7 Ocak 2010 Perşembe

İsteyen Her Öğrenciye Burs İmkanı...

Başbakan Erdoğan, '5 yılda 5 bin öğrenci' projesi kapsamında master için yurtdışına gönderilecek öğrencilere tavsiyelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta, Hakkari'deki üniversitelerin, bu şehirlerin umudu, vizyonu haline geldiğini belirterek, ''Bu üniversitelerimizde inanıyorum ki oralarda barışın tohumları atılıyor, inanıyorum ki ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek'' dedi. Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığının ''Beş Yılda Beş Bin Öğrenci Projesi'' kapsamında lisans üstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrenciler bilgilendirme toplantısına katıldı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, 41 öğrencinin daha dünyanın en iyi üniversitelerine uğurladıklarını belirterek, Türkiye'de 94'ü devlet, 45'i vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite bulunduğunu söyledi. Erdoğan, bunların 63'ünün kendi dönemlerinde açıldığını hatırlatarak, artık üniversitesi olmayan il kalmadığını ifade etti. Bu nedenle göçü de büyük ölçüde önlediklerini anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Yani eğitim sebebiyle yüksek öğrenim için değişik illere göç eden insanımızı, gencimizi kendi ilindeki üniversiteleri seçme imkanını getirmiş oluyoruz. Türkiye'nin 81 vilayetini ziyaret eden bir Başbakan olarak konuşuyorum; en az gittiğim ile 3 kez gittim, sorunları yerinde inceleme fırsatını yakaladım. Anadolu'daki, Trakya'daki bu yeni üniversitelerimiz çok hızlı bir şekilde gelişiyor, ilerliyor, modern eğitim imkanlarına kavuşuyor. Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta Hakkari'de üniversitelerimiz bu şehirlerimizin umudu, vizyonu haline geldi. Bu üniversitelerimizde, inanıyorum ki, oralarda barışın tohumları atılıyor; inanıyorum ki, ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek. Bu noktada umutlarım kesinlikle sonsuzdur. Bizim şu anda zaten dünya ile rekabet edebilecek üniversitelerimiz var. Ben inanıyorum ki, yakın bir zamanda Türkiye'nin üniversiteleri dünya ile rekabet etmekle kalmayacak, bu rekabette adım adım öne geçecektir. Çünkü sizler varsınız. Çünkü sizler gibi nice öğrencilerimiz var. Çünkü bizim genç, dinamik, zeki bir genç neslimiz var. Bu üniversiteler bizim eğitim, bilim, kültür ve sanat hayatımız sizlerin sayesinde daha ileri atılımlar yapacaklar.'' ''İÇİNE KAPALI BİR SÜREÇ YAŞADIK' ''İlim, Çin'de de olsa alınız'' sözünü anımsatan Başbakan Erdoğan, ''İlim dünyanın en uzak bir ucunda bilgi ve bilim olsa, onu almak bizim medeniyetimizin de gereğidir'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ama biz uzun zaman içine kapalı bir süreci yaşadık bilimde, dışa açılamadık ve dışarıyı da içeriye sokmadık. Dikkat ediniz, 7 yılda 63 yeni üniversiteyi Türkiye'ye kazandırırken, buna itiraz edenler oldu. İşte bu, içe kapanmanın, maalesef, neticeleriydi. 'Binayı, personeli, öğretim görevlisini nereden bulacaksınız' dediler. Biz, her zaman şunu söyledik; 'kaynak Türkiye'dir' dedik. İşte öğretim üyelerimiz burada ama yatırım yaparsan öğretim üyesi olur. Yatırım yapmazsan, öğretim üyesi olmadığı gibi elindekileri de kaybedersin. Çünkü ölüm hak. Bir gün gelecek hocalarımız da tek tek nasıl ölüyorsa, onlar da ölecekler ama yerine yetiştirdiklerimiz var mıydı? Yoktu. İşte biz bu eksiği gideriyoruz. Ve güçlü bir ekonomiyi tamamen Türkiye'ni kaynaklarıyla inşa ediyoruz.'' ''UCUZ YATIRIM'' ''Bilime yapılan yatırım, pahalı değildir, en ucuz yatırım, bilime yapılan yatırımdır. İşte biz bunu yaptık'' diyen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin geleceğini de genç nesile yatırım yaparak inşa etmeyi sürdürdüklerini söyledi. Üç, beş yılı değil, gelecek 20, 30, 50 yılı planlayarak bu yolculuğu sürdürdüklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''Geleceği bu günden tasarlayamazsak, yarınlarımız, gelecek kuşaklar bizi lanet ile anacaktır'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Şu anda, YÖK'ün bu alanda attığı adımlar var. Master, master öncesi, doktora, doktora öncesi, sonrası öğrenciler için attığı adımlar var. 250 civarında öğrenci YÖK tarafından gönderildi. Aynı şekilde TÜBİTAK'ın yaptığı çalışmalar var. Türkiye'nin tüm üniversitelerinde adım adım sorunları gideriyoruz, ihtiyaçları karşılıyoruz. Üniversiteleri şehirlerimizin umudu haline dönüştürüyoruz. Bizim şanlı bir tarihimiz var, muhteşem bir geçmişimiz var. hiçbir millete nasip olmayacak bir medeniyet tasavvurumuz var, bir kültür birikimimiz var ama geçmişle sadece övünmek bize bir şey kazandırmıyor. Geçmişin hülyasına takılıp kalamayız. Geçmişteki başarılarımızla yetinemeyiz. Geçmişimizi hiç unutmamak, ondan dersler çıkarmak, tarihi birikim ve tecrübeyi aklımızda tutmak, bizim için önemli bir zenginliktir. Biz geçmişin birikimi üzerine, geleceği tasarlamak, daha ilerilere ulaşmak için gayret göstermek zorundayız. Oradan aldığımız tecrübeyi geleceğe taşımak, oradan aldığımız ilham ve azimle geleceği şekillendirmek zorundayız. Onun için hep geleceğe bakacağız. Bugün yeni üniversite kurulmasına karşı çıkanlar, yarın inanıyorum ki oradan yetişmiş son derece donanımlı öğrenciler karşısında inanın mahcup olacaklardır. Türkiye çok hızlı bir şekilde büyüyor. Bunu Ankara'da, Türkiye'de kalırsak göremeyiz ama dünyayı gezip dolaştıkça Türkiye'nin ne denli hızlı büyüdüğünü o zaman çok daha iyi hissediyorsunuz. Türkiye, ekonomisiyle, dış politikasıyla, sosyal güvenlikleriyle büyüyor. 7 yıl önce dünyanın 26. büyük ekonomisiydik, bugün 17. büyük ekonomisi haline geldik, Avrupa'nın 6. büyük ekonomisiyiz. 7 yıl önce milli gelirimiz, 230 milyar dolardı. Henüz bu yılın ki belli olmadı ama 2008 yılı sonu itibarıyla 742 milyar dolara ulaştı. Küresel kriz sebebiyle bu yıl bir düşüşümüz olacak. 7 yıl önce 36 milyar dolar ihracatımız vardı, küresel krize rağmen şu anda geldiğimiz nokta, yaklaşık 102 milyar dolar bu yılın ihracatı... Yedi yıl önce ekonomik krizlerle, siyasi krizlerle çalkalanan bir Türkiye vardı bugün BM Güvenlik Konseyi'nin üyesi, AB ile katılım müzakerelerini yürüten, Medeniyetler İttifakına eş başkanlık yapan, bölgesel meselelere ağırlığını koyan, G-20 üyesi bir Türkiye var. Yarın çok daha iyi olacak. Türkiye gelecekte bugünkünden daha ileri bir noktaya gelecek. işte geleceğin o muhteşem Türkiye'sinin donanımlı gençlerini bugünden hazırlamak zorundayız, yarın geç olmasın. Eğitimde her türlü imkanı seferber etmek, en kaliteli eğitim zeminine kavuşmak, Büyük Türkiye'nin çalışkan evlatlarını bugünden yetiştirmek zorundayız. Geniş ufuklu bakıyoruz. Umutla, vizyonla bakıyoruz. Bir vizyon koymak zorundayız. 2010 yılı da, sonraki yıllar da Türkiye için milletimiz için başarılarla dolu parlak yıllar olacak. Bütün karamsarlara inat, bütün kötümserlere inat, tüm felaket tellallarına inat, ben Türkiye'yi aydınlık yarınların beklediğine inanıyor, bu azimle gayret gösteriyoruz.'' EĞİTİMDE ATILAN ADIMLAR Eğitim alanında cumhuriyet tarihini rekorlarını kırdıklarını, her türlü imkanı seferber ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, 142 bin 600 yeni dersliğin son 7 yılda inşa edildiğini, 734 bin 784 bilgisayarı okullara kazandırdıklarını söyledi. Sekiz derslik ve üzeri tüm okullara, 29 bin 428 bilişim teknolojisi sınıfı kurulduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şu anda bilişim sınıfı oranın yüzde 95 civarında olduğunu dile getirdi. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu'nun neresine gidilirse gidilsin, artık ''çocukların para istemediğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''İstedikleri ne biliyor musunuz? Bilgisayar istiyorlar. 'Tayyip Amca, bana bir laptop verir misin' diyor. Buraya geldik. İşin güzelliği burada'' dedi. Eğitimin altyapısını en güzel şekilde inşa etmek için şartları zorladıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, özürlüler, kızlar ve yoksulların eğitim imkanından mahrum kalmaması için her türlü maddi ve manevi desteği verdiklerini belirterek, zengin fakir ayrımı yapılmadan ilk ve orta öğretimde kitapları ücretsiz dağıtıldığını anımsattı. Öğrencilere verilen burs ve kredilere ilişkin bilgiler de veren Başbakan Erdoğan, bu konuda kesin talimat verdiğini, isteyen her öğrenciye burs ve kredi verildiğini hatırlattı. Burs ve kredi alan öğrenci sayısının şu anda yaklaşık 1 buçuk milyon olduğunu anlatan Erdoğan, 2002'de burs ve kredi olarak ödenen paranın 45 TL olduğunu, bu ay yapılan son zamla birlikte üniversite öğrencilerine ödene rakamın 200 TL olduğunu bildirdi. Yedi yılda bu miktarı tam yüzde 344 artırdıklarını belirten Erdoğan, yapılan yurt binaları konusunda da bilgi verdi. Gelecek 20 yılda ülkenin ihtiyaç duyacağı insan gücü alanlarını tespit ettiklerini belirten Erdoğan, bu nedenle adımlar atmak için bu projeyi başlattıklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz'' dedi Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Şura Salonu'nda düzenlenen, MEB ''5 Yılda 5000 Öğrenci Projesi'' kapsamında lisansüstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrencileri bilgilendirme toplantısında bir konuşma yaptı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, proje kapsamında dil ve edebiyat, temel bilimler ve mühendislik, sağlık bilimler, sosyal bilimler, uygulamalı sosyal bilimler, ziraat ve ormancılık alanlarının 381 alt alanında öğrencilerin eğitim almalarını öngördüklerini ifade etti. 2007 yılı başından itibaren bu alanları esas alarak yurt dışında doktora ve yüksek lisans eğitimleri alabilmeleri için öğrenci göndermeye başlanıldığını hatırlatan Erdoğan, hali hazırda 1408 öğrencinin bu proje kapsamında yurt dışında burslu statüde lisans üstü öğrenim gördüğünü bildirdi. Bugün atılan adımla da 2009 yılında seçilen 941 öğrenciyi yurt dışına uğurladıklarını belirten Erdoğan, çalışmaların devam ettiğini ve açığı kapatmak için 2010 yılında 1000-1500 öğrenci için duyuru yapma hazırlıklarının sürdürüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Hiç çekincemiz yok, hiç tereddütümüz yok. Yeter ki bu ülkenin gençleri okusun. Biz bunu istiyoruz. Biz bunu yakalayamadık, biz bundan istifade edemedik. Ama istiyoruz ki yeni nesil, yeni kuşak bunlardan istifade etsin. Yeter ki bu ülkenin zeki öğrencileri en iyi okullarında okusun, en kaliteli eğitimi alsın. Gittiğimiz ülkelerde o ülkenin liderleriyle bunları konuşuyoruz. Tabii, onlar da, 'Ne demek. Kapılarımız açık' diyorlar. Bu adımları atıyoruz. Yeter ki bugünde Türkiye'nin geleceğine hazırlık yapılsın. Biz hiçbir imkandan kaçınmadık. Bundan sonra da kaçınmayacağız. Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal bunu 1920'li yıllarda fark etmişti. Yurt dışına ilk öğrenci gönderme kararı bizzat Gazi Mustafa Kemal'in verdiği talimatla 1929 yılında çıkarılan kanunla verilmiştir. Yeni Türkiye'nin fabrikaları, demir yolları, kara yolları, köprüleri işte o mühendislerin eliyle inşa edildi. Ama ondan sonra uzunca bir ara... Bu sadece onda olmadı. Aynı şeyi demir yollarında da yaşadık. Ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örme talimatını verdi ama Gazi'nin bu talimatını dinleyen oldu mu? Bize kadar ne yazık ki olmadı. Şimdi biz demir ağlarla örüyoruz Türkiye'yi. İşte hızlı tren bizimle başladı. Mevcutları yenileme tamamen bizimle başladı. Demir ağlarla gidilmeyen yer kalmayacağı gibi inşallah hava hattında da uçakların ulaşmayacağı bölge, il demiyorum, bölge kalmayacak. İşi bu noktaya götürüyoruz. Cumhuriyetin 10. yılında o öğrencilerimizin imzası vardı. İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yılında da, 2023'te şimdi gönderdiğimiz öğrencilerin imzası olacak.'' ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER Konuşmasında öğrencilere bazı tavsiyelerde de bulunan Erdoğan, öğrencilerin uzak diyarlara gideceğini, ailelerinden, arkadaşlarında ayrı kalacaklarını belirterek, her ayrılığın aslında yeni bir buluşma olduğunu dile getirdi ve öğrencilerin Türkiye'nin ve Türk milletinin geleceğiyle buluşacağını söyledi. Öğrencilerin bu yolculuğunun bu nedenle ''kutlu bir yolculuk'' olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, öğrencilerin gidecekleri yerlerde lisansüstü eğitimlerini en iyi şekilde yapacaklarından ve üstün başarılar göstereceklerinden hiç şüphesinin olmadığını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu: ''Sizin için tahsis edilen kaynak bu ülkenin on milyonlarca insanının dişinden, tırnağından arttırdığı birikimlerinden ayrılmıştır. Ananızın sütü gibi helaldir. Bunu böyle biliniz. Onun için bu milletin sizden büyük beklentileri var. Bu beklentileri boşa çıkarmayacağınıza, sizin için sarf edilen birikimleri heba etmeyeceğinize canı gönülden inanıyorum. Geri döndüğünüzde de ülkemiz için, milletimiz için en iyiyi, en güzeli yapacağınızı biliyorum. Güzel ülkemizin en ücra köşesinde bilginiz, görgünüz, sevginiz ve azminiz yeni ışıklar yakacak ve oradaki yavrularımızı bizlerin umudu haline getireceğinize yürekten inanıyorum. Öğrenim için gittiğiniz yerlerde aynı zamanda Türkiye'nin birer misyon şefi olacaksınız. Adeta öyle çalışacaksınız. Birer başkonsolos gibi, birer büyükelçi gibi çalışacaksınız. Bunun da çok önemli bir vazife olduğunu hatırlatmak istiyorum. Sizlerin gideceğiniz ülkelerde, yaşayacağınız şehirlerde, öğrenim göreceğiniz okullarda ülkemizin tanıtım elçisi gibi görev yapmanız gerekiyor. Türkiye adına oluşmuş önyargıları yıkmak, Türkiye'yi tarihiyle, kültürüyle dünya mirasına sağladığı katkılarla tanıtmak, özellikle ülkemizin son dönemde kaydettiği küresel nitelikteki başarıları aktarmak göreviniz olmalıdır. Bunun yanında, gittiğiniz ülkelerde vatandaşlarımızla, soydaşlarınızla dayanışma içinde olmanız da son derece önemlidir. Oralarda milli meselelerinize sahip çıkınız, milli günlerimizi hep birlikte ve coşku içinde kutlayınız, ülkemizdeki gelişmeleri yakından takip ederek uluslararası tezlerimizi, haklı meselelerimizi oralarda mutlaka savununuz. Bu ülkenin sizden büyük beklentileri var, bu milletin sizden büyük beklentileri var. Edindiğiniz tecrübeleri ülkemize kazandırmak, insanımıza kazandırmak için ahde vefa ile hareket edeceğinize inanıyorum. Ülke ve millet olarak sizlere inanıyoruz, sizlere güveniyoruz.'' Geleceğin Türkiye'sinin yurt dışına gönderilen öğrencilerin gayretiyle şekilleneceğini belirten Başbakan Erdoğan, öğrencilerin bu büyük sorumluluğu hakkıyla taşıyacaklarını bildiklerini ifade etti. Erdoğan, sözlerinin sonunda öğrencilere başarı dileklerinde bulundu ve projede emeği geçenlere teşekkür etti

Nehirden Geçen Okul Yoluna Köprü sözü...

Ağrı'nın Tutak ilçesine bağlı Adakent köyünde okula gitmek için nehirden geçen öğrencilerle ilgili haber, kaymakamlığı harekete geçirdi.

Ağrı'nın Tutak ilçesine bağlı Adakent köyünde okula gitmek için nehirden geçen öğrencilerle ilgili haber, kaymakamlığı harekete geçirdi. Tutak Kaymakamı Gürbüz Saltaş, "Nehir üzerine yıl içinde köprü yapılarak öğrencilerimizin mağduriyeti giderilecek." dedi. Elmalı nehrinin üzerine 13 yıl önce bir köprünün temelinin atıldığını belirten Gürbüz Saltaş, çeşitli sebeplerle projenin tamamlanamadığını ifade etti. Okula gitmek için başka bir yolun da bulunduğunu fakat yakın olduğu için öğrencilerin nehirden geçmeyi tercih ettiklerini anlatan Saltaş, "Köprü yapımını valimizin bilgileri dahilinde 2010 yılı KÖYDES programı kapsamına aldık. Hava şartlarının düzelmesi ile çelik modelli köprümüzün inşasına başlayacağız.'' diye konuştu.

70'lik Dedeler Okuma Yazma Öğrendi...

Karaman’ın Ayrancı ilçesinde Halk Eğitim merkezi okuma yazma seferberliği başlatıldı.

Karaman'ın Ayrancı İlçesi Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü tarafından 2009-2010 Eğitim Öğretim yılında ülke çapındaki okuma yazma seferberliğine paralel olarak, İlçe Merkezi ve köylerinde okuma yazma bilmeyen tüm vatandaşlar tespit edilerek açılan kurslarda eğitimlerine başladılar. İleri yaştaki pek çok kişi kursa başvurarak okuma yazmayı öğrendi. Eğitimleri tamamlanan kurslarda düzenlenen belge törenine katılan Ayrancı Halk Eğitim Merkezi Müdürü Osman ÇAKMAK Yaygın Eğitime büyük önem verdiklerini belirterek şu ana kadar açılan 22 Okuma – Yazma kursundan 20'sinin tamamlandığını ve bu kurslarda 302 vatandaşımızın eğitim görerek okuryazar belgesi aldığını söyledi. Hedeflerinin İlçe genelinde okuma – yazma bilmeyen vatandaşın kalmaması olduğunu belirten Osman ÇAKMAK; en ücra köylerde bile okula gelemeyen vatandaşların evlerine kadar gidilerek bu eğitimlerin sağlandığını ve çalışmaların tüm hızıyla devam edeceğini söyledi. Okuma Yazma kurslarını başarı ile bitiren kursiyerlere sertifikaları HEM Müdürü Osman Çakmak ve Müdür Yardımcısı Atilla Taşcı tarafından dağıtıldı.

Aristoteles kimdir? (yaşam, biyografi, eserler)


Aristoteles (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca UFA: /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca UFA: /ˌaris̩toˈteʎis̩/) (M.Ö. 384 – 7 Mart M.Ö. 322) Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, astronomi, ilk felsefe, zooloji, mantık, politika ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

Aristoteles'in Yaşamı
M.Ö. 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. M.Ö. 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akadmeia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

Platon M.Ö. 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aristoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikıyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında ölür.

Yapıtları
Aristoteles'in yazıları iki kümeye ayrılır:

1. Aristoteles tarafından yayımlanan, fakat bugün yitmiş yazılar;
2. Aristoteles tarafından yayımlanmamış, hatta yayına yönelik de kaleme alınmamış, buna rağmen de toplanıp muhafaza edilmiş yazılar.

"Yitik Aristoteles"
İlk kısım yazılar, "dışrak yapıtlar" olarak adlandırılırlar. Dışrak, yani ἐξοτερικά terimini Aritoteles kendisi Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanıyor. Bu yapıtlar, diğer birçok Eskiçağ metni gibi Milât'ı izleyen ilk asırlarda yitirilmiştir. Gerçi bu yapıtların en azından başlıklarını, Aristoteles'in yapıtlarının adlarını mahfuz listelerden biliyor, ardından gelen yazarların kaleme aldıkları taklit yapıtlardan ve yaptıkları alıntılardan da içerikleri hakkında muğlak da olsa bir fikir edinebiliyoruz.

Bu yapıtlar, yazınsal biçimleri itibariyle, Platon'unkilerle mukayese edilebilir nitelikteler ve aralarından birçoğunun diyalog biçemleri takip edilerek yazılmış olduklarını düşünmemize yol açacak nedenler var. Cicero, Aristoteles'in stilinin "pürüzsüzlüğü"nü övüp yazısının akışını "altın bir ırmak"a benzetirken (Topikler I, 3; Acad., II, 38, 119) hiç kuşkusuz bu yapıtlara göndermede bulunuyordu. Ne var ki bir asırdır belli bir ölçüde yeniden oluşturulmaya çalışılan içeriği felsefe tarihçileri için sorun teşkil etmeye devam ediyor. Bunun en temel nedeni, "Yitik Aristoteles" külliyatının, korunan metinlerden anladığımız Aristotelesçilik'le yakından uzaktan bir ilgisi olmaması; büyük ölçüde Platoncu temaları geliştiriyor, hatta bazen de ustasının çalışmalarıyla aynı doğrultuda kalmak kaydıyla daha öteye giden savlar sunuyor (Bu çizgide, örneğin Evdemos ya da Ruh Üzerine diyalogunda, ruhla beden arasındaki bağları doğa karşıtı bir birliktelik olarak nitelendirip, Tyrrhen korsanlarının tutsaklarına diri diri bir cesede bağlayarak yaptıkları işkenceye benzetiyor). Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde eski Platoncu dostlarını eleştirdiğini fark ettiğimizde, acaba iki ayrı hakikat mi güttüğü sorunu depreşmeye başlıyor: bir büyük kitlelere yönelik "dışrak" (eksoterik) hakikat rejimi, bir de Lykeionlu öğrencilere münhansır "içrek" (esoterik) bir rejim. Ancak bugün yaygın kanı olarak bu yapıtların bir yerde Aristoteles'in hâlen Akademeia'ya mensup, yani Platon etkisi altında olduğu döneme ait gençlik yazıları olduğu da düşünülüyor. Hatta bu fragmanlar örneğin Jaeger gibi genetik Aristoteles okumaları yapan yorumcular için Aristoteles'in düşüncesinin evrimleşmesinin ilk noktasını tayin etmeğe kullanılmıştır.

Bu yitik yapıtların başta gelenleri şunlardır: Evdemos ya da Ruh Üstüne (Platon'un Phaidon'unun izinde), Felsefe Üzerine (Metafizik'in kimi temalarının ayırdına varabildiğiimiz bir tür tutum ibrazı yazısı), Protreptik (felsefî hayata teşvik), Gryllos ya da Retorik Üzerine (Isokrates'e karşı), Adalet Üzerine (Politika 'nın bazı temaları burada kendilerini belli ediyorlar), Asalet Üzerine, bir Şölen, vb.


Korunan Yapıtları
İkinci küme Aristoteles'in bütük olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan ibaret bir yığın elyazmasından oluşuyor. Bu yapıtlara esoterik (içrek) hatta daha doğru bir anlatımla akroamatik (yani sözel öğretime yönelik) adı veriliyor. Eskiçağ'dan itibaren bu elyazmalarının ahlafa nasıl intikal ettiği üzerine romansı bir anlatı yayılmış (Plutarkhos, Sylla'nın Yaşamı, 26; Strabon, XII, 1, 54). Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları, Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil vârisleri Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler metinleri, elyazmalarını Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden kurtarmak için; uzun zaman sonra, M.Ö. birinci yüzyılda, bunların torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar. Apellikon bunları Atina'ya götürmiş. Son olarak, Mithridates'le savaştığı sırada Sylla Appellikon'un kitaplığını ele geçirip Roma'ya taşımış. Orda da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış: Lykeion'un son skholarkh'ı (okul yöneticisi) Rodoslu Andronikos M.Ö. 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akroamatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almış.

Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor. Zira Aristoteles’in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğine devam eden Lykeion’un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Herhâlükârda Aristoteles’in yapıtlarının ilk önemli yayımı –bu yapıtların önemini vurgulamak için yukarıda aktardığımız söyleni yayan kişi olmasına karşın- Andronikos’unki. Aristoteles’in yapıtları ancak Andronikos’la beraber, yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra, asıl mesailerine başlayacak, üzerlerine sayısız şerh yazılacaktır. Bugün Aristoteles’in metinlerini, Andronikos’un onlara verdiği biçimde ve yaygın olarak da yine Andronikos’un koyduğu başlıklar altında okuyoruz.

Bu olguların yapılan yorumların akıbetiyle olan ilişkisi gözardı edilemez nitelikte. Nitekim, bundan şu çıkıyor ki, bugün Aristoteles’in kitapları olarak tanıdığımız yazıların hiçbiri Aristoteles’in kendisi tarafından neşredilmemiş. Aristoteles, örneğin “Metafizik”in değil; felsefe tarihinde nedenler teorisi, temel felsefî güçlükler, çokanlamlılık, edim ve güç, varlık ve öz, tanrı gibi konular üzerine yazılmış bir düzine kadar kısa incelemenin yazarı. Editörler daha sonraları bu risaleleri biraraya getirip, Aristoteles de bu konuda istemli bir ipucu vermediği için, kısmen keyfî Metafizik –yani Fizik’ten sonra okunacak inceleme- başlığı altında toplamışlardır. Bundan ötürü hem Metafizik’in ve hem Aristoteles’in diğer yapıtlarının çoğunlukla birbirinden az çok bağımsız, açıkça kavranabilir bir ilerleme sunmayan, kimi yinelemeler ve hatta bazen de çelişkiler içeren bir etütler topluluğu olarak ortaya çıkmasına şaşırmamalıyız. Yalnız tabiî ki, bu yazıları bitmemiş halleriyle umuma muhtemelen hiçbir zaman sunmayacak olan Aristoteles’e bu yüzden serzenişte bulunmak isabetsiz olur.

Öte yandan, Andronikos’un, sözü geçen risaleleri, hem lojik bir sıra, hem de didaktik kaygılar güden bir dizim içinde düzenlediğini görüyoruz (örneğin mantığın, yani bilgiye yazılmış propedötiğin, kendiliğinden bilimsel olarak nitelendirebileceğimiz incelemelerden; fiziğin de metafizikten önce gelmesi gibi...) Bu sistematik sıralamayı, eleştirellik kaygısı taşımaksızın kabul ettiğimizde bir takım terslikler de ortaya çıkmıyor değil: risalelerin –zaten farklı dönemlerde yazılmış disertasyonlarının tek bir başlık altında toplanmasıyla evvelden maskelenmiş olan- kronolojik, yani kaleme alınma sırasının kaçılınmaz olarak yerine geçen bu sıralamanın, Aristoteles külliyatının -Aristoteles adında bir filozofun varlığıyla ilişkisi erkenden unutulan- gayri şahsî bir bütün olarak tespitine az katkısı olmadığını gözlemliyoruz. Aristoteles felsefesine yorumcular tarafından sıklıkla atfedilen sistematik karakter, büyük ölçüde eserlere bütünüyle dışlak bir neşrî keyfiyetten doğmuş oluyor, bir taraftan da bu fikri saklanmış yapıtların eğitselliği kuvvetlendiriyor.

Bir yorum çalışması, bu metinlerin yalnız didaktik maksadını değil, aynı zamanda Aristotelesçi eğitimin, örneğin Sokratesçi gelelenekteki monologlu değil de diyaloglu eğitiminden ayrışan, kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aristotelesçi eğitimde karşımızdaki yazarın tutumu, çömezleriyle diyalog halinde bir ustanınki olmasa da, gene de bir ustanın zihninde ve eserinde diyalog halinde olan, çoğu zaman geçmiş filozoflardan alıntılanmış, düşüncenin huzuruna çıkartılmış tezler. Böylelikle, Aristoteles’in yapıtlarında, bir doktrinin dogmatik sunumuna değil, güçlükler ve çelişkiler arasından kendine yol açan, zaman zaman büyük zahmetle yolunu arayan bir hakikatin oluşumuna tanık oluyoruz. Aristoteles’in incelemelerinde oldukça az sayıda tasımla karşılaşmamıza, bu incelemelerin silojistik üslupta değil de Aristoteles’in de dediği gibi “diyalektik” bir strüktürle tertiplenmiş olmasına öyleyse şaşmamalı: “diyalektik”, yani bir diyalog misali terakki eden, pro ve kontra argümanlar arasında gidip gelen.

Yapıtlarının listesi
Mantık
* Organon :
o Yüklemler
o Yorum Üzerine
o Birinci Çözümlemeler
o İkinci Çözümlemeler
o Yerlemler
o Sofistiklerin çoğalması sonu çürükler

Doğa yazıları
# Kosmos Üzerine (Περὶ κόσμου De Mundo)
# Fizik (Φυσική Physica)
# Gökyüzü Üzerine (Περὶ οὐρανοῦ De Caelo)
# Gök Cisimleri Üzerine (Μετεωρολογικά)
# Can Üzerine (Περὶ ψυχῆς De Anima)
# Kısa Doğa Yazıları (Parva Naturalia)

* Duyular Üzerine Περὶ αἰσθήσεως
* Anı ve Anımsama Üzerine Περὶ μνήμης καὶ ἀναμνήσεως
* Uyku ve Uyanma Üzerine Περὶ ὕπνου καὶ ἐγρηγόρεως
* Rüyalar Üzerine Περὶ ἐνυπνίων
* Uykuda Kehanet Üzerine Περὶ τῆς καθ' ὕπνον μαντικῆς
* Uzun ve Kısayaşamlılık Üzerine Περὶ μακροβιότητος καὶ βραχυβιότητος
* Gençlik ve İleri Yaş Üzerine Περὶ νεότητος καὶ γήρως. Περὶ ζωῆς καὶ θανάτου
* Soluma Üzerine Περὶ ἀναπνοῆς
* Nefes Üzerine Περὶ πνεύματος

# Hayvanların Tarihi Üzerine (Περὶ τὰ ζῷα ἱστορίαι Historia Animalium)
# Hayvanların Kısımları Üzerine (Περὶ ζῴων μορίων De Partibus Animalium)
# Hayvanların Hareketi Üzerine (Περὶ ζῴων κινήσεως De Motu Animalium)
# Hayvanların Gelişimi Üzerine (Περὶ πορείας ζῴωνDe Incessu Animalium)
# Hayvanların Oluşumu Üzerine (Περὶ ζῴων γενέσεως De Generatione Animalium)
# İkincil Yazılar Opera Minora

* Renkler Üzerine Περὶ χρωμάτων
* Duyulan Şeyler Περὶ ἀκουστῶν
* Fizyognomikler Φυσιογνωμονικὰ
* Bitkiler Üzerine Περὶ φυτῶν
* Duyulduk Harikulâde Şeyler Περὶ θαυμασίων ἀκουσμάτων
* Mekanik (Μηχανικά Mechanica)
* Görünmez Çizgiler Üzerine Περὶ ἀτόμων γραμμῶν
* Rüzgârların Yerleri ve Adları Ἀνέμων θέσις καὶ προσηγορίαι
* Melissos, Ksenofanes ve Gorgias Üzerine Περὶ Μελίσσου, Περὶ Ξενοφάνους, Περὶ Γοργίου

# Sorunlar Προβλήματα
# Doğa Cetveli (Scala Naturae)

Fiziksonrası-Varlıkbilim
* Doğa Yazılarından Sonra Gelenler (Τὰ μετὰ τὰ φυσικά Metaphysica)

Estetik ve Politika üzerine
* Ekonomikler (Οἰκονομικά Oeconomica)
* Magna Moralia (Ἠθικὰ μεγάλα Magna Moralia)
* Nicomakos'a Etik (Ἠθικὰ Νικομάχεια Ethica Nicomachea)
* Atinalıların Yasası (Ἀθηναίων πολιτεία)
* Eudemos'a Etik (Ἠθικὰ Εὐδήμεια Ethica Eudemia)
* Erdemler ve Erdemsizlikler Üzerine (Περὶ ἀρετῶν καὶ καιῶν)
* Politika (Πολιτικὰ Politica')

Estetik
* İskender'e Retorik Ῥητορικὴ πρὸς Ἀλέξανδρον
* Retorik (Τέχνη ῥητορική Ars Rhetorica)
* Poetika (Περὶ ποιητικῆς Ars Poetica)

Aristoteles, Platon’un eleştirisi
Aristoteles'in düşüncesinin evrimi hakkında süregelen tartışma ne boyutta olursa olsun, Platoncu bir okulda yetiştiği için ilk önce bu felsefeyle kopuşunun nedenlerini belirgin biçimde ortaya koyma kaygısı taşıdığını düşünmemiz için geçer sebepler var. Homeros hakkında Platon'un bir sözünü Aristoteles'le beraber Nikomakhos'ta Etik'te yazdığı gibi yad edecek olursak, hem dostluk, ve hem hakikat onun için kıymetli olsa dahi, ikinciyi birinciye yeğlemek durumdadır.

Aristoteles ve önceki felsefeler
"Varlığın bilimi"
Aristoteles, daha önce de söylediğimiz gibi, Metafizik başlığını taşıyan bir yapıtın yazarı değil. Zira bu derlemenin, kitap sırasının, hatta başlığının kendisinin dahi sorumluluğu sonradan gelen editörlere aittir. Bu durumun felsefece bir önemi olmazdı, meğerki bu ondört kitapta geliştirilen felsefî kurgu kolayca kavranabilir bir birlik ve süreklilik sergileye. Aslında, burada iki çok farklı tasarıyı fiile geçiriyor gibi gözüküyor ve bu ikisinin geleneksel olarak metafizik adı altında anılarak birbirleriyle özdeşleştirilmesi, aralarındaki bağıntının problematikliğini maske ediyor.

kaynak: tr.wikipedia.org

6 Ocak 2010 Çarşamba

Yazdırma Biriktiricisi (Print Spooler) Servisi ve Yedek Alma İşlemi



            Yazdırma biriktiricisinin görevi yazıcıya gönderilen bir belgeyi alıp, yazıcı belgeyi yazdırmaya hazır olana kadar diskte veya bellekte depolamaktır. Bu dinamik bağlantı kitaplıkları (DLL) topluluğu, belgeleri yazdırma işlemi için alır, işler, zamanlar ve dağıtır.         Dinamik bağlantı topluluğu,  çalıştırılabilir yordamların (genelde belirli bir veya daha çok işlevi sunan).dll uzantılı dosyalar şeklinde ayrı olarak depolanmasını olanaklı kılan bir işletim sistemi özelliği. Bu yordamlar yalnızca onları çağıran program gereksinim duyduğunda yüklenir.

            Bilgisayar kullanıcısının verilerini kaybetmemek için bazı dosyaları, program ve kullandığı programların dosyaları başka bir bilgisayara yedeklenir. Bu yedeklemenin gerçekleşmesi için genel olarak bilgisayar formatlanması veya bilgisayar değişiminde yapılmaktadır.
           Yedekleme sırasında yedeği alınan dosyalar şu şekildedir:
           -Outlook
           Dosya yolu : C:\Documents and Settings\UYGULAMA.DESTEK\Application Data\Microsoft\Outlook        
           -Outlook Express
           Dosya yolu : C:\Documents and Settings\UYGULAMA.DESTEK\Local Settings\Application Data\Identities\{0F5509E7-4862-42E9-9345-123ADD51E094}\Microsoft\ Outlook Express
           -Masaüstü
            Dosya yolu : C:\Documents and Settings\UYGULAMA.DESTEK\Desktop
           -Belgelerim
            Dosya yolu : C:\Documents and Settings\UYGULAMA.DESTEK\Belgelerim
klasörleri yedeklenir. Ayrıca bilgisayarda kurulu olan programların isimleri ve bunların verileri alınır. Bu işlemde formatlama veya bilgisayar değişimi gerçekleşmişse işletim sistemi kurulumu yapıldıktan sonra bilgisayara kurulacak programları belirleme amaçlanmaktadır.

OKI MicroLine 3321 Yazıcısının Kurulumu



            Yazıcı kurulumuna başlamak için yazıcıyı ekleme sihirbazına başlatmamız gerekmektedir. Bunun için Başlat, Denetim masası, yazıcı ve fakslar veya başlat, ayarlar, yazıcı ve fakslar seçilebilir. Yazıcı ve fakslar penceresinde “Yazıcı ekle” tıklanarak yazıcı ekleme sihirbazı başlatılır.(Sihirbazın her penceresinde yapılan işlemlerden sonra ileri tıklanarak bir sonraki sihirbaz penceresine geçiş sağlanacaktır.)


            Giriş penceresini geçtikten sonra yerel veya ağ yazıcısı olup olmadığını seçeceğimiz pencerede “Bu bilgisayara bağlı yerel yazıcı” aktif ediyoruz.
           Yazıcı bağlantı noktasını seçme penceresinde “Şu bağlantı noktasını kullan” için LPT1 bağlantı noktasını seçiyoruz.
            Yazıcı yazılımı yükle penceresine geldiğimizde sol taraftaki listeden yazıcının üretici firmasını, sağ taraftaki listeden ise yazıcı modelini seçiyoruz.(Üretici firma olarak Oki, yazıcı modeli olarak Oki ML3321 seçildi.)
           Yazıcıya ad verme ekranına geldiğimizde yazıcı adını verip varsayılan yazıcımı olup olmadığını belirtmek için “Evet” veya “Hayır” seçeneğinden birini seçiyoruz.
           Yazıcı paylaşımı penceresinde yazıcıyı paylaşıma açacaksak paylaşım adını veriyoruz. Yazıcı paylaşıma açılmayacaksa “Bu yazıcıyı paylaştırma” seçeneğini aktif hale getiriyoruz.
           Sınama sayfası yazdırmak isteyip istemediğimizi soracaktır “Evet” aktif hale getirilir. Çünkü yazıcının tam olarak çalıştığını test etmemiz gerekmektedir.
           Son pencerede kontrol etmemiz için bize yazıcı hakkındaki bilgiler veriliyor. Bu bilgiler arasında yazıcının adı, paylaşım adı, bağlantı noktası, modeli, varsayılan olup olmadığı, sınama sayfasının alınıp alınmadığı yer almaktadır. Bilgileri kontrol ettikten sonra son tıklanarak sürücü dosyaları aktarımı başlatılır. Sürücü dosyalarının aktarımından sonra yazıcımızı artık yazıcılar arasında görebiliriz.

17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Çıkan İç Karışıklıklar Ödevi

KONU:17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Çıkan İç Karışıklıklar

1.İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR

Osmanlı Devleti,kuruluşundan itibaren çetin mücadeleler içinde yaşamak mecburiyetinde kalmıştır.Bir taraftan Bizans ve Balkanlardaki devletlerle mücadele ederken,diğer taraftan çeşitli Türk beylikleri ile uğraşmıştır.Doğudan ve batıdan rahatsız edilmiştir.Türk ve İslam dünyasını Hristiyan ittifaklarına karşı korurken,kardeş devletlerle de uğraşmak zorunda kalmıştır.

Bütün bunlara rağmen,Osmanlılar,İslam dünyasının lideri olan büyük bir”cihan devleti”ni ortaya çıkarmıştır.İçte ve dışta huzuru sağlamış,bir huzur ve güven ortamı meydana getirmiştir.Askeri başarılarının yanı sıra siyasi,ekonomik ve kültürel gelişmeler sağlamıştır.Türk-İslam kültürünün zirvesi olan bir Osmanlı Medeniyeti meydana getirmiştir.

Yüzyıllarca süren üstün başarılarına rağmen,yüklendiği çetin görevin ve aleyhinde oluşan ittifakların yükü,devlete ağır gelmeye başlamıştır.Askeri harcamalar çok yükselmiştir.Ticari yolların değişmesi Osmanlı Devleti maliyesini olumsuz yönde etkiledi.Siyasi ve askeri meselelerle uğraşan devlet,dünyada meydana gelen ilmi ve teknolojik gelişmeleri görememiş,gördüklerini de uygulayamamıştır.

Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten 17. yüzyıla kadar sürekli ilerleme ve gelişme içinde olmuştur.Çok geniş sınırlara ulaşan devlet 16. yüzyılın ikinci yarısında bir takım iç meselelerle karşı karşıya gelmiştir.Batıda Avusturya,doğuda İran ile yapılan savaşlar,Osmanlı Devleti’ni bunalımlı bir döneme sokmuştur.

İsyanların Sebepleri ve Özellikleri

Bu dönemde çıkan isyanlar,yönetimin,ordunun ve maliyenin bozulmasıyla ilgilidir.

Yönetimde merkezi otoritesinin zayıflaması üzerine eyaletlerde ve taşra teşkilatında kendi başına hareket eden kişiler ortaya çıktı.unlar,halk üzerinde baskı kurmaya ve merkezin emirlerini dinlememeye başladılar.Diğer yandan,uzun süren savaşlar sebebiyle askerden kaçanlar eşkıya olarak dağlara çıkıyor ve iç güvenliği tehdit ediyorlardı.Savaş ortamında doğan ekonomik kriz de huzursuzlukların kaynağı oldu.Maliyenin zayıflaması ile paranın ayarı düşürüldü.Paranın alım gücünün azalması ve yeni vergiler,üretimin düşmesine neden oldu.Buna rağmen çiftçi,esnaf ve tüccar üzerinde vergi yükü daha da arttı.Devlete olan güven sarsıldı.Bu fırsattan istifade eden kişilerinde teşvikiyle de iç karışıklıklar çıktı.Bu karışıklıkları çıkaranlar,gerçekleşen olumsuz gelişmelerden dolayı,yer yer halk tarafında desteklenmiştir.

Ayrıca,iç isyanların sebepleri şöyle sıralanabilir:

-Bu dönem padişahların yetersiz kişiler olmaları.

-Devlet memurlarının seçimlerde yeterliliğine bakılmayarak,rüşvet ve iltimasın rol oynaması.

-Tımar sisteminin bozulması ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılığın gerilemesi.

-Uzun süren savaşların,güvenliğin bozulmasına ve bunun,çiftçinin toprağını terk etmesine sebep olmasına.

-Halkın her türlü propagandaya kolayca inanması.

-Devşirmelerin her türlü imkana sahip olmalarına karşılık,Türklerin maddi imkansızlıklar içinde olmaları.

Yukarıda belirtilen sebepler insanları isyan etmeye yöneltmiştir.

İstanbul İsyanları

İstanbul’daki isyanlar çoğu defa yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır.Bunlar,genellikle maaşların yetersizliği ve zamanında ödenmemesi bahane ediyorlardı.Ayrıca,yeniçeriler bazı devlet adamlarının kendi çıkarları için kışkırtılıyordu.Bu durum,devlet içerisinde huzursuzluk yaratıyor,anarşinin ortaya sıkmasına sebep oluyordu.Kanlı olan bu isyanlar devlet ileri gelenlerinin hayatına mal olduğu gibi padişahların tahttan indirilmesine hatta öldürülmesine kadar gidebiliyordu.

İstanbul isyanları arasında en tehlikeli olanları III.Murat,Genç Osman,IV.Murat,IV.Mehmet dönemlerinde meydana gelenlerdir.

III.Murat zamanındaki isyanın en önemli sebebi,akçenin değerinin düşürülerek yeniçerilere ulufe ödenmesiydi. İsyancılar,saraya yürüyerek bu işlerden sorumlu gördükleri defterdarların katlini istemişlerdir.Çaresiz kalan yönetim,askerlerin istediğini yerine getirdi.Bu durum askerleri daha da cesaretlendirmiş ve arkası gelmeyen yeni isyanlara sevk etmiştir.

Genç Osman,Hotin seferlerinde yetersizliğini gördüğü Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılarak yerine yeni bir ordu kurulmasını planlıyordu.Padişahın bu planını öğrenen yeniçeriler ayaklandılar.Bir çok devlet adamını ve padişahı öldürdüler(1622).II.Osman,isyancılar tarafından öldürülen ilk padişahtır.Yeniçeriler bu olaylardan sonra devlet içinde ki güçlerini arttırmışlardır.

Yeniçeriler ve sipahiler IV.Murat’ın tahta geçtiği ilk yıllardan itibaren mesele çıkarmaya başladılar.Yeniçerilerin ayaklanması sonucu sadrazam öldürüldü.Bu olaydan etkilenen IV.Murat,devlet otoritesini kurtarmak için çalıştı.Sert tedbirler alarak düzeni ve güvenliği yeniden sağladı.

İstanbul’daki diğer bir isyan da IV.Mehmet zamanında patlak vermiştir.Harem ağalarının devlet işlerine karıştığını ve ulufelerin zamanın da ödenmediğini ileri sürerek yeniçeriler ayaklandı.Sorumlu gördükleri birçok devlet adamını idam ettirdiler.Öldürülen bu kişiler,Sultan Ahmet Meydanı’ndaki bir çınar ağacına asıldı.Bundan dolayı bu olaya Vak’a-i Vakvakiye denilmektedir(1656).

Taşra İsyanları
I.Celali İsyanı

Ülkedeki ekonomik sistemin bozulmaya başlaması,taşra isyanlarının temel sebebidir.Devlet yönetiminde meydana gelen otorite boşluğu da genişlemesine sebep teşkil etmiştir.Ayrıca,Avusturya ve İran ile yapılan savaşlar isyanların yayılmasına etken olmuştur.XVII.yüzyıl boyunca devam eden bu dönem isyanlarına Celali İsyanları adının verilmesi;Yavuz Sultan Selim döneminde Bozok (Yozgat) bölgesinde Celal isimli birisinin ilk defa isyan etmesinden kaynaklanmaktadır.Anadolu’da patlak veren Celali isyanlarından bazıları Karayazıcı,Canpulatoğlu, Kalenderoğlu,Katırcıoğlu,Gürcü,Nebi gibi kişilerin çıkardığı isyanlardır.

Bunlardan,Karayazıcı,Haçova Savaşı’ndan kaçmış ve ocaktan kaydı silinmişti.Urfa taraflarında isyan eden Karayazıcı,etrafına,hükümete kırgın olan devlet adamlarını ve asker kaçaklarını topladı.Kuvvetlerin mevcudu kısa zamanda otuz bin kişiye ulaştı.Sokulluzade Hasan Paşa’ya yenilen Karayazıcı,Samsun’a kaçtı ve Canik dağlarında girdiği çatışmada öldü.Kardeşi Deli Hasan,isyana devam etti.Devleti uzun süre uğraştıran Deli Hasan affedildi.Daha sonra Bosna valiliğine getirildi.Burada da rahat durmayan Deli Hasan sonunda idam edildi.

I.Ahmet zamanında,Celali İsyanları iyice yaygınlaşıp tehlikeli olmaya başladı.İsyancılar,Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirdiler.1606 da Avusturya savaşının sona ermesi üzerine,Sadrazam Kuyucu Mehmet Paşa ve Kanije kahramanı Tiryaki Hasan Paşa isyancıların üzerine gönderildiler.Önce Canpolatoğlu,daha sonra da Kalenderoğlu isyanları bastırıldı.Bunlardan Kalenderoğlu,adamları ile birlikte İran’a sığındı.Anadolu da çok sayıda Celali’nin öldürülmesi üzerine devlet otoritesi yeniden sağlandı.

I.Mustafa zamanında,Erzurum beylerbeyi olan Abaza Mehmet Paşa,II.Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesini bahane ederek isyan etti.Abaza Mehmet Paşa,eline geçirdiği yeniçerileri öldürttü.Sonunda Hüsrev Paşa’ya yenilerek,onunla birlikte İstanbul’a geldi.İsyan nedenini ve macerasını IV.Murat’a anlattı.Padişah tarafından affedildi ve Bosna valiliğine tahin oldu.

II.Diğer İsyanlar (Eyalet İsyanları)

XVII.yüzyılda merkezi yönetimin zayıflaması sonucu Eflak,Boğdan ve Erdel’de çıkan isyanlar güçlükle bastırılabildi.Bu isyanların bastırılması,Osmanlı Devletini zaman zaman Avrupa devletleriyle karşı karşıya getirdi.Osmanlı Devletinin uzak eyaletlerinden biri olan Yemen,isyanların en çok görüldüğü yerlerden biriydi.İstanbul’dan tayin olan yöneticilerin bölgede kontrolü sağlayamamaları sebebiyle Yemen,1598-1635yılları arasında mahalli idarecilerin elinde kaldı.Bağdat’ta Subaşı Bekir’in çıkardığı isyan,IV.Murat döneminde Bağdat seferi ile son buldu.Bağdat beylerbeyi Hüseyin Paşa tarafından bastırıldı(1655).

XVII.yüzyılda diğer bir önemli isyan da Kırım’da çıktı.1608’de Kırım Hanı Gazi Giray’ın ölümü üzerine oğlu Toktamış,İstanbul’dan gelecek fermanı beklemeden kendini han ilan ettirdi.Bu durum İstanbul’da iyi karşılanmadı.Kırım Hanlığı’na Selamet Giray tayin edildi.Bu olay Kırım’da karışıklıklara sebep oldu.Kırım’daki karışıklıklar,Canbey Giray’ın Kırım hanı olmasına kadar devam etti.

İsyanların Sonuçları

Yeniçerilerin isyankar tavırları Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar.Ulufe konusuna dayanan yeniçeri hareketleri,zaman zaman siyasi mahiyet kazanmıştır.İstanbul isyanlarında devletin otoritesi ağır bir sarsıntı geçirmiştir.İsyanlar sebebiyle devletin üst dereceli memurlarında psikolojik çöküntü doğmuştur. Yüksek dereceli memurların eli silahlı ve güçlü çapulcu ordusuna karşı yapabilecekleri bir şey yoktur.Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı Devletinin merkezi otoritesi çöktü;inanırlığı ve güvenirliğini kaybetti.

Celali İsyanları’nın kaynağı büyük ölçüde,vergi yükünden yılıp köyünü,çiftini çubuğunu terk eden(çift bozan) insanlar oluşturuyordu.Kadıların,taşradaki yöneticilerinin usulsüz,kanuna aykırı iş yapmaları,fazla para(veya mal) toplamaları,hatta rüşvet almaları,bu isyanların psikolojik temelini meydana getirmiştir.Celali ve Eyalet isyanları bastırıldı.Fakat,ne çift bozan ne kanunsuzluk ve nede rüşvet eksildi.Bunun yanında,kuyucu Murat Paşa’nın isyanları bastırmak için,suçlu suçsuz önüne gelen insanı,çoluk çocuk demeden öldürtmesi derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Ticaret sanayi,ziraat kısacası üretim,huzur ve güven ortamını sever.İsyanlar sebebiyle ne İstanbul’da ne de Anadolu’da huzur kaldı.Tarım arazileri isyanlar ve bastırma çabaları sonunda tahrip oldu.Halk daha da yoksullaştı.Dolayısıyla devletin gelirleri de azaldı.Halkının refahını,güvenliğini ve huzurunu sağlayamayan devlete güven kalmadı.