13 Mart 2009 Cuma
Engelli Torunlarını Sırtında Taşıyor...
Araz'ın, 12 yaşındaki torunu Engin Araz tekerlekli sandalyeye kavuşurken, kardeşi işitme engelli Nazar halen dedesinin sırtında okula gidip geliyor. Bursa'nın Osmangazi ilçesi Panayır İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi yürüme engelli Engin Araz ve duyma özürlü kız kardeşi Nazar, dedelerinin sırtında okula gidip geliyor. Engin tekerlekli sandalyesine 1 yıl önce kavuşurken anaokulu öğrencisi Nazar, halen dedesinin omuzlarında okula gidiyor. Doğuştan yürüme engelli Engin Araz ile duyma bozukluğundan dolayı okula gidemeyen kız kardeşi Nazar Araz, tüm zorluklara rağmen eğitimlerini sürdürüyor. Engelli torunlarını yağmur-çamur, yaz- kış demeden okula götürüp getiren 73 yaşındaki Ali Araz'ın fedakarlığı ise herkesin takdirini kazanıyor. Kendisi diğer oğlunun yanında oturmasına rağmen her sabah gelip torunlarını sırtında okula götürdüğünü anlatan Ali Araz'ın tek hayali; torunlarını bir gün öğretmen olarak görmek.
Dede Ali Araz, 3 torunundan ikisinin özürlü olduğunu belirterek, "Ne yapalım Allah'tan gelmiş. Ben de yılmadan torunlarımı sırtımla okula götürüp getiriyorum. Sadece gidip gelişte yoldan geçerken trafikte zorlanıyorum. Torunum Engin öğretmen olmak istiyor. Küçük torunum Nazar ise yeni başladı, inşallah ikisini de öğretmen olarak görmek istiyorum. Ömrüm yettiğince onları sırtımda taşırım, ben öldükten sonra da Allah büyüktür." şeklinde konuştu.
Yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen yılmadan ve isyan etmeden yüzünden tebessümü eksik etmeyen anne Meryem Araz (38), "Bizden daha kötü durumda olanlar var, bir şey yapılacaksa onlara yapılsın." demesi herkesi duygulandırıyor.
Üç çocuğundan ikisinin özürlü olduğunu belirten anne Araz, "Çocuklarımdan biri 17 yaşında, onda bir şey yok şükür. Engin ve Nazar'a bakarken büyük çocuğumuzu okutamadık. Şu anda kâğıt toplayarak bize yardımda bulunmaya çalışıyor. Eşim fabrikada asgari ücretle aşçı olarak çalışıyor. Engin için bana bakım parası olarak 3 ay önce bağlanan parayla ve komşularımın yardımıyla geçinmeye çalışıyoruz." dedi.
"ANNENİN EN BÜYÜK DİLEĞİ OĞLUNUN İDRAR SORUNUNUN GİDERİLMESİ" Oğlu Engin'in doğuştan yürüyemediğini anlatan Meryem Araz, Engin'in doğduğunda belinde bulunan yaradan dolayı bir haftalıkken ameliyat olduğunu ve o günden beri yürüyemediğini anlattı. Araz, Engin'in aynı zamanda idrarını da kaçırdığını belirterek, tek isteğinin bunun giderilmesi olduğunu söyledi.
6. sınıfta okuyan Engin'in öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevildiğini aktaran Meryem Araz, "Engin de okulunu çok seviyor ve okuyup öğretmen olmak istiyor. Engin'i her gün dedesi okula götürüp getiriyor. O olmadığı zaman ben götürüp getiriyorum. Dedesi bir yıl öncesine kadar sırtında götürdü. Geçen sene bir hayırsever vatandaş tarafından tekerlek sandalye alındı. Şu anda sıcak günlerde onunla götürüyoruz; ancak kötü havalarda ve sandalyenin gitmediği yerlerde ise yine sırtımızda götürüyoruz. Engin benim evladım; ben 12 yıldır bakıyorum, peki ben öldükten sonra bu çocuklarıma kim bakacak? Benim tek dileğim yürümesi olmasa dahi Engin'in idrar sorununun bir an önce çözülmesi. Çünkü yaşı ilerledikçe daha büyük sorun olacak. Halen altını bezliyorum. Sonda ile idrarını alıyorum. Büyüdüğü zaman ben bunu nasıl yapayım. Çocuk büyüdükçe kimsenin yanına gidemiyor, arkadaşları ile iletişimi kalmıyor utanıyor. Resmen toplum dışı oluyor." diye konuştu.
Baba Azi Araz ise, bir fabrikada geceleri çalıştığını belirterek, "İşyerinden kriz dolayısıyla 3 aydır para alamadık. Komşuların yardımları, oğlumun topladığı kâğıtlardan aldığı para ve Engin'e devlet tarafından verilen 450 TL'lik bakım yardımı ile geçinmeye çalışıyoruz. Evimiz kira 300 TL de kira veriyoruz. Ancak Allah'ıma şükürler olsun. Bizden daha kötü durumda olanlar var." dedi.
"İŞİTME CİHAZI ÇALINAN MİNİK NAZAR'IN DÜNYA İLE BAĞI KOPTU" Panayır Mahallesi Şükrü Şankaya İlköğretim Okulu anasınıfında okuyan doğuştan duyma ve konuşma özürlü 6 yaşındaki Nazar'ın işitme cihazının çalınması ise aileyi tam anlamıyla şok etti.
Duyamadığından dolayı konuşamayan Nazar, dedesi Ali Araz'ın sırtında okula gidip geliyor. Nazar'ın işitme cihazının 20 ila 30 bin TL civarında olduğu belirtildi. Şu anda duyamadığından sadece el işaretleriyle arkadaşlarıyla anlaşmaya çalışan minik Nazar'ın işitme cihazı çalındığı için adeta dünya ile bağları koparılmış durumda. Duyamadığı için aynı zamanda konuşamayan Nazar, çeşitli sesler çıkararak ortama uyum sağlamaya çalışıyor.
Minik Nazar'ın öğretmeni Ümmühan Makar, Nazar'ın okulu çok sevdiğini belirterek, "Arkadaşları da Nazar'ı çok seviyor ve yardımcı oluyor. Ancak Nazar duyamadığı için büyük sorun yaşıyor, arkadaşlarına katılamadığı için bazen agresifleşiyor. Bazen bazı sesler çıkararak arkadaşlarına eşlik etmeye çalışıyor, ancak duyamadığı için bunu tam yapamıyor. Eğer işitme cihazı olsa çok başarılı olacağına inanıyorum." şeklinde konuştu.
10 Mart 2009 Salı
Saya, Öğrencilere Dayanamadı
Birden fazla dil biliyor. Hiç yorulmadan günlerce ders verebiliyor. Masrafı ise sıfıra yakın. Ama öğrenciler onu çıldırttı.
Japonya'da ilk robot öğretmen ders vermeye başladı. "Saya" adlı öğretmen birden fazla dil biliyor. İlk okulda pedagoji derslerine giren Saya, öğrenciler ders dinlemediğinde kızıyor. Ama çocuklar yine yaptı yapacağını. Gürültü yaptılar. Derslerini çalışmadılar. Söyleneni dinlemediler. Ta ki robot öğretmen çıldırana kadar. Robot öğretmenin şaşkınlık belirtme, mutlu olma ve övme gibi mimikleri yapma yeteneği de var. Ama o sadece kızgınlık moduna kilitlenip kaldı. Robot öğretmen derse girdikten sonra yaptığı ilk iş yoklama oluyor. Yoklama bittikten sonra, öğrencilere kitaplarını açmasını söylüyor. Sonra onlara bir ödev veriyor. Çocuklar derslerine çalışmadığı zaman ve kaytardığında ise mimik hareketleriyle kızgınlığını gösteriyor. Saya'nın masrafları ise yok denecek kadar az. Onun çalışması için sadece bir pile ihtiyaç var.
26 Şubat 2009 Perşembe
Facebook ve Myspace Çocuklara Zararlı...
Oxford Üniversitesi'nden nörobilimci Susan Greenfield sitelerdeki iletişimin içeriği ve niteliğinin beyin gelişimini engelleyebildiğini söyledi. Greenfield bilgisayar oyunlarına, aksiyon filmlerine, chat odalarına ve sosyal ağ sitelerine maruz kalmayla dikkat eksikliği olan bir nesil ortaya çıktığını belirtiyor. Buna örnek olarak, 30 yaşlarında bir öğretmenin kendisine öğrencilerinin diğerlerini anlama yeteneklerinde çok net bir sapma olduğunu söylediğini açıkladı. Ayrıca, Toxic Childhood kitabının yazarı Sue Palmer ise, "Çocukların beyin gelişimleri hasar gördü, çünkü çocuklar binlerce yıldır eğlendikleri aktivitelerle meşgul olmuyorlar. Ben teknolojiye ve bilgisayara karşı değilim. Fakat çocuklar bu sosyal sitelere alışmadan önce insanlarla gerçek iletişim kurmayı öğrenmek zorundaydılar" dedi.
24 Şubat 2009 Salı
Zorunlu Din Dersinde Flaş Karar
Antalya 3. İdare Mahkemesi, bir çiftin 5. sınıf öğrencisi kız çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle açtığı davada, uygulamanın öğrenci lehine yürütmesini durdurdu. Antalya'da yaşayan M.A.D. ile D.D. çiftinin Muratpaşa ilçesindeki bir ilköğretim okulunun 5. sınıfında eğitim gören kız çocukları S.D'nin zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle açtıkları davada, Antalya 3. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Muratpaşa Kaymakamlığı aleyhine açılan davada Avukat Nusret Gürgöz, S.D'ye eğitim gördüğü ilköğretim okulunda ailesinin iradesine, dini inançlarına ve felsefi görüşlerine aykırı biçimde dinsel eğitim verildiğini, davalı idarenin işleminin hukuka aykırı olduğunu savundu. Gürgöz, dava dilekçesinde, Anayasa'nın 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” hükmü ile dördüncü fıkradaki, “Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır” hükmünü hatırlattı. Gürgöz, dilekçesinde, Milli Eğitim Temel Kanunu çerçevesinde laiklik ilkesinin esas olduğunu, Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi'nin de ilköğretim okulları, lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığına işaret etti. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin 9. maddesine dilekçesinde yer veren ve Anayasa'nın bu çerçevede, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir” kararına işaret eden Nusret Gürgöz, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 1990 yılında aldığı kararla, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin zorunlu din dersine girmeleri zorunluğunun bulunmadığını bildirdi. Bu kararla, zorunlu din dersinden İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulmasının amaçlandığını, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin de çocuklarının bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gürgöz, benzer bir davada Antalya 2. İdare Mahkemesi'nce 2007 yılında verilen uygulamanın iptali kararı ile Danıştay'ın bu karara yönelik onamasını hatırlattı. Gürgöz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de benzer istemle açılan bir davada Türkiye'yi kusurlu bulduğunu da anımsattı. “İÇSEL ÇATIŞMA VE SINIFTA KALMA RİSKİ” Davacı çiftin çocuklarına bu dersten not verildiğini, öğrencinin içsel çatışma yaşayarak dersi algılamakta zorlandığını iddia eden Gürgöz, dilekçesinde, “Öğrencinin sınıfta kalma riski vardır. İşlem hukuka açıkça aykırıdır. Bu nedenle telafisi güç zararlar oluşmuştur” ifadesine yer verdi. Gürgöz, davacı çiftin çocuklarına yönelik zorunlu din dersinin yürütmesinin durdurulmasını ve işlemin iptalini talep eti. Davalı Muratpaşa Kaymakamlığı da savunmasında, zorunlu dersler arasında yer alan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi'nden sadece Türk vatandaşı Hristiyan ve Musevilik dinine mensup olanların muaf olduğunu, davacı öğrencinin bu muafiyet kapsamı dışında kaldığını öne sürerek, davanın reddedilmesini talep etti. MAHKEMENİN KARARI Zorunlu din dersinin yürütmesinin durdurulması istemine yönelik kararı veren Antalya 3. İdare Mahkemesi, gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmesi'nin 9. madde hükümlerinin herkesin dini inancını ve özgürlüğünü koruduğunu ifade etti. Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 9 Temmuz 1990 tarihli kararla, ilk ve orta öğretim okullarında İslam dini öğretimine yönelik okutulan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersinden İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulduğunu belirten mahkeme heyeti, “Herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin velisi oldukları çocuklarının da bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesinin ilgili yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin amacına uygun olacağı açıktır” görüşüne hükmetti. Mahkeme heyeti, zorunlu din dersi uygulamasının davacı öğrenci yönünden yürütmesinin durdurulmasına karar vererek, kararına ilişkin şu tespitlerde bulundu: “Davalı idareye yaptıkları başvuruda veya dava dilekçesinde, okulda zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersinin dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığını belirten davacıların herhangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun zorunlu sayılan dersten muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, bu istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden, yürütmesinin durdurulmasına oy birliğince karar verilmiştir.” Avukat Nusret Görgöz yaptığı açıklamada, müvekkillerinin Alevi inancına mensup bir aile olduğunu belirterek, ilgili yasalar ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak Antalya 3. İdare Mahkemesi'nin herhangi bir inanca bakılmaksızın zorunlu din dersinin yürütmesini 5. sınıf öğrencisi S.D. lehine durduğunu bildirdi. Farklı dini inancı olan ya da dini inancı bulunmayan vatandaşların zorunlu din eğitime alınamayacağını kaydeden Gürgöz, “Karar emsal teşkil ediyor. Zorunlu din dersinden muaf olmak isteyenler dava açsın” dedi. Gürgöz, kararın Türkiye'de bu yönde verilen 6-7 karardan biri olduğunu söyledi.
Buluşuyla Su Tasarrufu Sağlayacak...
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen "Bu Benim Projem" adlı yarışmaya katılan Asiye Yıldız, hazırladığı projeyle Türkiye'de ve dünyada su tasarrufu sağlayacak.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından her yıl düzenlenen "Bu Benim Projem" adlı yarışmaya katılan Burdur Gazi İlköğretim Okulu 7/B sınıfı öğrencisi Asiye Yıldız, hazırladığı "Çevre Dostu Gülüşler" isimli projesiyle Türkiye'de yılda 3 milyon 360 bin ton, dünyada ise 90 milyar ton su tasarrufu sağlayacak.
Bu yıl 4'üncüsü düzenlenecek "Bu Benim Eserim' proje yarışmasında İlköğretim okulları arasında Antalya'da yapılacak bölge final yarışmasına Burdur'a bağlı İlköğretim Okulları arasında katılmaya hak kazanan 13 proje arasında en iddialı proje olarak öne çıkan "Çevre Dostu Gülüşler" adlı proje iddiasını bölgede ve Türkiye finalinde sürdürecek. YILDA 90 MİLYAR TON SU TASARRUFU Dünyadaki kullanabilir su kaynakları giderek azaldığından yola çıkan genç mucit Yıldız, TEMA Vakfının verilerinden yola çıkarak geleneksel diş fırçalamada bir kişinin 15 litre suyu boşa akıttığını ve eğer kişi günde 2 kez diş fırçalarsa 30 litre, 4 kişilik ailede bu rakamın 120 litre olduğunu bilimsel verilerle ortaya koydu. Yıldız, düşüncesini büyüterek su kaybının Türkiye'de 840 milyon tonu bulduğunu belirterek geleneksel diş fırçalama yerine "köpük diş macunu" ile Türkiye'de yılda 3 milyon 360 bin ton su dünyada ise 90 milyar ton su tasarrufu sağlanacağını söyledi. DİŞ FIRÇALARKEN ARTIK BİR BARDAK SU KULLANILACAK Süleyman Demirel üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Elamanı Yrd. Doç. Dr. Mine Öztürk Tonguç ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğretim elemanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Tomul'un desteğini alan "Çevre Dostu Gülüşler" adlı projenin aşamalarını anlatan genç mucit Yıldız şunları söyledi: "Dünyamızdaki kullanabilir su kaynakları giderek azalmakta Geleneksel diş fırçalamada 15 lt su boşa akar Eğer kişi günde 2 kez diş fırçalarsa 30 litre 4 kişilik ailede 120 litre olur Çevremdekilerin diş fırçalarken macunu fırçaya sürüp, ıslatmak için suyu açtıkları ve suyu kapatmadıkları idi. Bu çocuklarda daha yaygındı Ayrıca yutulan macunun flüorürden dolayı çocuklarda tehlike yaratması Doğru fırçalamada fırça ve macun ıslatılmamalıdır. Bu sorunlara çözüm bulmak için sulandırılmadan kullanacağımız su tasarrufu yaptıran, yutulmayan diş macunu yapmaktı. Sabunun sıvı yada köpük kullanımı var, macununda da olabilir. Köpük yapıcı dispanser pompalardan yararlanarak köpük macun yaptım. Macunun sulandırılmasında saf su kullandım. Çünkü su sağlıklı ve ucuzdu. Denemelerde macuna değişik ölçülerde saf su ekledim. En iyi sonuç 300 ml saf suda 16 gram macun oldu. Karışımı dispanser pompaya koydum ve köpük olarak çıkıyordu Direkt ağzıma götürüp fırçalama yapıyordum 3 dakika fırçaladıktan sonra 1 bardak su ile ağzımı çalkaladım. İşte elde etmek istediğim sonuç. Diş fırçalarken artık 1 bardak su kullanıyordum."