Fen Bilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fen Bilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2009 Cumartesi

En Büyük Güç: Beyin Gücü

beyin gücü
Beynimizin gücünü keşfettiğimiz zaman yaptığımız işlerden zevk almasını öğreniriz. Bunun için de beynimizi doğru kullanmayı bilmeliyiz, bu o kadar zor bir şey değil, kimse gözünde büyütmesin.
Beyninizi nelerle doldurursanız o yönde o alanda güçlenirsiniz ve bu güç sizin kişiliğinizi oluşturur. Araştırmak, okumak, gözlem, kıyaslama yapmak ve neticede empati yaparak karşınızdaki insanların bakış açısını yakalamak en büyük gücünüzdür.
Kafası az çalışan insan yoktur kafasını beynini doğru yönlendireme-yen ve dolayısıyla doğru çalıştırama-yan insan vardır. Karşınıza bir güçlük çıktığında oturup bunun için başka hiçbir şey yapmadan üzülüyorsanız, beyninizi iflas ettirmişsiniz demektir ya da beyniniz iflas etme yolunda ilerliyor demektir. Karşınıza herhangi bir sıkıntı, güçlük, sorun çıktığında neden ve niçin'lerini araştırıp bir daha böylesi zor durumlara düşmemek için neler yapmanız gerektiğine dair kafa yorar ve muhtemel sorunlara
önlem alırsanız tüm zorlukların üstesinden gelebilirsiniz.
İnsanlar güveni hep dışarıda ararlar ama en kuvvetli güç ve güven insanın beynindedir. Yani kendilidedir. Tüm olaylar beynimizde biter! Beyninizde bir olayı nasıl sonuçlandınrsanız; kalbiniz ve kişiliğiniz de o derece şekillenir ve kuvveti de o nispette olur.
Kişinin ihtiyacı olan tüm güç, bedeninin içindedir. Bu ise beyinde başlar tüm duygusal ve fiziksel hareketlere yansır. Güçlü beyne sahip olmak için öncelikle inançlı olacaksınız. Başarılı ve iyi olma inancına sahip olursanız, gücünüzü iyi kullanabilirsiniz.
Beyninizin içinde en kuvvetli değer; inanç olmalıdır sonrası kolay, merak etmeyin. Tabi şunu da kabul edin hayat kolay değil, her zaman iyi şeylerle karşılaşmayacaksınız. Zorluklar sizi yoracak, üzecek ama başarma ve iyi olma inancıyla yolunuza devam edeceksiniz.
Evet ağlayacaksınız ama bu ağlamayı enkaz altında kalmış bir mağdur olarak değil bir psikolojik rahatlama olarak varsaya-
caksınız ki işin gerçeği de böyledir. Önemli olan her olay karşısında zır zır ağlamamak. Soğukkanlılığı muhafaza edebilmek önemli. Yine de yaşadıklarınızın üzerinizdeki olumsuz etkisini boşaltmak için ağlamak en iyi yöntemdir gibi geliyor bana... Bu sizi rahadatır, nitekim ağlamak ayıp değil, insani bir duygudur.
Beyninizden asla ve katiyen insani duygularınızı çıkarmayın. Güçlü beyin, hislerini ya da duygulanın kaybetmiş beyin demek değildir, insani duygularınızı hep içinizde barındıracaksınız ama ne zaman nerede ortaya çıkartacağınızı zamanla öğreneceksiniz.
İşte arkadaşlar kadın ya da erkek beyninin gücünü keşfetmiş bir kişinin ayakta durması kadar doğal bir şey yoktur. Sizler de bunu yapacaksınız; iyi akşkanlıklar, iyi arkadaşlar iyi bir sosyal çevre, bol bol araştırma doğru yerde doğru zamanda eğlenmek ve her şeyden önce en büyük sermayemiz aklımızı rahatlatmak ve neticesinde güç kazanmak... İşte bu saydıklarımın hepsi sizi hayatta ayakta tutacak.
Tek hedefiniz iyi insan olmak ol-malı ki, işte bunu da kendinize yaptığınız doğru yatırımlarla başarabilirsiniz. Doğru insanlar, doğru alışkanlıklar, doğru arkadaşlar eşittir: Doğru güç... Yani siz...

25 Nisan 2009 Cumartesi

E-okul Okul Bilgisi

Okul, çeşitli bilgilerin okutulup öğretildiği yerdir. Okuyup yazmadan, en ileri bilimlere kadar bütün bilgiler okullarda verilir. Kelimenin anlamı sonradan daha da genişleyerek, çeşitli dallarda belli bir fikri veya tarzı gösteren ifade almıştır: Felsefe okulu, edebiyat okulu gibi...
İnsanları küçük yaşlarından itibaren yetiştirmek fikri, çok eski çağlardan beri vardı. İlk kurulan okullar, daima dinî müesseselerde, din eğitimiyle beraber yürütülmüştür. Eski Yunan'da Akademas adındaki bilginin evinin bahçesinde vermeye başladığı derslerle, özel okullar da eğitim çabasına katılmışlardır. Sonradan ihtisas topluluklarına "akademi" denmiştir. Roma'da hemen her ev bir okul sayılmış, M.Ö. 3. yüzyılda da ilk dilbilgisi okulları açılmıştır. Daha sonra "şehir" ve "imparatorluk" okulları kurulmuştur.
Ortaçağ'da okullar yeniden kiliseye bağlanmış, bu eğitim tarzında tartışmaya, fikir münakaşasına yer verilmemiş ve öğretmenin dediği dedik olarak kabul edilmiştir.
Bizde de okullar camilerin, mescitlerin yanı sıra gelişmiştir. Eğitimin temeli de Kur'an öğrenimi olmuştur. Mahalle okulları (sübyan mektepleri) bugünkü ilkokulların yerineydi. Sübyan okullarından sonra, orta ve yüksek öğrenim veren medreseler, askerî ve mülkî sınıfları yetiştiren saray okulları vardı. Bunların en yükseği de, Enderun'du. (Bak ENDERUN).
Tanzimat'tan sonra eğitim sistemimizde ilk büyük değişiklik yapıldı. Cumhuriyet' ten sonra, 1924'te mahalle okulları Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. 1926'da da tamamen kaldırılarak, yerini ilkokullara bıraktı. Bugün ilkokullar bütün memlekete yaygın bir hale gelmektedir. Ayrıca eğitim sistemleri de modern metodlara uydurulmaktadır.
Türkiye'de ilkokul çağından sonra öğrenim, orta ve yüksek olmak üzere ikiye ayrılır. Orta öğrenim iki safhadır: Ortaokul ve lise. Ortaokul ilköğretime bağlı olup, 3 yıl sürer. Lise ise 4 yıl sürer. Lisede ikinci yıldan itibaren öğrenciler "fen", "edebiyat" veya "eşit ağırlık" olmak üzere üç kola ayrılırlar Lise bitirdikten sora da üniversite eğitim başlar. Ayrıca ülkemizde çeşitli özel okular ve kolejler, yabancı bazı liseler vardır, buralarda yabancı dillerde daha geniş öğretim yapılır. Bunların bazıları 4 yerine 5 yıldır. Orta dereceli okullar arasında meslek okulları ve teknik öğretim yapanlar da vardır.
Yüksek öğrenim, liseyi bitiren öğrencilerin girdiği Tıbbiye, Teknik Üniversite Edebiyat Fakültesi gibi ihtisas okullarıdır.
E-okul iyi bir okulda okumanızı en içten dilekleriyle temenni eder.

7 Mart 2009 Cumartesi

Kan grubumuz nasıl belirleniyor?

Damarlarımızda dolaşan kan, yaşam kaynağımız. Kanın en önemli görevleri arasında, vücudumuzun her köşesine besin ve oksijen taşımak yer alıyor. Ayrıca hücrelerden çıkan karbondioksit ve diğer bazı zararlı atıklar da, yine kan dolaşımı sayesinde vücuttan uzaklaştırılmak üzere akciğer, böbrek, karaciğer gibi organlara taşınıyor. Kan dolaşımı, bağışıklık sistemi hücrelerinin ve hormonların taşınmasından, vücudun sıvı dengesinin sağlanmasına ve sıcaklığın ayarlanmasına kadar yaşamımızın devamı açısından önemli birçok görevi de üstleniyor. Bu nedenle, kan hücrelerinin sağlığını tehlikeye sokan hastalıklarda ve vücuttaki kan miktarının azalmasına yol açan yaralanmalarda yapılacak kan nakli, hastalar açısından yaşamsal önem taşıyor. Ancak hepimizin kanı aynı renk ve görünümde olmasına karşın, aslında insanlarda dört farklı kan grubu var. Kan grubumuz, hangi kan grubundan olan kişilerden kan alıp, hangilerine kan verebileceğimizi belirliyor. Peki, bu kan grubunun ne olduğunu, nasıl belirlendiğini ve farklı kan grupları arasında nasıl bir ilişki olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Genler Neler Yapıyor?
19001ü yılların başında Kari Landsteiner'ın ortaya koyduğu ve hâlâ kullanılan sınıflandırmaya göre, insanlarda 0, A, B ve AB olmak üzere dört farklı kan grubu var. Bu gruplar, hangi kan grubuna
sahip insanlara kan verebileceğimizi ya da hangi gruplardan kan alabileceğinizi belirliyor. Kan grubumuz, anne ve babamız tarafından bize aktarılan birer kan grubu geni tarafından belirleniyor. Yani hepimizde bir çift kan grubu geni bulunuyor. Anne ve babadan aktarılan kan grubu genlerinin üç çeşidi var: A, B ve 0. Bu durum, anne ve babadan hangi genlerin geldiğine bağlı olarak altı farklı bileşim ortaya çıkarıyor: 00, AO, AA, B0, BB ve AB. Senleriniz 00 bileşimindeyse kan grubunuz 0; AO ya da AA bileşimindeyse kan grubunuz A; B0 ya da BB bileşimindeyse kan grubunuz B; AB bileşimindeyse kan grubunuz AB oluyor.
Bunu daha kolay anlayabilmek için şöyle bir oyun oynayalım: Önce elinize iki torba alın, bunlar anne ve babanızın gen havuzu olsun. Kan grubu genlerini simgelemek üzere bu torbalara, A grubu geni için kırmızı, B grubu geni için sarı ve 0 grubu geni için beyaz boya kalemlerinden birer tane koyun. Son olarak kanınızdaki alyuvarları simgeleyecek küçük beyaz bir karton parçası hazırlayın. Şimdi her iki torbadan birer kalem çekin ve bu kalemlerin biriyle kartonun bir yarısını, diğeriyle de öbür yarısını boyayın. Eğer kartonunuzun her iki yarısı da kırmızıysa A grubu; bir yarısı beyaz, öbür yarısı kırmızıysa A grubu; her iki yarısı da sarıysa B grubu; bir yarısı beyaz, öbür yarısı sarıysa B grubu; bir yarısı sarı, öbür yarısı kırmızıysa AB grubu; her iki yarısı da beyazsa 0 grubu sonucuna ulaşırsınız.
Kan Gruplarının Önemi
Kan grubunuzu belirleyen A ve B genleri, kanınızda bulunan alyuvarların çeperinde A ve B tipi proteinlerden hangilerinin yer alacağını belirlerler. Kan grubunuz A ise alyuvarlarınızın çeperinde yalnızca A tipi protein, B ise yalnızca B tipi protein, AB ise hem A hem de B tipi protein bulunuyor demektir. Kan grubunuz 0 ise, alyuvarlarınızın çeperinde A ya da B tipi protein yoktur. Alyuvar çeperinde bulunan ve kan grubunuzu belirten bu proteinlere aglütinojen adı verilir. Ancak kanda, kendinizinkinden farklı bir kan grubuna ait alyuvar hücrelerinin vücudunuza girmemesini sağlayarak sizi koruyan aglütinin adlı antikorlar bulunur. Protein yapısında olan aglütininler de, tıpkı aglütinojenler gibi a ve b tipinde olur. a tipi aglütininler A tipi aglütinojenle kaplı alyuvarlara, b tipi aglütininler de B tipi aglütinojenlerle kaplı alyuvarları yabancı kabul eder. Bir kişiye yanlış bir gruba ait kan verilirse bu aglütininler nedeniyle alyuvarlar birleşerek kümeler oluşturur. Bu da ölüme kadar gidebilecek ciddi sonuçlara yol açar. Normalde kan grubuna bağlı olarak alyuvar çeperindeki aglütinojen ve kandaki aglütininlerin durumu şu şekilde sıralanır:
0 Kan Grubu: Bu kan grubunda alyuvarların çevresinde A ya da B aglütinojenleri yoktur. Buna bağlı olarak, 0 kan grubuna sahip kişilerin vücudu hem A hem de B tipi aglütinojen içeren alyuvarları yabancı kabul ederek bunlara karşı a ve b aglütininlerini üretir. Bu nedenle 0 kan grubuna sahip kişiler yalnızca 0 kan grubuna sahip kişilerden kan alabilirler. Alyuvarlarında aglütinojen olmayan 0 grubu, bu özelliği nedeniyle genel verici kabul edilir ve tüm gruplara kan verebilir.
A Kan Grubu: A kan grubunda, A tipi aglütinojene sahip alyuvarlar vücuda dost kabul edilirler. Ancak vücut B tipi alyuvarlarla karşılaştıklarında, bunları yabancı kabul ederek b aglütinini üretmeye başlar. Bu nedenle A kan grubundan kişiler, B tipi aglütinojen taşımayan 0 ve A tipi kan grubuna sahip kişilerden kan alabilirler. A ve AB grubuna kan verebilirler.
B Kan Grubu: B kan grubunda, A'dakinin tersine B grubu aglütinojene sahip alyuvarlar vücuda dost kabul edilirler. Ancak vücut bu kez A tipi alyuvarlarla karşılaştığında, bunları yabancı kabul ederek, a aglütinini üretmeye başlar. Bu nedenle
B grubundan kişiler, A tipi aglütinojen taşımayan 0 ve B tipi kan grubuna sahip kişilerden kan alabilirler; A ve AB grubuna kan verebilirler.
AB Kan Grubu: AB kan grubunda alyuvar çeperlerinde hem A, hem B tipi aglütinojenler bulunduğu için vücut bunların ikisini de dost kabul eder ve bunlara karşı aglütinin üretmez. Bu nedenle AB kan grubu, tüm kan gruplarından kan alabilir ve bu özelliği nedeniyle genel alıcı olarak kabul edilir. Ancak AB kan grubuna sahip kişiler, yalnızca AB kan grubuna sahip kişilere kan verebilirler.
Rh Faktörü Nedir?
Temelde dört kan grubu olmasına karşın, kan grupları belirtilirken bunun yanına bir de 'eraş' diye okunan Rh faktörü, pozitif veya negatif olarak eklenir. Aslında Rh faktörü de alyuvarların çeperinde bulunan bir çeşit proteindir ve varlığı Rh+ (eraş pozitif), yokluğu Rh- (eraş negatif) olarak belirtilir. Rh faktörünün önemi şu: Eğer normalde kanı Rh- olan bir hastaya kan nakli sırasında yanlışlıkla Rh+ kan verilirse, hastanın vücudu yabancı olarak algıladığı Rh faktörüne karşı savunma amaçlı bazı proteinler oluşturur. Ancak aynı hastaya daha sonra tekrar Rh+ kan verilecek olursa, önceden hazırlanmış savunma sisteminin devreye girmesi, bu kez ölümcül sonuçlara yol açar. Bu nedenle kan grubunun hangi gruptan olduğunu bilmenin yanında, Rh faktörünün de pozitif veya negatif oluşunu bilmek önemlidir.