan Bağış daha sonra protestocu öğrencileri salonu terketmelerini istedi. Grup salonu terketmeyince bazı sivil görevlilerce öğrenciler arasında yumruklaşmalar yaşandı. Öğrenciler güç kullanılarak salonunu dışına çıkarıldı.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Ögrenci Kalacak Yurt Bulamıyor...
Ögrenci Kalacak Yurt Bulamıyor Yurtlarda Kapasite Boşluğu Var.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci yurdu sayısının bin 379 olduğunu belirtirken bu yurtların kapasitesini de 151 bin 811 olarak açıkladı. Çubukçu halen yükseköğretim yurdunda barınan öğrenci sayısını 81 bin 760 olarak bildirirken rakamlara göre yurtlardaki boş kapasite sayısı 70 bin 51. -Çubukçu'nun verdiği bilgiye göre, en çok öğrenci yurdu 132 ile İstanbul, 117 ile Ankara 85'le Konya'da bulunuyor. Hiç yükseköğretim öğrenci yurdu bulunmayan illeri ise Bingöl, Hakkari, Şırnak, Mardin, Tunceli ve Iğdır oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci yurdu sayısının bin 379 olduğunu belirtirken bu yurtların kapasitesini de 151 bin 811 olarak açıkladı. Çubukçu halen yükseköğretim yurdunda barınan öğrenci sayısını 81 bin 760 olarak bildirirken rakamlara göre yurtlardaki boş kapasite sayısı 70 bin 51. Çubukçu'nun verdiği bilgiye göre, en çok öğrenci yurdu 132 ile İstanbul, 117 ile Ankara 85'le Konya'da bulunuyor. Hiç yükseköğretim öğrenci yurdu bulunmayan illeri ise Bingöl, Hakkari, Şırnak, Mardin, Tunceli ve Iğdır oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın yükseköğrenim yurtlarına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü'nün 4 Mayıs 2009 tarihli Başbakanlık genelgesi ile Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak'a bağlandığını hatırlatan Çubukçu'nun verdiği bilgilere göre halen bin 379 yükseköğretim öğrenci yurdu bulunuyor. Çubukçu yükseköğretim yurt kapasitesini 151 bin 811 olarak açıklarken yurtlarda barınan öğrenci sayısının 81 bin 760, boş kapasitenin ise 70 bin 51 olduğunu bildirdi. Çubukçu'nun verdiği bilgilere göre, yükseköğretim öğrenci yurdu sayısında ilk sırada 132 yurtla İstanbul yer alıyor. İstanbul'u 117 ile Ankara izlerken, üçüncü sırada 85'le Konya, dördüncü sırada da 75'le İzmir bulunuyor. Yurt sayısında 63'le Sakarya beşinci sırada yer alırken, Çanakkale'de 58, Afyon'da 57, Kocaeli'de 53, Balıkesir'de 51, Kütahya'da 47, Isparta'da 45 yükseköğretim yurdu bulunuyor. Bingöl, Hakkari, Mardin, Tunceli, Şırnak ve Iğdır'da ise hiç öğrenci yurdu bulunmuyor.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci yurdu sayısının bin 379 olduğunu belirtirken bu yurtların kapasitesini de 151 bin 811 olarak açıkladı. Çubukçu halen yükseköğretim yurdunda barınan öğrenci sayısını 81 bin 760 olarak bildirirken rakamlara göre yurtlardaki boş kapasite sayısı 70 bin 51. -Çubukçu'nun verdiği bilgiye göre, en çok öğrenci yurdu 132 ile İstanbul, 117 ile Ankara 85'le Konya'da bulunuyor. Hiç yükseköğretim öğrenci yurdu bulunmayan illeri ise Bingöl, Hakkari, Şırnak, Mardin, Tunceli ve Iğdır oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci yurdu sayısının bin 379 olduğunu belirtirken bu yurtların kapasitesini de 151 bin 811 olarak açıkladı. Çubukçu halen yükseköğretim yurdunda barınan öğrenci sayısını 81 bin 760 olarak bildirirken rakamlara göre yurtlardaki boş kapasite sayısı 70 bin 51. Çubukçu'nun verdiği bilgiye göre, en çok öğrenci yurdu 132 ile İstanbul, 117 ile Ankara 85'le Konya'da bulunuyor. Hiç yükseköğretim öğrenci yurdu bulunmayan illeri ise Bingöl, Hakkari, Şırnak, Mardin, Tunceli ve Iğdır oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın yükseköğrenim yurtlarına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü'nün 4 Mayıs 2009 tarihli Başbakanlık genelgesi ile Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak'a bağlandığını hatırlatan Çubukçu'nun verdiği bilgilere göre halen bin 379 yükseköğretim öğrenci yurdu bulunuyor. Çubukçu yükseköğretim yurt kapasitesini 151 bin 811 olarak açıklarken yurtlarda barınan öğrenci sayısının 81 bin 760, boş kapasitenin ise 70 bin 51 olduğunu bildirdi. Çubukçu'nun verdiği bilgilere göre, yükseköğretim öğrenci yurdu sayısında ilk sırada 132 yurtla İstanbul yer alıyor. İstanbul'u 117 ile Ankara izlerken, üçüncü sırada 85'le Konya, dördüncü sırada da 75'le İzmir bulunuyor. Yurt sayısında 63'le Sakarya beşinci sırada yer alırken, Çanakkale'de 58, Afyon'da 57, Kocaeli'de 53, Balıkesir'de 51, Kütahya'da 47, Isparta'da 45 yükseköğretim yurdu bulunuyor. Bingöl, Hakkari, Mardin, Tunceli, Şırnak ve Iğdır'da ise hiç öğrenci yurdu bulunmuyor.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Öğretmen Eğitiminde Nereye?
Lisans düzeyindeki öğretmen eğitiminin formasyon eğitimine indirgenmesi, geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanması anlamındadır.
Aralık 2007'de işbaşına gelen yeni YÖK Yönetimi, son iki yılda öğretmen eğitimi konusunda önemli kararlar aldı. Gündemin yoğunluğu nedeniyle kamuoyunun dikkatini çekmeyen bu kararlar, öğretmen eğitimini ve 25 yılda yeni yeni toparlanmaya başlayan eğitim fakültelerinin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Bu kararlardan biri, fen edebiyat fakültelerine pedagojik formasyon hakkı verilmesidir. Yazıda, bu kararın gerekçeleri ile eğitime olan olası yansımaları irdelenecektir. Yasalar öğretmenliğin meslek olduğunu söylüyor ama... 1973'de çıkarılan 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda, “Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir” denilmektedir. İhtisas ayrı bir eğitimi gerektirdiğinden, öteki meslekler gibi, öğretmenlik mesleğinin de ayrı okullarının olması tartışma götürmemektedir. Bu nedenle, eczacılar nasıl eczacılık fakültesinden, ziraat mühendisleri ziraat fakültelerinden yetişiyorsa, öğretmen yetiştirme işi de ayrı fakültelerde olmalıdır. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren, öğretmen yetiştiren okulların ihtiyaca cevap vermemesi nedeniyle, başta fen edebiyat fakülteleri olmak üzere bazı fakülte öğrencilerine formasyon eğitimi yoluyla öğretmenlik hakkı verildiği bilinmektedir. Eğitim fakültelerinin kapasite olarak güçlenmesi ve yeniden yapılandırılmasıyla, farklı kurumlardan öğretmen yetiştirme politikasından vazgeçilerek öğretmen yetiştirme, 1998'den itibaren bütünüyle eğitim fakültelerinde toplanmıştır. Kuruluşunun ilk 15 yılında, üniversiteler tarafından ikinci planda değerlendirilmeleri nedeniyle, gerek altyapı gerekse kadro açısından büyük sorunlar yaşayan eğitim fakülteleri, 1998'de başlatılan ve 2005-2007 döneminde devam eden iyileştirme süreci ile belirli bir düzeye yükseltilmiştir. Öğretmen eğitimi, formasyon eğitimine indirgeniyor... Öğretmen yetiştirmede yaşanan bu sürece ve öğretmenliğin meslek olduğu gerçeğine rağmen YÖK Genel Kurulunun, 27 Ağustos 2009 tarihli toplantısında, fen-edebiyat fakültelerinde okuyan öğrencilere, lisans eğitimleri sırasında pedagojik formasyon yapma hakkı verilmiştir. Şimdilik pilot olarak bazı fakültelere tanınan bu hakkın zamanla genelleştirilmesi kaçınılmazdır. Bu kararla, fen edebiyat ve bir anlamda ilahiyat fakülteleri, öğretmen yetiştirmede eğitim fakültelerine alternatif fakülteler haline dönüştürülmüş, beş yılda kazanılan branş öğretmenliği, 24 kredilik formasyon eğitimine indirgenmiştir. Formasyon eğitimi alanlar öğretmen olabilecek mi?.. Fen edebiyat fakültelerine gelen öğrenci niteliğinde son 10 yılda büyük sorun yaşandığı bilinmektedir. Bu fakültelerde okuyan öğrencilere öğretmenlik formasyon hakkı verilmesi, bu sorunu aşmaya yöneliktir. Alınan kararla bu amaca kısmen ulaşılacağı muhakkaktır. Ancak fen edebiyat çıkışlıların öğretmen olma şanslarının olup olmadığı, uzun vadede kararın umulan yararı sağlayıp sağlamayacağı sorgulanmalıdır. 2003-2009 döneminde kadrolu olarak atanan öğretmen sayısı 156.552 olup bunun yalnız 14.370'i orta öğretim öğretmenliği alanlarıdır. Yıllara göre atanan branş öğretmeni sayıları ve 2009 KPSS sonuçları incelendiğinde, başvuran her 100 adayın yalnız 5'inin atanma şansı olduğu görülür. Tüm bu veriler, fen edebiyat fakültelerine formasyon hakkı verilmesinin, havuç politikasıyla, nitelikli öğrenci kazandırmaya yönelik olduğunu ifade etmektedir. Gerekçeler inandırıcı mı? Öğretmen yetiştirmede fen edebiyat fakültelerinin rolü konusundaki tartışma yalnız bugünün konusu değildir. Öğretmen yetiştirmenin üniversite bünyesine alınması ve 1998 yapılanması, öğretmen yetiştirmeyi bütünüyle eğitim fakültelerine vermiş, bu durum fen edebiyat fakültelerine olan öğrenci tercihini olumsuz etkilemiştir. Fen edebiyat fakültelerinin bu durumu göz ardı edilemeyeceğine göre soruna mutlaka bir çözüm bulunmalıdır. Ancak çözüm gerçekçi olmalı, bir fakültedeki iyileştirilme çabaları, başka bir fakültenin gözden çıkarılmasına yol açmamalıdır. Fen edebiyat fakültelerini iyileştirmeyi hedefleyen bugünkü YÖK Yönetimi, ilköğretime öğretmen yetiştirme alanını eğitim fakültelerine, liselere öğretmen yetiştirme alanını da fen edebiyat fakültelerine bırakan bir yapılanmayı savunmaktadır. Fen edebiyat fakültesi mensuplarının da desteklediği bu görüşün iki gerekçesi bulunmaktadır: (1) Kadrolarının ve fiziki altyapılarının daha iyi olması nedeniyle fen edebiyat fakültelerinde verilen alan eğitiminin daha güçlü olduğu inancı, (2) Fen edebiyat fakültelerine giren öğrenci niteliğinin öğretmenlik hakkı verilerek iyileştirileceği varsayımı. İlk gerekçe öne sürülürken, bünyesinde ortaöğretim öğretmenliği programı olan 17 eğitim fakültesi öğrencisinin, alan derslerini aynı üniversite bünyesindeki fen edebiyat fakültesinde okudukları göz ardı edilmektedir. Dolayısıyla bu gerekçe dayanaksızdır. İkinci gerekçenin umulan amacı sağlamayacağı yukarıda verilen sayılarla ifade edildiğinden burada tekrarlanmayacaktır. Ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin eğitim fakültelerinden alınarak fen edebiyat fakültelerine verilmesi, beklentileri karşılamayacağı gibi, eğitim fakültelerini 1980 öncesindeki eğitim enstitülerine ve 1980'li yılların eğitim yüksekokullarına dönüştürecektir. Böyle bir yapılanma, resim-müzik öğretmenliğinin güzel sanatlar fakültelerine, yabancı dil öğretmenliğinin yabancı diller yüksek okullarına aktarılmasının da yolunu açacaktır. Bu olası sonuç, öğretmen yetiştirme politikasının çökmesi anlamına gelmektedir. Türk milli eğitimi için onarılmaz yaralar açacak böyle bir sonucu kimsenin arzu edeceği düşünülemez. Öğretmen yetiştirmeyi, eğitim fakülteleri bünyesi dışına taşırmamak kaydıyla, fen edebiyat fakültelerinin öğretmen eğitimindeki rolleri arttırılabilir. Bunun birden fazla yolu bulunmaktadır. Ancak, yukarıda verilen rakamlardan görülebileceği gibi öğretmenlik mesleği, gerçekte fen edebiyat mezunlarının istihdamında en son düşünülecek çözüm olarak değerlendirilmelidir. Formasyon eğitimi kararının olası yansımaları Ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin formasyon eğitimine indirgenmesi fen edebiyat fakültelerine uzun vadede bir katkı sağlamayacağı gibi, şu olumsuzlukları beraberinde getirecektir. * Son 10 yılda nitelikli öğrenciye ulaşmada bazı gözde fakülteleri geride bırakan eğitim fakülteleri, öğrenci açısından çekiciliğini yitireceklerdir. * Eğitim Fakültelerinde, 'eğitim bilimci' ve 'alan eğitimcisi' uzmanlık alanlarında öğretim üyesi eksikliği bulunduğundan, fen edebiyat fakültelerinde, anılan derslerin alan dışı öğretim elemanları tarafından verilmesini zorunlu kılacaktır. Dolayısıyla formasyon dersleriyle öğretmen diploması verilecek adaylar, öğretmen eğitiminin üç önemli bileşeninden biri olan 'öğretmenlik meslek bilgisi ve öğretmenlik uygulaması' yönünden gerekli donanımı kazanamayacaklardır. * Formasyon eğitimi yoluyla binlerce kişiye öğretmenlik diploması verilmesi, sosyal bir probleme dönüşen işsiz öğretmen sayısının katlanarak artmasına neden olacaktır. * Kuruluş amaçları, temel bilimlerde araştırmacı ve uzman yetiştirmek olan fen edebiyat fakülteleri, bu kararla eğitim fakültelerine alternatif fakültelere dönüşerek asıl işlevlerinden uzaklaşacaklardır. * Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen yeterlilikleri konusunda kapsamlı bir çalışmayı sonuçlandırmış ve öğretmen eğitiminde niteliği arttırmak üzere 'Anadolu Öğretmen Lisesi' projesini geliştirerek sürdürmektedir. Eğitim fakültesi dışında öğretmen eğitimi kararı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın her iki projesini anlamsızlaştıracaktır. Eğitim fakültelerinin yazgısı, öteki öğretmen yetiştirme modellerine benzetilmemelidir. Türkiye, eğitim alanında periyodik olarak yapılan TIMSS, PISA, PIRLS gibi uluslararası değerlendirmelerde hep son sıralarda yer almaktadır. Karşı karşıya gelinen bu sonucun birden fazla nedeni olmakla birlikte, eğitimin omurgasını oluşturan öğretmen faktörü, bu nedenler arasında en belirleyici olanıdır. Eğitimde yaşanan olumsuzluğu aşmak için en ekonomik önlem, eğitime nitelikli öğretmen kazandırmaktır. Türkiye, 1974'den sonraki süreçte bu alanda kötü bir deneyim yaşamış, bunun Türk eğitim sistemine etkileri son 30 yılda fazlasıyla görülmüş ve halen görülmektedir. Öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğu gerçeği bir yana bırakılarak lisans düzeyindeki öğretmen eğitiminin formasyon eğitimine indirgenmesi, geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanması anlamındadır. Bu yanlıştaki ısrar, öğretmen eğitiminde son 25 yılda elde edilen kazanımları yok edeceği gibi bu politikanın olumsuz yansımaları, üniversite öncesi eğitimde de kendini hissettirecektir. Fen edebiyat fakülteleri, öğrenci tercihi bakımından içinde bulunduğu durumdan mutlaka kurtarılmalıdır. Ancak bu fakültelere daha nitelikli öğrenci kazandırmak adına, son öğretmen yetiştirme modelimiz olan eğitim fakültelerinin yazgısı, hoyratça yok edilen öteki öğretmen yetiştirme modellerine benzetilmemelidir.
Aralık 2007'de işbaşına gelen yeni YÖK Yönetimi, son iki yılda öğretmen eğitimi konusunda önemli kararlar aldı. Gündemin yoğunluğu nedeniyle kamuoyunun dikkatini çekmeyen bu kararlar, öğretmen eğitimini ve 25 yılda yeni yeni toparlanmaya başlayan eğitim fakültelerinin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Bu kararlardan biri, fen edebiyat fakültelerine pedagojik formasyon hakkı verilmesidir. Yazıda, bu kararın gerekçeleri ile eğitime olan olası yansımaları irdelenecektir. Yasalar öğretmenliğin meslek olduğunu söylüyor ama... 1973'de çıkarılan 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda, “Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir” denilmektedir. İhtisas ayrı bir eğitimi gerektirdiğinden, öteki meslekler gibi, öğretmenlik mesleğinin de ayrı okullarının olması tartışma götürmemektedir. Bu nedenle, eczacılar nasıl eczacılık fakültesinden, ziraat mühendisleri ziraat fakültelerinden yetişiyorsa, öğretmen yetiştirme işi de ayrı fakültelerde olmalıdır. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren, öğretmen yetiştiren okulların ihtiyaca cevap vermemesi nedeniyle, başta fen edebiyat fakülteleri olmak üzere bazı fakülte öğrencilerine formasyon eğitimi yoluyla öğretmenlik hakkı verildiği bilinmektedir. Eğitim fakültelerinin kapasite olarak güçlenmesi ve yeniden yapılandırılmasıyla, farklı kurumlardan öğretmen yetiştirme politikasından vazgeçilerek öğretmen yetiştirme, 1998'den itibaren bütünüyle eğitim fakültelerinde toplanmıştır. Kuruluşunun ilk 15 yılında, üniversiteler tarafından ikinci planda değerlendirilmeleri nedeniyle, gerek altyapı gerekse kadro açısından büyük sorunlar yaşayan eğitim fakülteleri, 1998'de başlatılan ve 2005-2007 döneminde devam eden iyileştirme süreci ile belirli bir düzeye yükseltilmiştir. Öğretmen eğitimi, formasyon eğitimine indirgeniyor... Öğretmen yetiştirmede yaşanan bu sürece ve öğretmenliğin meslek olduğu gerçeğine rağmen YÖK Genel Kurulunun, 27 Ağustos 2009 tarihli toplantısında, fen-edebiyat fakültelerinde okuyan öğrencilere, lisans eğitimleri sırasında pedagojik formasyon yapma hakkı verilmiştir. Şimdilik pilot olarak bazı fakültelere tanınan bu hakkın zamanla genelleştirilmesi kaçınılmazdır. Bu kararla, fen edebiyat ve bir anlamda ilahiyat fakülteleri, öğretmen yetiştirmede eğitim fakültelerine alternatif fakülteler haline dönüştürülmüş, beş yılda kazanılan branş öğretmenliği, 24 kredilik formasyon eğitimine indirgenmiştir. Formasyon eğitimi alanlar öğretmen olabilecek mi?.. Fen edebiyat fakültelerine gelen öğrenci niteliğinde son 10 yılda büyük sorun yaşandığı bilinmektedir. Bu fakültelerde okuyan öğrencilere öğretmenlik formasyon hakkı verilmesi, bu sorunu aşmaya yöneliktir. Alınan kararla bu amaca kısmen ulaşılacağı muhakkaktır. Ancak fen edebiyat çıkışlıların öğretmen olma şanslarının olup olmadığı, uzun vadede kararın umulan yararı sağlayıp sağlamayacağı sorgulanmalıdır. 2003-2009 döneminde kadrolu olarak atanan öğretmen sayısı 156.552 olup bunun yalnız 14.370'i orta öğretim öğretmenliği alanlarıdır. Yıllara göre atanan branş öğretmeni sayıları ve 2009 KPSS sonuçları incelendiğinde, başvuran her 100 adayın yalnız 5'inin atanma şansı olduğu görülür. Tüm bu veriler, fen edebiyat fakültelerine formasyon hakkı verilmesinin, havuç politikasıyla, nitelikli öğrenci kazandırmaya yönelik olduğunu ifade etmektedir. Gerekçeler inandırıcı mı? Öğretmen yetiştirmede fen edebiyat fakültelerinin rolü konusundaki tartışma yalnız bugünün konusu değildir. Öğretmen yetiştirmenin üniversite bünyesine alınması ve 1998 yapılanması, öğretmen yetiştirmeyi bütünüyle eğitim fakültelerine vermiş, bu durum fen edebiyat fakültelerine olan öğrenci tercihini olumsuz etkilemiştir. Fen edebiyat fakültelerinin bu durumu göz ardı edilemeyeceğine göre soruna mutlaka bir çözüm bulunmalıdır. Ancak çözüm gerçekçi olmalı, bir fakültedeki iyileştirilme çabaları, başka bir fakültenin gözden çıkarılmasına yol açmamalıdır. Fen edebiyat fakültelerini iyileştirmeyi hedefleyen bugünkü YÖK Yönetimi, ilköğretime öğretmen yetiştirme alanını eğitim fakültelerine, liselere öğretmen yetiştirme alanını da fen edebiyat fakültelerine bırakan bir yapılanmayı savunmaktadır. Fen edebiyat fakültesi mensuplarının da desteklediği bu görüşün iki gerekçesi bulunmaktadır: (1) Kadrolarının ve fiziki altyapılarının daha iyi olması nedeniyle fen edebiyat fakültelerinde verilen alan eğitiminin daha güçlü olduğu inancı, (2) Fen edebiyat fakültelerine giren öğrenci niteliğinin öğretmenlik hakkı verilerek iyileştirileceği varsayımı. İlk gerekçe öne sürülürken, bünyesinde ortaöğretim öğretmenliği programı olan 17 eğitim fakültesi öğrencisinin, alan derslerini aynı üniversite bünyesindeki fen edebiyat fakültesinde okudukları göz ardı edilmektedir. Dolayısıyla bu gerekçe dayanaksızdır. İkinci gerekçenin umulan amacı sağlamayacağı yukarıda verilen sayılarla ifade edildiğinden burada tekrarlanmayacaktır. Ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin eğitim fakültelerinden alınarak fen edebiyat fakültelerine verilmesi, beklentileri karşılamayacağı gibi, eğitim fakültelerini 1980 öncesindeki eğitim enstitülerine ve 1980'li yılların eğitim yüksekokullarına dönüştürecektir. Böyle bir yapılanma, resim-müzik öğretmenliğinin güzel sanatlar fakültelerine, yabancı dil öğretmenliğinin yabancı diller yüksek okullarına aktarılmasının da yolunu açacaktır. Bu olası sonuç, öğretmen yetiştirme politikasının çökmesi anlamına gelmektedir. Türk milli eğitimi için onarılmaz yaralar açacak böyle bir sonucu kimsenin arzu edeceği düşünülemez. Öğretmen yetiştirmeyi, eğitim fakülteleri bünyesi dışına taşırmamak kaydıyla, fen edebiyat fakültelerinin öğretmen eğitimindeki rolleri arttırılabilir. Bunun birden fazla yolu bulunmaktadır. Ancak, yukarıda verilen rakamlardan görülebileceği gibi öğretmenlik mesleği, gerçekte fen edebiyat mezunlarının istihdamında en son düşünülecek çözüm olarak değerlendirilmelidir. Formasyon eğitimi kararının olası yansımaları Ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin formasyon eğitimine indirgenmesi fen edebiyat fakültelerine uzun vadede bir katkı sağlamayacağı gibi, şu olumsuzlukları beraberinde getirecektir. * Son 10 yılda nitelikli öğrenciye ulaşmada bazı gözde fakülteleri geride bırakan eğitim fakülteleri, öğrenci açısından çekiciliğini yitireceklerdir. * Eğitim Fakültelerinde, 'eğitim bilimci' ve 'alan eğitimcisi' uzmanlık alanlarında öğretim üyesi eksikliği bulunduğundan, fen edebiyat fakültelerinde, anılan derslerin alan dışı öğretim elemanları tarafından verilmesini zorunlu kılacaktır. Dolayısıyla formasyon dersleriyle öğretmen diploması verilecek adaylar, öğretmen eğitiminin üç önemli bileşeninden biri olan 'öğretmenlik meslek bilgisi ve öğretmenlik uygulaması' yönünden gerekli donanımı kazanamayacaklardır. * Formasyon eğitimi yoluyla binlerce kişiye öğretmenlik diploması verilmesi, sosyal bir probleme dönüşen işsiz öğretmen sayısının katlanarak artmasına neden olacaktır. * Kuruluş amaçları, temel bilimlerde araştırmacı ve uzman yetiştirmek olan fen edebiyat fakülteleri, bu kararla eğitim fakültelerine alternatif fakültelere dönüşerek asıl işlevlerinden uzaklaşacaklardır. * Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen yeterlilikleri konusunda kapsamlı bir çalışmayı sonuçlandırmış ve öğretmen eğitiminde niteliği arttırmak üzere 'Anadolu Öğretmen Lisesi' projesini geliştirerek sürdürmektedir. Eğitim fakültesi dışında öğretmen eğitimi kararı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın her iki projesini anlamsızlaştıracaktır. Eğitim fakültelerinin yazgısı, öteki öğretmen yetiştirme modellerine benzetilmemelidir. Türkiye, eğitim alanında periyodik olarak yapılan TIMSS, PISA, PIRLS gibi uluslararası değerlendirmelerde hep son sıralarda yer almaktadır. Karşı karşıya gelinen bu sonucun birden fazla nedeni olmakla birlikte, eğitimin omurgasını oluşturan öğretmen faktörü, bu nedenler arasında en belirleyici olanıdır. Eğitimde yaşanan olumsuzluğu aşmak için en ekonomik önlem, eğitime nitelikli öğretmen kazandırmaktır. Türkiye, 1974'den sonraki süreçte bu alanda kötü bir deneyim yaşamış, bunun Türk eğitim sistemine etkileri son 30 yılda fazlasıyla görülmüş ve halen görülmektedir. Öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğu gerçeği bir yana bırakılarak lisans düzeyindeki öğretmen eğitiminin formasyon eğitimine indirgenmesi, geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanması anlamındadır. Bu yanlıştaki ısrar, öğretmen eğitiminde son 25 yılda elde edilen kazanımları yok edeceği gibi bu politikanın olumsuz yansımaları, üniversite öncesi eğitimde de kendini hissettirecektir. Fen edebiyat fakülteleri, öğrenci tercihi bakımından içinde bulunduğu durumdan mutlaka kurtarılmalıdır. Ancak bu fakültelere daha nitelikli öğrenci kazandırmak adına, son öğretmen yetiştirme modelimiz olan eğitim fakültelerinin yazgısı, hoyratça yok edilen öteki öğretmen yetiştirme modellerine benzetilmemelidir.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
7 Ocak 2010 Perşembe
İsteyen Her Öğrenciye Burs İmkanı...
Başbakan Erdoğan, '5 yılda 5 bin öğrenci' projesi kapsamında master için yurtdışına gönderilecek öğrencilere tavsiyelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta, Hakkari'deki üniversitelerin, bu şehirlerin umudu, vizyonu haline geldiğini belirterek, ''Bu üniversitelerimizde inanıyorum ki oralarda barışın tohumları atılıyor, inanıyorum ki ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek'' dedi. Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığının ''Beş Yılda Beş Bin Öğrenci Projesi'' kapsamında lisans üstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrenciler bilgilendirme toplantısına katıldı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, 41 öğrencinin daha dünyanın en iyi üniversitelerine uğurladıklarını belirterek, Türkiye'de 94'ü devlet, 45'i vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite bulunduğunu söyledi. Erdoğan, bunların 63'ünün kendi dönemlerinde açıldığını hatırlatarak, artık üniversitesi olmayan il kalmadığını ifade etti. Bu nedenle göçü de büyük ölçüde önlediklerini anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Yani eğitim sebebiyle yüksek öğrenim için değişik illere göç eden insanımızı, gencimizi kendi ilindeki üniversiteleri seçme imkanını getirmiş oluyoruz. Türkiye'nin 81 vilayetini ziyaret eden bir Başbakan olarak konuşuyorum; en az gittiğim ile 3 kez gittim, sorunları yerinde inceleme fırsatını yakaladım. Anadolu'daki, Trakya'daki bu yeni üniversitelerimiz çok hızlı bir şekilde gelişiyor, ilerliyor, modern eğitim imkanlarına kavuşuyor. Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta Hakkari'de üniversitelerimiz bu şehirlerimizin umudu, vizyonu haline geldi. Bu üniversitelerimizde, inanıyorum ki, oralarda barışın tohumları atılıyor; inanıyorum ki, ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek. Bu noktada umutlarım kesinlikle sonsuzdur. Bizim şu anda zaten dünya ile rekabet edebilecek üniversitelerimiz var. Ben inanıyorum ki, yakın bir zamanda Türkiye'nin üniversiteleri dünya ile rekabet etmekle kalmayacak, bu rekabette adım adım öne geçecektir. Çünkü sizler varsınız. Çünkü sizler gibi nice öğrencilerimiz var. Çünkü bizim genç, dinamik, zeki bir genç neslimiz var. Bu üniversiteler bizim eğitim, bilim, kültür ve sanat hayatımız sizlerin sayesinde daha ileri atılımlar yapacaklar.'' ''İÇİNE KAPALI BİR SÜREÇ YAŞADIK' ''İlim, Çin'de de olsa alınız'' sözünü anımsatan Başbakan Erdoğan, ''İlim dünyanın en uzak bir ucunda bilgi ve bilim olsa, onu almak bizim medeniyetimizin de gereğidir'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ama biz uzun zaman içine kapalı bir süreci yaşadık bilimde, dışa açılamadık ve dışarıyı da içeriye sokmadık. Dikkat ediniz, 7 yılda 63 yeni üniversiteyi Türkiye'ye kazandırırken, buna itiraz edenler oldu. İşte bu, içe kapanmanın, maalesef, neticeleriydi. 'Binayı, personeli, öğretim görevlisini nereden bulacaksınız' dediler. Biz, her zaman şunu söyledik; 'kaynak Türkiye'dir' dedik. İşte öğretim üyelerimiz burada ama yatırım yaparsan öğretim üyesi olur. Yatırım yapmazsan, öğretim üyesi olmadığı gibi elindekileri de kaybedersin. Çünkü ölüm hak. Bir gün gelecek hocalarımız da tek tek nasıl ölüyorsa, onlar da ölecekler ama yerine yetiştirdiklerimiz var mıydı? Yoktu. İşte biz bu eksiği gideriyoruz. Ve güçlü bir ekonomiyi tamamen Türkiye'ni kaynaklarıyla inşa ediyoruz.'' ''UCUZ YATIRIM'' ''Bilime yapılan yatırım, pahalı değildir, en ucuz yatırım, bilime yapılan yatırımdır. İşte biz bunu yaptık'' diyen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin geleceğini de genç nesile yatırım yaparak inşa etmeyi sürdürdüklerini söyledi. Üç, beş yılı değil, gelecek 20, 30, 50 yılı planlayarak bu yolculuğu sürdürdüklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''Geleceği bu günden tasarlayamazsak, yarınlarımız, gelecek kuşaklar bizi lanet ile anacaktır'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Şu anda, YÖK'ün bu alanda attığı adımlar var. Master, master öncesi, doktora, doktora öncesi, sonrası öğrenciler için attığı adımlar var. 250 civarında öğrenci YÖK tarafından gönderildi. Aynı şekilde TÜBİTAK'ın yaptığı çalışmalar var. Türkiye'nin tüm üniversitelerinde adım adım sorunları gideriyoruz, ihtiyaçları karşılıyoruz. Üniversiteleri şehirlerimizin umudu haline dönüştürüyoruz. Bizim şanlı bir tarihimiz var, muhteşem bir geçmişimiz var. hiçbir millete nasip olmayacak bir medeniyet tasavvurumuz var, bir kültür birikimimiz var ama geçmişle sadece övünmek bize bir şey kazandırmıyor. Geçmişin hülyasına takılıp kalamayız. Geçmişteki başarılarımızla yetinemeyiz. Geçmişimizi hiç unutmamak, ondan dersler çıkarmak, tarihi birikim ve tecrübeyi aklımızda tutmak, bizim için önemli bir zenginliktir. Biz geçmişin birikimi üzerine, geleceği tasarlamak, daha ilerilere ulaşmak için gayret göstermek zorundayız. Oradan aldığımız tecrübeyi geleceğe taşımak, oradan aldığımız ilham ve azimle geleceği şekillendirmek zorundayız. Onun için hep geleceğe bakacağız. Bugün yeni üniversite kurulmasına karşı çıkanlar, yarın inanıyorum ki oradan yetişmiş son derece donanımlı öğrenciler karşısında inanın mahcup olacaklardır. Türkiye çok hızlı bir şekilde büyüyor. Bunu Ankara'da, Türkiye'de kalırsak göremeyiz ama dünyayı gezip dolaştıkça Türkiye'nin ne denli hızlı büyüdüğünü o zaman çok daha iyi hissediyorsunuz. Türkiye, ekonomisiyle, dış politikasıyla, sosyal güvenlikleriyle büyüyor. 7 yıl önce dünyanın 26. büyük ekonomisiydik, bugün 17. büyük ekonomisi haline geldik, Avrupa'nın 6. büyük ekonomisiyiz. 7 yıl önce milli gelirimiz, 230 milyar dolardı. Henüz bu yılın ki belli olmadı ama 2008 yılı sonu itibarıyla 742 milyar dolara ulaştı. Küresel kriz sebebiyle bu yıl bir düşüşümüz olacak. 7 yıl önce 36 milyar dolar ihracatımız vardı, küresel krize rağmen şu anda geldiğimiz nokta, yaklaşık 102 milyar dolar bu yılın ihracatı... Yedi yıl önce ekonomik krizlerle, siyasi krizlerle çalkalanan bir Türkiye vardı bugün BM Güvenlik Konseyi'nin üyesi, AB ile katılım müzakerelerini yürüten, Medeniyetler İttifakına eş başkanlık yapan, bölgesel meselelere ağırlığını koyan, G-20 üyesi bir Türkiye var. Yarın çok daha iyi olacak. Türkiye gelecekte bugünkünden daha ileri bir noktaya gelecek. işte geleceğin o muhteşem Türkiye'sinin donanımlı gençlerini bugünden hazırlamak zorundayız, yarın geç olmasın. Eğitimde her türlü imkanı seferber etmek, en kaliteli eğitim zeminine kavuşmak, Büyük Türkiye'nin çalışkan evlatlarını bugünden yetiştirmek zorundayız. Geniş ufuklu bakıyoruz. Umutla, vizyonla bakıyoruz. Bir vizyon koymak zorundayız. 2010 yılı da, sonraki yıllar da Türkiye için milletimiz için başarılarla dolu parlak yıllar olacak. Bütün karamsarlara inat, bütün kötümserlere inat, tüm felaket tellallarına inat, ben Türkiye'yi aydınlık yarınların beklediğine inanıyor, bu azimle gayret gösteriyoruz.'' EĞİTİMDE ATILAN ADIMLAR Eğitim alanında cumhuriyet tarihini rekorlarını kırdıklarını, her türlü imkanı seferber ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, 142 bin 600 yeni dersliğin son 7 yılda inşa edildiğini, 734 bin 784 bilgisayarı okullara kazandırdıklarını söyledi. Sekiz derslik ve üzeri tüm okullara, 29 bin 428 bilişim teknolojisi sınıfı kurulduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şu anda bilişim sınıfı oranın yüzde 95 civarında olduğunu dile getirdi. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu'nun neresine gidilirse gidilsin, artık ''çocukların para istemediğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''İstedikleri ne biliyor musunuz? Bilgisayar istiyorlar. 'Tayyip Amca, bana bir laptop verir misin' diyor. Buraya geldik. İşin güzelliği burada'' dedi. Eğitimin altyapısını en güzel şekilde inşa etmek için şartları zorladıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, özürlüler, kızlar ve yoksulların eğitim imkanından mahrum kalmaması için her türlü maddi ve manevi desteği verdiklerini belirterek, zengin fakir ayrımı yapılmadan ilk ve orta öğretimde kitapları ücretsiz dağıtıldığını anımsattı. Öğrencilere verilen burs ve kredilere ilişkin bilgiler de veren Başbakan Erdoğan, bu konuda kesin talimat verdiğini, isteyen her öğrenciye burs ve kredi verildiğini hatırlattı. Burs ve kredi alan öğrenci sayısının şu anda yaklaşık 1 buçuk milyon olduğunu anlatan Erdoğan, 2002'de burs ve kredi olarak ödenen paranın 45 TL olduğunu, bu ay yapılan son zamla birlikte üniversite öğrencilerine ödene rakamın 200 TL olduğunu bildirdi. Yedi yılda bu miktarı tam yüzde 344 artırdıklarını belirten Erdoğan, yapılan yurt binaları konusunda da bilgi verdi. Gelecek 20 yılda ülkenin ihtiyaç duyacağı insan gücü alanlarını tespit ettiklerini belirten Erdoğan, bu nedenle adımlar atmak için bu projeyi başlattıklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz'' dedi Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Şura Salonu'nda düzenlenen, MEB ''5 Yılda 5000 Öğrenci Projesi'' kapsamında lisansüstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrencileri bilgilendirme toplantısında bir konuşma yaptı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, proje kapsamında dil ve edebiyat, temel bilimler ve mühendislik, sağlık bilimler, sosyal bilimler, uygulamalı sosyal bilimler, ziraat ve ormancılık alanlarının 381 alt alanında öğrencilerin eğitim almalarını öngördüklerini ifade etti. 2007 yılı başından itibaren bu alanları esas alarak yurt dışında doktora ve yüksek lisans eğitimleri alabilmeleri için öğrenci göndermeye başlanıldığını hatırlatan Erdoğan, hali hazırda 1408 öğrencinin bu proje kapsamında yurt dışında burslu statüde lisans üstü öğrenim gördüğünü bildirdi. Bugün atılan adımla da 2009 yılında seçilen 941 öğrenciyi yurt dışına uğurladıklarını belirten Erdoğan, çalışmaların devam ettiğini ve açığı kapatmak için 2010 yılında 1000-1500 öğrenci için duyuru yapma hazırlıklarının sürdürüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Hiç çekincemiz yok, hiç tereddütümüz yok. Yeter ki bu ülkenin gençleri okusun. Biz bunu istiyoruz. Biz bunu yakalayamadık, biz bundan istifade edemedik. Ama istiyoruz ki yeni nesil, yeni kuşak bunlardan istifade etsin. Yeter ki bu ülkenin zeki öğrencileri en iyi okullarında okusun, en kaliteli eğitimi alsın. Gittiğimiz ülkelerde o ülkenin liderleriyle bunları konuşuyoruz. Tabii, onlar da, 'Ne demek. Kapılarımız açık' diyorlar. Bu adımları atıyoruz. Yeter ki bugünde Türkiye'nin geleceğine hazırlık yapılsın. Biz hiçbir imkandan kaçınmadık. Bundan sonra da kaçınmayacağız. Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal bunu 1920'li yıllarda fark etmişti. Yurt dışına ilk öğrenci gönderme kararı bizzat Gazi Mustafa Kemal'in verdiği talimatla 1929 yılında çıkarılan kanunla verilmiştir. Yeni Türkiye'nin fabrikaları, demir yolları, kara yolları, köprüleri işte o mühendislerin eliyle inşa edildi. Ama ondan sonra uzunca bir ara... Bu sadece onda olmadı. Aynı şeyi demir yollarında da yaşadık. Ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örme talimatını verdi ama Gazi'nin bu talimatını dinleyen oldu mu? Bize kadar ne yazık ki olmadı. Şimdi biz demir ağlarla örüyoruz Türkiye'yi. İşte hızlı tren bizimle başladı. Mevcutları yenileme tamamen bizimle başladı. Demir ağlarla gidilmeyen yer kalmayacağı gibi inşallah hava hattında da uçakların ulaşmayacağı bölge, il demiyorum, bölge kalmayacak. İşi bu noktaya götürüyoruz. Cumhuriyetin 10. yılında o öğrencilerimizin imzası vardı. İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yılında da, 2023'te şimdi gönderdiğimiz öğrencilerin imzası olacak.'' ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER Konuşmasında öğrencilere bazı tavsiyelerde de bulunan Erdoğan, öğrencilerin uzak diyarlara gideceğini, ailelerinden, arkadaşlarında ayrı kalacaklarını belirterek, her ayrılığın aslında yeni bir buluşma olduğunu dile getirdi ve öğrencilerin Türkiye'nin ve Türk milletinin geleceğiyle buluşacağını söyledi. Öğrencilerin bu yolculuğunun bu nedenle ''kutlu bir yolculuk'' olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, öğrencilerin gidecekleri yerlerde lisansüstü eğitimlerini en iyi şekilde yapacaklarından ve üstün başarılar göstereceklerinden hiç şüphesinin olmadığını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu: ''Sizin için tahsis edilen kaynak bu ülkenin on milyonlarca insanının dişinden, tırnağından arttırdığı birikimlerinden ayrılmıştır. Ananızın sütü gibi helaldir. Bunu böyle biliniz. Onun için bu milletin sizden büyük beklentileri var. Bu beklentileri boşa çıkarmayacağınıza, sizin için sarf edilen birikimleri heba etmeyeceğinize canı gönülden inanıyorum. Geri döndüğünüzde de ülkemiz için, milletimiz için en iyiyi, en güzeli yapacağınızı biliyorum. Güzel ülkemizin en ücra köşesinde bilginiz, görgünüz, sevginiz ve azminiz yeni ışıklar yakacak ve oradaki yavrularımızı bizlerin umudu haline getireceğinize yürekten inanıyorum. Öğrenim için gittiğiniz yerlerde aynı zamanda Türkiye'nin birer misyon şefi olacaksınız. Adeta öyle çalışacaksınız. Birer başkonsolos gibi, birer büyükelçi gibi çalışacaksınız. Bunun da çok önemli bir vazife olduğunu hatırlatmak istiyorum. Sizlerin gideceğiniz ülkelerde, yaşayacağınız şehirlerde, öğrenim göreceğiniz okullarda ülkemizin tanıtım elçisi gibi görev yapmanız gerekiyor. Türkiye adına oluşmuş önyargıları yıkmak, Türkiye'yi tarihiyle, kültürüyle dünya mirasına sağladığı katkılarla tanıtmak, özellikle ülkemizin son dönemde kaydettiği küresel nitelikteki başarıları aktarmak göreviniz olmalıdır. Bunun yanında, gittiğiniz ülkelerde vatandaşlarımızla, soydaşlarınızla dayanışma içinde olmanız da son derece önemlidir. Oralarda milli meselelerinize sahip çıkınız, milli günlerimizi hep birlikte ve coşku içinde kutlayınız, ülkemizdeki gelişmeleri yakından takip ederek uluslararası tezlerimizi, haklı meselelerimizi oralarda mutlaka savununuz. Bu ülkenin sizden büyük beklentileri var, bu milletin sizden büyük beklentileri var. Edindiğiniz tecrübeleri ülkemize kazandırmak, insanımıza kazandırmak için ahde vefa ile hareket edeceğinize inanıyorum. Ülke ve millet olarak sizlere inanıyoruz, sizlere güveniyoruz.'' Geleceğin Türkiye'sinin yurt dışına gönderilen öğrencilerin gayretiyle şekilleneceğini belirten Başbakan Erdoğan, öğrencilerin bu büyük sorumluluğu hakkıyla taşıyacaklarını bildiklerini ifade etti. Erdoğan, sözlerinin sonunda öğrencilere başarı dileklerinde bulundu ve projede emeği geçenlere teşekkür etti
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta, Hakkari'deki üniversitelerin, bu şehirlerin umudu, vizyonu haline geldiğini belirterek, ''Bu üniversitelerimizde inanıyorum ki oralarda barışın tohumları atılıyor, inanıyorum ki ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek'' dedi. Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığının ''Beş Yılda Beş Bin Öğrenci Projesi'' kapsamında lisans üstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrenciler bilgilendirme toplantısına katıldı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, 41 öğrencinin daha dünyanın en iyi üniversitelerine uğurladıklarını belirterek, Türkiye'de 94'ü devlet, 45'i vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite bulunduğunu söyledi. Erdoğan, bunların 63'ünün kendi dönemlerinde açıldığını hatırlatarak, artık üniversitesi olmayan il kalmadığını ifade etti. Bu nedenle göçü de büyük ölçüde önlediklerini anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Yani eğitim sebebiyle yüksek öğrenim için değişik illere göç eden insanımızı, gencimizi kendi ilindeki üniversiteleri seçme imkanını getirmiş oluyoruz. Türkiye'nin 81 vilayetini ziyaret eden bir Başbakan olarak konuşuyorum; en az gittiğim ile 3 kez gittim, sorunları yerinde inceleme fırsatını yakaladım. Anadolu'daki, Trakya'daki bu yeni üniversitelerimiz çok hızlı bir şekilde gelişiyor, ilerliyor, modern eğitim imkanlarına kavuşuyor. Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta Hakkari'de üniversitelerimiz bu şehirlerimizin umudu, vizyonu haline geldi. Bu üniversitelerimizde, inanıyorum ki, oralarda barışın tohumları atılıyor; inanıyorum ki, ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek. Bu noktada umutlarım kesinlikle sonsuzdur. Bizim şu anda zaten dünya ile rekabet edebilecek üniversitelerimiz var. Ben inanıyorum ki, yakın bir zamanda Türkiye'nin üniversiteleri dünya ile rekabet etmekle kalmayacak, bu rekabette adım adım öne geçecektir. Çünkü sizler varsınız. Çünkü sizler gibi nice öğrencilerimiz var. Çünkü bizim genç, dinamik, zeki bir genç neslimiz var. Bu üniversiteler bizim eğitim, bilim, kültür ve sanat hayatımız sizlerin sayesinde daha ileri atılımlar yapacaklar.'' ''İÇİNE KAPALI BİR SÜREÇ YAŞADIK' ''İlim, Çin'de de olsa alınız'' sözünü anımsatan Başbakan Erdoğan, ''İlim dünyanın en uzak bir ucunda bilgi ve bilim olsa, onu almak bizim medeniyetimizin de gereğidir'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ama biz uzun zaman içine kapalı bir süreci yaşadık bilimde, dışa açılamadık ve dışarıyı da içeriye sokmadık. Dikkat ediniz, 7 yılda 63 yeni üniversiteyi Türkiye'ye kazandırırken, buna itiraz edenler oldu. İşte bu, içe kapanmanın, maalesef, neticeleriydi. 'Binayı, personeli, öğretim görevlisini nereden bulacaksınız' dediler. Biz, her zaman şunu söyledik; 'kaynak Türkiye'dir' dedik. İşte öğretim üyelerimiz burada ama yatırım yaparsan öğretim üyesi olur. Yatırım yapmazsan, öğretim üyesi olmadığı gibi elindekileri de kaybedersin. Çünkü ölüm hak. Bir gün gelecek hocalarımız da tek tek nasıl ölüyorsa, onlar da ölecekler ama yerine yetiştirdiklerimiz var mıydı? Yoktu. İşte biz bu eksiği gideriyoruz. Ve güçlü bir ekonomiyi tamamen Türkiye'ni kaynaklarıyla inşa ediyoruz.'' ''UCUZ YATIRIM'' ''Bilime yapılan yatırım, pahalı değildir, en ucuz yatırım, bilime yapılan yatırımdır. İşte biz bunu yaptık'' diyen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin geleceğini de genç nesile yatırım yaparak inşa etmeyi sürdürdüklerini söyledi. Üç, beş yılı değil, gelecek 20, 30, 50 yılı planlayarak bu yolculuğu sürdürdüklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''Geleceği bu günden tasarlayamazsak, yarınlarımız, gelecek kuşaklar bizi lanet ile anacaktır'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Şu anda, YÖK'ün bu alanda attığı adımlar var. Master, master öncesi, doktora, doktora öncesi, sonrası öğrenciler için attığı adımlar var. 250 civarında öğrenci YÖK tarafından gönderildi. Aynı şekilde TÜBİTAK'ın yaptığı çalışmalar var. Türkiye'nin tüm üniversitelerinde adım adım sorunları gideriyoruz, ihtiyaçları karşılıyoruz. Üniversiteleri şehirlerimizin umudu haline dönüştürüyoruz. Bizim şanlı bir tarihimiz var, muhteşem bir geçmişimiz var. hiçbir millete nasip olmayacak bir medeniyet tasavvurumuz var, bir kültür birikimimiz var ama geçmişle sadece övünmek bize bir şey kazandırmıyor. Geçmişin hülyasına takılıp kalamayız. Geçmişteki başarılarımızla yetinemeyiz. Geçmişimizi hiç unutmamak, ondan dersler çıkarmak, tarihi birikim ve tecrübeyi aklımızda tutmak, bizim için önemli bir zenginliktir. Biz geçmişin birikimi üzerine, geleceği tasarlamak, daha ilerilere ulaşmak için gayret göstermek zorundayız. Oradan aldığımız tecrübeyi geleceğe taşımak, oradan aldığımız ilham ve azimle geleceği şekillendirmek zorundayız. Onun için hep geleceğe bakacağız. Bugün yeni üniversite kurulmasına karşı çıkanlar, yarın inanıyorum ki oradan yetişmiş son derece donanımlı öğrenciler karşısında inanın mahcup olacaklardır. Türkiye çok hızlı bir şekilde büyüyor. Bunu Ankara'da, Türkiye'de kalırsak göremeyiz ama dünyayı gezip dolaştıkça Türkiye'nin ne denli hızlı büyüdüğünü o zaman çok daha iyi hissediyorsunuz. Türkiye, ekonomisiyle, dış politikasıyla, sosyal güvenlikleriyle büyüyor. 7 yıl önce dünyanın 26. büyük ekonomisiydik, bugün 17. büyük ekonomisi haline geldik, Avrupa'nın 6. büyük ekonomisiyiz. 7 yıl önce milli gelirimiz, 230 milyar dolardı. Henüz bu yılın ki belli olmadı ama 2008 yılı sonu itibarıyla 742 milyar dolara ulaştı. Küresel kriz sebebiyle bu yıl bir düşüşümüz olacak. 7 yıl önce 36 milyar dolar ihracatımız vardı, küresel krize rağmen şu anda geldiğimiz nokta, yaklaşık 102 milyar dolar bu yılın ihracatı... Yedi yıl önce ekonomik krizlerle, siyasi krizlerle çalkalanan bir Türkiye vardı bugün BM Güvenlik Konseyi'nin üyesi, AB ile katılım müzakerelerini yürüten, Medeniyetler İttifakına eş başkanlık yapan, bölgesel meselelere ağırlığını koyan, G-20 üyesi bir Türkiye var. Yarın çok daha iyi olacak. Türkiye gelecekte bugünkünden daha ileri bir noktaya gelecek. işte geleceğin o muhteşem Türkiye'sinin donanımlı gençlerini bugünden hazırlamak zorundayız, yarın geç olmasın. Eğitimde her türlü imkanı seferber etmek, en kaliteli eğitim zeminine kavuşmak, Büyük Türkiye'nin çalışkan evlatlarını bugünden yetiştirmek zorundayız. Geniş ufuklu bakıyoruz. Umutla, vizyonla bakıyoruz. Bir vizyon koymak zorundayız. 2010 yılı da, sonraki yıllar da Türkiye için milletimiz için başarılarla dolu parlak yıllar olacak. Bütün karamsarlara inat, bütün kötümserlere inat, tüm felaket tellallarına inat, ben Türkiye'yi aydınlık yarınların beklediğine inanıyor, bu azimle gayret gösteriyoruz.'' EĞİTİMDE ATILAN ADIMLAR Eğitim alanında cumhuriyet tarihini rekorlarını kırdıklarını, her türlü imkanı seferber ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, 142 bin 600 yeni dersliğin son 7 yılda inşa edildiğini, 734 bin 784 bilgisayarı okullara kazandırdıklarını söyledi. Sekiz derslik ve üzeri tüm okullara, 29 bin 428 bilişim teknolojisi sınıfı kurulduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şu anda bilişim sınıfı oranın yüzde 95 civarında olduğunu dile getirdi. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu'nun neresine gidilirse gidilsin, artık ''çocukların para istemediğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''İstedikleri ne biliyor musunuz? Bilgisayar istiyorlar. 'Tayyip Amca, bana bir laptop verir misin' diyor. Buraya geldik. İşin güzelliği burada'' dedi. Eğitimin altyapısını en güzel şekilde inşa etmek için şartları zorladıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, özürlüler, kızlar ve yoksulların eğitim imkanından mahrum kalmaması için her türlü maddi ve manevi desteği verdiklerini belirterek, zengin fakir ayrımı yapılmadan ilk ve orta öğretimde kitapları ücretsiz dağıtıldığını anımsattı. Öğrencilere verilen burs ve kredilere ilişkin bilgiler de veren Başbakan Erdoğan, bu konuda kesin talimat verdiğini, isteyen her öğrenciye burs ve kredi verildiğini hatırlattı. Burs ve kredi alan öğrenci sayısının şu anda yaklaşık 1 buçuk milyon olduğunu anlatan Erdoğan, 2002'de burs ve kredi olarak ödenen paranın 45 TL olduğunu, bu ay yapılan son zamla birlikte üniversite öğrencilerine ödene rakamın 200 TL olduğunu bildirdi. Yedi yılda bu miktarı tam yüzde 344 artırdıklarını belirten Erdoğan, yapılan yurt binaları konusunda da bilgi verdi. Gelecek 20 yılda ülkenin ihtiyaç duyacağı insan gücü alanlarını tespit ettiklerini belirten Erdoğan, bu nedenle adımlar atmak için bu projeyi başlattıklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz'' dedi Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Şura Salonu'nda düzenlenen, MEB ''5 Yılda 5000 Öğrenci Projesi'' kapsamında lisansüstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrencileri bilgilendirme toplantısında bir konuşma yaptı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, proje kapsamında dil ve edebiyat, temel bilimler ve mühendislik, sağlık bilimler, sosyal bilimler, uygulamalı sosyal bilimler, ziraat ve ormancılık alanlarının 381 alt alanında öğrencilerin eğitim almalarını öngördüklerini ifade etti. 2007 yılı başından itibaren bu alanları esas alarak yurt dışında doktora ve yüksek lisans eğitimleri alabilmeleri için öğrenci göndermeye başlanıldığını hatırlatan Erdoğan, hali hazırda 1408 öğrencinin bu proje kapsamında yurt dışında burslu statüde lisans üstü öğrenim gördüğünü bildirdi. Bugün atılan adımla da 2009 yılında seçilen 941 öğrenciyi yurt dışına uğurladıklarını belirten Erdoğan, çalışmaların devam ettiğini ve açığı kapatmak için 2010 yılında 1000-1500 öğrenci için duyuru yapma hazırlıklarının sürdürüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Hiç çekincemiz yok, hiç tereddütümüz yok. Yeter ki bu ülkenin gençleri okusun. Biz bunu istiyoruz. Biz bunu yakalayamadık, biz bundan istifade edemedik. Ama istiyoruz ki yeni nesil, yeni kuşak bunlardan istifade etsin. Yeter ki bu ülkenin zeki öğrencileri en iyi okullarında okusun, en kaliteli eğitimi alsın. Gittiğimiz ülkelerde o ülkenin liderleriyle bunları konuşuyoruz. Tabii, onlar da, 'Ne demek. Kapılarımız açık' diyorlar. Bu adımları atıyoruz. Yeter ki bugünde Türkiye'nin geleceğine hazırlık yapılsın. Biz hiçbir imkandan kaçınmadık. Bundan sonra da kaçınmayacağız. Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal bunu 1920'li yıllarda fark etmişti. Yurt dışına ilk öğrenci gönderme kararı bizzat Gazi Mustafa Kemal'in verdiği talimatla 1929 yılında çıkarılan kanunla verilmiştir. Yeni Türkiye'nin fabrikaları, demir yolları, kara yolları, köprüleri işte o mühendislerin eliyle inşa edildi. Ama ondan sonra uzunca bir ara... Bu sadece onda olmadı. Aynı şeyi demir yollarında da yaşadık. Ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örme talimatını verdi ama Gazi'nin bu talimatını dinleyen oldu mu? Bize kadar ne yazık ki olmadı. Şimdi biz demir ağlarla örüyoruz Türkiye'yi. İşte hızlı tren bizimle başladı. Mevcutları yenileme tamamen bizimle başladı. Demir ağlarla gidilmeyen yer kalmayacağı gibi inşallah hava hattında da uçakların ulaşmayacağı bölge, il demiyorum, bölge kalmayacak. İşi bu noktaya götürüyoruz. Cumhuriyetin 10. yılında o öğrencilerimizin imzası vardı. İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yılında da, 2023'te şimdi gönderdiğimiz öğrencilerin imzası olacak.'' ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER Konuşmasında öğrencilere bazı tavsiyelerde de bulunan Erdoğan, öğrencilerin uzak diyarlara gideceğini, ailelerinden, arkadaşlarında ayrı kalacaklarını belirterek, her ayrılığın aslında yeni bir buluşma olduğunu dile getirdi ve öğrencilerin Türkiye'nin ve Türk milletinin geleceğiyle buluşacağını söyledi. Öğrencilerin bu yolculuğunun bu nedenle ''kutlu bir yolculuk'' olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, öğrencilerin gidecekleri yerlerde lisansüstü eğitimlerini en iyi şekilde yapacaklarından ve üstün başarılar göstereceklerinden hiç şüphesinin olmadığını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu: ''Sizin için tahsis edilen kaynak bu ülkenin on milyonlarca insanının dişinden, tırnağından arttırdığı birikimlerinden ayrılmıştır. Ananızın sütü gibi helaldir. Bunu böyle biliniz. Onun için bu milletin sizden büyük beklentileri var. Bu beklentileri boşa çıkarmayacağınıza, sizin için sarf edilen birikimleri heba etmeyeceğinize canı gönülden inanıyorum. Geri döndüğünüzde de ülkemiz için, milletimiz için en iyiyi, en güzeli yapacağınızı biliyorum. Güzel ülkemizin en ücra köşesinde bilginiz, görgünüz, sevginiz ve azminiz yeni ışıklar yakacak ve oradaki yavrularımızı bizlerin umudu haline getireceğinize yürekten inanıyorum. Öğrenim için gittiğiniz yerlerde aynı zamanda Türkiye'nin birer misyon şefi olacaksınız. Adeta öyle çalışacaksınız. Birer başkonsolos gibi, birer büyükelçi gibi çalışacaksınız. Bunun da çok önemli bir vazife olduğunu hatırlatmak istiyorum. Sizlerin gideceğiniz ülkelerde, yaşayacağınız şehirlerde, öğrenim göreceğiniz okullarda ülkemizin tanıtım elçisi gibi görev yapmanız gerekiyor. Türkiye adına oluşmuş önyargıları yıkmak, Türkiye'yi tarihiyle, kültürüyle dünya mirasına sağladığı katkılarla tanıtmak, özellikle ülkemizin son dönemde kaydettiği küresel nitelikteki başarıları aktarmak göreviniz olmalıdır. Bunun yanında, gittiğiniz ülkelerde vatandaşlarımızla, soydaşlarınızla dayanışma içinde olmanız da son derece önemlidir. Oralarda milli meselelerinize sahip çıkınız, milli günlerimizi hep birlikte ve coşku içinde kutlayınız, ülkemizdeki gelişmeleri yakından takip ederek uluslararası tezlerimizi, haklı meselelerimizi oralarda mutlaka savununuz. Bu ülkenin sizden büyük beklentileri var, bu milletin sizden büyük beklentileri var. Edindiğiniz tecrübeleri ülkemize kazandırmak, insanımıza kazandırmak için ahde vefa ile hareket edeceğinize inanıyorum. Ülke ve millet olarak sizlere inanıyoruz, sizlere güveniyoruz.'' Geleceğin Türkiye'sinin yurt dışına gönderilen öğrencilerin gayretiyle şekilleneceğini belirten Başbakan Erdoğan, öğrencilerin bu büyük sorumluluğu hakkıyla taşıyacaklarını bildiklerini ifade etti. Erdoğan, sözlerinin sonunda öğrencilere başarı dileklerinde bulundu ve projede emeği geçenlere teşekkür etti
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Nehirden Geçen Okul Yoluna Köprü sözü...
Ağrı'nın Tutak ilçesine bağlı Adakent köyünde okula gitmek için nehirden geçen öğrencilerle ilgili haber, kaymakamlığı harekete geçirdi.
Ağrı'nın Tutak ilçesine bağlı Adakent köyünde okula gitmek için nehirden geçen öğrencilerle ilgili haber, kaymakamlığı harekete geçirdi. Tutak Kaymakamı Gürbüz Saltaş, "Nehir üzerine yıl içinde köprü yapılarak öğrencilerimizin mağduriyeti giderilecek." dedi. Elmalı nehrinin üzerine 13 yıl önce bir köprünün temelinin atıldığını belirten Gürbüz Saltaş, çeşitli sebeplerle projenin tamamlanamadığını ifade etti. Okula gitmek için başka bir yolun da bulunduğunu fakat yakın olduğu için öğrencilerin nehirden geçmeyi tercih ettiklerini anlatan Saltaş, "Köprü yapımını valimizin bilgileri dahilinde 2010 yılı KÖYDES programı kapsamına aldık. Hava şartlarının düzelmesi ile çelik modelli köprümüzün inşasına başlayacağız.'' diye konuştu.
Ağrı'nın Tutak ilçesine bağlı Adakent köyünde okula gitmek için nehirden geçen öğrencilerle ilgili haber, kaymakamlığı harekete geçirdi. Tutak Kaymakamı Gürbüz Saltaş, "Nehir üzerine yıl içinde köprü yapılarak öğrencilerimizin mağduriyeti giderilecek." dedi. Elmalı nehrinin üzerine 13 yıl önce bir köprünün temelinin atıldığını belirten Gürbüz Saltaş, çeşitli sebeplerle projenin tamamlanamadığını ifade etti. Okula gitmek için başka bir yolun da bulunduğunu fakat yakın olduğu için öğrencilerin nehirden geçmeyi tercih ettiklerini anlatan Saltaş, "Köprü yapımını valimizin bilgileri dahilinde 2010 yılı KÖYDES programı kapsamına aldık. Hava şartlarının düzelmesi ile çelik modelli köprümüzün inşasına başlayacağız.'' diye konuştu.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
70'lik Dedeler Okuma Yazma Öğrendi...
Karaman’ın Ayrancı ilçesinde Halk Eğitim merkezi okuma yazma seferberliği başlatıldı.
Karaman'ın Ayrancı İlçesi Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü tarafından 2009-2010 Eğitim Öğretim yılında ülke çapındaki okuma yazma seferberliğine paralel olarak, İlçe Merkezi ve köylerinde okuma yazma bilmeyen tüm vatandaşlar tespit edilerek açılan kurslarda eğitimlerine başladılar. İleri yaştaki pek çok kişi kursa başvurarak okuma yazmayı öğrendi. Eğitimleri tamamlanan kurslarda düzenlenen belge törenine katılan Ayrancı Halk Eğitim Merkezi Müdürü Osman ÇAKMAK Yaygın Eğitime büyük önem verdiklerini belirterek şu ana kadar açılan 22 Okuma – Yazma kursundan 20'sinin tamamlandığını ve bu kurslarda 302 vatandaşımızın eğitim görerek okuryazar belgesi aldığını söyledi. Hedeflerinin İlçe genelinde okuma – yazma bilmeyen vatandaşın kalmaması olduğunu belirten Osman ÇAKMAK; en ücra köylerde bile okula gelemeyen vatandaşların evlerine kadar gidilerek bu eğitimlerin sağlandığını ve çalışmaların tüm hızıyla devam edeceğini söyledi. Okuma Yazma kurslarını başarı ile bitiren kursiyerlere sertifikaları HEM Müdürü Osman Çakmak ve Müdür Yardımcısı Atilla Taşcı tarafından dağıtıldı.
Karaman'ın Ayrancı İlçesi Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü tarafından 2009-2010 Eğitim Öğretim yılında ülke çapındaki okuma yazma seferberliğine paralel olarak, İlçe Merkezi ve köylerinde okuma yazma bilmeyen tüm vatandaşlar tespit edilerek açılan kurslarda eğitimlerine başladılar. İleri yaştaki pek çok kişi kursa başvurarak okuma yazmayı öğrendi. Eğitimleri tamamlanan kurslarda düzenlenen belge törenine katılan Ayrancı Halk Eğitim Merkezi Müdürü Osman ÇAKMAK Yaygın Eğitime büyük önem verdiklerini belirterek şu ana kadar açılan 22 Okuma – Yazma kursundan 20'sinin tamamlandığını ve bu kurslarda 302 vatandaşımızın eğitim görerek okuryazar belgesi aldığını söyledi. Hedeflerinin İlçe genelinde okuma – yazma bilmeyen vatandaşın kalmaması olduğunu belirten Osman ÇAKMAK; en ücra köylerde bile okula gelemeyen vatandaşların evlerine kadar gidilerek bu eğitimlerin sağlandığını ve çalışmaların tüm hızıyla devam edeceğini söyledi. Okuma Yazma kurslarını başarı ile bitiren kursiyerlere sertifikaları HEM Müdürü Osman Çakmak ve Müdür Yardımcısı Atilla Taşcı tarafından dağıtıldı.
6 Ocak 2010 Çarşamba
Türkiye’nin En İyi Üniversiteleri...
Türkiye’nin en iyi üniversiteleri hangileri?
Her sıralamaya olduğu gibi, üniversitelerin başarı sıralamasına da eleştiriler var. Umduklarından daha da iyi bir sırada olanlar, hallerinden memnun. Ama popülariteleriyle, sıralamadaki yerleri taban tabana zıt üniversiteler ya suskunlar ya da kriterleri objektif bulmuyorlar. Gelin bir de şu kritere göre sıralama yapın, bakın her şey nasıl da değişecek diyorlar... Gerçekten de kriter sayısı arttıkça ya da farklılaştıkça sıralamalar da değişiyor. Ama yeni kriterler esas alındığında, kesinlikle onlara da karşı çıkanlar olacaktır. Ural Hoca ve arkadaşlarının yaptıkları değerlendirmede, üniversiteler, bir bilim ve araştırma merkezi olarak ele alınmış. Doğru olan o ama sanki bizdeki işlevi ve algılanması, daha çok meslek adamı yetiştiren kurumlar şeklinde. Böyle olunca da tabii ki mezunların piyasadaki kabul edilirliği öne çıkıyor. Önemsiz bir kriter mi? Hayır, kesinlikle önemli. Ama çok sübjektif. Tıpkı fakültelerin taban puanları gibi... Öğrenci sayısı, pek çok üniversite için handikap. Öğrenci sayılarının azlığı nedeniyle çok ön sıralarda yer alan üniversiteler gibi, sırf öğrenci sayısı yüzünden çok arka sıralara düşün üniversiteler de var. Örneğin Sakarya Üniversitesi. Önümüzdeki yıl Avrupa Kalite Ödülü'ne aday. Kampüsüyle, öğretim kadrosu ve araştırmalarıyla fazlasıyla dikkat çeken bir üniversite ancak 50 binin üzerindeki öğrenci sayısı nedeniyle hiç hak etmediği bir sırada. Tıpkı üç beş bin öğrencisi ve devasa bütçesiyle ön sıralarda yer alan üniversiteler gibi... Bütün dünyada dikkate alınan önemli kriterlerden biri de doktora yapan öğrenci sayısı. Bizde de öyle. Ama gelin görün ki YÖK öyle üniversitelere doktora izni ve abartılı kontenjan verdi ki, hiçbir manası kalmadı. Üstelik haksız rekabet ortamı da yaratarak. Yani hak edenlere değil de, hiç hak etmeyenlere bu izni vererek. Aslında en doğru sıralama, fakülteler bazında yapılan sıralama olacaktır. Ama bunun için de yeterli veri bulunmuyor. Eminim ki Ural Hoca ve arkadaşları yakında, bu konuda da bir çalışma yapacaklardır. Bu arada YÖK'ün verilerinden bazılarının doğruları yansıtmadığı, bu nedenle aşağı sıralara düştüklerini hatırlatanlar da oldu. Üstelik YÖK'e kaç defa düzeltme yazısı gönderdikleri halde. Haksızlar mı haklılar. Ama araştırmacılar da YÖK'ün verilerine güvenmeyecekler de neye güvenecekler!.. Mezunların mümkün olan en kısa sürede yüksek maaşla iş bulabilmeleri, dünyanın en iyi üniversitelerine yüksek lisans ya da doktora için kabul edilmeleri, ÖSS giriş puanları ve en önemlisi de bilimsel eserlerin uygulamaya dönüşü ve ülkeye katkıları. Bunlar hepsi de birer kriter olabilir. Tıpkı çıkarttığı bakan, başbakan, cumhurbaşkanı, holding patronu, sanatçı, yazar, çizer, futbolcu ve diğer mezunları gibi... Listelerde öyle ya da böyle oynamalar olabilir. Ama sonuçta bir fikir veriyor. Gönül ister ki bu tür sıralamalar çok daha fazla yapılsın ve farklı bakış açıları getirilsin. Ama olabildiğince, bağımsız ve objektif listeler hazırlanarak. Ve listelerin hazırlanmasına herkes katkı sağlamalıdır. Listelerin ayrıntısına ve puanlamalara abbasguclu.com.tr ya da uralakbulut.com.tr'den ulaşabilirsiniz. Özetin özeti: Ulusal ya da uluslararası herkesçe kabul edilebilir akreditasyonlar, üniversiteler için olmazsa olmazların başında geliyor. Popülizm gelip geçer ama onlar kalıcı...
Her sıralamaya olduğu gibi, üniversitelerin başarı sıralamasına da eleştiriler var. Umduklarından daha da iyi bir sırada olanlar, hallerinden memnun. Ama popülariteleriyle, sıralamadaki yerleri taban tabana zıt üniversiteler ya suskunlar ya da kriterleri objektif bulmuyorlar. Gelin bir de şu kritere göre sıralama yapın, bakın her şey nasıl da değişecek diyorlar... Gerçekten de kriter sayısı arttıkça ya da farklılaştıkça sıralamalar da değişiyor. Ama yeni kriterler esas alındığında, kesinlikle onlara da karşı çıkanlar olacaktır. Ural Hoca ve arkadaşlarının yaptıkları değerlendirmede, üniversiteler, bir bilim ve araştırma merkezi olarak ele alınmış. Doğru olan o ama sanki bizdeki işlevi ve algılanması, daha çok meslek adamı yetiştiren kurumlar şeklinde. Böyle olunca da tabii ki mezunların piyasadaki kabul edilirliği öne çıkıyor. Önemsiz bir kriter mi? Hayır, kesinlikle önemli. Ama çok sübjektif. Tıpkı fakültelerin taban puanları gibi... Öğrenci sayısı, pek çok üniversite için handikap. Öğrenci sayılarının azlığı nedeniyle çok ön sıralarda yer alan üniversiteler gibi, sırf öğrenci sayısı yüzünden çok arka sıralara düşün üniversiteler de var. Örneğin Sakarya Üniversitesi. Önümüzdeki yıl Avrupa Kalite Ödülü'ne aday. Kampüsüyle, öğretim kadrosu ve araştırmalarıyla fazlasıyla dikkat çeken bir üniversite ancak 50 binin üzerindeki öğrenci sayısı nedeniyle hiç hak etmediği bir sırada. Tıpkı üç beş bin öğrencisi ve devasa bütçesiyle ön sıralarda yer alan üniversiteler gibi... Bütün dünyada dikkate alınan önemli kriterlerden biri de doktora yapan öğrenci sayısı. Bizde de öyle. Ama gelin görün ki YÖK öyle üniversitelere doktora izni ve abartılı kontenjan verdi ki, hiçbir manası kalmadı. Üstelik haksız rekabet ortamı da yaratarak. Yani hak edenlere değil de, hiç hak etmeyenlere bu izni vererek. Aslında en doğru sıralama, fakülteler bazında yapılan sıralama olacaktır. Ama bunun için de yeterli veri bulunmuyor. Eminim ki Ural Hoca ve arkadaşları yakında, bu konuda da bir çalışma yapacaklardır. Bu arada YÖK'ün verilerinden bazılarının doğruları yansıtmadığı, bu nedenle aşağı sıralara düştüklerini hatırlatanlar da oldu. Üstelik YÖK'e kaç defa düzeltme yazısı gönderdikleri halde. Haksızlar mı haklılar. Ama araştırmacılar da YÖK'ün verilerine güvenmeyecekler de neye güvenecekler!.. Mezunların mümkün olan en kısa sürede yüksek maaşla iş bulabilmeleri, dünyanın en iyi üniversitelerine yüksek lisans ya da doktora için kabul edilmeleri, ÖSS giriş puanları ve en önemlisi de bilimsel eserlerin uygulamaya dönüşü ve ülkeye katkıları. Bunlar hepsi de birer kriter olabilir. Tıpkı çıkarttığı bakan, başbakan, cumhurbaşkanı, holding patronu, sanatçı, yazar, çizer, futbolcu ve diğer mezunları gibi... Listelerde öyle ya da böyle oynamalar olabilir. Ama sonuçta bir fikir veriyor. Gönül ister ki bu tür sıralamalar çok daha fazla yapılsın ve farklı bakış açıları getirilsin. Ama olabildiğince, bağımsız ve objektif listeler hazırlanarak. Ve listelerin hazırlanmasına herkes katkı sağlamalıdır. Listelerin ayrıntısına ve puanlamalara abbasguclu.com.tr ya da uralakbulut.com.tr'den ulaşabilirsiniz. Özetin özeti: Ulusal ya da uluslararası herkesçe kabul edilebilir akreditasyonlar, üniversiteler için olmazsa olmazların başında geliyor. Popülizm gelip geçer ama onlar kalıcı...
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
ÖSS,
Türkiye’nin En İyi Üniversiteleri,
üniversite,
Üniversiteler,
yök
İTO 13 Şehit Adına Okul Yaptırıyor...
Gül istedi, İTO 13 şehit adına okul yaptırıyor.
Demokratik açılıma iş dünyasından ilk destek İstanbul Ticaret Odası'ndan (İTO) geldi. Mart ayında 150 işadamından oluşan bir heyetle Şırnak'a çıkarma yapacak olan İTO, ayrıca 13 ilde şehitler adına okul yapacak İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, nevruzdan sonra yapacakları ziyaret çerçevesinde Şırnak'ın ardından Mardin ve Tunceli'ye gideceklerini söyledi. Demokratik açılıma toplumun tüm kesimleri tarafından sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Yalçıntaş, “Metodları konuşulur ama buna hepimiz sahip çıkmalıyız. Şırnak ziyaretimiz de bunu bir parçası” dedi. Öte yandan İTO'nun şehitler adına 13 ilde okul yaptıracağını da belirten Yalçıntaş şunları anlattı: “Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, yaptığımız ziyarette bize eğitimle ilgili yaptıklarımızı sordu. Okul projemizi anlattık. Gül, bu okulları yaptırırken 'Mutlaka şehitlerimizin adını yaşatın' dedi. Bunun üzerine 1. Ordu Komutanı İsmail Koçman'ı ziyaret ettik. Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile iletişime geçtik. Bakanlık bize okul ihtiyacı olan bölgeleri söyledi. Genelkurmay da o bölgelerdeki şehitlerin ismini belirledi. Projeye başladık.” İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde şehit asker ve polis çocuklarına ücretsiz eğitim vermeye başladıklarını anlatan Yalçıntaş, “Şırnak'a yapacağımız ziyarette bu ildeki okulun protokolünü de imzalayacağız” dedi. Formula bakanlığa devredilecek Geçmişte İTO'da tartışmalara neden olan Formula 1'i işletmeyeceklerini, spordan sorumlu Devlet Bakanlığı'na devredeceklerini belirten Yalçıntaş, “Ama özel sektörden talep gelirse verebiliriz” dedi. İTO ve TOBB'un üzerine düşeni yaptığını dile getiren Yalçıntaş şunları söyledi: “Yap-işlet-devret olarak almıştık. 2023'te zaten hem arazi hem tesis Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçecek. Bizim sadece işletme hakkımız vardı. 2011'de Bernie Ecclestone'un pisti devredecek. 2011-2023 arasında bu tesisin işletmesini kim yapacak? İTO olarak bizim ve TOBB'un burayı işletme düşüncemiz yok. Oto sporlarından sorumlu kuruluş biz miyiz?” 'Kamu yara sararken bize zarar vermesin' 2010'a bakışını değerlendiren İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, hükümeti son zamlar konusunda uyararak, “Kamu kendi yarasını saracağım derken özel sektöre zarar vermesin” dedi. 2010'da özel sektörün rahat büyüyebileceği bir mali politikanın uygulanmasını isteyen Yalçıntaş, “Popülist politikalar uğruna Orta Vadeli Program'dan (OVP) geri adım atmayın. Ama kamu açıklarından ürküp de özel sektör aleyhine tedbir almayın” mesajı verdi. Kamunun bütçe açığını kapatmak için aşırı borçlanmaya gitmemesi gerektiğini söyleyen Yalçıntaş, “Türkiye, beklenmedik bir olumsuzluk olmazsa yüzde 3.5-4 büyüyecek. Ama bu büyümenin tamamının üretim artışı ve istihdam olarak yansıması zor” dedi.
Demokratik açılıma iş dünyasından ilk destek İstanbul Ticaret Odası'ndan (İTO) geldi. Mart ayında 150 işadamından oluşan bir heyetle Şırnak'a çıkarma yapacak olan İTO, ayrıca 13 ilde şehitler adına okul yapacak İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, nevruzdan sonra yapacakları ziyaret çerçevesinde Şırnak'ın ardından Mardin ve Tunceli'ye gideceklerini söyledi. Demokratik açılıma toplumun tüm kesimleri tarafından sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Yalçıntaş, “Metodları konuşulur ama buna hepimiz sahip çıkmalıyız. Şırnak ziyaretimiz de bunu bir parçası” dedi. Öte yandan İTO'nun şehitler adına 13 ilde okul yaptıracağını da belirten Yalçıntaş şunları anlattı: “Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, yaptığımız ziyarette bize eğitimle ilgili yaptıklarımızı sordu. Okul projemizi anlattık. Gül, bu okulları yaptırırken 'Mutlaka şehitlerimizin adını yaşatın' dedi. Bunun üzerine 1. Ordu Komutanı İsmail Koçman'ı ziyaret ettik. Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile iletişime geçtik. Bakanlık bize okul ihtiyacı olan bölgeleri söyledi. Genelkurmay da o bölgelerdeki şehitlerin ismini belirledi. Projeye başladık.” İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde şehit asker ve polis çocuklarına ücretsiz eğitim vermeye başladıklarını anlatan Yalçıntaş, “Şırnak'a yapacağımız ziyarette bu ildeki okulun protokolünü de imzalayacağız” dedi. Formula bakanlığa devredilecek Geçmişte İTO'da tartışmalara neden olan Formula 1'i işletmeyeceklerini, spordan sorumlu Devlet Bakanlığı'na devredeceklerini belirten Yalçıntaş, “Ama özel sektörden talep gelirse verebiliriz” dedi. İTO ve TOBB'un üzerine düşeni yaptığını dile getiren Yalçıntaş şunları söyledi: “Yap-işlet-devret olarak almıştık. 2023'te zaten hem arazi hem tesis Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçecek. Bizim sadece işletme hakkımız vardı. 2011'de Bernie Ecclestone'un pisti devredecek. 2011-2023 arasında bu tesisin işletmesini kim yapacak? İTO olarak bizim ve TOBB'un burayı işletme düşüncemiz yok. Oto sporlarından sorumlu kuruluş biz miyiz?” 'Kamu yara sararken bize zarar vermesin' 2010'a bakışını değerlendiren İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, hükümeti son zamlar konusunda uyararak, “Kamu kendi yarasını saracağım derken özel sektöre zarar vermesin” dedi. 2010'da özel sektörün rahat büyüyebileceği bir mali politikanın uygulanmasını isteyen Yalçıntaş, “Popülist politikalar uğruna Orta Vadeli Program'dan (OVP) geri adım atmayın. Ama kamu açıklarından ürküp de özel sektör aleyhine tedbir almayın” mesajı verdi. Kamunun bütçe açığını kapatmak için aşırı borçlanmaya gitmemesi gerektiğini söyleyen Yalçıntaş, “Türkiye, beklenmedik bir olumsuzluk olmazsa yüzde 3.5-4 büyüyecek. Ama bu büyümenin tamamının üretim artışı ve istihdam olarak yansıması zor” dedi.
Etiketler:
Bakanlık,
Cumhurbaşkanı,
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
İSTANBUL TİCARET ODASI,
İTO,
lise,
ortaokul,
üniversite
Meslek Liseliyi Rahatlatacak Formül...
YÖK, 2 yıllık meslek lisesi mezunlarına kendi branşlarında yatay geçiş imkanı getiriyor.
Yeni sisteme göre, meslek yüksek okulu mezunu, 2 yıllık eğitiminin ardından 2 yıl daha okursa 4 yıllık lisans diploması alabilecek. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın, “Meslek Yüksek Okulları'ndan mezun olanlara lisan yapma imkanı tanıyacağız” açıklaması, gözleri 2+2 sisteminin ayrıntılarına çevirdi. YÖK'ün hazırlıklarını sürdürdüğü çalışmaya göre; Meslek Yüksek Okulları'ndan mezun olanlar, kendi branşlarında 4 yıllık lisans diploması alabilecek. UZAKTAN EĞİTİM İMKANI YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, “İşyeri Tabanlı Eğitim Sistemi” olarak adlandırdıkları yeni formülle, artık isteyen öğrencilerin 2 yıllık eğitimin ardından aynı branşta 2 yıl daha örgün eğitim alarak 4 yıllık lisans diploması alabileceklerini söyledi. 2 yıllık okuldan mezun olup çalışma hayatına atılanlar ise internet üzerinde uzaktan eğitim alarak lisans eğitimlerini tamamlayabilecekler. Prof. Günay, çalışmaların hızla sürdüğünü, yeni formülün en geç 1 yıl içinde uygulanmaya başlanacağını dile getirdi. Günay, yeni sistemin Meslek Yüksek Okulu'ndan mezun olanlara kendi branşlarında lisans eğitimi için yatay geçiş imkanı vereceğini belirtti. Yeni sistemle, bilgisayar bölümünden mezun bir Yüksek Meslek Okulu mezunu, Bilgisayar Mühendisliği okuyabilecek. KATSAYIYA 2+2 FORMULÜ Üniversiteye girişte uygulanan katsayıdan dolayı sadece Meslek Yüksek Okulu'nu tercih etmek zorunda kalan öğrencilerin önündeki engel de 2+2 formülüyle aşılacak. YÖK'ün ÖSS'de 0.02'ye indirdiği katsayı uygulaması nedeniyle, meslek lisesinin bilgisayar bölümünde okuyan bir öğrenci, bilgisayar mühendisliğini tercih ettiği taktirde puanı düşüyordu. Yeni formül, eski katsayı uygulamasından mağdur olanlara da 4 yıllık lisans diploması almanın yolunu açacak.
Yeni sisteme göre, meslek yüksek okulu mezunu, 2 yıllık eğitiminin ardından 2 yıl daha okursa 4 yıllık lisans diploması alabilecek. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın, “Meslek Yüksek Okulları'ndan mezun olanlara lisan yapma imkanı tanıyacağız” açıklaması, gözleri 2+2 sisteminin ayrıntılarına çevirdi. YÖK'ün hazırlıklarını sürdürdüğü çalışmaya göre; Meslek Yüksek Okulları'ndan mezun olanlar, kendi branşlarında 4 yıllık lisans diploması alabilecek. UZAKTAN EĞİTİM İMKANI YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, “İşyeri Tabanlı Eğitim Sistemi” olarak adlandırdıkları yeni formülle, artık isteyen öğrencilerin 2 yıllık eğitimin ardından aynı branşta 2 yıl daha örgün eğitim alarak 4 yıllık lisans diploması alabileceklerini söyledi. 2 yıllık okuldan mezun olup çalışma hayatına atılanlar ise internet üzerinde uzaktan eğitim alarak lisans eğitimlerini tamamlayabilecekler. Prof. Günay, çalışmaların hızla sürdüğünü, yeni formülün en geç 1 yıl içinde uygulanmaya başlanacağını dile getirdi. Günay, yeni sistemin Meslek Yüksek Okulu'ndan mezun olanlara kendi branşlarında lisans eğitimi için yatay geçiş imkanı vereceğini belirtti. Yeni sistemle, bilgisayar bölümünden mezun bir Yüksek Meslek Okulu mezunu, Bilgisayar Mühendisliği okuyabilecek. KATSAYIYA 2+2 FORMULÜ Üniversiteye girişte uygulanan katsayıdan dolayı sadece Meslek Yüksek Okulu'nu tercih etmek zorunda kalan öğrencilerin önündeki engel de 2+2 formülüyle aşılacak. YÖK'ün ÖSS'de 0.02'ye indirdiği katsayı uygulaması nedeniyle, meslek lisesinin bilgisayar bölümünde okuyan bir öğrenci, bilgisayar mühendisliğini tercih ettiği taktirde puanı düşüyordu. Yeni formül, eski katsayı uygulamasından mağdur olanlara da 4 yıllık lisans diploması almanın yolunu açacak.
İnternet Odası Zorunlu Oldu...
''Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'' Resmi Gazete'de yayımlanarak, yürürlüğe girdi.
Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelik, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu kişilerle özel hukuk tüzel kişilerine ait ortaöğretim ve yükseköğretim yurtlarının açılması, yönetilmesi, işletilmesi, devri, nakli, denetlenmesi, kapatılması ile öğrenci disiplin işlerine ilişkin hükümleri kapsıyor. Yönetmelik değişikliğiyle özel yurtlarda internet odası bulunması zorunlu olacak. Daha önce sağlık şartlarına uygun yapılması zorunlu aydınlatma ve ısıtma sistemleri, güvenlik şartlarına da uygun hale getirilecek. Yurt açmak isteyenler, müracaatlarında, yapı kullanma izin belgesinde kullanım amacı yurt olan binalar haricindeki binalar için depreme ilişkin mevzuata uygun olduğuna dair belge ve yetkili kuruluştan binanın yangına karşı yeterli güvenliğe sahip olduğuna dair rapor almak zorunda olacak. YURT AÇMA MÜRACAATLARI Yönetmelikte daha önce en geç üç ay içinde sonuçlandırılması gereken yurt açma müracaatları, sonuç raporuna göre valilikçe en geç bir ay içinde sonuçlandırılacak. Yurt açma izin belgesini alan yurt sahipleri, en geç üç ay içinde yurdu faaliyete geçirecek. Bu kişilerin daha önce en geç 1 yıl içinde yurdu faaliyete geçirme zorunluluğu bulunuyordu. İzinsiz açılan yurtlar, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliği'nde belirtilen yetkili idareden otel, motel, pansiyon ve benzeri konaklama tesisi ruhsatı aldığı halde sadece öğrenci barındıran ve öğrenci yurdu gibi çalıştırılan yerler ile öğrenci evi, öğrenci pansiyonu, öğrenci apartı gibi isimlerle tabela bulunduran ve çalışmalarını bu şekilde yürüten yerler hakkında valilikçe kapatma işlemi yapılacak. Yönetmeliğin eski halinde, ''bu tip yerler hakkında valilikçe kapatma işlemi yapılacağı ve durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği'' hükmü yer alıyordu. Yönetmelik değişikliğiyle yurtlarda bulundurulması ve kayıtların tutulması zorunlu belgeler arasına ''Ziyaretçi defteri'' eklendi. Yurt müdür ve müdür yardımcılarının seçiminde, ''öğretmenlik yapmış olanların tercih edileceği'' düzenlemesi yönetmelikten çıkarıldı. Yurtlarda doktor, sağlık memuru, memur, şoför, ayniyat saymanı, bekçi, teknisyen gibi personelin yanı sıra gıda mühendisi ve teknikeri de görevlendirilebilecek. Değişiklikle, ''Yurtlarda çalışacak personelin milli, ahlaki ve insani değerlere saygılı olması ve adli sicil kaydının bulunmaması şartı'' kaldırıldı. Yurt müdürlüğüne görevlendirme, yurt sahibinin veya kurucu temsilcisinin müracaatı, il milli eğitim müdürünün teklifi ve valiliğin onayı ile gerçekleşecek. Yönetmelik değişikliğiyle kınama cezası uygulanacak fiiller arasına ''Yurtta sigara içmek'' eklendi.
Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelik, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu kişilerle özel hukuk tüzel kişilerine ait ortaöğretim ve yükseköğretim yurtlarının açılması, yönetilmesi, işletilmesi, devri, nakli, denetlenmesi, kapatılması ile öğrenci disiplin işlerine ilişkin hükümleri kapsıyor. Yönetmelik değişikliğiyle özel yurtlarda internet odası bulunması zorunlu olacak. Daha önce sağlık şartlarına uygun yapılması zorunlu aydınlatma ve ısıtma sistemleri, güvenlik şartlarına da uygun hale getirilecek. Yurt açmak isteyenler, müracaatlarında, yapı kullanma izin belgesinde kullanım amacı yurt olan binalar haricindeki binalar için depreme ilişkin mevzuata uygun olduğuna dair belge ve yetkili kuruluştan binanın yangına karşı yeterli güvenliğe sahip olduğuna dair rapor almak zorunda olacak. YURT AÇMA MÜRACAATLARI Yönetmelikte daha önce en geç üç ay içinde sonuçlandırılması gereken yurt açma müracaatları, sonuç raporuna göre valilikçe en geç bir ay içinde sonuçlandırılacak. Yurt açma izin belgesini alan yurt sahipleri, en geç üç ay içinde yurdu faaliyete geçirecek. Bu kişilerin daha önce en geç 1 yıl içinde yurdu faaliyete geçirme zorunluluğu bulunuyordu. İzinsiz açılan yurtlar, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliği'nde belirtilen yetkili idareden otel, motel, pansiyon ve benzeri konaklama tesisi ruhsatı aldığı halde sadece öğrenci barındıran ve öğrenci yurdu gibi çalıştırılan yerler ile öğrenci evi, öğrenci pansiyonu, öğrenci apartı gibi isimlerle tabela bulunduran ve çalışmalarını bu şekilde yürüten yerler hakkında valilikçe kapatma işlemi yapılacak. Yönetmeliğin eski halinde, ''bu tip yerler hakkında valilikçe kapatma işlemi yapılacağı ve durumun Cumhuriyet başsavcılığına bildirileceği'' hükmü yer alıyordu. Yönetmelik değişikliğiyle yurtlarda bulundurulması ve kayıtların tutulması zorunlu belgeler arasına ''Ziyaretçi defteri'' eklendi. Yurt müdür ve müdür yardımcılarının seçiminde, ''öğretmenlik yapmış olanların tercih edileceği'' düzenlemesi yönetmelikten çıkarıldı. Yurtlarda doktor, sağlık memuru, memur, şoför, ayniyat saymanı, bekçi, teknisyen gibi personelin yanı sıra gıda mühendisi ve teknikeri de görevlendirilebilecek. Değişiklikle, ''Yurtlarda çalışacak personelin milli, ahlaki ve insani değerlere saygılı olması ve adli sicil kaydının bulunmaması şartı'' kaldırıldı. Yurt müdürlüğüne görevlendirme, yurt sahibinin veya kurucu temsilcisinin müracaatı, il milli eğitim müdürünün teklifi ve valiliğin onayı ile gerçekleşecek. Yönetmelik değişikliğiyle kınama cezası uygulanacak fiiller arasına ''Yurtta sigara içmek'' eklendi.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
Özel Öğrenci Yurtları,
üniversite
Milli Mücadele Kadınları Derslerde...
Milli Mücadele döneminde faaliyet gösteren kadın dernekleri tarih dersinde anlatılacak.
Edinilen bilgiye göre, Milli Eğitim Bakanlığı, hazırlanmakta olan TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi taslak öğretim programında Milli Mücadele'ye hazırlık döneminde kadınların kurdukları cemiyetlerin anlatılması için çalışma başlattı. Konuya ilişkin açıklama yapan TTK Başkanı Tufan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya Sivas'a yaptığı ziyaret sırasında Valiliğin hazırladığı "Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti" kitabının verildiğini belirterek, "Sayın Bakanımız onu bana verdi.
Edinilen bilgiye göre, Milli Eğitim Bakanlığı, hazırlanmakta olan TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi taslak öğretim programında Milli Mücadele'ye hazırlık döneminde kadınların kurdukları cemiyetlerin anlatılması için çalışma başlattı. Konuya ilişkin açıklama yapan TTK Başkanı Tufan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya Sivas'a yaptığı ziyaret sırasında Valiliğin hazırladığı "Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti" kitabının verildiğini belirterek, "Sayın Bakanımız onu bana verdi.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
meb,
Milli Eğitim Bakanlığı,
milli mücadele,
ortaokul,
üniversite
5 Ocak 2010 Salı
Sınav Yağmuru Cep Yakıyor...
16 yıllık eğitimde 750 sınava giren öğrencinin kimyası bozulurken dershane parası cep yakıyor.
Bir öğrenci ilköğretimden yükseköğretim sonuna kadar 16 yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750 zorunlu sınava giriyor. Bu sınavlar içinde en önemlileri ise ortaöğretime geçiş için girilen Seviye Belirleme Sınavları ve gençlere üniversite kapısını açan ÖSS. SBS ve ÖSS'ye hazırlanmanın maliyeti ise bir hayli ağır. Orta gelirli bir veli çocuğunu SBS'ye hazırlamak için 12 bin 700, üniversiteye giriş sınavlarına hazırlamak içinse 18 bin 500 TL harcama yapıyor. Eski Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, eğitim hayatındaki sınavların velilerin bütçesine etkisini konu alan bir çalışma hazırladı. Çalışmada, anadolu yakasındaki alt ve orta gelir düzeyindeki velilerin çocuklarını gönderdikleri 30 devlet okulu ve 12 dershanenin verileri kullanıldı. Sınıfları altı ve sekiz öğrencili olan butik dershanelerin ücretleri 6 bin- 11 bin TL arasında. 16-24 mevcutlu sınıfları olan dershanelerin fiyatları ise yıllık 800- 4 bin TL arasında. Velinin cebindeki yangın Dershanelere devam eden öğrencilerin yüzde 12'si KPSS, yüzde 20'si SBS, yüzde 60'ı üniversiteye yerleşmek için girilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı'na (LYS)hazırlanıyor. Orta direk bir aile çocuğunu SBS'ye hazırlamak için ortalama olarak 4. sınıfta 1300, 5. sınıfta 1500, 6. sınıfta 2 bin 800, 7. sınıfta 3 bin 300, 8. sınıfta 3 bin 800 harcıyor. SBS'ye hazırlanmanın maliyeti 12 bin 700 TL'i buluyor. ÖSS'ye hazırlanmanın bedeli ise 9. sınıfta 4 bin, 10. sınıfta 4 bin, 11. sınıfta 4 bin 500, 12. sınıfta 6 bin toplamda 18 bin 500 TL. Üniversiteye girmekle de sorunlar bitmiyor. Üniversite sonrasında da kamuda çalışmak için Kamu Personeli Seçme Sınavı'nı(KPSS) geçmesi gerekiyor. KPSS'ye hazırlanmanın bedeli ise yıllık ortalama 3 bin TL. Bütün bu sınavlar göz önüne alındığında 10 yılda sınavlara hazırlık için harcanan miktar 34 bin TL'yi buluyor. Alaaddin Dinçer, gençlerin 20'li yaşlara geldiğinde yaşamlarının 10 yılını sınavlara hazırlanarak geçirdiklerini belirterek şöyle konuştu: “Sınavlı sistem bir yandan çocuk ve gençlerimizin kimyasını bozarken, diğer yandan velilerimizin bütçesine büyük yükler getirmektedir. Sınavların varlığı, sayısının sürekli artması okul dışı kurumlara yönelimi artırmaktadır. Eğitimde eşitsizlik derinleşmekte, eğitimin herkes için ulaşılabilir bir hak olması zorlaşmaktadır.”
Bir öğrenci ilköğretimden yükseköğretim sonuna kadar 16 yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750 zorunlu sınava giriyor. Bu sınavlar içinde en önemlileri ise ortaöğretime geçiş için girilen Seviye Belirleme Sınavları ve gençlere üniversite kapısını açan ÖSS. SBS ve ÖSS'ye hazırlanmanın maliyeti ise bir hayli ağır. Orta gelirli bir veli çocuğunu SBS'ye hazırlamak için 12 bin 700, üniversiteye giriş sınavlarına hazırlamak içinse 18 bin 500 TL harcama yapıyor. Eski Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, eğitim hayatındaki sınavların velilerin bütçesine etkisini konu alan bir çalışma hazırladı. Çalışmada, anadolu yakasındaki alt ve orta gelir düzeyindeki velilerin çocuklarını gönderdikleri 30 devlet okulu ve 12 dershanenin verileri kullanıldı. Sınıfları altı ve sekiz öğrencili olan butik dershanelerin ücretleri 6 bin- 11 bin TL arasında. 16-24 mevcutlu sınıfları olan dershanelerin fiyatları ise yıllık 800- 4 bin TL arasında. Velinin cebindeki yangın Dershanelere devam eden öğrencilerin yüzde 12'si KPSS, yüzde 20'si SBS, yüzde 60'ı üniversiteye yerleşmek için girilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı'na (LYS)hazırlanıyor. Orta direk bir aile çocuğunu SBS'ye hazırlamak için ortalama olarak 4. sınıfta 1300, 5. sınıfta 1500, 6. sınıfta 2 bin 800, 7. sınıfta 3 bin 300, 8. sınıfta 3 bin 800 harcıyor. SBS'ye hazırlanmanın maliyeti 12 bin 700 TL'i buluyor. ÖSS'ye hazırlanmanın bedeli ise 9. sınıfta 4 bin, 10. sınıfta 4 bin, 11. sınıfta 4 bin 500, 12. sınıfta 6 bin toplamda 18 bin 500 TL. Üniversiteye girmekle de sorunlar bitmiyor. Üniversite sonrasında da kamuda çalışmak için Kamu Personeli Seçme Sınavı'nı(KPSS) geçmesi gerekiyor. KPSS'ye hazırlanmanın bedeli ise yıllık ortalama 3 bin TL. Bütün bu sınavlar göz önüne alındığında 10 yılda sınavlara hazırlık için harcanan miktar 34 bin TL'yi buluyor. Alaaddin Dinçer, gençlerin 20'li yaşlara geldiğinde yaşamlarının 10 yılını sınavlara hazırlanarak geçirdiklerini belirterek şöyle konuştu: “Sınavlı sistem bir yandan çocuk ve gençlerimizin kimyasını bozarken, diğer yandan velilerimizin bütçesine büyük yükler getirmektedir. Sınavların varlığı, sayısının sürekli artması okul dışı kurumlara yönelimi artırmaktadır. Eğitimde eşitsizlik derinleşmekte, eğitimin herkes için ulaşılabilir bir hak olması zorlaşmaktadır.”
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Almanlar Çözümü Özel Okullarda Buldu...
Eğitim karnesi kırıklarla dolu olan Almanya'da halk çözümü özel okullarda buluyor.
Düne kadar neredeyse bütün eğitim hizmetlerini devlet okullarının verdiği ülkede ebeveynler çocuklarını göndermek için artık özel okullara akın ediyor. Özel okullar arasında ise Türk okullarının yıldızı parlıyor. Uluslararası eğitim araştırmalarında hiç de iç açıcı bir tablo sergileyemeyen Almanya'da halk çözümü özel okullarda görüyor. PISA, TIMSS ve IGLU gibi uluslararası eğitim araştırmalarında, başta eleyici seçim sistemi olmak üzere birçok açıdan problemli olduğu ortaya çıkan Alman eğitim sistemi özel okullara ilgiyi arttırıyor. Almanya'da, Türk kökenli girişimci ve akademisyenler de çok sayıda özel okulu hayata geçiriyor. Bunlardan biri olan ve Türk-Alman Akademisyenler Birliği Derneği (TDAB e.V.) tarafından 2007 yılında Köln'de kurulan Özel Dialog Lisesi (Gymnasium Dialog) altı değişik ülke kökenli çok sayıdaki öğrencisiyle birçok başarıya imza atmaya başladı. Özel Dialog Lisesi 2008 yılında, uyuma yaptığı katkılardan dolayı Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından Avrupa Madalyası'na layık görülmüştü. Alman Westdeutsche Allgemeine Zeitung (WAZ) gazetesi de, son bir kaç yıla kadar eğitim hizmetlerinin büyük oranda devlet okulları tarafından verildiği Almanya'da trendin özel okullara doğru olduğunu gittiğini satırlarına taşıdı. Gazete, ebeveynlerin bu şekilde çocuklarının okul içinde ve boş zamanlarında vakitlerini kimlerle geçirdiğini bildiklerine inandıklarını belirtti. İstatistikler de Almanya'da özel okulların hızla arttığını ortaya koyuyor. Buna göre, 18 milyon nüfusuyla ülkenin en büyük eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaletinde topla 626 okulun altıda biri özel bir "gymnasium" okulu. Bunların çoğunluğunu ise kiliseler finanse ediyor. İstatistikler özel okula talep ve özel okul sayısının hızla arttığını da ortaya koyuyor. Araştırmalara göre bunun en büyük nedenlerinden biri ise ebeveynlerin, daha rekabetçi bir mantığa ve daha iyi maddi imkanlara sahip olan özel okulların daha kaliteli eğitim verdiğine inanmaları. Eğitim araştırmacısı Ernst Rösner ebeveynlerin ayrıca, çocuklarını özel okula göndererek, onların okulda ve boş zamanlarda kimlerle zaman geçirdiğini bildiklerine ve bunu bu şekilde kontrol ettiklerine inandıklarını kaydediyor. Rösner, „Ebeveynler belli kesime karşı kendilerini kapatıyor ve çocukları için daha iyi bir toplulukta karar kılıyorlar" diyor. Öte yandan Alman eğitim uzmanları kendisini modernize edemeyen devlete ait "gymnasium" okullarını sert şekilde eleştiriyor. Münster Üniversitesi'nden eğitim araştırmacısı Wolfgan Böttcher, „Derslerini hiç modernize etmeyen "gymnasium oranı yığınla" diyor. Devlet okullarının bu durumunun özel okullara akın edilmesinin nedeni olduğunu belirten Böttcher, bunu ise tehlikeli buluyor. Devlete ait gymnasium okullarında, pratik hayatta neredeyse hiç bir işe yaramayan Latince ve Eski Yunancanın birinci yabancı dil olarak öğretildiğini hatırlatan Rösner, bunun da özel okulların tercih edilmesindeki etkenlerden olduğunu kaydediyor. Diğer yandan ebeveynlerin çocuklarını özel okullara göndermelerinin bir diğer sebebinin ise değerlere verdiklerin önemden kaynaklandığı tespit edildi. Essen'deki özel Kalolik kız lisesi BMV müdürü Schwester Ursula, "Bütün konuşmalarımızda ortaya çıkıyor ki; ebeyvenler saygı, hoşgörü, sosyal angajman gibi değerlere önem veriyor." diyor. Hıristiyanlık değerlerine önem veren söz konusu özel okulda bin 350 kız öğrenci eğitim görüyor.
Düne kadar neredeyse bütün eğitim hizmetlerini devlet okullarının verdiği ülkede ebeveynler çocuklarını göndermek için artık özel okullara akın ediyor. Özel okullar arasında ise Türk okullarının yıldızı parlıyor. Uluslararası eğitim araştırmalarında hiç de iç açıcı bir tablo sergileyemeyen Almanya'da halk çözümü özel okullarda görüyor. PISA, TIMSS ve IGLU gibi uluslararası eğitim araştırmalarında, başta eleyici seçim sistemi olmak üzere birçok açıdan problemli olduğu ortaya çıkan Alman eğitim sistemi özel okullara ilgiyi arttırıyor. Almanya'da, Türk kökenli girişimci ve akademisyenler de çok sayıda özel okulu hayata geçiriyor. Bunlardan biri olan ve Türk-Alman Akademisyenler Birliği Derneği (TDAB e.V.) tarafından 2007 yılında Köln'de kurulan Özel Dialog Lisesi (Gymnasium Dialog) altı değişik ülke kökenli çok sayıdaki öğrencisiyle birçok başarıya imza atmaya başladı. Özel Dialog Lisesi 2008 yılında, uyuma yaptığı katkılardan dolayı Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından Avrupa Madalyası'na layık görülmüştü. Alman Westdeutsche Allgemeine Zeitung (WAZ) gazetesi de, son bir kaç yıla kadar eğitim hizmetlerinin büyük oranda devlet okulları tarafından verildiği Almanya'da trendin özel okullara doğru olduğunu gittiğini satırlarına taşıdı. Gazete, ebeveynlerin bu şekilde çocuklarının okul içinde ve boş zamanlarında vakitlerini kimlerle geçirdiğini bildiklerine inandıklarını belirtti. İstatistikler de Almanya'da özel okulların hızla arttığını ortaya koyuyor. Buna göre, 18 milyon nüfusuyla ülkenin en büyük eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaletinde topla 626 okulun altıda biri özel bir "gymnasium" okulu. Bunların çoğunluğunu ise kiliseler finanse ediyor. İstatistikler özel okula talep ve özel okul sayısının hızla arttığını da ortaya koyuyor. Araştırmalara göre bunun en büyük nedenlerinden biri ise ebeveynlerin, daha rekabetçi bir mantığa ve daha iyi maddi imkanlara sahip olan özel okulların daha kaliteli eğitim verdiğine inanmaları. Eğitim araştırmacısı Ernst Rösner ebeveynlerin ayrıca, çocuklarını özel okula göndererek, onların okulda ve boş zamanlarda kimlerle zaman geçirdiğini bildiklerine ve bunu bu şekilde kontrol ettiklerine inandıklarını kaydediyor. Rösner, „Ebeveynler belli kesime karşı kendilerini kapatıyor ve çocukları için daha iyi bir toplulukta karar kılıyorlar" diyor. Öte yandan Alman eğitim uzmanları kendisini modernize edemeyen devlete ait "gymnasium" okullarını sert şekilde eleştiriyor. Münster Üniversitesi'nden eğitim araştırmacısı Wolfgan Böttcher, „Derslerini hiç modernize etmeyen "gymnasium oranı yığınla" diyor. Devlet okullarının bu durumunun özel okullara akın edilmesinin nedeni olduğunu belirten Böttcher, bunu ise tehlikeli buluyor. Devlete ait gymnasium okullarında, pratik hayatta neredeyse hiç bir işe yaramayan Latince ve Eski Yunancanın birinci yabancı dil olarak öğretildiğini hatırlatan Rösner, bunun da özel okulların tercih edilmesindeki etkenlerden olduğunu kaydediyor. Diğer yandan ebeveynlerin çocuklarını özel okullara göndermelerinin bir diğer sebebinin ise değerlere verdiklerin önemden kaynaklandığı tespit edildi. Essen'deki özel Kalolik kız lisesi BMV müdürü Schwester Ursula, "Bütün konuşmalarımızda ortaya çıkıyor ki; ebeyvenler saygı, hoşgörü, sosyal angajman gibi değerlere önem veriyor." diyor. Hıristiyanlık değerlerine önem veren söz konusu özel okulda bin 350 kız öğrenci eğitim görüyor.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Akademisyen Alınacak Üniversiteler...
Bazı üniversitelere Akademisyen alınacak.
Kırıkkale ve Kocaeli Üniversitesinin alımlara ilişkin duyurusu, Resmi Gazetenin bugünkü sayısında, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinin duyurusu ise 3 Ocak 2010 tarihli Resmi Gazetenin çeşitli ilanlar kısmında yayımlandı. Duyurulara göre, Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü devamlı statüde 2 profesör ve 3 doçent istihdam edecek. Rektörlük, Tıp Fakültesinin iç hastalıkları anabilim dalına 1 profesör, Mühendislik Fakültesi jeoloji mühendisliğinin genel jeoloji anabilim dalına 1 profesör, Eğitim Fakültesi ilköğretim bölümü Fen Bilgisi anabilim dalına 1 doçent, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi siyaset bilimi kamu yönetimi bölümü siyaset ve sosyoloji anabilim dalına 1 doçent, Kocaeli Meslek Yüksek Okulunun teknik program bölümü elektrik programı anabilim dalına 1 doçent alacak. KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğü, 1 profesör ve 2 yardımcı doçent alacak. Fen Edebiyat Fakültesinin fizik bölümüne devamlı statüde 1 profesör alınacak. Rektörlük, Lüleburgaz Meslek Yüksekokulunun Kimya bölümüne ise 2 doçent alımında bulunacak. ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Öte yandan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğü, Fen Edebiyat ve Eğitim Fakültesinin muhtelif birimlerinde istihdam edilmek üzere 2 profesör ve 3 yardımcı doçent alacak. Akademik personelin görev yapacağı bölümler şöyle: ''Fen Edebiyat Fakültesinin fizik bölümü katıhal fiziği anabilim dalı (1 profesör), Matematik ve bilgisayar bilimleri bölümü, matematiğin temelleri ve matematik lojik anabilim dalı (1 profesör), Biyoloji bölümünün moleküler biyoloji anabilim dalı (1 yardımcı doçent-deneysel karaciğer rejenerasyonu konusunda doktora yapmış olmak), Biyoloji bölümünün genel biyoloji anabilim dalı (1 yardımcı doçent-kimya lisanslı ve genel biyoloji alanında yüksek lisans ve doktora yapmış olmak), Eğitim Fakültesinin ilköğretim bölümü fen bilgisi eğitim anabilim dalı (1 yardımcı doçent-analitik kimya alanında doktora yapmış olmak)'' BAŞVURULAR Kocaeli, Kırıkkale ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesine girmek isteyen adaylar, müracaatlarını 15 gün içinde rektörlüklerin ilgili birimlerine yapabilecekler.
Kırıkkale ve Kocaeli Üniversitesinin alımlara ilişkin duyurusu, Resmi Gazetenin bugünkü sayısında, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinin duyurusu ise 3 Ocak 2010 tarihli Resmi Gazetenin çeşitli ilanlar kısmında yayımlandı. Duyurulara göre, Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü devamlı statüde 2 profesör ve 3 doçent istihdam edecek. Rektörlük, Tıp Fakültesinin iç hastalıkları anabilim dalına 1 profesör, Mühendislik Fakültesi jeoloji mühendisliğinin genel jeoloji anabilim dalına 1 profesör, Eğitim Fakültesi ilköğretim bölümü Fen Bilgisi anabilim dalına 1 doçent, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi siyaset bilimi kamu yönetimi bölümü siyaset ve sosyoloji anabilim dalına 1 doçent, Kocaeli Meslek Yüksek Okulunun teknik program bölümü elektrik programı anabilim dalına 1 doçent alacak. KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğü, 1 profesör ve 2 yardımcı doçent alacak. Fen Edebiyat Fakültesinin fizik bölümüne devamlı statüde 1 profesör alınacak. Rektörlük, Lüleburgaz Meslek Yüksekokulunun Kimya bölümüne ise 2 doçent alımında bulunacak. ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Öte yandan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğü, Fen Edebiyat ve Eğitim Fakültesinin muhtelif birimlerinde istihdam edilmek üzere 2 profesör ve 3 yardımcı doçent alacak. Akademik personelin görev yapacağı bölümler şöyle: ''Fen Edebiyat Fakültesinin fizik bölümü katıhal fiziği anabilim dalı (1 profesör), Matematik ve bilgisayar bilimleri bölümü, matematiğin temelleri ve matematik lojik anabilim dalı (1 profesör), Biyoloji bölümünün moleküler biyoloji anabilim dalı (1 yardımcı doçent-deneysel karaciğer rejenerasyonu konusunda doktora yapmış olmak), Biyoloji bölümünün genel biyoloji anabilim dalı (1 yardımcı doçent-kimya lisanslı ve genel biyoloji alanında yüksek lisans ve doktora yapmış olmak), Eğitim Fakültesinin ilköğretim bölümü fen bilgisi eğitim anabilim dalı (1 yardımcı doçent-analitik kimya alanında doktora yapmış olmak)'' BAŞVURULAR Kocaeli, Kırıkkale ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesine girmek isteyen adaylar, müracaatlarını 15 gün içinde rektörlüklerin ilgili birimlerine yapabilecekler.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Okulda Akıllı Tahta Dönemi...
Hasan İlköğretim Okulunda gerçekleştirdiği ''akıllı tahta'' tanıtım toplantısı, yapıldı.
Fatih Belediyesinin Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulunda gerçekleştirdiği ''akıllı tahta'' tanıtım toplantısı, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Törende, bu yıl 100 bin dolar değerindeki ''Deutsche Bank Urban Age Ödülü'' alan okulun akordiyon grubu mini konser verdi. Törende konuşan Çubukçu, öğretmeyi ve öğrenmeyi zevkli hale getiren ''akıllı tahta'' teknolojisinin eğitimde kullanılmasının henüz çok yeni olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde akıllı tahtalardan daha çok yararlanılacağını düşündüğünü kaydetti. Eğitimde teknolojinin entegrasyonu çerçevesinde bakanlıkça çok önemli alt yapı çalışmaları yürütüldüğünü dile getiren Çubukçu, günümüzün ihtiyaçlarının karşılanması ve geleceğin planlanması çerçevesinde yeniden tanımlanan müfredatın bilişim teknolojileri ile güçlendirilmesinin bir zorunluluk olduğunu söyledi. Türkiye genelinde bilgisayarlı eğitime ağırlık verdiklerini, bütün ilk ve orta öğretim kurumlarında bilişim teknoloji sınıfları kurulduğunu ve sınıfların tamamında internet bağlantısı sağlandığını dile getiren Çubukçu, şöyle devam etti: ''Hiç kuşkusuz, eğitim ve öğretimin teknolojik gelişmelerle desteklenmesi ve yaygınlaştırılması eğitimde niteliğin yükseltilmesi bakımından büyük önem arz ediyor. Akıllı tahtalar da bunlardan birisi. Giderek okulların konferans ve toplantı salonlarının en önemli eğitim ihtiyaçlarından birisi haline gelen interaktif tahtalar, bilgisayar ekranını dev bir ekran haline dönüştürerek, tarafların aynı ekran üzerinde birlikte çalışmasını sağlanması bakımından önemli fırsatlar sunuyor. Tahta üzerindeki her türlü görüntünün paylaşıma açık hale gelmesini sağlayan akıllı tahtalar öğretmenlerimizin eğitim ve öğretim faaliyetlerini teknolojiyle bütünleştirerek geliştirebilmelerini sağlayan araçlardır.'' 2006'DAN BU YANA 2 BİN 665 AKILLI TAHTA Bakanlığın çeşitli projeler kapsamında okullara interaktif tahtalar temin edilmesi yolunda yaptığı çalışmalar sonucunda 2006 yılından bu güne kadar 2 bin 665 okulun bilgisayar teknolojisi sınıflarında interaktif tahta sağlandığını belirten Çubukçu, ''Ancak bakanlığımızın öncelikli olarak okul ve kurumlarımızın bilişim teknolojileri sınıfları, ekipmanı, internet erişimi gibi alt yapı çalışmalarına ağırlık vermiş olmamız nedeniyle interaktif tahtaların maliyetinin yüksek olması da bu hususta verilecek desteği daha anlamlı kılmaktadır'' dedi. Çubukçu, 1932 yılından bu yana hizmet veren Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulunun gerek bilgisayar altyapısı ve gerekse inter öğrenci programının pilot okulu olması nedeniyle bilgisayar eğitimi alan öğretmen ve öğrencileri ile eğitimde teknolojiyi başarılı bir şekilde uyguladığını anlatarak, tanıtım toplantısı için bu okulun seçilmesini çok anlamlı ve yerinde bulunduğunu söyledi. Fatih Belediyesinin 2009-2010 eğitim ve öğretim döneminde ilçede bulunan tüm ilköğretim okullarının bir ve ikinci sınıflarına akıllı tahta kurulması hedefine ulaştığını, proje kapsamında 2010-2011 eğitim ve öğretim yılında ise ilçedeki tüm ilköğretim okullarının akıllı tahtaya kavuşacağını belirten Çubukçu, ''Bugüne kadar kurulan 350 akıllı tahta sistemine eklenecek 850 akıllı tahta ile Fatih ilçesinde akıllı tahtası olmayan okul kalmamış olacak'' diye konuştu. Çubukçu, öğrencilerin de zihinlerinin son derece açık ve en yüksek kapasiteyle çalıştığı bu dönemi çok iyi değerlendirebileceklerini ümit ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle tamamladı: ''Alman şair Goethe'nin dediği gibi, bizler çok öğreniyoruz, ama az biliyoruz. Öğrenmek için çıktığımızda varmak istediğimiz hedefler çok önemli. Sınıf geçmek, meslek edinmek, para kazanmak gibi nedenleri öne çıkarıyorsak, yeni öğrenme ateşi ve sevgisini içimizde duymuyorsak, çok öğrenip az bilmek kaderimiz oluyor. Öncelikle öğrenmeyi sevmeniz ve bunu hayat boyu sürecek bir uğraşı haline getirmenizi diliyorum.'' KARA TAHTA DEVRİ SONA ERİYOR Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir de ilçede kara tahta devrini kapatmak için çalışmaları sürdürdüklerini ifade ederek, akıllı tahtaları öğrencilerle buluşturmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Bilimin ve teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde bireylerin ve toplumların geri kalmamasının önemine işaret eden Demir, 21. yüzyılda eğitimin öneminin daha da arttığını kaydetti. Bundan sonra eğitime en fazla yatırım yapan ve eğitimli insana sahip olanların daha avantajlı olacağını vurgulayan Demir, ilçede üç yıldır okullarda akıllı tahtanın yaygınlaştırılması için çalıştıklarını anlattı. Akıllı tahtanın, projeksiyon aleti, bilgisayar ve beyaz tahtayı akıllı hale getirecek bir aparattan oluştuğunu belirten Demir, tahtayı kullanabilecek öğretmenlerin eğitiminin de sürdürüldüğünü dile getirdi. Demir, konuşmasının sonunda akıllı tahtayı tanıttı. Törenin sonunda Bakan Çubukçu, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, İstanbul Vali Yardımcısı Harun Kaya, Belediye Başkanı Demir temsili kurdele kesti. Daha sonra akıllı tahta kullanan sınıfları gezen Çubukçu, dersi dinledi ve çocuklarla sohbet etti.
Fatih Belediyesinin Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulunda gerçekleştirdiği ''akıllı tahta'' tanıtım toplantısı, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Törende, bu yıl 100 bin dolar değerindeki ''Deutsche Bank Urban Age Ödülü'' alan okulun akordiyon grubu mini konser verdi. Törende konuşan Çubukçu, öğretmeyi ve öğrenmeyi zevkli hale getiren ''akıllı tahta'' teknolojisinin eğitimde kullanılmasının henüz çok yeni olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde akıllı tahtalardan daha çok yararlanılacağını düşündüğünü kaydetti. Eğitimde teknolojinin entegrasyonu çerçevesinde bakanlıkça çok önemli alt yapı çalışmaları yürütüldüğünü dile getiren Çubukçu, günümüzün ihtiyaçlarının karşılanması ve geleceğin planlanması çerçevesinde yeniden tanımlanan müfredatın bilişim teknolojileri ile güçlendirilmesinin bir zorunluluk olduğunu söyledi. Türkiye genelinde bilgisayarlı eğitime ağırlık verdiklerini, bütün ilk ve orta öğretim kurumlarında bilişim teknoloji sınıfları kurulduğunu ve sınıfların tamamında internet bağlantısı sağlandığını dile getiren Çubukçu, şöyle devam etti: ''Hiç kuşkusuz, eğitim ve öğretimin teknolojik gelişmelerle desteklenmesi ve yaygınlaştırılması eğitimde niteliğin yükseltilmesi bakımından büyük önem arz ediyor. Akıllı tahtalar da bunlardan birisi. Giderek okulların konferans ve toplantı salonlarının en önemli eğitim ihtiyaçlarından birisi haline gelen interaktif tahtalar, bilgisayar ekranını dev bir ekran haline dönüştürerek, tarafların aynı ekran üzerinde birlikte çalışmasını sağlanması bakımından önemli fırsatlar sunuyor. Tahta üzerindeki her türlü görüntünün paylaşıma açık hale gelmesini sağlayan akıllı tahtalar öğretmenlerimizin eğitim ve öğretim faaliyetlerini teknolojiyle bütünleştirerek geliştirebilmelerini sağlayan araçlardır.'' 2006'DAN BU YANA 2 BİN 665 AKILLI TAHTA Bakanlığın çeşitli projeler kapsamında okullara interaktif tahtalar temin edilmesi yolunda yaptığı çalışmalar sonucunda 2006 yılından bu güne kadar 2 bin 665 okulun bilgisayar teknolojisi sınıflarında interaktif tahta sağlandığını belirten Çubukçu, ''Ancak bakanlığımızın öncelikli olarak okul ve kurumlarımızın bilişim teknolojileri sınıfları, ekipmanı, internet erişimi gibi alt yapı çalışmalarına ağırlık vermiş olmamız nedeniyle interaktif tahtaların maliyetinin yüksek olması da bu hususta verilecek desteği daha anlamlı kılmaktadır'' dedi. Çubukçu, 1932 yılından bu yana hizmet veren Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulunun gerek bilgisayar altyapısı ve gerekse inter öğrenci programının pilot okulu olması nedeniyle bilgisayar eğitimi alan öğretmen ve öğrencileri ile eğitimde teknolojiyi başarılı bir şekilde uyguladığını anlatarak, tanıtım toplantısı için bu okulun seçilmesini çok anlamlı ve yerinde bulunduğunu söyledi. Fatih Belediyesinin 2009-2010 eğitim ve öğretim döneminde ilçede bulunan tüm ilköğretim okullarının bir ve ikinci sınıflarına akıllı tahta kurulması hedefine ulaştığını, proje kapsamında 2010-2011 eğitim ve öğretim yılında ise ilçedeki tüm ilköğretim okullarının akıllı tahtaya kavuşacağını belirten Çubukçu, ''Bugüne kadar kurulan 350 akıllı tahta sistemine eklenecek 850 akıllı tahta ile Fatih ilçesinde akıllı tahtası olmayan okul kalmamış olacak'' diye konuştu. Çubukçu, öğrencilerin de zihinlerinin son derece açık ve en yüksek kapasiteyle çalıştığı bu dönemi çok iyi değerlendirebileceklerini ümit ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle tamamladı: ''Alman şair Goethe'nin dediği gibi, bizler çok öğreniyoruz, ama az biliyoruz. Öğrenmek için çıktığımızda varmak istediğimiz hedefler çok önemli. Sınıf geçmek, meslek edinmek, para kazanmak gibi nedenleri öne çıkarıyorsak, yeni öğrenme ateşi ve sevgisini içimizde duymuyorsak, çok öğrenip az bilmek kaderimiz oluyor. Öncelikle öğrenmeyi sevmeniz ve bunu hayat boyu sürecek bir uğraşı haline getirmenizi diliyorum.'' KARA TAHTA DEVRİ SONA ERİYOR Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir de ilçede kara tahta devrini kapatmak için çalışmaları sürdürdüklerini ifade ederek, akıllı tahtaları öğrencilerle buluşturmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Bilimin ve teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde bireylerin ve toplumların geri kalmamasının önemine işaret eden Demir, 21. yüzyılda eğitimin öneminin daha da arttığını kaydetti. Bundan sonra eğitime en fazla yatırım yapan ve eğitimli insana sahip olanların daha avantajlı olacağını vurgulayan Demir, ilçede üç yıldır okullarda akıllı tahtanın yaygınlaştırılması için çalıştıklarını anlattı. Akıllı tahtanın, projeksiyon aleti, bilgisayar ve beyaz tahtayı akıllı hale getirecek bir aparattan oluştuğunu belirten Demir, tahtayı kullanabilecek öğretmenlerin eğitiminin de sürdürüldüğünü dile getirdi. Demir, konuşmasının sonunda akıllı tahtayı tanıttı. Törenin sonunda Bakan Çubukçu, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, İstanbul Vali Yardımcısı Harun Kaya, Belediye Başkanı Demir temsili kurdele kesti. Daha sonra akıllı tahta kullanan sınıfları gezen Çubukçu, dersi dinledi ve çocuklarla sohbet etti.
Etiketler:
Eğitim Haberleri,
Eğitimhaberleri,
İlköğretim,
lise,
ortaokul,
üniversite
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)