Yazarları Tanıyalım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazarları Tanıyalım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2010 Perşembe

Aristoteles kimdir? (yaşam, biyografi, eserler)


Aristoteles (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca UFA: /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca UFA: /ˌaris̩toˈteʎis̩/) (M.Ö. 384 – 7 Mart M.Ö. 322) Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, astronomi, ilk felsefe, zooloji, mantık, politika ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

Aristoteles'in Yaşamı
M.Ö. 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. M.Ö. 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akadmeia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

Platon M.Ö. 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aristoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikıyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında ölür.

Yapıtları
Aristoteles'in yazıları iki kümeye ayrılır:

1. Aristoteles tarafından yayımlanan, fakat bugün yitmiş yazılar;
2. Aristoteles tarafından yayımlanmamış, hatta yayına yönelik de kaleme alınmamış, buna rağmen de toplanıp muhafaza edilmiş yazılar.

"Yitik Aristoteles"
İlk kısım yazılar, "dışrak yapıtlar" olarak adlandırılırlar. Dışrak, yani ἐξοτερικά terimini Aritoteles kendisi Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanıyor. Bu yapıtlar, diğer birçok Eskiçağ metni gibi Milât'ı izleyen ilk asırlarda yitirilmiştir. Gerçi bu yapıtların en azından başlıklarını, Aristoteles'in yapıtlarının adlarını mahfuz listelerden biliyor, ardından gelen yazarların kaleme aldıkları taklit yapıtlardan ve yaptıkları alıntılardan da içerikleri hakkında muğlak da olsa bir fikir edinebiliyoruz.

Bu yapıtlar, yazınsal biçimleri itibariyle, Platon'unkilerle mukayese edilebilir nitelikteler ve aralarından birçoğunun diyalog biçemleri takip edilerek yazılmış olduklarını düşünmemize yol açacak nedenler var. Cicero, Aristoteles'in stilinin "pürüzsüzlüğü"nü övüp yazısının akışını "altın bir ırmak"a benzetirken (Topikler I, 3; Acad., II, 38, 119) hiç kuşkusuz bu yapıtlara göndermede bulunuyordu. Ne var ki bir asırdır belli bir ölçüde yeniden oluşturulmaya çalışılan içeriği felsefe tarihçileri için sorun teşkil etmeye devam ediyor. Bunun en temel nedeni, "Yitik Aristoteles" külliyatının, korunan metinlerden anladığımız Aristotelesçilik'le yakından uzaktan bir ilgisi olmaması; büyük ölçüde Platoncu temaları geliştiriyor, hatta bazen de ustasının çalışmalarıyla aynı doğrultuda kalmak kaydıyla daha öteye giden savlar sunuyor (Bu çizgide, örneğin Evdemos ya da Ruh Üzerine diyalogunda, ruhla beden arasındaki bağları doğa karşıtı bir birliktelik olarak nitelendirip, Tyrrhen korsanlarının tutsaklarına diri diri bir cesede bağlayarak yaptıkları işkenceye benzetiyor). Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde eski Platoncu dostlarını eleştirdiğini fark ettiğimizde, acaba iki ayrı hakikat mi güttüğü sorunu depreşmeye başlıyor: bir büyük kitlelere yönelik "dışrak" (eksoterik) hakikat rejimi, bir de Lykeionlu öğrencilere münhansır "içrek" (esoterik) bir rejim. Ancak bugün yaygın kanı olarak bu yapıtların bir yerde Aristoteles'in hâlen Akademeia'ya mensup, yani Platon etkisi altında olduğu döneme ait gençlik yazıları olduğu da düşünülüyor. Hatta bu fragmanlar örneğin Jaeger gibi genetik Aristoteles okumaları yapan yorumcular için Aristoteles'in düşüncesinin evrimleşmesinin ilk noktasını tayin etmeğe kullanılmıştır.

Bu yitik yapıtların başta gelenleri şunlardır: Evdemos ya da Ruh Üstüne (Platon'un Phaidon'unun izinde), Felsefe Üzerine (Metafizik'in kimi temalarının ayırdına varabildiğiimiz bir tür tutum ibrazı yazısı), Protreptik (felsefî hayata teşvik), Gryllos ya da Retorik Üzerine (Isokrates'e karşı), Adalet Üzerine (Politika 'nın bazı temaları burada kendilerini belli ediyorlar), Asalet Üzerine, bir Şölen, vb.


Korunan Yapıtları
İkinci küme Aristoteles'in bütük olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan ibaret bir yığın elyazmasından oluşuyor. Bu yapıtlara esoterik (içrek) hatta daha doğru bir anlatımla akroamatik (yani sözel öğretime yönelik) adı veriliyor. Eskiçağ'dan itibaren bu elyazmalarının ahlafa nasıl intikal ettiği üzerine romansı bir anlatı yayılmış (Plutarkhos, Sylla'nın Yaşamı, 26; Strabon, XII, 1, 54). Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları, Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil vârisleri Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler metinleri, elyazmalarını Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden kurtarmak için; uzun zaman sonra, M.Ö. birinci yüzyılda, bunların torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar. Apellikon bunları Atina'ya götürmiş. Son olarak, Mithridates'le savaştığı sırada Sylla Appellikon'un kitaplığını ele geçirip Roma'ya taşımış. Orda da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış: Lykeion'un son skholarkh'ı (okul yöneticisi) Rodoslu Andronikos M.Ö. 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akroamatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almış.

Bu anlatı pek tutarlı gözükmüyor. Zira Aristoteles’in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğine devam eden Lykeion’un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Herhâlükârda Aristoteles’in yapıtlarının ilk önemli yayımı –bu yapıtların önemini vurgulamak için yukarıda aktardığımız söyleni yayan kişi olmasına karşın- Andronikos’unki. Aristoteles’in yapıtları ancak Andronikos’la beraber, yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra, asıl mesailerine başlayacak, üzerlerine sayısız şerh yazılacaktır. Bugün Aristoteles’in metinlerini, Andronikos’un onlara verdiği biçimde ve yaygın olarak da yine Andronikos’un koyduğu başlıklar altında okuyoruz.

Bu olguların yapılan yorumların akıbetiyle olan ilişkisi gözardı edilemez nitelikte. Nitekim, bundan şu çıkıyor ki, bugün Aristoteles’in kitapları olarak tanıdığımız yazıların hiçbiri Aristoteles’in kendisi tarafından neşredilmemiş. Aristoteles, örneğin “Metafizik”in değil; felsefe tarihinde nedenler teorisi, temel felsefî güçlükler, çokanlamlılık, edim ve güç, varlık ve öz, tanrı gibi konular üzerine yazılmış bir düzine kadar kısa incelemenin yazarı. Editörler daha sonraları bu risaleleri biraraya getirip, Aristoteles de bu konuda istemli bir ipucu vermediği için, kısmen keyfî Metafizik –yani Fizik’ten sonra okunacak inceleme- başlığı altında toplamışlardır. Bundan ötürü hem Metafizik’in ve hem Aristoteles’in diğer yapıtlarının çoğunlukla birbirinden az çok bağımsız, açıkça kavranabilir bir ilerleme sunmayan, kimi yinelemeler ve hatta bazen de çelişkiler içeren bir etütler topluluğu olarak ortaya çıkmasına şaşırmamalıyız. Yalnız tabiî ki, bu yazıları bitmemiş halleriyle umuma muhtemelen hiçbir zaman sunmayacak olan Aristoteles’e bu yüzden serzenişte bulunmak isabetsiz olur.

Öte yandan, Andronikos’un, sözü geçen risaleleri, hem lojik bir sıra, hem de didaktik kaygılar güden bir dizim içinde düzenlediğini görüyoruz (örneğin mantığın, yani bilgiye yazılmış propedötiğin, kendiliğinden bilimsel olarak nitelendirebileceğimiz incelemelerden; fiziğin de metafizikten önce gelmesi gibi...) Bu sistematik sıralamayı, eleştirellik kaygısı taşımaksızın kabul ettiğimizde bir takım terslikler de ortaya çıkmıyor değil: risalelerin –zaten farklı dönemlerde yazılmış disertasyonlarının tek bir başlık altında toplanmasıyla evvelden maskelenmiş olan- kronolojik, yani kaleme alınma sırasının kaçılınmaz olarak yerine geçen bu sıralamanın, Aristoteles külliyatının -Aristoteles adında bir filozofun varlığıyla ilişkisi erkenden unutulan- gayri şahsî bir bütün olarak tespitine az katkısı olmadığını gözlemliyoruz. Aristoteles felsefesine yorumcular tarafından sıklıkla atfedilen sistematik karakter, büyük ölçüde eserlere bütünüyle dışlak bir neşrî keyfiyetten doğmuş oluyor, bir taraftan da bu fikri saklanmış yapıtların eğitselliği kuvvetlendiriyor.

Bir yorum çalışması, bu metinlerin yalnız didaktik maksadını değil, aynı zamanda Aristotelesçi eğitimin, örneğin Sokratesçi gelelenekteki monologlu değil de diyaloglu eğitiminden ayrışan, kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aristotelesçi eğitimde karşımızdaki yazarın tutumu, çömezleriyle diyalog halinde bir ustanınki olmasa da, gene de bir ustanın zihninde ve eserinde diyalog halinde olan, çoğu zaman geçmiş filozoflardan alıntılanmış, düşüncenin huzuruna çıkartılmış tezler. Böylelikle, Aristoteles’in yapıtlarında, bir doktrinin dogmatik sunumuna değil, güçlükler ve çelişkiler arasından kendine yol açan, zaman zaman büyük zahmetle yolunu arayan bir hakikatin oluşumuna tanık oluyoruz. Aristoteles’in incelemelerinde oldukça az sayıda tasımla karşılaşmamıza, bu incelemelerin silojistik üslupta değil de Aristoteles’in de dediği gibi “diyalektik” bir strüktürle tertiplenmiş olmasına öyleyse şaşmamalı: “diyalektik”, yani bir diyalog misali terakki eden, pro ve kontra argümanlar arasında gidip gelen.

Yapıtlarının listesi
Mantık
* Organon :
o Yüklemler
o Yorum Üzerine
o Birinci Çözümlemeler
o İkinci Çözümlemeler
o Yerlemler
o Sofistiklerin çoğalması sonu çürükler

Doğa yazıları
# Kosmos Üzerine (Περὶ κόσμου De Mundo)
# Fizik (Φυσική Physica)
# Gökyüzü Üzerine (Περὶ οὐρανοῦ De Caelo)
# Gök Cisimleri Üzerine (Μετεωρολογικά)
# Can Üzerine (Περὶ ψυχῆς De Anima)
# Kısa Doğa Yazıları (Parva Naturalia)

* Duyular Üzerine Περὶ αἰσθήσεως
* Anı ve Anımsama Üzerine Περὶ μνήμης καὶ ἀναμνήσεως
* Uyku ve Uyanma Üzerine Περὶ ὕπνου καὶ ἐγρηγόρεως
* Rüyalar Üzerine Περὶ ἐνυπνίων
* Uykuda Kehanet Üzerine Περὶ τῆς καθ' ὕπνον μαντικῆς
* Uzun ve Kısayaşamlılık Üzerine Περὶ μακροβιότητος καὶ βραχυβιότητος
* Gençlik ve İleri Yaş Üzerine Περὶ νεότητος καὶ γήρως. Περὶ ζωῆς καὶ θανάτου
* Soluma Üzerine Περὶ ἀναπνοῆς
* Nefes Üzerine Περὶ πνεύματος

# Hayvanların Tarihi Üzerine (Περὶ τὰ ζῷα ἱστορίαι Historia Animalium)
# Hayvanların Kısımları Üzerine (Περὶ ζῴων μορίων De Partibus Animalium)
# Hayvanların Hareketi Üzerine (Περὶ ζῴων κινήσεως De Motu Animalium)
# Hayvanların Gelişimi Üzerine (Περὶ πορείας ζῴωνDe Incessu Animalium)
# Hayvanların Oluşumu Üzerine (Περὶ ζῴων γενέσεως De Generatione Animalium)
# İkincil Yazılar Opera Minora

* Renkler Üzerine Περὶ χρωμάτων
* Duyulan Şeyler Περὶ ἀκουστῶν
* Fizyognomikler Φυσιογνωμονικὰ
* Bitkiler Üzerine Περὶ φυτῶν
* Duyulduk Harikulâde Şeyler Περὶ θαυμασίων ἀκουσμάτων
* Mekanik (Μηχανικά Mechanica)
* Görünmez Çizgiler Üzerine Περὶ ἀτόμων γραμμῶν
* Rüzgârların Yerleri ve Adları Ἀνέμων θέσις καὶ προσηγορίαι
* Melissos, Ksenofanes ve Gorgias Üzerine Περὶ Μελίσσου, Περὶ Ξενοφάνους, Περὶ Γοργίου

# Sorunlar Προβλήματα
# Doğa Cetveli (Scala Naturae)

Fiziksonrası-Varlıkbilim
* Doğa Yazılarından Sonra Gelenler (Τὰ μετὰ τὰ φυσικά Metaphysica)

Estetik ve Politika üzerine
* Ekonomikler (Οἰκονομικά Oeconomica)
* Magna Moralia (Ἠθικὰ μεγάλα Magna Moralia)
* Nicomakos'a Etik (Ἠθικὰ Νικομάχεια Ethica Nicomachea)
* Atinalıların Yasası (Ἀθηναίων πολιτεία)
* Eudemos'a Etik (Ἠθικὰ Εὐδήμεια Ethica Eudemia)
* Erdemler ve Erdemsizlikler Üzerine (Περὶ ἀρετῶν καὶ καιῶν)
* Politika (Πολιτικὰ Politica')

Estetik
* İskender'e Retorik Ῥητορικὴ πρὸς Ἀλέξανδρον
* Retorik (Τέχνη ῥητορική Ars Rhetorica)
* Poetika (Περὶ ποιητικῆς Ars Poetica)

Aristoteles, Platon’un eleştirisi
Aristoteles'in düşüncesinin evrimi hakkında süregelen tartışma ne boyutta olursa olsun, Platoncu bir okulda yetiştiği için ilk önce bu felsefeyle kopuşunun nedenlerini belirgin biçimde ortaya koyma kaygısı taşıdığını düşünmemiz için geçer sebepler var. Homeros hakkında Platon'un bir sözünü Aristoteles'le beraber Nikomakhos'ta Etik'te yazdığı gibi yad edecek olursak, hem dostluk, ve hem hakikat onun için kıymetli olsa dahi, ikinciyi birinciye yeğlemek durumdadır.

Aristoteles ve önceki felsefeler
"Varlığın bilimi"
Aristoteles, daha önce de söylediğimiz gibi, Metafizik başlığını taşıyan bir yapıtın yazarı değil. Zira bu derlemenin, kitap sırasının, hatta başlığının kendisinin dahi sorumluluğu sonradan gelen editörlere aittir. Bu durumun felsefece bir önemi olmazdı, meğerki bu ondört kitapta geliştirilen felsefî kurgu kolayca kavranabilir bir birlik ve süreklilik sergileye. Aslında, burada iki çok farklı tasarıyı fiile geçiriyor gibi gözüküyor ve bu ikisinin geleneksel olarak metafizik adı altında anılarak birbirleriyle özdeşleştirilmesi, aralarındaki bağıntının problematikliğini maske ediyor.

kaynak: tr.wikipedia.org

30 Aralık 2009 Çarşamba

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski kimdir?


Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский, Dinle (Yardım·bilgi)) (d: 11 Kasım 1821, Jülyen: 30 Ekim, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Jülyen: 28 Ocak, Sankt Petersburg), Rus roman yazarıdır. Çocukluğu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçiren Dostoyevski, annesinin ölümünden sonra Petersburg'taki Mühendis Okulu'na girdi. Babasının ölümünü burada haber aldı. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü'ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı.[1] Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı.

1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. Sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, altı yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg'a yerleşti.[1]

Petersburg'a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862'de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumaranelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasından yürüdü.[2] Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski'nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi.

Hayatı
Çocukluğu ve Gençliği
Dostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski'nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu.[4] Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu.[5]. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı.[1]

Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi.[1] Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikayelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova'da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839'daki ani ölümünü burada öğrendi.[1][4]

Eşinin ölümünden sonra kendisini içkiye daha çok veren babası Mikhail bu olayın ardından sahibi olduğu toprağa çekilmişti. Mikhail'in ölümünün sebebi tam olarak bilinmiyor. İddialardan biri, eşinin ölümünden sonra toprağına çekilen Mikhail'in buradaki köylülere çok kötü davrandığı ve onun kötülüklerine katlanamayan köy halkının en sonunda onu öldürdüğüdür.[6] Bir başka iddia da Mikhail'in tamamen doğal sebeplerden öldüğüdür. Babasının ölümünü Petersburg'ta haber alan Dostoyevski, onun ölümünü istediği düşüncesi yüzünden depresyona girdi. Sara nöbetlerinin ilkini hayatının bu evresinde geçirmeye başladı. Petersburg Mühendis Okulu'ndaki öğrenimini başarıyla bitirerek, asteğmen rütbesiyle Petersburg'taki İstihkâm Müdürlüğü'nde göreve verildi. Ancak bu görevi bir yıl sürdürebildi. Askerlikten nefret eden Dostoyevski görevinden istifa ederek yazarlığa başladı.

İlk yazarlık dönemi
Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Ljudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı.[7] Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı.[2] Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski'ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. Şair Nikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında "Yeni bir Gogol doğdu" diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvojnik) yayımlandı.[8] Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikayesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti.[9]

1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozjajka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboje Sjerdce) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı.[9] Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi.

Sibirya'ya sürgün
Dostoyevski, 23 Nisan 1849 tarihinde devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiasıyla sekiz arkadaşı ve ağabeyi ile birlikte tutuklandı. Ölüm cezasına çarptırılan Dostoyevski, sekiz ay hapisanede yattıktan sonra diğer dokuz komplocu ile idam edilecekleri yere götürüldü.[10] Tam kurşuna dizilmek üzerelerken af kararı çıktı. İdam cezası, dört yıl kürek ve altı yıl adî hapis cezasına dönüştürüldü. Sibirya'daki Omsk Kalesi'ne sürüldü.[9] Suç ve ceza kavramları ile en yoğun şekilde burada tanıştı. Kürek mahkumu olduğu süre içinde, kolları damgalandı, kafası tıraş edildi ve taş kırdı. Sara nöbetleri yüzünden birçok kere hastaneye kaldırıldı. Burada geçirdiği yıllar İncil'i ve mahkumlardaki gönül zenginliğini keşfetmesine olanak sağladı.[1]

Sürgünde geçirdiği dört senenin ardından 1854 yılında kürek cezasından kurtularak er rütbesi ile kışla hizmetine verildi. Semipalatinsk'te zorunlu ikamete mahkum edildi. Burada bulunan Alayın Yedinci Hat Taburunda beş yıl görev yaptı. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılının Şubat ayında, veremli ve dul Maria Dmitrievna Isayeva ile, subay kocasının ölümünden sonra evlendi. Dostoyevski, Isayeva ile ona acıdığı için evlendi.

İkinci yazarlık dönemi
1859'da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonra Petersburg'a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremja (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı.[11] Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unizenniye i Oskorblenniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı.[11] Romanda bir zihnin derinliklerine indi.[9] Suç ve Ceza (Prestupleni i Nakazani)[12] ve Kumarbaz (İgrok)[13] adlı yapıtları 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza'yı 1858 yılında Semipalatinsk'te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikaye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya'dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail'e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında
Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır.

diye yazdı.
Dostoyevski'nin ikinci eşi Anna

Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov'un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza'yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski'nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866,[14] Ebedi Koca (Veşnı Muzh) 1870,[15] Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı.[16] Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi.[9] Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi.[11] 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelja)[17] ve 1879'da Karamazov Kardeşler (Brat'j Karamazovi) adlı romanları yayımlandı.[18] Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov'dan ilham aldı.[19] Zosima ve Alyosha'nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı.[4] 1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü.

Temalar
Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı İnsancıklar'dan sonra yazdığı Öteki ve Ev Sahibesi ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı Öteki adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti.[11]

Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya "Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim" diye açıklamıştı. Ecinniler'de Stavrogin'i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı.[3]

Dostoyevski kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, "Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu" diyerek Karamazov Kardeşler adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov'un tepkisinin benzerini gösterdi.[3] Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski'nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı.[11]

Andre Gide, Ezilenler adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği Ezilenler'de bulunan temanın Ebedî Koca'da, Ecinniler'de ve Karamozov Kardeşler'da da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski'nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti.[20]

Devlet aleyhinde bir komploya katıldığı iddiası ile tutuklandıktan sonra sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, suç ve ceza kavramlarıyla en yoğun şekilde burada karşılaştı. İdam edilmek üzereyken affedildi. Cezası dört yıl kürek ve altı yıl adî hapse dönüştürüldü. Dört yılın sonunda er rütbesi ile kışlaya verildi ve 1859 yılında terhis edildi. Suç ve Ceza adlı eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını vesiyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill'in ekonomik refah için biresel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov'un ağzından eleştirdi.[21]

Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı'dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı çoşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.

Eserleri
Romanlar
* (1846) Bednye lyudi (Бедные люди); Türkçe yayım adı: İnsancıklar
* (1849) Netochka Nezvanova (Неточка Незванова); Türkçe yayım adı: Netochka Nezvanova
* (1861) Unizhennye i oskorblennye (Униженные и оскорбленные); Türkçe yayım adı: Ezilmiş ve Aşağılanmışlar
* (1862) Zapiski iz mertvogo doma (Записки из мертвого дома); Türkçe yayım adı: Ölüler Evinden Anılar
* (1864) Zapiski iz podpolya (Записки из подполья); Türkçe yayım adı: Yeraltından Notlar
* (1866) Prestuplenie i nakazanie (Преступление и наказание); Türkçe yayım adı: Suç ve Ceza
* (1867) Igrok (Игрок); Türkçe yayım adı: Kumarbaz
* (1869) Idiot (Идиот); Türkçe yayım adı: Budala
* (1872) Besy (Бесы); Türkçe yayım adı: Ecinniler
* (1875) Podrostok (Подросток); Türkçe yayım adı: Delikanlı
* (1881) Brat'ya Karamazovy (Братья Карамазовы); Türkçe yayım adı: Karamazov Kardeşler

Kısa Öyküler
* (1846) Dvojnik (Двойник. Петербургская поэма); Türkçe yayım adı: "Öteki"
* (1847) Roman v devyati pis'mah (Роман в девяти письмах); Türkçe yayım adı:
* (1847) "Gospodin Prokharchin" (Господин Прохарчин); Türkçe yayım adı: "Mr. Prokharchin"
* (1847) "Hozyajka" (Хозяйка); Türkçe yayım adı: "Ev Sahibesi"
* (1848) "Polzunkov" (Ползунков); Türkçe yayım adı: "Polzunkov"
* (1848) "Slaboe serdze" (Слабое сердце); Türkçe yayım adı: "Bir Yufka Yürekli"
* (1848) "Chuzhaya zhena i muzh pod krovat'yu" (Чужая жена и муж под кроватью); Türkçe yayım adı: "The Jealous Husband"
* (1848) "Chestnyj vor" (Честный вор); Türkçe yayım adı: "An Honest Thief"
* (1848) "Elka i svad'ba" (Елка и свадьба); Türkçe yayım adı: "A Christmas Tree and a Wedding"
* (1848) Belye nochi (Белые ночи); Türkçe yayım adı: Beyaz Geceler
* (1857) "Malen'kij geroj" (Маленький герой); Türkçe yayım adı: "Küçük Kahraman"
* (1859) "Dyadyushkin son" (Дядюшкин сон); Türkçe yayım adı: "Amcanın Rüyası"
* (1859) Selo Stepanchikovo i ego obitateli (Село Степанчиково и его обитатели); Türkçe yayım adı: Stepanchikovo Köyü
* (1862) "Skvernyj anekdot" (Скверный анекдот); Türkçe yayım adı: "Tatsız Bir Olay"
* (1865) "Krokodil" (Крокодил); Türkçe yayım adı: "Timsah"
* (1870) "Vechnyj muzh" (Вечный муж); Türkçe yayım adı: "Ebedi Koca"
* (1873) "Bobok" (Бобок); Türkçe yayım adı: "Bobok"
* (1876) "Krotkaja" (Кроткая); Türkçe yayım adı: "Uysal Bir Ruh"
* (1876) "Muzhik Marej" (Мужик Марей); Türkçe yayım adı:
* (1876) "Mal'chik u Hrista na elke" (Мальчик у Христа на елке); Türkçe yayım adı:
* (1877) "Son smeshnogo cheloveka" (Сон смешного человека); Türkçe yayım adı: "Bir Adamın Düşü"

Kurgusal olmayan eserler
* Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları (1863)
* Bir Yazarın Günlüğü (Дневник писателя) (1873–1881)

Dostoyevski hayran sitesi: http://www.fyodordostoevsky.com/

kaynak: tr.wikipedia.org

Abdullah Aymaz kimdir?


Abdullah Aymaz, ilahiyatçı, gazeteci, yazar.

Kütahya'nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde 1949'ta doğan Abdullah Aymaz, ilkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İzmir İmam Hatip Lisesi'nde okuduğu yıllarda Gurbet dergisinde yazıları yayımlanmıştır. İzmir Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olup Tire ve İzmir'de öğretmenlik görevinde bulunmuştur. Özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetleri de yapmıştır. 1978'de yayın hayatına giren Sızıntı dergisinde yazılar kaleme almıştır. Gazetecilik hayatına 1988'de Zaman gazetesinde başlamıştır.[1] Zaman gazetesinin ilk taşra temsilciliğinin Konya'da açılmasında öncülük etmiştir. Mart 1988 ile Haziran 1992 tarihleri arasında gazetenin yayın yönetmenliğini yapmıştır.[2] Daha sonra aynı gazetenin Genel Yayın Yönetmen Yardımcılğı görevinde de bulunmuştur. Halen Zaman Gazetesi'de köşe yazıları yazmaktadır. Safvet Senih, Hüseyin Bayram ve İsmail Yediler müstear adları ile yayımlanmış yazı ve kitapları bulunmaktadır.

Eserleri
* Sadık Yar
* Meryem Gibi
* Sen Yusuf Musun?
* Yusuflar'a
* Günümüz Yusuflarına
* Evrensel Dil
* Işığın Düştüğü Yerler
* Kardelenlerimiz
* Şifa Çiçekleri
* Diyalog Adımları
* Çitlembik 1 /Nükteler
* Çitlembik-2 /Nükteler
* Çitlembik-3 / Su Gibi Aziz
* Çitlembik-4 / Şahit Olmaya Geldik Sahip Olmaya Geldik
* Çitlembik-5 / Dua Hazinesi
* Çitlembik-6 / Anadolu'nun En Büyük Sadakası
* Yaratılış ve Darwinizm
* Lemaat
* Münazarat
* Sünuhat
* Barla Lahikası Üzerine
* Ayetül Kübra Üzerine
* Kastamonu Lahikası Üzerine
* Emirdağ Lahikası Üzerine-1
* Emirdağ Lahikası Üzerine-2
* Muhakemat Üzerine Sadeleştirme ve Açıklama
* Hutbe-i Şamiye Üzerine Sadeleştirme ve Açıklama
* Cihetsiz Sesler (Göze Takılanlar - 1)
* Bakıp Göremediklerimiz (Göze Takılanlar - 2)
* Sözün Çağrısı (Göze Takılanlar -3)
* Söz Saati (Göze Takılanlar - 4)
* Göze Takılanlar / Makaleler ve Gezi Notları 1-2-3-4

Hüseyin Bayram adı ile basılan eserleri
* Zeka Tomurcuklarına Damlalar

Safvet Senih adı ile basılan eserleri
* Onlar Yıldız Gibiydi
* Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2)
* Duyduklarım Gördüklerim
* Hatıralar Işığında
* Kelimeler Armonisi
* Öze İşleyen Söz
* Hücre Devleti
* Hikmet
* Gaybın Haberleri
* Peygamberler
* Kıssa-i Musa
* Hızır ve Dostları
* Hızıri Adımlar / Uzakları Yakın Eylemek
* Şüpheler Üzerine
* İlim Açısından Kader
* Yaratılış ve Kader
* Ölüm ve Diriliş
* Ruhlar ve Ötesi
* Kur'an ve İlimler
* Kur'an da Edebi Veche
* Miraç Şehsuvarı
* Mercan Mağaraları
* Hadislerin Işığında Hadiseler
* Hazinelerin Anahtarı Besmele
* İbadetin Getirdikleri
* Zilzal ve Dua / Yüzyılın Felaketi Depreme Farklı Bir Bakış

kaynak: tr.wikipedia.org

26 Aralık 2009 Cumartesi

Yaşar Kemal kimdir? Eserleri ve Hayatı



Yaşar Kemal , (doğum: 1923 - Hemite, Osmaniye) Kürt asıllı Türk, Romancı, senaryo ve öykü yazarı.

Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli'dir. Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu. Aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki işgal yüzünden uzun bir göç süreci sonunda Adana’nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşmişti. Küçük yaşta bir kaza nedeniyle bir gözünü kaybetti. Burhanlı Köy İlkokulu'nda başladığı ilköğrenimini Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamladı. Adana’da ortaokula devam ederken bir yandan da çırçır fabrikasında işçilik yaptı. Ortaokulu son sınıfta terk ettikten sonra çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele’de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli’nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. Yirmiye yakın işte çalıştığı bu yıllarda en uzun işi beş yıl üst üste yaptığı çeltik tarlalarında kontrolörlük oldu. Bu arada 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. Askerlikten sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptıktan sonra arzuhalcilik yapmaya başladı, çeşitli güçlüklerle karşılaştığı için bu işi de sürdüremedi. 1950’de Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmak savıyla tutuklandı ve bir süre Kozan Cezaevi’nde yattı. 1951’de salıverilince İstanbul’a gitti.

Kısa bir işsizlik döneminin ardından Cumhuriyet Gazetesi'nde röportaj yazarlığı ile başladığı gazeteciliği fıkra yazarlığı ve kurduğu yurt haberleri serisinin yönetimi ile sürdürdü (1951-63). 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi başkanlığı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. 1963’te ayrıldığı gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma uğraşına verdi. 1967’de haftalık dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. Sorumlusu olduğu bu derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel Kitabı adlı yapıttan dolayı 18 ay hüküm giydi. Bu karar Yargıtay tarafından bozuldu. Ant dergisindeki yazılarından dolayı çeşitli kovuşturmalara uğradı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 yıllarında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1995’te Der Spiegel’de çıkan bir yazısı dolayısıyla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, 20 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi. PEN Yazarlar Birliği üyesi. Halen İstanbul’da yaşamakta ve yazarlık ile yaşamını sürdürmekte olan Yaşar Kemal bir çocuk babasıdır.

Yazar küçük yaşlarda halk edebiyatına ilgi duydu; saz çalmaya, türkü söylemeye ve destanlar anlatmaya başladı. Yöredeki halk ozanlarıyla karşılıklı atışmalar yaptı. İlkokulda okurken şiir yazmaya başladı. Köy köy dolaşarak folklor ürünleri derledi. Bu yıllarda şiirlerini Kemal Sadık Göğceli adı ile Türksözü (1939), Yeni Adana (1939) ve Vakit (1940) gazetelerinde ve Varlık, Kovan, Ülkü, Millet, Beşpınar dergilerinde yayımladı. 1940’lı yıllarda Adana’da çıkan Çığ dergisi çevresindeki yazar ve aydınlarla ilişki kurdu ve şiirleri o dergide de yayımlanmaya başladı. Abidin Dino ve ağabeyi Arif Dino ile kurduğu yakınlık onun düşünce ve edebiyat dünyasının gelişimini etkiledi. Ramazanoğlu Kütüphanesi’nde çalıştığı dönemde eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine kadar pek çok kitapla tanışma olanağı buldu. Bu sıralarda Orhan Kemal’le de tanıştı. İlk öyküleri “Bebek”, “Dükkâncı”, “Memet ile Memet” 1950’lerde yayımlandı. İlk öyküsü “Pis Hikâye”yi ise 1944’te Kayseri’de askerliğini yaparken yazdı. Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde konularını Çukurova ve Çukurova insanından aldı; bu yöre insanlarının ekonomik sıkıntılar ve güç doğa koşullarındaki savaşımını insan-doğa-çevre ilişkisi içerisinde ele aldı; giderek uzun öykülere yöneldi.

Bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar (1943), o güne değin hiç derlenmemiş ya da çok az ilgi gösterilmiş tekerlemeleri ve ağıtları gün ışığına çıkardı. Bu ağıtları 16 yaşından itibaren derlemeye başlayan yazar, daha sonra Karacaoğlan’ın yayımlanmamış şiirleri üzerine çalıştı. Söz konusu derleme ve çalışmalar, yazarın ileride yazacağı romanlara önemli ölçüde malzeme sağladı.

Cumhuriyet Gazetesi'ne girdikten sonra Yaşar Kemal imzası ile yazmaya başladı. Bu dönemde Anadolu insanının iktisadi ve toplumsal sorunlarını dile getirdiği dizi röportajları ile tanınmaya başladı: “Yanan Ormanlarda Elli Gün” (1955), “Çukurova Yana Yana” (1955). “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” (1955), “Peri Bacaları” (1957). 1952’de yayımlanan ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ta da yer alan “Bebek” öyküsünün Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlandığı dönemde yazarın imzasına olan merak giderek artmaya başladı. 1953-54’te Cumhuriyet’te tefrika edilen ilk romanı İnce Memed ise büyük ilgi uyandırdı.

Türkiye’de tarımdan sanayileşmeye geçiş evresi olarak nitelenebilecek 1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde makineleşmeye açılması ve verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşımının kızışması, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçları Yaşar Kemal’in romanlarının ilk evresinin ana temasını oluşturmuştur denilebilir. Ağa baskısı karşısında dağa çıkan eşkıya İnce Memed’le yazar, bir destan kahramanını anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da eleştirisini yapar. Roman, ağalara karşı Çukurova’nın yoksul halkına arka çıkan İnce Memed’in halkı için savaşımını konu alır. Roman kahramanının Toroslar’da beş köyün bütün topraklarına sahip bir ağaya karşı direnişi ve çekişmeleri uzun bir serüveni kapsar. Sonunda İnce Memed toprakları gerçek sahipleri olan köylülere dağıtır, ağayı öldürür, dağa çekilip kayıplara karışır ve bir efsane kişisi haline gelir. Yazarın kendi deyimiyle “mecbur adamın” öyküsüdür İnce Memed. Yayımlandığı dönemde büyük yankı yaratmış olan İnce Memed’de yazarın geleneksel masal, efsane tema ve motiflerinden yararlanarak çağdaş düzeyde romantik bir öykü kurduğu gözlenir. Teneke (1967), Çukurova yöresindeki çeltik ağalarına karşı mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakamın trajik öyküsünü işler, “aydının mücadele gücü”nü dile getirir. Daha sonra bu romanı iki perdelik oyun biçiminde sahneye uyarlamıştır.

Psikoloji ve simgesel öğelerin yer yer ağır bastığı “Dağın Öteki Yüzü” üçlemesinin ilk kitabı olan Orta Direk’te (1960) yazar, “Torosların arka yanındaki” bir köyün insanlarının, pamuk tarlalarında ırgatlık yapmak için, Çukurova’ya doğru yola koyuluşlarını, tabiatla dövüşe dövüşe Çukurova’ya varışlarını anlatır. Roman destansı bir hava içinde ve bu havaya uygun bir Türkçe ile kaleme alınmıştır. Bu “üçleme” yazarın, Orta Direk’in önsözünde de belirttiği gibi, kendi yaşantısı ve tanıklığıdır. Dizinin ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır (1963) bir köy topluluğunun mit yaratması öyküsüdür. Yer Demir Gök Bakır’da, güçlükler içinde bunalan, yaşama şartlarını değiştirmek için bir umutları, bir düşünceleri olmayan köylülerin, insanoğlunun çaresiz kaldıkça başvurduğu çözüme başvurarak, bir mit yaratmalarını ve bu mite sığınışlarını anlatır. Üçlemenin son kitabı Ölmez Otu’nda ise bir yandan değişen koşullar içinde bu mitin yıkılışı anlatılırken, diğer yandan da bir kişinin bir cinayet mitini yaratışı anlatılır. Üçlemenin ilk iki kitabında korkunç sefalet koşullarında duygulanımlara kapılmadan, büyük bir serinkanlılıkla ve bir romancı gözü ile köyün ekonomik ve toplumsal gerçekliği, köylülerin yaşama ve çalışma koşullarını veren Yaşar Kemal Ölmez Otu’nda nesnel koşulları geri plana alarak doğrudan doğruya insana eğilir.

“Irmak Roman” niteliğindeki “Akçasazın Ağaları” adlı dizinin ilk iki kitabı Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973) ve Yusufcuk Yusuf’ta (1975) ülkenin tarihsel gelişimi sürecinde Çukurova’daki toplumsal yapının değişimi anlatılır: Derebeyi artığı ağa tipinin çöküşünü, yok oluşunu ve bu yok oluşa koşut giden gelişmeyi; bir başka yönüyle Demokrat Parti’nin kredi yardımları ile tarımdan para kazanan ağaların sanayiye yatırım yapmalarını anlatarak eski toprak ağalarının yavaş yavaş sanayici olmaları sürecini betimler. Ne var ki Yaşar Kemal bu toplumsal değişme sürecinin üzerinde fazla durmaz; asıl göstermek istediği, bir düzenin çöküşü ve yozlaşmasıdır. Bu romanlarında Çukurova’da kapitalizmin gelişmesiyle yok olmaya yüz tutan bir yapının son çırpınışlarını, toprak ağası iki ailenin gerçeğinde verir.

Hüyükteki Nar Ağacı’nda, Çukurova’da tarımdaki makineleşme sonucunda ortaya çıkan işsizlik sorunu ele alınır. Çukurova’ya çalışmaya inen kırsal kesim insanının bu yeni gelişme karşısındaki dramını ve çaresizliğini işler. “Kimsecik” üçlemesinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu yarı özyaşam öyküsü niteliği taşımaktadır. Van Gölü kıyısındaki bir köyden yine Çukurova’ya göçen bir ailenin karşılaştıkları sorunlar çevresinde göç serüveni yansıtılır. Bu üçlemenin ortak noktasını köy insanlarının, özellikle de bir köy çocuğunun duyguları, düşünceleri, özleyişleri oluşturmaktadır. “Korku” teması bu “üçleme”nin odağında yer almaktadır. Özellikle “üçleme”nin ikinci kitabı Kale Kapısı “korkunun romanı” olarak nitelenebilir. “Üçleme”nin son kitabı Kanın Sesi bir evdeki kişilerin, daha çok da bir çocuğun, Salman’ın öyküsüdür aynı zamanda, Salman’la birlikte bütün çocukların öyküsüdür. Kanın Sesi “korkunun sesi”, “cinayetin sesi” olduğu kadar “sevginin sesi”dir de.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. Halk öykücülüğünden yola çıkarak, sözlü gelenekte yaşayan Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik öykülerini Üç Anadolu Efsanesi (1967) adıyla yeniden kaleme almıştır. Ağrıdağı Efsanesi’nde (1970) bir aşk olayından yola çıkarak ve bu simgesel tema içerisinde baskı karşısında halkın dayanışma gücünü; Binboğalar Efsanesi’nde (1971) ise Toros eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerleşik düzene geçmeleriyle ortaya çıkan güçlükleri, düş kırıklıklarını ve geçmiş yaşamlarına duydukları özlemi anlatır. Osmanlının son dönemlerinde haksızlıklara karşı dağa çıkmış bir eşkıyanın yaşamını Çakırcalı Efe’de (1972) ele alır. Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da ise yine bir halk öyküsünden yola çıkar; alegorik bir üslupla sömürenlerle sömürülenler arasındaki ilişkiler anlatılır.

Yaşar Kemal 70’li yılların ortalarından itibaren yazarlığında yeni bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye başlar. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuşlar da Gitti (1978) ve Deniz Küstü (1978) romanlarında yazar ilk kez Çukurova dışına çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinir. Deniz Küstü’de büyük kentin karmaşasını, yozluğunu işler. Deniz insanının kentteki yaşam serüveninden yola çıkarak kente yabancılaşmasını, deniz doğasının yok oluşunu yansıtır. Aynı olguyu Kuşlar da Gitti’de çocukların dünyasından ele alır. Bir deniz kasabasındaki insanların sorunlarını, uğraşılarını, birbirleriyle ilişkilerini Al Gözüm Seyreyle Salih’te dile getirir.

“Bir Ada Hikâyesi” üçlemesinin ilk kitabı olarak kaleme aldığı Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’da Ege’de mübadele hükümleri gereğince Yunanistan’a göç ettirilen Rumların boşalttığı bir ada ekseninde Balkan Savaşı’ndan Sarıkamış’a, değin yakın tarihte yaşanan acıları dile getirir. K. Şahin, romanı değerlendirirken “Romanın asıl amacı, mübadele sonrasının kıpırtısızlığında bu topraklarda yaşanan savaşlara, çoktan unutulmuş olan, kimsenin sözünü bile etmediği, etmek istemediği savaşlara dair bir şeyler anlatmak sanki” der.

Yazarın Anadolu insanının sözlü anlatım geleneğinin ürünleri olan destanlardan, ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan, türkülerden ve çağdaş roman tekniklerinden yararlanarak vardığı bireşim ve üslup onu her bakımdan özgün bir çağdaş sanatçı kimliğine ulaştırmıştır. Kurduğu imge ve mit dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı, kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılan özellikler olarak görünmektedir. Anlatımındaki özgünlük “düşle gerçeği, doğayla insanı iç içe” vermedeki başarısından kaynaklanmaktadır. Yarattığı dünyanın dış görünümünü etkileyici bir biçimde çizer. Şiirsel üslubu, olağanüstü düş gücü, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu özgün kıldığı kadar güçlü de kılan özellikleridir.

Yazarın İnce Memed adlı romanı yaklaşık 40 dile çevrilerek yayımlandı. Diğer romanları da çok sayıda yabancı dile çevrildi; kitaplarının yurtdışındaki baskısı 140’tan fazladır. Bu bağlamda uluslararası bir üne sahip olan Yaşar Kemal ilgili kurum ve kişilerce Nobel Edebiyat Ödülü’ne de aday gösterilmiştir.

Roman ve öykülerinden yapılan uyarlamalarla çağdaş Türk tiyatrosuna da katkıları oldu; Yer Demir Gök Bakır, “Uzundere” adıyla 1965’te, Teneke yazarın oyunlaştırması ile Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından 1965’te ve Ağrı Dağı Efsanesi 1974’te çeşitli tiyatrolar tarafından sahnelendi. Birçok yapıtı da sinemaya uyarlandı. Bunlardan “Beyaz Mendil”i 1955’te Lütfü Akad; “Namus Düşmanı”nı 1957’de Ziya Metin; “Alageyik”i 1959’da, “Karacaoğlan’ın Sevdası”nı 1959’da ve “Ölüm Tarlası”nı 1966’da Atıf Yılmaz; “Ağrı Dağı Efsanesi”ni 1974’te Memduh Ün; “Yılanı Öldürseler”i 1981’de Türkân Şoray, “İnce Memed”i 1984’te Peter Ustinov ve “Yer Demir Gök Bakır”ı 1987’de Zülfü Livaneli yönetti.

İspanyol göçmeni Mandil Paşa'nın torunu Tilda ile evliydi.

Eserleri:

Öykü
* Sarı Sıcak, İst.: Varlık, 1952
* Bütün Hikâyeler, İst.: Cem, 1975.

Roman
* İnce Memed, I. Cilt, İst., 1955
* Teneke, İst.: Varlık, 1955
* Orta Direk, İst.: Remzi, 1960
* Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven, 1963
* Ölmez Otu, İst.: Ant, 1968
* İnce Memed, II. Cilt, İst., 1969
* Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti, İst.: Cem, 1974
* Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf, İst.: Cem, 1975
* Yılanı Öldürseler, İst.: Cem, 1976
* Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem, 1976
* Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet, 1978
* Deniz Küstü, İst.: Milliyet, 1978
* Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I, İst.: Toros, 1980
* Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros, 1982
* İnce Memed, III. Cilt, İst., 1984
* Kale Kapısı / Kimsecik II, İst.: Toros, 1985
* İnce Memed, IV. Cilt, 1987
* Kanın Sesi / Kimsecik III, İst.: Toros, 1991
* Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana / Bir Ada Hikayesi I, İst.: Adam, 1997
* Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi II, İst.: Adam, 2002
* Tanyeri Horozları / Bir Ada Hikayesi III, İst.: Adam, 2002.

Destansı Roman
* Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat, 1967
* Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem, 1970
* Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem, 1971
* Çakırcalı Efe, İst.: Ararat, 1972.

Röportaj
* Yanan Ormanlarda 50 Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti, 1955
* Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe, 1955
* Peribacaları, İst.: Varlık, 1957
* Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem, 1971
* Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem, 1974.
* Allahın Askerleri, İst.: Milliyet, 1978

Deneme-Derleme
* Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943
* Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961
* Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974
* Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile)
* Ağacın Çürüğü: Yazılar - Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980
* Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985
* Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: Yapı Kredi, 1997
* Ustadır Arı, İst.: Can, 1995
* Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995.
* Binbir Çiçekli Bahçe, İst.: YKY, 2009.

Çocuk Romanı
* Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem, 1977

Çeviri
* Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile), İst.: Adam, 1977

Ödülleri
* 1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı (“Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile)
* 1956 Varlık Roman Armağanı (İnce Memed ile)
* 1966 İlhan İskender Armağanı (Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile)
* 1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü (“Teneke” oyunu ile)
* 1974 Madaralı Roman Armağanı (Demirciler Çarşısı Cinayeti ile)
* 1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü (Yer Demir Gök Bakır ile)
* 1978 Fransa'da En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Ölmez Otu ile)
* 1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü (Binboğalar Efsanesi ile)
* 1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü
* 1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi
* 1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü
* 1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
* 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kale Kapısı ile)
* 1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü
* 1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı
* 1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası
* 1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı
* 1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası
* 1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü
* 1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı
* 1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)
* 1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce Özgürlüğü Ödülü
* 1996 Kanın Sesi ile Akdeniz Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa)
* 1996 VIII Katalunya Uluslararası Ödülü (Barcelona, İspanya)
* 1996 Lillian Hellman/Dashiell Hammett Baskıya Karşı Cesaret Ödülü, İnsan Hakları İhlallerini İzleme Örgütü,(New York)
* 1997 Toplu eserleri için Premio Internazionale Nonino Ödülü, İtalya
* 1997 Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsala, İsveç)
* 1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka ile ortak
* 1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar Birliği Ödülü
* 1998 Frei Üniversitesi Berlin Fahri Doktora
* 1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü
* 2002 Bilkent Üniversitesi Fahri Doktora
* 2003 Z. Homerus Şiir Ödülü
* 2003 Savanos Ödülü (Selanik)
* 2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek Ödülü.
* 2008 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülü

kişisel adresi: www.yasarkemal.net

kaynak: tr.wikipedia.org

24 Aralık 2009 Perşembe

Stephen King kimdir?


Stephen Edwin King (doğum 21 Eylül 1947, Portland, Maine). ABD'li hikâye ve roman yazarı.

Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2004 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Pek çok kitabı seneryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır.


İlk profesyonel kısa öykü satışını "The Glass Floor" adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır(1967). Kendisini tekrar ettiği gerekçesiyle 2006 yılında yazarlığı bırakmıştır.

Türkiye'de yayınlanmış romanları
* Göz (Carrie)
* Korku Ağı (Salem's Lot)
* Medyum (The Shining)
* Mahşer (The Stand)
* Çağrı (The Dead Zone)
* Tepki (Firestarter)
* Kujo (Cujo)
* Christine
* Hayvan Mezarlığı (Pet Sematary)
* Tılsım (The Talisman) (Peter Straub ile) ISBN 975-10-0299-0
* O(It)
* Ejderhanın Gözleri (The Eyes of the Dragon) ISBN 975-10-0002-5
* Sadist (Misery) (ISBN 975-405-013-9)
* Şeffaf (The Tommyknockers)
* Hayatı Emen Karanlık (The Dark Half)
* Ruhlar Dükkanı (Needful Things)
* Oyun (Gerald's Game)
* Dolores Claiborne (Dolores Claiborne)
* Uykusuzluk (Insomnia)
* Falcı (Thinner)
* Çılgınlığın Ötesi (Rose Madder)
* Yeşil Yol (The Green Mile)
* Yaratık (Desperation)
* Kemik Torbası (Bag Of Bones)
* Maça Kızı (Heart In Atlantis)
* Yüzyılın Fırtınası (Storm Of The Century)
* Tom Gordon'a Aşık Olan Kız (The Girl Who Loved Tom Gordon)
* Rüya Avcısı (The Dreamcatcher)
* Kara Ev (Black House) (Peter Straub ile) ISBN 975-21-0264-6
* Buick 8 (From A Buick 8)
* Cep (Cell)
* Bir Aşk Hikayesi (Lisey’s Story)
* Oyun (Gerald's game)
* Duma Adası (duma key)
* Düzenleyiciler
* Yazma Sanatı (On Writing)
* Dolores Claiborne

Türkiye'de yayınlanmış hikâye derlemeleri
* Kuşku Mevsimi (Different Seasons)
* Sis (Skeleton Crew)
* Gece Yarısını İki Geçe - Gece Yarısını Dört Geçe (Four Past Midnight)
* Düşler ve Karabasanlar (Nightmares and Dreamscapes)
* Karanlık Öyküler (Everything's Eventual)
* Hayaletin Garip Huyları (Night Shift)
* Karanlık Çökünce (Just After Sunset)
* Hayvan Mezarlığı (Pet Cemetery)

Kara Kule Serisi
* 1982 Kara Kule 1: Silahşor (The Gunslinger) ISBN 975-405-151-8
* 1987 Kara Kule 2: Üç'ün Çizgisi (The Drawing of the Three) ISBN 975-21-0437-1
* 1991 Kara Kule 3: Çorak Topraklar (The Waste Lands)
* 1997 Kara Kule 4: Büyücü ve Cam Küre (Wizard & Glass) ISBN 975-405-876-8
* 2003 Kara Kule 5: Calla'nın Kurtları (Wolves of the Calla) ISBN 975-21-0454-1
* 2004 Kara Kule 6: Susannah'nın Şarkısı (Song of Susannah) ISBN 975-21-0507-6
* 2005 Kara Kule 7: Kule (The Dark Tower)

Diğer kitapları
* Yazma Sanatı (On Writing)

Stephen King filmleri - dizileri
* 1976 Carrie (Göz)
* 1979 Salem's Lot
* 1980 The Shining
* 1982 Creepshow
* 1982 The Boogeyman (Kısa film)
* 1983 Cujo
* 1983 The Dead Zone
* 1983 Christine
* 1983 Disciples of the Crow (Mısırın Çocukları'ndan uyarlanmıştır)
* 1983 The Woman in the Room (Frank Darabont kısa filmi)
* 1984 Children of the Corn
* 1984 Firestarter
* 1985 Cat's Eye
* 1985 Silver Bullet (Kurtadamın Döngüsü'nden uyarlanmıştır)
* 1985 Stephen King's Nightshift Collection
* 1985 Word Processor of the Gods
* 1986 Gramma (Alacakaranlık Kuşağı'nın bir bölümü)
* 1986 Maximum Overdrive (Kamyonlar'dan uyarlanmış ve King tarafından yönetilmiştir)
* 1986 Stand By Me (Ceset'ten uyarlanmıştır)
* 1987 Creepshow 2
* 1987 A Return to Salem's Lot
* 1987 The Running Man
* 1987 The Last Rung on the Ladder
* 1987 Sorry, Right Number
* 1989 Pet Sematary
* 1990 The Cat From Hell
* 1990 Graveyard Shift
* 1990 It (TV Filmi)
* 1990 Misery
* 1990 The Moving Finger
* 1991 Golden Years (orijinal tv dizisi)
* 1991 Sometimes They Come Back
* 1992 The Lawnmower Man (King filmin yapımcılarını dava eder ve kazanır, filmde artık SK'in adı geçmemektedir)
* 1992 Sleepwalkers (film için yazılmış bir senaryodan çekilmiştir)
* 1993 The Dark Half
* 1993 Needful Things
* 1993 The Tommyknockers (TV Filmi)
* 1993 Chinga (The X-files'ın bir bölümü)
* 1994 The Shawshank Redemption
* 1994 The Stand (TV Filmi)
* 1995 The Langoliers (TV Filmi)
* 1995 The Mangler
* 1995 Dolores Claiborne
* 1995 Stephen King's Nightshift Collection
* 1996 Thinner
* 1997 The Shining (TV dizisi)
* 1997 Ghosts (müzik videosu)
* 1997 The Night Flier (HBO Filmi)
* 1997 Quicksilver Highway
* 1997 Trucks (Maximum Overdrive'ın TV için yeniden çekimi)
* 1998 Apt Pupil
* 1999 Yeşil Yol (The Green Mile)
* 1999 The Rage: Carrie 2
* 1999 Storm of the Century ( tv mini-serisi)
* 1999 Llamadas
* 2000 Paranoid (bir şiirden uyarlanmış)
* 2001 Hearts in Atlantis
* 2001 Strawberry Spring (Kısa Film)
* 2002 Rose Red (orijinal TV dizisi)
* 2002 The Dead Zone (TV dizisi)
* 2002 Night Surf (Kısa Film)
* 2002 Rainy Season (Kısa Film)
* 2002 Carrie (TV Filmi - yeniden çekim)
* 2003 Dreamcatcher
* 2003 The Diary of Ellen Rimbauer (TV Filmi)
* 2003 Autopsy Room Four (Kısa Film)
* 2003 Here There Be Tygers (Kısa Film)
* 2003 The Man in the Black Suit (Kısa Film)
* 2004 Secret Window
* 2004 Kingdom Hospital (TV dizisi)
* 2004 Salem's Lot (TV Filmi)
* 2004 Luckey Quarter (Kısa Film)
* 2004 I Know What You Need (Kısa Film)
* 2004 The Secret Transit Codes of America's Highways (Kısa Film)
* 2004 All That You Love Will Be Carried Away (Kısa Film)
* 2004 The Road Virus Heads North (Kısa Film)
* 2004 I've got to get away (Kısa Film)
* 2004 Riding the Bullet
* 2006 Desperation (TV Dizisi)
* 2006 Nightmares & Dreamscapes (TV Dizisi)
* 2007 1408
* 2007 The Mist
* 2008 Black House
* 2008 Creepshow
* 2008 The Talisman
* 2009 Cell
* 2009 From a Buick 8

Resmi web sitesi: www.stephenking.com

kaynak: tr.wikipedia.org

21 Aralık 2009 Pazartesi

Ahmet Ümit Kimdir?

Ahmet Ümit, 1960 Gaziantep doğumlu şair ve yazar.

Hayatı
Gaziantep'e 1960 yılında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. 1983 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. İlk öyküsünü de bu yılda yazmıştır.

1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde eğitim gördü. Ahmet Ümit, yazın yaşamına öyküyle başladıysa da ilk yapıtı 1989 yılında yayımlanan Sokağın Zulası adlı şiir kitabı oldu.

1990 yılında bir grup edebiyat tutkunuyla birlikte Yine Hişt adlı kültür-sanat dergisini çıkardı. Şiir, öykü ve yazılarını Adam Sanat, Yine Hişt, Öküz ve Cumhuriyet Kitap dergileri ile Yeni Yüzyıl gazetesinde yayımladı.

1992 yılında yayınlanan ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece, aynı yıl Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü'nü aldı. Bu kitap Ahmet Ümit'i yazın dünyamıza tanıtan ilk kitap olma özelliğini de taşır.

1994 yılında ATV için çekilen "Çakalların İzinde" adlı polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazılmasına katkıda bulundu. Ardından da 1995'te Ahmet Ümit, çeşitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarları üzerine inceleme ve tanıtım yazıları kaleme aldı. Kitaplarının tümünde var olan gerilim duygusu ise Sis ve Gece adlı polisiye romanında kendisini tümüyle dışa vurdu. Sis ve Gece Türkiye'de yankı uyandırdı, tartışmalara yol açtı. Yunanistan'da yayımlanarak yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye yapıtı unvanını kazandı. Ayrıca öykülerinden yola çıkılarak Uğur Yücel tarafından Karanlıkta Koşanlar ve Cevdet Mercan tarafından Şeytan Ayrıntıda Gizlidir dizileri yapılmış, Sis ve Gece adlı romanı 2007 yılında Turgut Yasalar tarafından sinemaya uyarlanmıştır.

FAN SİTESİ ( www.ahmetumit.com)

Eserleri
* Sokağın Zulası (1989)
* Çıplak Ayaklıydı Gece (1992)
* Bir Ses Böler Geceyi (1994)
* Masal Masal İçinde (1995)
* Sis ve Gece (1996)
* Agatha'nın Anahtarı (1999)
* Kar Kokusu (1998)
* Patasana (2000)
* Şeytan Ayrıntıda Gizlidir (2002)
* Kukla (2002)
* Beyoğlu Rapsodisi (2003)
* Aşk Köpekliktir (2004)
* Başkomser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü (2005)
* Kavim (2006)
* Ninatta'nın Bileziği (2006)
* İnsan Ruhunun Haritası (2007)
* Olmayan Ülke (2008)
* Bab-ı Esrar (2008)

kaynak: http://tr.wikipedia.org