Sosyal Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2009 Perşembe

Dünyanın Gözdesi Ruhban Okulu Heybeliada'da

Büyükada'dan sonra ikinci büyük ada Heybeliada, özellikle, 1845 yılında açılan ancak günümüzde eğitim vermeyen Aya Triada Manastırı'ndaki çok zengin bir kütüphaneye sahip olan Ruhban Okulu, Deniz Lisesi, Terk-i Dünya Kilisesi ve sanatoryumu ile biliniyor. İsmet İnönü'nün müze haline getirilen evi ile Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın evi de Heybeliada'nın en önemli simgeleri arasında yer alıyor. Heybeli'nin çevresini faytonla veya yürüyerek dolaşabilirsiniz. İskeleye arkanızı dönüp sola doğru yürürseniz birbirine bitişik Müslüman ve Ortodoks mezarlıkları ile karşılaşırsınız. Yol ikiye ayrılınca soldan aşağıya devam ederseniz sanatoryum yanından geçip yeniden sahile inersiniz ve buradaki plajdan denize girebilirsiniz. Denizin ne yazık ki artık çok da temiz olmadığı Heybeliada'da en iyi seçeneğiniz Halki Palas Oteli'nin havuzunda serinlemek olabilir. Çünkü Heybeli'nin Deniz Kulübü'nün olimpik yüzme havuzu, tenis kortu ve lokanta gibi tesislerinden ancak üye olanlar yararlanabiliyor. Yemek yiyebileceğiniz ve içki içebileceğiniz lokantalar ise iskelenin hemen karşısında sıralanıyor. Bunlar içinden şüphesiz önerebileceğimiz lokanta ise Ruhban Okulu yetkililerinden Yorgo Bey'in önerisi üzerine gittiğimiz Mavi. Özellikle zeytinyağlıları bir harika. Mutlaka denemelisiniz, kesinlikle pişman olmazsınız. Lokantaların bazılarında da özellikle bahar ve yaz aylarında hafta sonları canlı taverna müzik oluyor.

Yapı Kredi'den Eğitime Destek

Yapı Kredi'nin Çayırova'da 2007 yılında temelini attığı Yapı Kredi Kız Teknik ve Meslek Lisesi, yaklaşık 200 öğrencisiyle 2008-2009 eğitim öğretim döneminde hizmet vermeye başladı.
400 öğrenci kapasiteli okulda 24 derslik bulunuyor. Çocuk gelişimi ve eğitim, grafik ve fotoğraf, yiyecek ve içecek hizmetleri ile giyim ve üretim teknolojisi branşlannda mesleki eğitimlerin verildiği okulda uygulamalı eğitim amacıyla 3-6 yaş arası çocuklara hizmet verilen bir anasınıfı da yer alıyor. Koç Holding Yonetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, "Yaşadığım sorunları hafifletmek, ülkemize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmak, bir umut hissi vermek bu dönemde daha da önemli hale gelmiştir" dedi.
Türkiye Finans - ISO İşbirliği
Türkiye Finans, İstanbul Sanayi Odası (ISO) ile özel bir kredi protokolü imzaladı. Buna göre Türkiye Finans, İSO üyelerine 10 bin ile 250 bin TL arasında değişen miktarda toplamda 200 milyon TL'lik kredi kullandıracak. Krediler, vade sonuna kadar sabit, aylık taksit ödemeli üretim desteği ve leasing şeklinde, TL ve dövize endeksli kullanımlarda ise azami 24 ay vadeli olarak kullandırılacak. Türkiye Finans Genel Müdürü Yunus Nacar, 'Türkiye Finans olarak kurulduğumuz günden bugüne hep üreticimizin, KOBl'mizin yanında olduk. Bu kredinin İstanbullu iş adamlarımızın likitide ihtiyacına çözüm olmasını umut edivoruz" dedi.

Not: E-okul ile notlarınıza evinizden rahatlıkla bakabilirsiniz. E-Okul interaktif karne sistemidir. E-okul tüm öğrencilere derslerinde başarılar diler.

17 Mayıs 2009 Pazar

Kaybetmekten Kesinlikle Korkmayın

Fransa'nın en büyük edebiyatçılarından Emil Zola, üniversiteye giriş sınavlarında sözel bölümü kazanamamış, başka bir üniversite sınavında da daha önceki sınavı kötü geçtiği için sınava bile girmemiştir. Ama o yılmamış, yeni bir edebiyat akımının öncüsü olup dünya çapında üne sahip olmuştur.

Dünyaca ünlü İtalyan müzisyen Enrico Cariso'nun ilk müzik öğretmeni sesinin aşırı kötü olduğunu söyleyerek ona ders vermemiştir. Fakat bu onu yıldırmamış ve onu İtalya'nın en ünlü müzisyenlerinden biri yapmıştır.

İngiltere'de milletvekili olan B. Disraeli, meclisteki ilk konuşmasında ıslıklanmış ve konuşması yarım kalmış. Yerine geçmeden önce de şimdi beni konuşturmuyorsunuz, gün gelecek hepiniz benim konuşmamı pürdikkat dinleyeceksiniz demiştir. O, yıllar sonra İngiltere başbakanı olmuştur.

10 yaşında öğretmeni onu öldüresiye dövdü. Ailesi onu okuldan aldı. 17 yaşında istediği okulun sınavlarını kazanamadı. 24 yaşına geldiğinde iki ay tek başına tek odalı bir hücreye hapsedildi. 27 yaşında aynı işi yaptığı bir kişi kahraman ilan edildi, onun adı geçmiyordu bile. 37 yaşında böbreğinden rahatsızlandı. 2 ay yalnız hastanede yattı. 38 yaşında işinden oldu. Cebinde sadece seksen lirası vardı. Hakında tutuklama kararı çıktı. Yine aynı yaşta en yakın arkadaşları onun aleyhinde oy kullandı. 39 yaşına geldiğinde idama mahkum oldu. Daha sonra ne oldu bilmek ister misiniz? 42 yaşında Türkiye'nin Cumhurbaşkanı oldu. Bu kısa yaşam hikayesi Ulu Önder M. Kemal Atatürk'ün hikayesi.

Yukarıdaki örnekler gibi dünya üzerinde milyonlarca daha örnek vardır. Siz neden bunlardan biri olmayasınız. Başarısız olsanız bile başarabileceğinizi bildikten sonra umutsuzluğa kapılmanın hiçbir sebebi yok.

10 Mayıs 2009 Pazar

Fenerbahçe - Galatasaray Dostluk Maçı

Evet yanlış okumadınız, Fenerbahçe SK ile Galatasaray SK anlaşmış ve beraber dostluk ve kardeşlik müsabakası düzenlemeye karar vermişler. Yer neresi biliyor musunuz? İstanbul İnönü Stadyumu. Seyirciler eşit olacak.
Kenan Bey epeyce heyecanlanmıştı. Kızın sandalını dikkatle izliyor, hatta endişeleniyordu.
Tenekenin içinde tıkırdayan balıklar Kenan Bey'i uyardı. Kutuyu alarak tahta sırada oturan karısının yanına gitti:
— Gördün mü hanım? dedi.
— Görmez miyim. Kızla kaynatıyordun. Kenan Bey kıpırdayan balıkları seyrederken:
— Ne kaynatması be Kerime, dedi. Çocukdu o?
— Sen de zaten çocuklara düşkünsündür.
— Eh, ne yapayım, Allah bize çocuk vermedi.
— Kimin nesi bu kız?
— Ne bileyim. Sandalın başında kırmızı yazı ile Nazlı diye bir isim vardı.
— Nazlı mı? Herhalde bir yalı sandalı.
— Ne bileyim Kerime. Sandalın içinde bir balıkçı sepeti vardı. Balıkla dolu.
— Balık mı satıyor yoksa?
— Belki de balık satıyor. Vapur geçti, dalga geliyordu, hemen açıldı. Konuşup anlaşamadım.
— Beyaz bir sandal, öyle mi?
— Evet, ne var?
— Koyda dolaşıp duruyor da!
Kenan Bey aşçılıktan epeyce anlardı. Balıkları güzelce ayıkladı, önce deniz suyu ile yıkadı, sonra içeride duru-ladı, tuzladı ve mutfağa bıraktı. Ellerini yıkamış, sıvadığı kollarını indiriyordu.
— Kerime, dedi. Sana birşey söyleyeyim mi, çok güzel bir kızdı bu bize balık veren.
— Aklın kaldı, desene.
— Bırak bana sataşmayı. Vallahi merak ettim. İnci gibi bir kız. Ayağında bir pantolon vardı, ama ayakları çıplaktı.
— Çıplak mıydı? Neden?
— Canım, ben ne bileyim! Çıplaktı ayakları. Bembeyaz, çocuk ayakları gibi küçük ayakları vardı. Dalgalardan kaçmak için küreğe asılırken ayaklarının birini önündeki ağaca dayadı.
— Ne ağacı bey?
— Canım kürek çekilen yerin önünde ayak dayamak için bir tahta vardır. Küreği çekenler oraya ayaklarını dayar, kuvvet alırlar.
— Peki ne olmuş?
— Kız işte ayağını o tahtaya dayadı. Hem ayak değil, sanki eldi. Adeta o tahtayı kavramıştı.
— Maşaallah, hiç dikkat etmemişsin.
— Canım Kerime, bırak şu sataşmayı bana. Ben bayağı merak ettim çocukları.
--Hangi çocukları?
— Sandaldakileri işte. Kız bir yanına yaslanarak küreklere asılıyordu. Sandal çabucak açıldı rıhtımdan, sonra akıntıya kapıldı, hem kayıyor, hem de uzaklaşıyordu.
Yalıya geldi geleli, ilk defa o akşam balık yemişlerdi. Karı, koca taze balıkları iştahla yemiş, limonlu yeşil salata ile midelerini bastırmışlardı. Daha da kalmıştı kutuda. Onları tel dolaba koydular. Geç vakitlere kadar oturdular. Arkalarına birer örtü alarak ikinci katın balkonunda otururken karşı kıyıdaki müzik ve şarkı seslerini dinlediler. Gece olunca sesler daha kuvvetli olarak geliyordu. Rumeli yakasının bu canlılığına karşılık, Anadolu yakasında bir sessizlik ve karanlık vardı.
Daha Mayıs ayı yeni çıkıyordu. Boğaz yolcuları vapurlardan taşarcasına gelip gider ve motorlar rıhtımlara suları savurarak geçerlerken köyün içinden ne bir insan el sallıyor, ne de bir ilgi gösteriliyordu.
Bir iki gün daha geçmişti. Karı koca rıhtımda otururlarken beyaz sandal geldi, geldi, kayıkhaneye girdi ve Kenan Bey'e balık veren kız rıhtıma çıkarak onlara doğru yürüdü.
Ayağında yine pantolon vardı ve ayakları yine çıplaktı. Bu çıplak ayaklar ıslak olmalı ki rıhtımın üzerinde yaş yaş iz bırakıyordu.

8 Mayıs 2009 Cuma

Büyükada Belediyesi

Bu perişan rıhtımlarda olsa olsa, yeldirmeli ihtiyar bir hanım, sarsık bir sandalyada oturarak denize bakar bakar, eski günleri, kaybettiklerini düşünerek içini çeker.
Bazen eli bastonlu, sakallı bir ihtiyar balık tutmağa çalışır. Çoğu zaman rıhtımlar boştur.
Ne yazın neşesi, ne Boğaz'ın güzelliği ve ne de deniz mevsimi bu köyün halkını neşelendirir. Ama bayram günlerinde harap pencerelerden veya balkonlardan bir bayrak sallandırırlar. Diğer köylerde, en kapalısı, askılı bir elbise ile göğsü bağrı açık veya mayo ile gezen, rıhtımlarda neşe çığlıkları atan, yakınlardan geçen vapurlara el sallayan genç kızların kaynaşdığı köylerdeki yalılarda bir tek bayrak göremezsiniz.
Bayramlar, onlar için eskimiş ve mazi olmuşlardır. Onlar yeni bir yaşantının insanları olmuşlardır. Şişli'de kışlıkları, Boğaz'da, ya da daha uzak, Kuşadası, Antalya, Marmaris gibi yerlerde, ancak bir ay kadar kaldıkları mevsimlik konutları vardır. Bunlara, kışın bakılması için bekçi parası verirler.
Bunların Amerika'da veya İsviçre'de kızları, oğulları var-drr. Her zaman için söylenirler:
Ne yaparsın, burası yaşanacak memleket değil ki? Oku, bunca yıl dirsek çürüt, kafa patlat eline bir şey geçmez.
Analardan, babalardan, Avrupa memleketlerine, arada bir uçan vardır. Orada gördüklerini ballandırarak anlatırlar. Medeniyet varmış, herkes çalışıyormuş.
Bu insanlar hiçbir zaman bir memleketi memleket yapanların orada oturanlar olduğunu düşünmezler. Orada bir medeniyet varsa, bir güzellik varsa, bir rahatlık varsa, bunu orada yaşıyan insanların sağladığını düşünmezler. Hazıra konmak, başkalarının emeğini sömürerek yaşamak isterler.
Bu insanlar düşünemezler ki, memleketi memleket yapan insanlardır. Yağmurları yağdıranın ormanlar, yeşillikle-
ri verenin sular olduğunu akıllarına bile getirmezler. Onlar bu memlekette okur, palazlanır, vatanlarını beğenmez, kaçıp gider, burada kazandıklarını başka bir memlekette yerler.
Rahatlığı, bolluğu, lezzeti, varlığı, herşeyi Devletbaba-dan beklerler. Bunlar hayırsız evlâtlardır.
Bizim, dullar ve emekliler köyünde, yüksek aşamalara kadar çıkmış, bu memlekete hizmet etmiş, subay emeklileri, devlet kapılarında yıllarca çalışmış memleketin ihtiyar, emekli evlâtları vardır. Onların dul kalmış kadınları vardır. Bunlar aldıkları aylıkla geçinmeğe çalışır ve daima:
Allah devlete, millete zeval vermesin, derler.
Kerime Hanım'la Kenan Bey de biri emekli, biri çapından düşmüş ev kadını iki yaşlı insandır. Bunların bu köyde, babadan kalma bir yalıları vardır. Zar zor vergilerini verirler, bazen şöyle bir vapur gezintisi yapmağa kalkarken, yalılarının önünden geçerken içleri sızlar.
O bir zamanın zengin yatağı olan yalı, saçakları sarkmış, olukları dökülmüş, camlarının bir kısmı uçmuş, çerçeveye çuval gerilmiştir.
Yalının çamları, süs ağaçları, kimbilir kimler tarafından kesilip yakılmıştı. Yalının arka tarafındaki renkli camlarla süslü, giriş kapısının önündeki mermer basamakların aralıklarından incir ağaçları çıkmıştır.
Mayıs ayında, üç aylığını aldı zaman Kenan Bey:
Hanım, dedi. Sana bir şey söyleyeceğim ama hemen lafımı ağzıma tıkama.
Kerime Hanım:
Ayol, ne zaman lafını ağzına tıkadım? dedi. Sesim yok, soluğum yok. Sen zaten para alınca böyle kırıcı olursun.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Cumhuriyet Bayramı'nı Nasıl Kutluyoruz?

1. Bayram Hazırlıkları
Bayramda giyeceğim giysilerimi hazırladım. Odamı bayraklarla ve balonlarla süsledim.
Babamla birlikte odamın duvarına Atatürk'ün resmini astık ve çevresini süsledim. Balkonumuza bir Türk bayrağı astık.
Okulumuzda da bayram hazırlıkları başladı. Sınıfımıza bayraklar, fenerler, balonlar getirdik. Sınıfımızın pencerelerine bayraklar astık.
Atatürk'ün resmini çiçeklerle ve bayraklarla süsledik. Fener ve balonları iplere astık. Hepimiz sınıfta yapılan bayram hazırlıklarına büyük bir istekle katıldık.
Okulumuzun salonundaki Atatürk Köşesi de bayraklarla ve çiçeklerle süslendi. Cumhuriyetle ilgili güzel sözler yazılı afişler asıldı. Okulumuzun ön duvarlarına Atatürk'ün büyük boy resimleri ve bayraklar asıldı.
Okul bandosunda ve halk oyunları ekibinde görevli arkadaşlarımız çalışmalarına devam ediyorlar. Bayramda yapacakları gösterileri hazırlıyorlar. Okuldaki bayram hazırlıklarına da severek ve isteyerek katılıyoruz.
Çevremizde de bayram hazırlıkları yapılıyor. İş yerlerinin ve evlerin pencerelerine, balkonlarına Türk bayrakları asılıyor. Büyük binaların duvarlarına Atatürk resimleri asılıyor. Sokaklarda, caddelerde Cumhuriyet Bayramı hazırlıkları coşku ile sürdürülüyor. Herkes büyük bir sevinç içinde.

2. Törende Gördüklerimiz
Bayram sabahı erkenden kalktım. Kahvaltımı yapıp aceleyle giyindim. Annem ve babamla birlikte okula gittik. Okul bahçesi kalabalıktı. Bir süre sonra bayram töreni başladı. Törene saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın söylenmesi ile başlandı. Okul müdürümüz konuşma yaptı. Şiirler okundu. Marşlar ve şarkılar söylendi. Halk oyunları ekibimiz oyunlar oynadı.
Çeşitli gösteri ve yarışmalar yapıldı. Töreni coşku ile izledik. Yarışmalardan sonra tören sona erdi. Annem ve babamla birlikte eve geldik. 29 Ekim günü radyo ve televizyonda da bayram programları vardı. Ankara'da yapılan bayram törenlerini televizyondan izledim.
Gazetelerde de Atatürk'ün büyük bir fotoğrafı vardı. Bayramla ilgili yazıları okuduk. Bazı resimleri keserek ayırdım. Bayram sonrası okula götüreceğim.