roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2010 Pazar

Elma - Deniz Karakurt


Geleneksel Bir Halk Öyküsü. Müthiş Bir Roman...

“Eskiden kış günlerinde, köy topluluğunun ortak malı olan köy odalarında ocağın etrafında günlerce, hatta haftalarca süren masalsı öyküler anlatılırdı. Bunlar teknolojinin henüz gelişmemiş olduğu dönemlerde dizi filmlerin, arkası yarınların yerini tutardı. Ben, çocukluk yıllarımda bu sözlü anlatım geleneğinin son örneklerine tanık olma fırsatını yakaladım.” – Pusula Gazetesi, Röportaj Alıntısı –

Gürül gürül akan bir ırmak gibi duru, sürükleyici ve doğal. Geleneksel anlatımdan beslenen, kökleri tarihin derinliklerinde bir öykü.


Kitap Adı : Elma
Tür : Roman
Yazar : Deniz KARAKURT
Yayınevi : Cinius
Basım Yılı : 2009
Sayfa Sayısı : 318
ISBN : 978-605-5618-03-2

Deniz KARAKURT kimdir?
*Eğitim
İşletme – İİBF
Cumhuriyet Üniversitesi / SİVAS

*Meslek
Akademisyen
Cumhuriyet Üniversitesi / SİVAS

*Kişisel Bilgiler
Doğum Yeri : Almanya
Doğum Tarihi : 1978
Medeni Hali : Evli
Yabancı Dil : Almanca

kitabı satın alabileceğiniz yerler:
http://www.elmakitap.com/
http://www.elmakitap.net.tc/

linkler:

9 Kasım 2009 Pazartesi

3. Dünya Savaşı - Burak Turna

Tanıtım Yazısı
Yıl 2010... Yeni bir dünya savaşı kapıda.... 1215 Magna Carta’dan bugüne uzanan ilişkiler zinciri Doğu ve Batı medeniyetlerini karşı karşıya getiriyor.

Avrupa Birliği dağılmak üzere. Avrupa’nın Katolik ve Protestan havzasında giderek yükselen Neo-Nazi hareket, Türkler, Ruslar ve Afrikalılar başta olmak üzere tüm yabancı unsurlara karşı düşmanca faaliyetlere girişiyor. Derhal hareketlenen Rusya, Avrupa içlerine doğru ilerlemekte. Bütün bu olaylara kayıtsız kalamayan Türkiye, kilit bir hareketle savaşın gidişatına yön veriyor.
Pasifik’te ise ABD ve Çin arasındaki amansız güç mücadelesi, tarafları savaş formasyonuna geçirmiş bile. Uzay araçlarının, yepyeni tekniklerin kullandığı bir uzay savaşı patlamak üzere. Dünyaya yön vermeye çalışan ezoterik örgüt Ölüm Kardeşliği, tüm tarafları tahrik ediyor ve dünyayı, görülmedik bir felakete sürüklüyor.

Kitaptan satırlar;

Garip bir elektrik vardı havada, bütün dünya atmosferine yayılan. Herkes büyük bir şeyler olmasını bekliyordu. Büyük bir kötülüğün dünyanın yüzeyine yayıldığını hissedebiliyordu sıradan insanlar. Fırtına öncesi sessizlik gibi... Ve belki de yeni bir dönem başlayacaktı, belki de insanlık dönemi kapanacaktı. Kimse kıyametin yakında olup olmadığını bilmiyordu ama Papa Ratzinger’in sağlığının gittikçe kötüleşmesi, 112. ve son Papanın gelmek üzere olduğu inanışlarını güçlendiriyordu.

Derken, haberler akmaya başladı:

"Hollanda ve Fransa’da gerçekleşen saldırılarda pek çok yabancıya ait ev ve iş yeri tahrip edildi. Yaralıların sayısı henüz belli değil. Yaralılar arasında Türklerin de olabileceği belirtiliyor."
"Dünya ekonomisi hızla bir sarsıntıya doğru gidiyor. Uzun süren ekonomik genişleme ve suskunluk dönemi sona ermek üzere. Amerika Birleşik Devletleri borçlanma konusunda daha muhafazakâr davranacağını belirtti. Faizlerdeki artış nedeniyle Avrupa piyasalarından hızlı sermaye çıkışı meydana geldiği söyleniyor."
"Çin para birimi Yuan’ın değer kazanması Asya borsalarında büyük bir karışıklığa neden oldu. Seul Borsası yüzde 4,5 düşerken Nikkei’nin yüzde 2,7 düşmesi paniği körükledi."

linkler:

31 Ekim 2009 Cumartesi

Masumiyet Müzesi (Orhan Pamuk)

Arka Kapak
"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."

Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıldır çalıştığı harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor...

Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.

Ülkemizde ve dünyada milyonlarca okurun sevgi ve hayranlığını kazanmış olan, kitapları elli sekiz dile çevrilen ve her yeni romanı büyük bir merakla bütün dünyada beklenen Pamuk, okurlarına unutulmaz rüyalar gibi, akıllardan hiç çıkmayacak sarsıcı bir hikâye anlatıyor.

"Pamuk, Doğu'nun da Batı'nın da sahiplenmekten şeref duyacağı temel ve kalıcı bir yazar..."
New York Times

(Arka Kapak)


linkler:
http://www.upload.gen.tr/d.php/s6/5rzt0o1b/Masumiyet_M__zesi__kitap-indir.blogspot.com_.rar.html

11 Ekim 2009 Pazar

Benim Adım Kırmızı (Orhan Pamuk)

Arka Kapak
2006 Nobel Edebiyat Ödüllü Orhan Pamuk 100'ü aşkın ülkede 46 dilde okunuyor

Orhan Pamuk'un "en renkli ve en iyimser romanım", dediği "Benim Adım Kırmızı", 1591 yılında İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı'nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre'ye aşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul'da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikayelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.
(Arka Kapak)

"Genç Türk Romancısı Orhan Pamuk, Avrupa'ya roman nasıl yazılır, gösteriyor."
- Frankfurter Allegemeine, Almanya

"Orhan Pamuk'u herkes okumalı."
- The New Statesman, İngiltere
(Arka Kapak)


linkler:
http://ul.to/q5yqap
http://www.upload.gen.tr/d.php/s6/ehhlnat5/_ad__m_k__rm__z____kitap-indir.blogspot.com_.rar.html

Benim Adım Kırmızı (Orhan Pamuk)

Arka Kapak
2006 Nobel Edebiyat Ödüllü Orhan Pamuk 100'ü aşkın ülkede 46 dilde okunuyor

Orhan Pamuk'un "en renkli ve en iyimser romanım", dediği "Benim Adım Kırmızı", 1591 yılında İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı'nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre'ye aşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul'da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikayelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.
(Arka Kapak)

"Genç Türk Romancısı Orhan Pamuk, Avrupa'ya roman nasıl yazılır, gösteriyor."
- Frankfurter Allegemeine, Almanya

"Orhan Pamuk'u herkes okumalı."
- The New Statesman, İngiltere
(Arka Kapak)


linkler:
http://ul.to/q5yqap
http://www.upload.gen.tr/d.php/s6/ehhlnat5/_ad__m_k__rm__z____kitap-indir.blogspot.com_.rar.html

10 Ekim 2009 Cumartesi

Orhan Kemal (Baba evi)

Kurtuluş Savaşı'na gönüllü olarak katılmış olan hukukçu baba, savaştan sonra iktidarla çatışınca, kalabalık ailesiyle birlikte Beyrut'a kaçmak zorunda kalmıştır. Orada ufak bir lokanta açar ve iki oğluyla birlikte çalışmaya başlar. Ancak işler kötü gider ve aile geçinemez hale gelir; üstelik baba ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Aile çocukların kazandığı üç-beş kuruşla hayatını sürdürmeye çalışırken, babasının baskısından bunalan -aslında çok genç yaştaki- büyük oğul işten atılır, bir türlü yeni iş bulamaz, ailenin yükünü tek başına taşıyan kardeşiyle çatışmaya başlar. Sonunda babasını razı ederek yurda -Adana'ya- geri döner. Hala yoksuldur ama baskıdan kurtulmuş, yaşama sevincini yakalamıştır; arkadaş edinir, futbolda başarı kazanır ve hayatına kızlar girer... Tıkanmış yaşamlarında bireysel çıkış arayan küçük insanları anlatan "Küçük Adam'ın Romanı" dizisinin birinci kitabı olan 'Baba Evi', Orhan Kemal'in yokluk içinde, aile baskısıyla geçen çocukluğunun, ilkgençliğinin öyküsü.

linkler:
http://rapidshare.com/.../Orhan_Kemal_-_Baba_Evi.rar


alıntı: kutuphanebiz.blogspot.com

Orhan Kemal (Baba evi)

Kurtuluş Savaşı'na gönüllü olarak katılmış olan hukukçu baba, savaştan sonra iktidarla çatışınca, kalabalık ailesiyle birlikte Beyrut'a kaçmak zorunda kalmıştır. Orada ufak bir lokanta açar ve iki oğluyla birlikte çalışmaya başlar. Ancak işler kötü gider ve aile geçinemez hale gelir; üstelik baba ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Aile çocukların kazandığı üç-beş kuruşla hayatını sürdürmeye çalışırken, babasının baskısından bunalan -aslında çok genç yaştaki- büyük oğul işten atılır, bir türlü yeni iş bulamaz, ailenin yükünü tek başına taşıyan kardeşiyle çatışmaya başlar. Sonunda babasını razı ederek yurda -Adana'ya- geri döner. Hala yoksuldur ama baskıdan kurtulmuş, yaşama sevincini yakalamıştır; arkadaş edinir, futbolda başarı kazanır ve hayatına kızlar girer... Tıkanmış yaşamlarında bireysel çıkış arayan küçük insanları anlatan "Küçük Adam'ın Romanı" dizisinin birinci kitabı olan 'Baba Evi', Orhan Kemal'in yokluk içinde, aile baskısıyla geçen çocukluğunun, ilkgençliğinin öyküsü.

linkler:
http://rapidshare.com/.../Orhan_Kemal_-_Baba_Evi.rar


alıntı: kutuphanebiz.blogspot.com

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Terry Brooks - Shannara'nın Kılıcı 1-2-3

Shannara'nın Kılıcı 1. kitap
Dünya uzun yıllar önce kadim kötülük güçlerinin saldırılarına sahne olmuş, ancak Shea'nın atası Jerle Shannara ile kılıcı sayesinde kudretli Karabüyücü Lord yenilgiye uğratılabilmişti. Bu savaşlar artık çok gerilerde kalmış, huzur dolu Vale köyünde yarı insan yarı elf olan Shea Ohmsford bütün dünyadan habersiz, sakin bir yaşam sürmekteydi -ta ki gizimli ve sert mizaçlı Allanon ortaya çıkıp da uzun süre önce ölmüş olması gereken Karabüyücü Lord'un sağ olduğunu ve dünyaya hükmetmeyi aklına koyduğunu söyleyene dek.

Jerle Shannara'nın yegane varisi olan Shea Ohmsford karanlığın yaratıklarını uzak tutabilecek olan tek silahı, Shannara'nın Kılıcı'nı bulmak için büyük ve tehlikeli bir maceraya atılmak zorundadır.
"Muhteşem bir fantazya yolculuğu"
-Frank Herbert-
(Arka Kapak)

Troller, cüceler ve daha birçoklarından bahseden Allanon, Karabüyücü'nün yaşadığını ve dünyayı yine kötülüğe boğacağını da anlattığında, Vadililer Allanon'un saçmaladığını zannederler. Ancak elftaşları ve Shea'nın soykütüğü ortaya çıkarıldığında herşey değişir. Gökyüzünde uçuşan dev nazgullerde ortaya çıktığında Vadililerin huzurlu hayatından iz kalmamıştır. Shea tıpkı Frodo gibi bir yolculuğa çıkacaktır. Frodo yüzük için yola çıkarken; Shea, atası Shannara'nın Kılıcını almak ve Karabüyücü'ye karşı durmak için yola çıkar.
...

Şunu söylemekte yarar görüyorum: Shannara'nın Kılıcı nitelik olarak Yüzüklerin Efendisi'ni hem aratmıyor hem de başka dünyaların var olduğunu unutturmuyor.
...
Shannara'nın Kılıcı, Shannara Üçlemesi'nin ilk kitabı. Dizinin ikinci kitabı Shannara'nın Dilek Şarkısı. Terry Brooks daha sonra yine aynı dünyada geçen bir dörtleme ve Shannara dizisinin geçtiği dönemin öncesini anlattığı Shannara'nın İlk Kralı adlı romanını yayınladı.
...

Terry Brooks'un Shannara'nın Kılıcı, keşfini J.R.R Tolkien'in yaptığı Orta Dünya ve dilleri üzerine inşa edilmiş bir fantasya. Bir bakıma yüzüklerin üçüncü kitabı olan Kral'ın Dönüşü'nden beş yüz yıl sonra bilgin ve gezgin Allanon'un ortaya çıkması.

Gölgeli Vadi'de Vale köyünde bir kardeşi ve hancı babasıyla yaşayan Shea'nın hayatını değiştirecek haberi getirir Allanon.

( Zeki Bulduk, Shannara'nın Kılıcı, E Dergisi, Ağustos 2000, Sayfa: 102)


linkler:
http://www.upload.gen.tr/d.php/s6/d3pobz7p/Terry_Brooks.rar.html

Terry Brooks - Shannara'nın Kılıcı 1-2-3

Shannara'nın Kılıcı 1. kitap
Dünya uzun yıllar önce kadim kötülük güçlerinin saldırılarına sahne olmuş, ancak Shea'nın atası Jerle Shannara ile kılıcı sayesinde kudretli Karabüyücü Lord yenilgiye uğratılabilmişti. Bu savaşlar artık çok gerilerde kalmış, huzur dolu Vale köyünde yarı insan yarı elf olan Shea Ohmsford bütün dünyadan habersiz, sakin bir yaşam sürmekteydi -ta ki gizimli ve sert mizaçlı Allanon ortaya çıkıp da uzun süre önce ölmüş olması gereken Karabüyücü Lord'un sağ olduğunu ve dünyaya hükmetmeyi aklına koyduğunu söyleyene dek.

Jerle Shannara'nın yegane varisi olan Shea Ohmsford karanlığın yaratıklarını uzak tutabilecek olan tek silahı, Shannara'nın Kılıcı'nı bulmak için büyük ve tehlikeli bir maceraya atılmak zorundadır.
"Muhteşem bir fantazya yolculuğu"
-Frank Herbert-
(Arka Kapak)

Troller, cüceler ve daha birçoklarından bahseden Allanon, Karabüyücü'nün yaşadığını ve dünyayı yine kötülüğe boğacağını da anlattığında, Vadililer Allanon'un saçmaladığını zannederler. Ancak elftaşları ve Shea'nın soykütüğü ortaya çıkarıldığında herşey değişir. Gökyüzünde uçuşan dev nazgullerde ortaya çıktığında Vadililerin huzurlu hayatından iz kalmamıştır. Shea tıpkı Frodo gibi bir yolculuğa çıkacaktır. Frodo yüzük için yola çıkarken; Shea, atası Shannara'nın Kılıcını almak ve Karabüyücü'ye karşı durmak için yola çıkar.
...

Şunu söylemekte yarar görüyorum: Shannara'nın Kılıcı nitelik olarak Yüzüklerin Efendisi'ni hem aratmıyor hem de başka dünyaların var olduğunu unutturmuyor.
...
Shannara'nın Kılıcı, Shannara Üçlemesi'nin ilk kitabı. Dizinin ikinci kitabı Shannara'nın Dilek Şarkısı. Terry Brooks daha sonra yine aynı dünyada geçen bir dörtleme ve Shannara dizisinin geçtiği dönemin öncesini anlattığı Shannara'nın İlk Kralı adlı romanını yayınladı.
...

Terry Brooks'un Shannara'nın Kılıcı, keşfini J.R.R Tolkien'in yaptığı Orta Dünya ve dilleri üzerine inşa edilmiş bir fantasya. Bir bakıma yüzüklerin üçüncü kitabı olan Kral'ın Dönüşü'nden beş yüz yıl sonra bilgin ve gezgin Allanon'un ortaya çıkması.

Gölgeli Vadi'de Vale köyünde bir kardeşi ve hancı babasıyla yaşayan Shea'nın hayatını değiştirecek haberi getirir Allanon.

( Zeki Bulduk, Shannara'nın Kılıcı, E Dergisi, Ağustos 2000, Sayfa: 102)


linkler:
http://www.upload.gen.tr/d.php/s6/d3pobz7p/Terry_Brooks.rar.html

4 Haziran 2009 Perşembe

Dünyanın Gözdesi Ruhban Okulu Heybeliada'da

Büyükada'dan sonra ikinci büyük ada Heybeliada, özellikle, 1845 yılında açılan ancak günümüzde eğitim vermeyen Aya Triada Manastırı'ndaki çok zengin bir kütüphaneye sahip olan Ruhban Okulu, Deniz Lisesi, Terk-i Dünya Kilisesi ve sanatoryumu ile biliniyor. İsmet İnönü'nün müze haline getirilen evi ile Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın evi de Heybeliada'nın en önemli simgeleri arasında yer alıyor. Heybeli'nin çevresini faytonla veya yürüyerek dolaşabilirsiniz. İskeleye arkanızı dönüp sola doğru yürürseniz birbirine bitişik Müslüman ve Ortodoks mezarlıkları ile karşılaşırsınız. Yol ikiye ayrılınca soldan aşağıya devam ederseniz sanatoryum yanından geçip yeniden sahile inersiniz ve buradaki plajdan denize girebilirsiniz. Denizin ne yazık ki artık çok da temiz olmadığı Heybeliada'da en iyi seçeneğiniz Halki Palas Oteli'nin havuzunda serinlemek olabilir. Çünkü Heybeli'nin Deniz Kulübü'nün olimpik yüzme havuzu, tenis kortu ve lokanta gibi tesislerinden ancak üye olanlar yararlanabiliyor. Yemek yiyebileceğiniz ve içki içebileceğiniz lokantalar ise iskelenin hemen karşısında sıralanıyor. Bunlar içinden şüphesiz önerebileceğimiz lokanta ise Ruhban Okulu yetkililerinden Yorgo Bey'in önerisi üzerine gittiğimiz Mavi. Özellikle zeytinyağlıları bir harika. Mutlaka denemelisiniz, kesinlikle pişman olmazsınız. Lokantaların bazılarında da özellikle bahar ve yaz aylarında hafta sonları canlı taverna müzik oluyor.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

E-okul neden açılmıyor?

E-okul açılmayabilir, çünkü çok kişi asılıyor olabilir.
Kenan Bey ayağa kalkmıştı. Kerime Hanım biraz yana çekildi:
— Buyurunuz kızım, dedi. Balıklarınızı yedik. Çok da lezzetliydi.
Kız oturdu:
— Size de yer var bey amca, dedi.
Kenan Bey eşinin yanına ilişti. Kerime Hanım:
— Kızım, dedi. Siz kimlerdensiniz? Kız içini çekti:
— Ben balıkçı Ahmet'in kızıyım, dedi. Babam sizlere ömür. Bu köyün yerlisiyiz. Buraya geldiğinizden anneme söz ettim. Bilmem doğru tahmin etti mi? "Belki Kerime Hanım'la Kenan Bey gelmişlerdir" dedi.
Kenan Bey tutamadı kendisini:
— Biziz yavrum, biziz, dedi. Döndük dolaştık, kürkçü dükkânına geldik. Baba ocağı işte. Eh, ben de emekli oldum. Başımızı dinleyelim dedik.
Kız: '
— İyi ettiniz bey amca, dedi. Köy ıssız, ama her tarafa yakın. Bir ihtiyacınız olursa ben yardım ederim size.
Kerime Hanım:
— Kızım, dedi. Anneniz Nesibe Hanım mı?
— Evet, dedi kız. Demek tanıyorsunuz?
— Hatırladım, dedi Kerime Hanım. Kayınpederim Hulusi Bey hayatta idi. O zaman babanız Ahmet Bey'in bir sandalı vardı. Hulusi Bey'i ara sıra karşı sahile çıkartırdı. Vapurlar pek sık değildi o günlerde. Köyde bir düğün oldu, Ahmet Nesibe Hanım'la evlendi. Anneniz bize sık sık gelirdi. Marifetli bir hanımdı. Bana gelir, diktiği elbisenin makinesini çekerdi. Sonra biz ayrıldık buradan. Dünya işleri işte. Sizin adınız?
Kız:
— Benim adım Nazlı, dedi.
— Güzel isim doğrusu. Sandalda bir oğlan çocuk vardı. O kim?
— Kardeşim Cemil, dedi kız. Benden sonra o dünyaya gelmiş. Ona dedemin adını koydurmuş babam.
Kenan Bey:
— Cemil Kaptan olacak, dedi.
— Evet, dedi kız. Dedem Karadeniz'de birçok limana gider, kereste filan getirirmiş. Armalı filan bir teknede kaptanlık yaparmış. Ama ben o zamanlara yetişmedim. Dedemi de hatırlamıyorum.
Kerime Hanım:
— Hiç okudunuz mu kızım? dedi. Nazlı:
— Ortayı bitirdim teyzeciğim, dedi. Daha da okurdum ama dul bir kadın olan anneme yüklenmek istemedim. Kardeşim de vardı. Kadıncağız, el dikişi dikecek de bizi okutacak.
— Anneler gayretlidir evladım.
— Evet ama, genç yaşında dul kalan bir kadına ben yüklenmek istemedim.
— Peki ama, ne yaptınız yavrum?
— Ne yapabilirdim teyzeciğim, balıkçılık, kayıkçılık.
— Sen mi kızım? Ama bu erkek işi.
— Kardeşim yetişsin, ne yaparsa yapsın. Şimdilik ben annemi idare etmeğe çalışıyorum.
— Kayıkçılık mı yapıyorsunuz?
— Evet, daha doğrusu balık tutarım, karşıda bir iki balık lokantası vardır, çoğu zaman tuttuğumu onlara götürürüm.
— Kazanç oluyor mu?
— Eh, işte akmazsa da damlıyor.
— Her zaman balık olur mu?
— Ben çoğu zaman eli boş kalmam.
— Başka balıkçılar size engel olmuyorlar mı?
— Teyzeciğim, artık öyle kıyı balıkçısı mı kaldı. Kayıklarını motorların peşine takar, büyük işler peşine koşarlar.. Boğaz'da işini bilen daima istavrit ve izmarit bulabilir.

8 Mayıs 2009 Cuma

Büyükada Belediyesi

Bu perişan rıhtımlarda olsa olsa, yeldirmeli ihtiyar bir hanım, sarsık bir sandalyada oturarak denize bakar bakar, eski günleri, kaybettiklerini düşünerek içini çeker.
Bazen eli bastonlu, sakallı bir ihtiyar balık tutmağa çalışır. Çoğu zaman rıhtımlar boştur.
Ne yazın neşesi, ne Boğaz'ın güzelliği ve ne de deniz mevsimi bu köyün halkını neşelendirir. Ama bayram günlerinde harap pencerelerden veya balkonlardan bir bayrak sallandırırlar. Diğer köylerde, en kapalısı, askılı bir elbise ile göğsü bağrı açık veya mayo ile gezen, rıhtımlarda neşe çığlıkları atan, yakınlardan geçen vapurlara el sallayan genç kızların kaynaşdığı köylerdeki yalılarda bir tek bayrak göremezsiniz.
Bayramlar, onlar için eskimiş ve mazi olmuşlardır. Onlar yeni bir yaşantının insanları olmuşlardır. Şişli'de kışlıkları, Boğaz'da, ya da daha uzak, Kuşadası, Antalya, Marmaris gibi yerlerde, ancak bir ay kadar kaldıkları mevsimlik konutları vardır. Bunlara, kışın bakılması için bekçi parası verirler.
Bunların Amerika'da veya İsviçre'de kızları, oğulları var-drr. Her zaman için söylenirler:
Ne yaparsın, burası yaşanacak memleket değil ki? Oku, bunca yıl dirsek çürüt, kafa patlat eline bir şey geçmez.
Analardan, babalardan, Avrupa memleketlerine, arada bir uçan vardır. Orada gördüklerini ballandırarak anlatırlar. Medeniyet varmış, herkes çalışıyormuş.
Bu insanlar hiçbir zaman bir memleketi memleket yapanların orada oturanlar olduğunu düşünmezler. Orada bir medeniyet varsa, bir güzellik varsa, bir rahatlık varsa, bunu orada yaşıyan insanların sağladığını düşünmezler. Hazıra konmak, başkalarının emeğini sömürerek yaşamak isterler.
Bu insanlar düşünemezler ki, memleketi memleket yapan insanlardır. Yağmurları yağdıranın ormanlar, yeşillikle-
ri verenin sular olduğunu akıllarına bile getirmezler. Onlar bu memlekette okur, palazlanır, vatanlarını beğenmez, kaçıp gider, burada kazandıklarını başka bir memlekette yerler.
Rahatlığı, bolluğu, lezzeti, varlığı, herşeyi Devletbaba-dan beklerler. Bunlar hayırsız evlâtlardır.
Bizim, dullar ve emekliler köyünde, yüksek aşamalara kadar çıkmış, bu memlekete hizmet etmiş, subay emeklileri, devlet kapılarında yıllarca çalışmış memleketin ihtiyar, emekli evlâtları vardır. Onların dul kalmış kadınları vardır. Bunlar aldıkları aylıkla geçinmeğe çalışır ve daima:
Allah devlete, millete zeval vermesin, derler.
Kerime Hanım'la Kenan Bey de biri emekli, biri çapından düşmüş ev kadını iki yaşlı insandır. Bunların bu köyde, babadan kalma bir yalıları vardır. Zar zor vergilerini verirler, bazen şöyle bir vapur gezintisi yapmağa kalkarken, yalılarının önünden geçerken içleri sızlar.
O bir zamanın zengin yatağı olan yalı, saçakları sarkmış, olukları dökülmüş, camlarının bir kısmı uçmuş, çerçeveye çuval gerilmiştir.
Yalının çamları, süs ağaçları, kimbilir kimler tarafından kesilip yakılmıştı. Yalının arka tarafındaki renkli camlarla süslü, giriş kapısının önündeki mermer basamakların aralıklarından incir ağaçları çıkmıştır.
Mayıs ayında, üç aylığını aldı zaman Kenan Bey:
Hanım, dedi. Sana bir şey söyleyeceğim ama hemen lafımı ağzıma tıkama.
Kerime Hanım:
Ayol, ne zaman lafını ağzına tıkadım? dedi. Sesim yok, soluğum yok. Sen zaten para alınca böyle kırıcı olursun.

İstanbul, Boğaziçi

İstanbul'da Boğaziçi köylerinden biri. öteden beri, bu köyde oturanlar, köylerine, "Dullar, emekliiek köyü" derler.
Hakları da var. Deniz kıyısına sıralanan ihtiyar yalılar birbirlerine bakarak uyuklar. Kimi denize uçmuş, kimi sağlam kalabilmiş rıhtımlara, denizin dalgaları aynı alışkanlıkla çarpar, tırmanır. Herşey, herşey değişmiştir bu köyde, ama ay ışığı ve denizin akıntısı değişmemiştir.
Yazın, yakındaki iskeleye yanaşmak için yaklaşan denizyollarının vapurunda bulunanlar köye bakarak söylenirler:
Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur. Bir zamanlar bu köy, bu yalılar kibar yatağı idi. Zenginler Mayıs ayından gelmeye başlarlardı. Rıhtımlarda arap hizmetçiler, başlarında süslü başlıklarla beyaz ve oynak kızlar, beli kuşaklı, usta bir ahçı ve hepsinden güze! kibar ve nazik hanımlar dolaşır, köyün sebze kayıkları, bakkal kayıkları rıhtımlara sokularak ağır ağır geçerler, çoğu zaman alış veriş yaparlardı. Şimdi vapurlar bile iskeleye uğramaz oldu. Neye uğrasın, gelen giden yok ki.
Çok doğru, şimdi vapurlar bile açıktan geçiyor. Yazın, Boğaziçi'nin en kalabalık zamanında bile pek gelen giden olmuyor.
Yalıların sahipleri çoktan ölüp gitmiş, dağ suları bile kesilmiş, rıhtımlar çürük dişli ağızlara benzemiş.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Oz Büyücüsü 1. Bölüm

Doroti annesini ve babasını kaybedince, dayısının yanına sığınmıştı. Em Yenge, hiç çocuğu olmadığı İçin bu sevimli kızı evladı gibi bağrına basmıştı. Doroti, hiç yüzü gülmeyen Henry dayının evine, bir parça neşe getirmişti. Evde Em Yenge'ye can yoldaşı ve yardımcı olmuştu. Toto Doroti'nin en yakın arkadaşı, evin acar köpeğiydi.
O gün gökyüzü her zamanki gibi masmavi değildi. Güneş bulutların arkasına saklanmış yüzünü göstermiyordu. Ortalığı kocaman kara bulutlar kaplamıştı. Henry Dayı düşünceli bir şekilde gökyüzüne baktı. Korku dolu gözlerle karısına bakarak:
— Büyük bir hortum geliyor. Siz Doroti ile bodruma girin. Ben de çiftlikteki hayvanlara bakıp geliyorum, dedi.
Em Yenge, Henry Dayı'nın söylediklerinde haklı olduğunu söyledi. Doroti'yi ele alarak bodruma yöneldi. İşte o an gökyüzünde büyük bir hortum oluştu. Em Yenge bodrumun kapısını açarak karanlık merdivenleri inmeye başladı. Doroti, yengesini takip ediyordu. Rüzgâr vahşi bir hayvan gibi homurdanıyordu. Küçük ev hortumun etkisiyle sallanmaya başladı. Doroti, dengesini kaybederek yere merdivenlerden yuvarlandı.
Doroti neler olduğunu anlayamamıştı. Sanki büyük bir balon içerisinde, gökyüzünde yolculuk ediyordu. Küçük evleri havalanmış hızla ilerliyordu. Doroti, etrafına bakındı. Evde kendisinden başka kimse yoktu.

20 Mart 2009 Cuma

Ahmet Ümit Kitapları

Rar içeriği:
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
Sis ve Gece
Patasana
Ninattanın Bileziği
Kukla
Kar Kokusu
Çıplak Ayaklıydı Gece
Bir Sis Böler Geceyi
Beyoğlu Rapsodisi
Agathanın Anahtarı

linkler:
http://rapidshare.com/files/123971416/Ahmet_umit___prisoner45___.rar
rar şifresi : forumneuro.com

Ahmet Ümit Kitapları

Rar içeriği:
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
Sis ve Gece
Patasana
Ninattanın Bileziği
Kukla
Kar Kokusu
Çıplak Ayaklıydı Gece
Bir Sis Böler Geceyi
Beyoğlu Rapsodisi
Agathanın Anahtarı

linkler:
http://rapidshare.com/files/123971416/Ahmet_umit___prisoner45___.rar
rar şifresi : forumneuro.com

ince memed 1-2-3-4 (Yaşar Kemal)

İnce Memed Yaşar Kemal
Rar içeriği:
Yaşar Kemal _ İnce Memed 1
Yaşar Kemal _ İnce Memed 2
Yaşar Kemal _ İnce Memed 3
Yaşar Kemal _ İnce Memed 4
linkler:
http://rapidshare.com/files/107757472/YASAR_KEMAL_ince_memed.rar

ince memed 1-2-3-4 (Yaşar Kemal)

İnce Memed Yaşar Kemal
Rar içeriği:
Yaşar Kemal _ İnce Memed 1
Yaşar Kemal _ İnce Memed 2
Yaşar Kemal _ İnce Memed 3
Yaşar Kemal _ İnce Memed 4
linkler:
Linkler yayıncı kuruluşun isteği üzerine kaldırılmıştır.

15 Mart 2009 Pazar

Araba Sevdası



Osmanlı-Türk modernleşmesinin romana yansıması var bu eserde. Deyiş yerindeyse, alafrangalığın çarpık görünümleri üzerine bir çözümleme denemesi: Gösteriş, Aşk, Düş kırıklığı…

linkler:
http://www.mediafire.com/?b02tvvtjz00
alternatif
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/sw609a6m/RecaizadeMahmutEkrem-Araba_Sevdas__.zip.html

Araba Sevdası



Osmanlı-Türk modernleşmesinin romana yansıması var bu eserde. Deyiş yerindeyse, alafrangalığın çarpık görünümleri üzerine bir çözümleme denemesi: Gösteriş, Aşk, Düş kırıklığı…

linkler:
http://www.mediafire.com/?b02tvvtjz00
alternatif
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/sw609a6m/RecaizadeMahmutEkrem-Araba_Sevdas__.zip.html