Kitaplarım-Dünya Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplarım-Dünya Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2009 Perşembe

BEYAZ YELE



Canım arkadaşım Nilay'ın tavsiyesi üzerine okuduğum harika bir çocuk kitabı daha. Kitabı benim küçük adamım getirdi okulun kütüphanesinden. Kitabın sonunda gözyaşım aktı gitti. Küçük bir çocuğun at ile dostluğuna anlatan, küçükleri olduğu kadar büyükleri de etkileyen, kesinlikle okunması gereken bir kitap.

Kitabın Arkasındaki Not:
Fransız yazarı Rene Guillot, çocuklar için birbirinden güzel pek çok roman yazdı. Ama yazdıkları arasında en sevileni Beyaz Yele oldu. Bu romanda, on iki yaşındaki bir çocukla beyaz bir at arasındaki büyük dostluk anlatılıyor. Bataklıklar, sazlıklar, göller, dağlar... Doğa güzellikleri içinde doğup gelişen müthiş bir dostluk. Folko ile Beyaz Yele'nin unutulmaz dostluğu. Folko, yüreği sevgiyle dolu, yoksul bir balıkçı çocuğu. Beyaz Yele, başıboş at sürüleriyle özgürce dolaşan, kimselerin eline geçiremediği, yabanıl, bembeyaz bir yılkı atı, bir prens. Bu romanın filmi de yapıldı. Film de, romanı gibi her yaştaki insanın yüreğinde derin izler bıraktı. İlk ve ortaokul çağındaki çocuklar kadar, büyüklerin de severek okuyacağı bir roman.

Kitabın Adı: Beyaz Yele
Kitabın Yazarı: Rene Gulliot
Çevirmen: Ela Güntekin
Sayfa Sayısı: 112
Yayınevi: Can Yayınları

29 Aralık 2009 Salı

SON MEKTUP


Son zamanlarda o kadar çok kitap okudum ki, ama yazmaya vakit bulamıyorum. Bu kitabı uzun zaman önce kütüphanemden seçerek alıp, okudum. Herhalde eşi benzeri bulunmayan, iki kişi arasındaki bir aşkın sayfalara dökülmesidir. Ölümsüz aşkın kanıtı bu kitap bence. Yazar aşkını öyle güzel kelimelerle ifade etmiş ki, büyülenip kaldım ben. Bence sizde bu incecik kitabı alıp, okuyun, ölümsüz aşk neymiş görün derim :)

Kitabın Arkasındaki Not:
Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum.' Andre Gorz sevgilisi, hayat arkadaşı, hayatının anlamı Dorine'e yazdığı mektuba bu sözlerle başlar. Anlamını tümüyle kavramak için aşklarının hikâyesini yeniden kurması gerektiğini söylerken, bunun bir 'vaat', 'ömür boyu sürecek bir sözleşme' olduğunun altını çizmeye özen gösterir. Heyecanları, mutlulukları ve sıkıntılarıyla elli sekiz yıl süren bir beraberliğin, birlikte varoluş mücadelesinin hikâyesini duygusal olduğu kadar da düşünsel bir platforma oturtmaktadır. Evliliği bir burjuva kurumu, aşkı da 'iki kişinin en az toplumsal olan alanda bir araya gelmesi' olarak değerlendirirken, aşkında bir dinamiği olduğu, değişken koşullara göre yönlendirip uyarlanabileceği gerçeğini keşfeder Dorine'le birlikte.... Gorz, Marksizmi varoluşçu bir yaklaşımla benimsemiş, kuramsal çalışmalarında özellikle yabancılaşma ve özgürlük konularına eğilmiştir. Kapitalizme özgü işbölümünü, dünya kaynaklarının akıldışı kullanımını eleştirerek siyasi ekolojinin ve özgürlükçü sosyalizmin en önemli düşünürlerinden biri haline gelmiştir. Hayatları boyunca yer yüzündeki haksızlıklar karşısında sessiz kalmayıp, mücadele etmeyi seçen Gorz ve Dorine, Dorine'in uzun yıllar süren acı verici, onulmaz hastalığının ardından radikal bir karar almak zorunda kalırlar: kendi hayatlarına son verme haklarını kullanmak... Böylece, yaşamda olduğu gibi ölümde de ayrılmayacak, 'diğerinin ölümünden sonra yaşamak' zorunda kalmayacaklardır... Her şey gibi aşk, sevgi kavramlarının da içinin boşaltıldığı, çabucak tüketildiği günümüzde bir umut, hatta bir isyan çığlığı gibi karşımıza çıkıyor Gorz'un bu mektubu. Sarsıcı ve hatta yüreğimize işleyen bir çığlık...

Kitabın Adı: Son Mektup- Bir Aşk Hikayesi
Yazarı :Andre Gorz
Sayfa Sayısı: 61
Yayınevi: Ayrıntı Yayınevi

14 Aralık 2009 Pazartesi

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI


Oğlumun o minicik elleri ile bana getirdiği kitaplardan biri Pal Sokağı Çocukları. Kitapdostu olan herkes bu kitabı kesinlikle okumuştur diye düşünüyorum. Eğer hala okumadıysanız zaman kaybetmeden mutlaka ama mutlaka okuyun derim. Evet bir çocuk kitabı ama içinde anlatılanlar yaşadığımız dünyanın acımasızlığını öyle güzel anlatmış ki. Oyun oynacakları bir arazi için mahalle çocuklarının kavgalarını anlatır kitap. Gerçek dünyamızda yaşadığımız kavgalardan savaşlardan bir farkı yoktur anlatılanların. Yaşınız kaç olursa olsun mutlaka okuyun.

Kitabın Arkasındaki Not:
Pal Sokağı Çocukları dünya çocuk edebiyatının başyapıtlarından biri. Macar yazarı Ferenc Molnar'ın çocuklar için yazdığı bu kitap, yıllardır dünya çocuklarının ellerinden düşmüyor. Büyük bir kentte yaşayan iki çocuk topluluğunun çatışması işleniyor bu kitapta. Bir yanda, Pal Sokağı'nda yaşayan yoksul ailelerin çocukları var, öte yanda da, Kızıl Gömlekliler diye anılan, daha seçkin ailelerin çocukları. Pal Sokağı Çocukları, odun deposu olarak kullanılan bir arsayı ele geçirmeye karar verirler. İşte her şey ondan sonra başlar. Bir yanda ele geçirilmesi planlanan, bir arsa, öte yandan düşman saldırısına karşı savunulacak bir yurt vardır. Bütün hazırlıklar, iki büyük ordunun savaş hazırlıkları gibidir. Akıl dolu, sevgi dolu bir roman. Yeniden yetmişe her yaşta insanın elinden bırakamayacağı bir kitap. Pal Sokağı Çocukları, kardeşliğin, dostluğun, dayanışmanın, dürüstlüğün, mertliğin, yurtseverliğin simgesi sayılabilir.

Kitabın Adı: Pal Sokağı Çocukları
Yazarı: Ferenc Molnar
Sayfa Sayısı: 128

2 Aralık 2009 Çarşamba

İVAN İLYİÇ'İN ÖLÜMÜ


Muhteşem yazar Tolstoy'dan harika bir kitap. Ölüm üzerine yazılmış en güzel romanlarından biri İvan İlyiç'in Ölümü. Zaten yazar çoğu romanlarını ölüm teması üzerine kurmuştur. Kitabı okumaya başlar başlamaz ölümle burun buruna geliyorsunuz. Ve bu ölüm etkisi kitabın son sayfasına kadar devam ediyor. Size ölüm ve ölüm korkusunu o kadar güzel anlatmış ki. Ben bu anlatıma hayran oldum. Zaten ölüm temalı kitaplar herzaman ilgimi çekmiş ve başka dünyalara sürüklemiştir. Bir de bu ölümü Tolstoy yazınca vazgeçilmez bir eser çıkmış ortaya. Hakim olan İvan İlyiç'in iyi bir hayatı ve söyledikleri başkalarının hayatına değişmesine neden olan bir mesleği vardır. Sanki ölüm ona hiç uğramayacakmış gibi çalışmıştır yıllarca. Yavaş yavaş ölüm kapısına geldiğinde gerçekle yüzyüze gelir. Hastalığında karısı bile yalnız bırakır. Yatağında son nefesini vermek için bekler. Bu bekleme sürecinde iç dünyasına bir yolculuk yapar. Hesaplaşma süreci başlamıştır hakimin. Ve anlar ki bu hayatta hep yalnızız ve zavalıyız. Ölüm üzerine yazılmış bu kısacak roman beni çok etkiledi. Kesinlikle okuyun derim.

Bu arada canım arkadaşım Betül sana bir kez daha çok teşekkürler. Bu muhteşem romanı okuma listemde öne çıkarmama sebep olduğun için. Sağol :)


Kitabın Arkasındaki Not:

"Yalan, ölümün arifesinde çevresini kaplayan bu yalan; korkunç, muhteşem ölüm olayını ziyaretleriyle örtmeye çalışarak, yenmeye hazırlanan mersin balıkları düzeyine indirdikleri bu yalan, İvan İlyiç için son derece acı vericiydi. İşin tuhafı, çevresindekiler ona bu hokkabazlıkları yaparken kaç kez' Bırakın şu yalanları! Ölmekte olduğumu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Yalan söylemekten vazgeçin bari!' diye bağıracak gibi oluyordu. Ne var ki hiçbir zaman kendinde bunu yapacak gücü bulamıyordu."

Kitabın Adı: İvan İlyiç'in Ölümü
Yazarı: Tolstoy
Çeviren:Nihal Yalaza Taluy
Sayfa Sayısı: 84
Yayınevi: Can Yayınları

21 Kasım 2009 Cumartesi

İLK AŞK SON TÖRENLER


Yazarın kurmuş olduğu o dünyaya "Cumartesi", "Sonsuz Aşk", "Yabancı Kucak"la devam ettiğim okuma serüvenime bir öykü kitabı olan "İlk Aşk Son Törenler" ile devam ettim. Ama ne yazık ki; daha önce okuduğum romanların tadını alamadım. Sanırım doğru bir zaman değilmiş, bu kitabı elime almak için. Kitap neredeyse 15 gündür elimdeydi. Bir okuyucu için her kitabın bir zamanı olduğunu düşünürüm. 8 ayrı hikayeden oluşan kitabın asıl konusu, cinselliğin keşfi. Ian McEwan'ın kalemini çok çok sevmeme rağmen bu öykü kitabını sevemedim. Daha sonra, zamanı geldğininde tekrar okuyacağım bu kitabı. Umarım bende yaratmış olduğu bu ters etkiyi silebilirim. Şimdi sırada diğer romanları var, vazgeçmedim yani yazarımdan. Sizde bir okuyun,deneyin derim. Belki de Ian McEwan hep roman yazsa daha güzel olur.

Kitabın Arkasındaki Not:

Günümüz İngiliz edebiyatının önde gelen isimlerinden Ian McEwan, kendisine Somerest Maugham Ödülü'nü kazandıran İlk Aşk, Son Törenler adlı öykü kitabında insan yaşamının belki de en sorunlu ve yakıcı dönemine eğiliyor. Adına yeniyetmelik denen, saplantılarla, cinselliği keşfiyle, bilinmeyenin gizine duyulan merakla örülü o döneme. Bu öyküler salt can sıkıntısı yüzünden cinayet işlenebileceğini, yeniyetmelere özgü merakın cinsel sapkınlıklara yol açabileceğini, katışıksız kötülüğün dayanılmaz bir yalnızlığa deva olabileceğini gösteriyor. McEwan yeniyetmelik sancılarını, sıradan insanın saplantılarını, sapkınlıklarını ve tekinsiz olana eğilimlerini bilim tarihi, Tarot kartları ve Commedia dell'arte'den oluşan şaşırtıcı bir kültürel yelpazeyle birlikte okura sunuyor. Tümü de cinselliğin keşfi ana izleği etrafında toplanmış olan bu öykülerde tabuları kırmaya, toplumsal uzlaşımları yerle bir etmeye girişerek, bilinçaltımızda yatan, karanlık ve meşum olana yönelik doğal eğilimlerimizi harekete geçirmek için şok taktikler uyguluyor. İlk Günah'ın dehşet verici farkındalığı, masumiyetin kötülükle lekelenmesinin kaçınılmazlığı ve bizzat sorgulanması kitaptaki bütün öykülerde karşımıza çıkıyor. Üstelik de öykülerden bazılarını sinemaya uyarlayan yönetmenleri cezbeden, görsel açıdan zengin bir anlatımla. İlk Aşk, Son Törenler okuruna büyük bir edebi haz vaat etmesinin yanı sıra kabul görmüş estetik ve ahlaki normlara cüretkar bir başkaldırı niteliği de taşıyor...

Kitabın Adı: İlk Aşk Son Törenler

Çeviren: Ahmet Deniz Özsoylu

Sayfa Sayısı: 152
Yayınevi: Ayrıntı Yayınevi

2 Kasım 2009 Pazartesi

UTANÇ


Neredeyse 3 haftadır uzak kalmışım blog dünyasından. Eski hızıma ulaşamasamda yine okumaya devam ediyorum. Elindeki kitap biter bitmez yazamıyorum son haftalarda. İşlerim çok yoğun. Umarım en kısa sürede bu yoğunluk bitecek. Umudum bu yönde.

Kitabıma gelince; yazarın ilk okuduğum kitabı. 1999 Booker Roman Ödülünün de sahibi olan bu kitap, üniversitede öğretim üyesi olan 52 yaşındaki bir profesörün hayatının nasıl tepe taklak olduğunu, zevk uğruna hayatında nelerden vazgeçmek zorunda kaldığını sizi sıkmadan, boğmadan güzel kelimelerle size aktarmaya çalışmış yazar. Prof. Lurie, içindeki yaşamış olduğu duygulara yenik düşer ve öğrencisi ile birlikte olmaya başlar. Birlikte olduğu kız bu ilişkiden ne memnuniyetini dile getirir ne de şikayet eder. Ama bir gün genç kızın erkek arkadaşları bu durumu farkederler ve Prof. Lurie hakkında soruşturma başlar. Kendisini savunmadan verilen cezaya boyun eğer 52 yaşındaki profesör. Kızının yaşadığı çiftliğe sığınır. Çünkü gidecek yeri kalmamıştır. Kızının yaşadığı bu çiftlik hayatı ise ona çok monoton gelmiştir. Şehre tekrar geri dönmeye karar verir ve karşılaştığı manzara profesöre hayal kırıklığından başka bir şey yaşatmaz. Hayatını nasıl utanca çevirdğini düşünür. Pişmanlıklar su yüzüne çıkmaya başlar. Yazarın dili akıcı ve yalın. Ayrıca yazar alegori sanatını da kullanmayı ihmal etmemiş kitabında. Ben J.M. Coetzee ile tanışmaktan çok mutlu oldum. Diğer kitaplarına da sıra gelecek kesinlikle. Eminim sizde güzel bir roman okumanın tadına varacaksınız.

Kitabın Adı: Utanç
Yazarı: John Michael Coetzee
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı:253

8 Ekim 2009 Perşembe

UÇURTMA AVCISI


Geçtiğimiz yıllarda çok satanlar listesinde olan bir kitap. Kütüphanemde okunma sırasını beklerken yine bir kitap sever dostumun tavsiyesi üzerine hemen elime alıp okuduğum bir kitap. Sevginin, fedakarlığın, dostluğun ve ihanetin hikayesi bu kitap. Emir ile Hasan'ın hikayesi. Bir insanın vicdanın sesinin nereye giderse gitsin, ne yaparsa yapsın susturamayacağını, hep peşinde olacağını güzel anlatmış. Kitabı okurken zaman zaman içim acıdı, yüreğim sıkıştı. Kitabın en güçlü yanı akıcı bir dile sahip olması. Afganistan'ın acı yüzüyle karşı karşıya geliyorsunuz kitabın sayfalarını çevirdikçe. Afganistan'da yaşayan insanların ne sıkıntılar içinde olduklarını, nelere katlanmak zorunda olduklarını öğreniyorsunuz kitaptan. Kitabın konusuna gelince, kitabın arkasındaki notta oldukça ayrıntılı anlatılmış zaten. Bu kitabı okuduktan sonra her çok satanların da çok kötü olmadığını ama yine de mükemmel de olmadığını bir kez daha anlamış oldum. Hikaye ne kadar akıcı, kullanılan dil ne kadar sade olursa olsun edebi olması için yeterli değil. Birçok kitap sever tarafından sevilen ve tavsiye edilen bu kitap aynı zamanda filme de uyarlanmış.

Kitabın Arkasındaki Not:
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor. Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü.

Kitabın Adı: Uçurtma Avcısı
Kİtabın Yazarı: Khaled Hosseini
Çeviren: Püren Özgören
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı:440

13 Eylül 2009 Pazar

MARİFETLER

Fantastik romanlar hiç bir sebebi yokken her zaman itici gelmiştir bana. Elime alıp okuma isteğim hiçbir zaman olmamıştır. Merak da etmemişimdir yazılanları. Taa ki, çok sevdiğim blog arkadaşım ve kitap zevklerimizin aynı olduğu Zero'nun tavsiyesine kadar. Öyle güzel şeyler söyledi ki bu romanlar hakkında, merakım ağır bastı ve alışveriş sepetime atıverdim usta yazar Ursula'nın "Marifetler"ini. Kütüphanemde yerini bulduktan sonra da elime alıp okumam uzunca bir zaman aldı. Sanırım biraz fazla gelenekçiyim. Yeniliklere kapalı bir tarafımın olduğunu düşünürüm bazı zamanlarda. Ama hep içimde sanki beğenmeyecekmişim gibi bir his vardı, her ne kadar Zero benim içimi aydınlatmış olsa da. Sonra bir gün aldım elime "Marifetler"i, başladım okumaya. O nasıl bir dünya öyle, bu nasıl bir düşünce gücü ve yaratıcılıktı. Kelimelerin o sihirli dünyasına öyle bir daldım ki, elimde "Marifetler" varken çevremde ne olup bittiğinin bile farkına varmadım. Kesinlikle ama kesinlikle okumak için çok geç kaldığım bir roman, tanışmak için yine çok geç kaldığım bir yazar. Geç olsun da güç olmasın diyorum ve usta yazar Ursula atık benim yazarlarımdan.

Hayvanlarla konuşabilme marifetini annesinden alan Gry ve babasından yıkma, çözme marifetini alan Orrec'in çevresinde gelişir tüm hikaye. Bu marifetlere sahip olmak kadar, bu inanlmaz gücü kontrol edilebilmekte çok öenmlidir. Orrec'in dedesi, bu çözme yani yakıp yıkmak gücünü kontrol edemediği için etrafını yakıp yıkmaktadır. Oğlu Canoc ise bu marifetin gücünü kontrol edebilmektedir. Fakat Canoc'un oğlu Orrec'in bu güce sahip olup olmadığı konusunda şüpheleri vardır. Bir gün engerek yılanını gözlerini diker ve yılanı yok eder. Bunu babasının mı yoksa kendisinin bir marifeti mi olduğunu konusunda kararsızdır. Gücünü kontrol edemeyeceğinden korktuğu için babasından gözlerinin mühürlemesini ister. Daha fazlasını okumak için marifetleri okuyun derim.

Kitabın Arkasındaki Not:
Eğer savaşmazsan ele geçirilirsin, soyun sona erer. Marifetler bu işe yarar, verdiği güçler sayesinde.. insan arazisini koruyabilir, soyunu temiz tutabilir. Eğer kendini koruyamazsan, marifetini kaybedersin. Başka soylar bize baskın çıkar, sıradan insanlar..
Ovalıların hiç de tekin bulmadıkları dağlarda yaşayabilmek için herkesin bir marifetinin olması gerek. Elbette her marifetin bir bedeli var. Bedel ödendikçe bu böyle sürer gider. Marifetler babadan oğula, anadan kıza geçer. Ta ki birileri çıkıp bu töreyi kabullenmemeyi göze alana kadar.
Hükmedemeyeceğinden korktuğu marifetini kullanmamak için gözlerini mühürleten Orrec ile marifetini “kötüye” kullanmayı reddeden özgür ruhlu Gry.. Babalarının oğlu, annelerinin kızı değil de kendi başlarına olmayı isteyen çocukların hikâyesini anlatıyor Le Guin bu kez.

Kitabın Adı: Marifetler
Yazar: Ursula K. Le Guin
Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
Yayınevi: Metis Edebiyat
Sayfa Sayısı: 190

31 Ağustos 2009 Pazartesi

YABANCI KUCAK

Tatilimin son iki günü okuduğum muhteşem bir Ian McEwan kitabı. "Cumartesi" romanını okuyup hayran kaldığım, "Sonsuz Aşk" kitabıyla bu hayranlığımı daha da pekiştiren ingiliz yazar Ian McEwan. Ayrıntı Yayınlarının Kara Ayrıntı serisinden çıkan bu romanı oldukça ucuz bir fiyata satın alırken düşünmeden edemedim. Bu fiyata bu yazarın bir romanı. Okuduğum zaman gördüm ki, fiyatlar ile beğeni hiç zaman doğru orantılı değil. Tabi bu arada kitap okumayı seviyorum ve istiyorum ama kitaplar çok pahalı, alamıyorum diyen kesimin de kulakları çınlasın. Yok böyle bir tanımlama. Okumak isteyenlere her zaman heryerde kitap mevcut. Mary ve Colin Venediğe tatile giden 7 yıldır birlikte yaşayan bir çifttir. Ellerinde harita bir gün gizemli Venedik sokakalarında gezerlerken garip bir adam olan Robert ile tanışırlar. Tanışmaları çok az bir zaman olmasına rağmen Robert şaşılacak bir şekilde çocukluğundan ve geçmişindeki ayrıntılardan bahsetmeye başlar. Robert'in kendi barında başlayan bu sohbet, içkinin de etkisiyle iyice koyulaşır. Ve kitaptaki gerilim böylece başlamış oluyor. Ertesi günlerde Mary ve Colin tesadüf eseri tekrar Robert ile karşılaşıp evlerinde yemek yemek için ısrar eder ve daynamayıp evlerine giderler. Robert'in kendisinden garip olan karısı Caroline ile tanışırlar. O gece orda misafir olmak zorunda kalırlar. Mary ve Colin tam 5 gün odalarından çıkamıyorlar ve bu 5 gün Mary ve Colin için inanılmaz mutlu, birbirleri için kendilerini tanıma fırsatı yakalarlar. Kapının ardındaki kötülükler Robert ve Caroline 'yı gözardı ederek. Kitabı okurken yaşadığım gerilim son sayfalara geldikçe iyice artıyor ve sizi sarıp sarmalıyor. Yazarın 1981 yılında kaleme aldığı "Yabancı Kucak" romanını anlatış tarzı da çok etkileyici. Sizlere de tavsiye ederim.

Kitabın Arkasındaki Not:
"Romanları mimari açıdan ele alırım. Kapıdan girildiğinde, o kapı öyle inşa edilmiş olmalı ki, okur o anda binanın sağlamlığına güvenmeli," diyenIan McEwan, yine sağlamlığı garantili bir yapıyla karşımızda. Son dönem İngiliz edebiyatının parlak yazarlarından McEwan, yabancı Kucak'ta Gotik roman türünü Romantizmin ilk dönemlerinden günümüze taşıyor. Gotik edebiyatın temel özelliklerinden olan tekinsizlik, gizem ve korku havasının yaratmak için de mükemmel bir mekan seçiyor: Ne kadar dolaşırsanız dolaşın, her zaman dönülmemiş bir köşeyi, keşfedilmemiş bir geçidi, kayıp bir binayı, ağza alınmayacak deneyimlerin yaşandığı gizli bir mekanı gözden kaçırabileceğiniz duygusunu veren kadim Venedik kentini...

Kitabın Adı: Yabancı Kucak
Kitabın Yazarı: Ian Mc Ewan
Yayınevi: Kara Ayrıntı Serisi
Sayfa Sayısı: 125

22 Ağustos 2009 Cumartesi

MAVİ ELBİSE

Ameliyathane kapısında sabırsızlıkla ve heyecanla oğlumu beklerken elimde sıkı sıkı tuttuğum ama bir türlü kafama toparlayıp kendimi veremediğim ( o an için) bir romandı "Mavi Elbise". Daha sonra sağ sağlim, anestezinin etkisiyle ağlayarak ameliyathaneden çıkıp odaya yerleşip, ağrı kesicinin etkisiyle uykuya daldığında okudum bu romanı. Aşk ve ölüm temasının işlendiği okunası bir kitap. Kitaba başlar başlamaz hikayenin içinde buluyorsunuz kendinizi. Yazarın dili oldukça iyi. Kurgulaması ise harika. Alfred ve Florian moda tasarımcısı eşcinsellerdir. Alfred bir gün kanserden ölür ve Florian bu duruma dayanamaz ve çok sevdiği arkadaşı adına bir defile düzenlemek ister. Alfred'in çok severek ve üzerinde çok çalışarak diktiği mavi elbiseyi satın alan Babette'yi bulur. Babette ise 7 yıllık sevgilisi Fritz'i Bali'de bir trafik kazasında kaybetmiştir. Babette'nin acısı da Florian acısı kadar büyüktür. Kaderleri bir olan Florian ve Babette birbirlerine sarılarak, acılarını unutmaya çalışırlar ve dost olurlar. Elimden düşürmeden ve merakla okduğum bir kitap oldu. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve Mavi Elbise de başlangıç için çok iyiydi.

Kitabın Arkasındaki Not:
Ölüm ve aşk, Dörrie'nin kitaplarında önemli rol üstlenen bir ikili. Yazar, Mavi Elbisede de, ölümün hayatta yalnız bıraktığı İki insanı bir araya getiriyor.Dörrie'nin kahramanları hep bir arayış içinde: büyük bir aşk, gündelik hayattaki küçük mutluluklar veya hayatın anlamı. Ama bazen, Florian'ın basma geldiği gibi, beklenmedik durumlar da olabiliyor. Florian, ölümün kendisinden kopardığı sevgilisi ve aynı zamanda dâhi bir moda tasarımcısı olan Alfrcd adına bir anma defilesi yapabilmek için "mavi elbise"yi aramaya koyuluyor. Ancak karsısına, esini Rali'de geçirdiği trafik kazasında kaybetmiş olan Babette çıkıyor. Başlangıçta ortak yönleri olmayan bu iki yoldaş, arkadaşlık kurup, kaderin onlara oynadığı acımasız oyundan sonraki ilk adımları birlikte atmaya başlıyorlar.

Kitabın Adı: Mavi Elbise
Kitabın Yazarı: Döris Dörrie
Çeviren: Özden Özberber Yaşar
Yayınevi: Doğan Kitapçılık
Sayfa Sayısı: 171

20 Ağustos 2009 Perşembe

ANA

Tatilde okduğum bir diğer kitap ise Pearl Buck'un Ana adlı kitabı. Çok sevdiğim arkadaşım olan Bak Ben Ne Okudum'un tavsiyesi üzerine elime aldım. Uzun zaman piyasada bu kitabı aradım ama en sonunda dedemin kütüphanesinde buldum ve o kadar sevindim ki anlatamam. Hemde 1962 baskısı, Nihal Yeğinobalı çevirisi ile. Bu romanı da bana göre oldukça uzun bir zaman diliminde okudum. Çin'in bir köyünde yaşamakta olan bir ananın fedakarlığını, yaşamını, sevincini ve düş kırıklarını dile getiren bir roman. Ana, küçücük köy evinde kocası, 3 çocuğu ve kayınvalidesi ile birlikte yaşamını sürdürmektedir. Ana ve kocası tarla işleri ile ilgilenirken evdeki yaşlı nine ise çocuklara gözkulak olmaktadır. Bir gün kocası bu yaşamdan sıkılır ve evi terk edip kasabaya doğru yol alır. Ana kocasının yolunu gözlerken oğlanlar büyür, tarla işlerine bile yardım eder hala gelirler. Küçük kızın ise bir rahatsızlığı vardır, gözleri ağbilerine göre daha az görmektedir. Ana kızının gözlerini tedavi ettirmeye karar verdiğinde ise artık çok geç kaldığını öğrenir ve çok üzülür. Gün gelir koca nine hayata gözlerini kapatır, gün gelir oğlanlardan biri evlenir, diğer oğlan ise kasabaya yasadışı işlerle uğraşmaya gider. Günler böyle geçer. Roman çok sade bir dille yazılmış. Bu sade dil tabi ki de kitabı sürükleyici kılıyor. Karakterlerin ismi veirlmeden roman bitiyor. Tek karakter Ana. Edebi değeri ise yok denecek kadar az. Gerçi bir zamanlar bu roman ödüle layık görülmüş. Kitabı okurken sanıyorsunuz ki, olay bir Çin köyünde değil de sanki Anadolunun bir köyünde yaşanmakta. Ana evrenselliğini koruyarak, evine ve çocuklarına karşı davranışıyla her yerde aynı duygular hissediliyor.

Kitap Adı: Ana
Yazarı : Pearl Buck
Çeviren: Nihal Yeğinobalı
Yayınevi: Altın Kitaplar-1962
Sayfa Sayısı: 242.

18 Ağustos 2009 Salı

BAKİRE İLE ÇİNGENE


Tatilin ilk günlerinde okuduğum ve bana göre oldukça uzun bir zaman elimde olan bir romandı. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitabı okurken hep aklımdan geçen şuydu, acaba burada yazılanlar yazarın gerçek hayatından kesitler mi? sorusuydu. "Bakire ile Çingene" yazarın en meşhur kitabı değil. Diğer kitaplarının gölgesinde kalmış, bir türlü hak ettiği değeri alamamış bir roman. Rahip iki kızı ( biri 19 diğeri 21 yaşında), yaşlı annesi ve huysuz kızkardeşiyle köyde yaşamlarını sürdürmektedirler. Rahibin karısı yıllar önce genç sevgilisiyle evden kaçmış, kızlarını ve kocasını terk etmiştir. Evden kaçan anne hakkında hep kötü konuşulmuş ama kızları gizliden gizliye annelerine hayranlık ve özlem içerisinde kalmışlardır. Bir gün evin 19 yaşındaki kızı Yvette, köylerinde kamp kuran çingenelerden biri olan yakışıklı bir erkekle tanışır ve bu adama yoğun duygular içerisine girer. İlk defa karşı cinse duygusal anlamda yakınlaşmak istemektedir. Yvette bu yakışıklı çingene ile aşkı ve cinselliği öğrenir. Yazar, bir erkek olmasına rağmen bir genç kızın duygularını, hissettiklerini çok güzel aktarmış okuyucuya. Yazarın ölümünden sonra ortaya çıkan "Bakire İle Çingene"yi okurken çok etkilendim. Kesinlikle meşhur olan diğer kitaplarını da elime almak istiyorum.


Kitabın Arkasındaki Not:



Yvette, rahip olan babası, kız kardeşi, büyükannesi ve halasıyla birlikte bir köyde yaşamaktadır. Annesinin genç ve beş parasız bir adamla kaçmasından sonra buraya taşınmışlardır. Yvette ve kardeşi Lucille, tekdüze köy yaşamında sıkıntıdan patlamaktadırlar. Ne var ki, Yvette bir süre sonra bir çingeneyle tanışacak, o güne kadar hiç bilmediği duyguların tadına varacak, tüm yaşamı değişecektir.Modern çağ İngiliz edebiyatının en büyük yazarlarından D. H. Lawrence'ın, ünlü Lady Chatterley'in Sevgilisi'nden hemen önce kaleme aldığı Bakire ile Çingene, çok geçmeden yazarın en etkileyici yapıtları arasına girdi. Bu kısa romanda, Lawrence, çoğu kez olduğu gibi cinselliği olanca içtenliğiyle ele alıyor. Bakire ile Çingene, yazarın, “özgürleşmenin öncüsü” olarak görülmesine yol açan yapıtlarından.



Kitabın Adı: Bakire İle Çingene
Yazar: D.H. Lawrence
Çeviren: Tülin Nutku
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 120

16 Temmuz 2009 Perşembe

SÜNGER AVCISI


Geçtiğimiz haftasonu deniz kenarında, oğluma göz kulak olurken okuduğum bir hikaye kitabı. İyi bir seçimle ve yerinde okunan bir hikaye kitabı oldu benim için. Kitapta 5 uzun öykü yer alıyor. Tüm hikayelerde bize hiç de yabancı olmayan, içimizde yaşayan, sokaktaki adamın hikayesi. Arkadaşlık ve sevgi kavramı her öykünün temasını oluşturuyor. Bir kitap sever arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum bu kitap, yazarın okuduğum ilk kitabı. Romen asıllı olan yazar Panait Isrtati, roman ve öykülerini sonradan öğrendiği Fransızca ile yazmış. Dilimize de Fransızcadan Yaşar Nabi Nayır tarafından çevrilmiş bu öykü kitabının dili oldukça sade, dediğim gibi tam yazlık yerde okunacak, sizi yormayan bir kitap. Yazarın bu öykü kitabından sonra diğer kitaplarını da okuma arzusu oluştu bende. Bir de siz deneyin , bakalım beğenecek misiniz?


Kitabın Arkasındaki Not:
Bu kitapta Panit Istarati'nin birbirinden güzel beş uzun öyküsü yer alıyor. Hep aynı Akdeniz havası, hep o bildiğiniz sıcak, kanlı, yaşamaya susamış insanlar... İçlerinde iyiler de, kötüleri de, var, ama hepsi insan... Hiçbiri bizim dünyamızın dışında, düş ülkelerinde yaşamıyor. Panait Istarati'yi sevmiş olanların, bu kitapta ona olan sevgilerinin artması için çok şey bulacaklarına inanıyoruz.


Kitabın Adı: Sünger Avcısı
Yazarı: Panait İstrati
Yayınevi: Varlık / Anlatı Yayınları
Çeviren: Yaşar Nabi Nayır
Sayfa Sayısı: 119

13 Temmuz 2009 Pazartesi

PARFÜMÜN DANSI


Bir kitap tutkunu olarak “Parfümün Dansı” adlı bu kitabı çok geç okuduğuma inanıyorum. Bu kadar güzel, bu kadar kendine özgün bir kitabı neden bunca zaman okumamışım diye hayıflandım durdum kitabın son sayfasını kapattığımda. Kurgusu mükemmel, yazarın dili kendine özgü, yarattığı karakterler ve ürettiği fikirlerle harika bir fantastik kitap çıkmış ortaya. Bir yandan oldukça ayağa yer basan bir kitap, bir taraftan da yoğun bir ironiye sahip. Yani tezatlarla dolu bir kitap bu “Parfümün Dansı”. Ama kesinlikle merak uyandıran ve ilgi çekici yapısıyla elinizden bırakamayacağınız bir kitap olmuş. Kitap hakkında hiçbir bilgiye sahip olmasanız bile, kitabın kapağının çekiciliği kitap raflarından size gülümseyerek dikkatinizi çekecektir. Yazarın okuduğum ilk kitabı, kesinlikle bende yaratmış olduğu duygu selini bir daha yaşamak için okumaya devam diyorum.

Kral Alabor, yaşlılık belirtileri gösterdiği için acı yumurta yedirilerek öldürülmeye çalışılır. Cariyesi Wren sayesinden ölümden kurtulur ve dünyaya gezmeye başlar. Bu gezinti sırasında Hintli Kudra ile tanışır. Kudra ise, Hint gelenek ve göreneklerine göre ölen kocasının cesediyle birlikte yakılmak istenir. Kudra da Alabor gibi ölümden kaçar ve iki bu karakterin yolları bir gün kesişir. Nasıl uzun ömürlü yaşayacaklarını araştırmaya başlarlar. Bir gün parfümeri ile ilgili bir işte çalışmaya başlarlar ve uzmanlaşma yolunda ilerlerler. Ve bir gün Pan isimli bir tanrıyla karşılaşırlar.

Kitapta altını çizdiğim çok yer oldu. Bu çizilenlerden bazıları:

“Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri dolduramaz biri yapmasıdır. Aşkla mantığın farkı da şudur: Aşkın gözünde bir kurbağa pekâlâ prens olabilir. Oysa mantıkçının analizinde, âşığın önce o kurbağanın prens olduğunu kanıtlaması gerekir ki bu girişim nice tutkunun parıltısını körletmeye yeter.”

“Haritasız ve rehbersiz yolculuk yapan zenginler için her beklenmedik plan değişimi bir sevinç dalgası getirir. Bu sevinç parayla satın alınabilecek bir orospu olmadığı gibi, kur yaparak elde edilebilecek komşu kızına da benzemez."

“Aşkın en yüce işlevi, sevilen insanı özgün ve yeri doldurulamaz biri yapmasıdır."

Mistik öğelerle dolu, biraz da felsefe kokan, sıra dışı olan bu muhteşem kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Yazarın hayal gücüne hayran kalacaksınız.


Kitabın Arkasındaki Not:
Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir" diyerek çılgınlık derecesinde "oyuncul" romanlar yazan Tom Robbins, bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeyle ve insanın doğayla ilişkisinin kopma sürecinin anlatıldığı düşsel / tarihsel bir yolculuğa çağırıyor bizi. Batı'dan Doğu'ya, oradan da Yeni Dünya'ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. Batı acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. Yeni Dünya'da ise sadece "başarı" ve hırs vardır. Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı, zevk ve bereket tanrısı Pan'dır. Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri, yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans çalışmaları; dansı müzik ve aşkla ilgilenmek yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa Eni İyisini Bilir... dir.


Kitabın Adı: Parfümün Dansı
Yazarı: Tom Robbins
Çeviren: Belkıs Çorakçı Dişbudak
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı: 364

8 Temmuz 2009 Çarşamba

MONTE KRİSTO

Bu kitabın elimde bu kadar uzun zaman kalmasının sebebi kesinlikle kitaptan kaynaklanmıyor. Son günlerde yaşamış olduğum yoğunluktan, iş yerindeki işler, evdeki işler derken kitapla bulıuşma zamanımız kısıtlandı doğal olarak. Yanlış bir zaman seçmişim okumak için. O kadar güzel ve sürükleyici bir konusu var ki, kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bir ticaret gemisinde kaptan olan Edmond Dantes, güzel ve mutlu bir hayatı vardır. Hayattaki en büyük amacı nişanlısı Mercedes ile evlenmektir. Güzel nişanlısının kuzeni olan Fernand da bu ilişkiyi kıskanmaktadır ve Mercedes de gözü vardır. Düğün törenlerinin olduğu gün Dantes kötü bir süprizle karşılaşır. Fernad Dantes'e iftira atar ve hapse girer Mercedes'in nişanlısı. Tam 14 yıl hapishanede kalır ve kendisini bu duruma düşürenlerden intikan alma planları yapar. Hapishanede tanıştığı, yan hücresinde bulunan yaşlı bir rahip sayesinde hem hapishaneden kaçar, hemde bir servet sahibi olur. Ve Monte Kristo adıyla yeni ve zengin hayatına başlar. Bundan sonraki amacı intikam almak ve Mercedes'i bulmaktır. Bundan sonraki mutlu yaşantısını kitaptan okuyun derim. 19 yüzyılın en sevilen Fransız yazarlarından olan Alexandre Dumas bu en bilinen romanlarından biri olan "Monte Kristo", su gibi akan ve oldukça basit cümlelerle yazılmış bu klasik romanı kesinlikle tavsiye ediyorum sizlere.


Kitabın Arkasındaki Not:
Andrea Cavalcanti, iki kişilik, iki tekerlekli hafif arabasına bineceği sırada omzuna bir elin dokunduğunu hissetti. Danglars yahut Monte Kristo, kendisine söylemeyi unuttukları bir şeyi söyleyecekler zannı ile döndüğü zaman, güneş yanığı yüzlü, sakallı, parlak gözlü, kurt yahut çakal gibi sivri, keskin otuz iki dişini meydana çıkartan bir gülümseyişle kendisine bakan birisi ile karşı karşıya geldi. Bu yüzü tanıdığı için mi, yoksa sadece adamın korkunç görünüşünden irkildiği için mi bilinmez, şaşırarak geri çekildi: - Ne istiyorsunuz? diye sordu.-Beni tekrar Paris'e kadar yürümekten kurtarmanı istiyorum. Çok yorgunum. Bu akşam, sizin gibi iyi bir yemek yemediğim için ayakta zor duruyorum. Beni arabanıza alıp Paris'e götürmenizi istiyorum.


Kitabın Adı: Monte Kristo Kontu
Yazar: Alexandre Dumas
Çeviren: Mustafa Bahar
Yayınevi: Kumsaati Yayınları
Sayfa Sayısı: 599

24 Haziran 2009 Çarşamba

DOĞU YOLCULUĞU


1877 yılında Almanya'da dünyaya gelen yazar 1962 yılında İsviçre'de gözlerini bir daha açmamak üzere kapatır. Doğu felsefesine düşkün olan yazarın amacı, insanın özünü bulmasını, içine yaptığı yolculukların ne kadar önemli olduğunu savunur kitaplarında. Kesinlikle savaş karşıtı, herşeyin düzeleceğine inanmayan, bunalımlı, karamsar bir yazardır Hermann Hesse. Bu kişiliğine kitaplara da yansıtmıştır. Kitaplarındaki karakterlerde hayallerine ulaşamayan, istedikleri gerçekleşmeyince genelde ölürler. Mutlu sonla bitmez kitapları. Uzun zamandır okumadığım yazarın kütüphanemde duran "Doğu Yolculuğunu" okudum. Anlatımı, dili çok güzel. Yazar bir toplulukla birlikte doğu yolculuğuna çıkar. Bu yolculuğa katılabilmek için özel bir amacı olması gerekir yolcuların. Yazarın ise amacı güzel Fatıma'yı görmek ve onun sevgisini kazanmaktır. Hesse'nin bu kitabında olduğu gibi doğu düşüncesi ve feksefesi yazar için çok büyük önem taşır. İnsanın yanlışlarını, doğrularını, kuşkularını, pişmalıklarını kısaca bu hayatta yaşadığı tüm duygu selini çok güzel ifade eder. 1946 Nobel Edebiyat Ödülünün de sahibi olan bu kitap gerçekten çok etkileyici. Tavsiye ederim.
Kitabın Arkasındaki Not:
20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran en önemli Alman yazarlardan olan Hermann Hesse’nin, ilkgençlik yıllarından beri hayranı olduğu Doğu ve Doğu felsefesi, mistisizmi ve hayat görüşü, onun pek çok kitabının temelini oluşturmuştur. Hesse’nin en ünlü yapıtlarından Boncuk Oyunu’nun motiflerinin ilk kez ortaya çıktığı, ona uvertür niteliği taşıyan Doğu Yolculuğu’ndaki H. H. için yolculuk, kendi yaşam yolunun simgesine dönüşür, geçmişe, çocukluk döneminin suçsuzluğuna çekip götürür, insan olma sürecinin aşamalarını tek tek sergileyerek yanlışlara, kuşkulara ve umutsuzluklara sürükler. Üyesi olduğu ve ona yolculuğa katılma şansını veren Cemiyet, inandırıcılığını yitirmeye başlar ve H. yolunu şaşırır, başına gelenlerden dolayı başkalarını suçlar, yabancı, ıssız ve kasvetli bir gerçeklik içinde kendini kay­beder. Doğu Yolculuğu, bir insanın günümüzde içine düşeceği yalnızlığın, kişisel yaşam ve etkinliğini kişisellik üstü bir bütünün, bir düşünün ve bir topluluğun içine yerleştirme zorunluluğunun öyküsü.
Kitabın Adı: Doğu Yolculuğu
Yazar: Hermann Hesse
Çevirmen: Zehra Aksu Yılmazer
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 84

14 Haziran 2009 Pazar

CEMİLE

Belki bu yorumu yapmak yanlış, yazarın okuduğum ilk kitabı olmasından dolayı ama kesinlikle etkilenmedim ben “Cemile”den ve o satırlar arasında kaybolmadım. Diğer kitaplarını okumak ve öyle bir değerlendirme yapmak daha doğru ama ben belki de bu kitapla yanlış bir seçim yaptım. Sıradan bir konu, sıradan bir aşk hikâyesi. Yazar beni, kendi yarattığı dünyaya sokamadı. Kırgızistan’da savaş zamanında geçer bu aşk hikâyesi. Cemile köyün en güzel kızıdır ve kocası askerdedir. Tüm delikanlıların gözü Cemilededir ve bu delikanlılardan biri de kocasının yeğenidir. Zamanla, nasıl olduğunu bilmeden Cemile de kocasının yeğenine âşık olur. Kocası askerliği bitirip köye geri döndüğünde ise kararını kocasına açıklar ve gerçek aşkın peşinden gider. “Selvi Boylum Al Yazmalım” gibi müthiş bir aşk romanı yazmış olan bu büyük Kırgız yazardan oldukça vasat bir roman. Ben hayal kırıklığı yaşadım, daha farklı ve özel bir şeyler bekledim kitaptan. Belki de siz hayal kırıklığı yaşamazsınız. Karar size kalmış.
Kitabın Arkasındaki Not:

Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askeri yani, bütün maddi, zenginliğini eserlerine yansıymış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile 'tipik insan'ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır. Hikâyelerinde milletinin temel mülkü olan millî hafızaya ait efsane, destan, masal, hikâye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikâyeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır."Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır."
Kitabın Adı:Cemile
Yazarı: Cengiz Aytmatov
Yayınevi: Elips Kitabevi
Sayfa Sayısı: 67

7 Haziran 2009 Pazar

BENJAMIN BUTTON'IN TUHAF HİKAYESİ

Kitapçıda kitap raflarını yoklarken, kitabın kapağı ilgimi çekti, hemen elime alıp arkasını okumaya başladım. Değişik, ilginç bir yazıyla karşılaştım, kesinlikle okumalıyım dedim içimden bu kitabı. Eve kadar sabredemeden, bir cafede çay eşliğinde okuyup bitirdim Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesini. Konusuna anlatmaya gerek yok, kitabın arkasındaki notta yeterince bilgi vermiş zaten. Hayatı tersten görmek, okumak ilginç ve ironi geldi bana. Hikâye değil de roman olsaydı, ayrıntılara biraz daha girilseydi bence daha da güzel ve anlamlı olabilirdi. Tadı damağınızda kalan bir hikâye kesinlikle. Bu hikâyenin filmi de olduğunu daha sonra öğrendim. Filmini seyretmedim ama tabii önce kitap derim ben. Amerikan edebiyatının yazarlarından olan Scott F. Fitzgerald’ın bu çok tuhaf hikâyesini kesinlikle sizlere de tavsiye ederim.
Kitabın Arkasındaki Not:
Amerikan edebiyatının bol ödüllü yazarlarından Scott F. Fitzgerald çarpıcı bir öyküyle karşınızda. Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi zekice kurgulanmış, uzun süre hafızalardan çıkmayacak unutulmaz bir hikâye. Benjamin Button 1860 yılında dünyaya gelir. Ama herkes bebek olarak doğarken, o gizemli bir şekilde yaşlı olarak doğar ve gençleşmeye başlar. Yaşlılıktan gençliğe doğru ilerlerken hayatın cilveleriyle karşılaşır. Sırasıyla savaşa katılır, iş hayatına atılır, âşık olur, evlenir ve çoluk çocuğa karışır. Daha sonra üniversiteye, ardından liseye gider. Anaokulundan sonra, iyice küçülür ve sonunda hemşirenin kollarına döner. Keskin bir sosyal hayat eleştirisi sunan bu tuhaf ama muhteşem hikâye Fitzgerald’ı Amerikan edebiyatı tarihinin en iyi yazarlarından biri haline getirdi. Ayrıca David Fincher tarafından filme çekilen, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi’nin başrollerinde ise Brad Pitt ve Cate Blanchett var.
Kitabın Adı: Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi
Yazarı: Scott F. Fitzgerald
Çeviren: Zeynep Ertan
Yayınevi: Profil Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 78

4 Haziran 2009 Perşembe

VAKIF KURULURKEN

Nedendir bilmiyorum ama kendimi bildim bile bilimkurgu-fantastik türü kitaplara hep mesafeli durmuşumdur. Kitap raflarında her karşılaştığımda kafamı çevirirdim. Sonra bir gün sevgili blog arkadaşım Zero ile kitaplar hakkında yazışırken konu bilimkurgu kitaplarına geldi. Bana tavsiyelerde bulundu, senin gibi bir kitap kurdu ve anne olan bir kişi mutlaka Asimov okumalı diye de not düşmüştü. Merak içinde kaldım. Ben sana kefilim mutlaka oku dedi. Merakımdan aldım ve Asimov’un Vakıf Serisinin ilk kitabı olan “Vakıf Kurulurken”i okumaya başladım. Ve blog arkadaşım Zero'ya çok hak verdim. Ben neden bu kadar geç kalmışım bunları okumak için dedim kendi kendime. Yazarın hayaline, yaratıcılığına hayran kaldım. Sadece bu değil, dili ve anlatımı da muhteşem. Bugüne kadar hiç bilimkurgu okumayan ben, kitabı ne zaman elime aldım, ne zaman başladım da ne zaman bitti hiç hatırlamıyorum bile. Sırada diğer kitapları var. Bir de Ursula dedikleri yazar. Çok etkileyici ve sürükleyici olan bu kitabı herkese tavsiye ediyorum.
Kitabın Arkasındaki Not:
'Vakıf Kurulurken'in ilk sayfalarından itibaren, yerleşilmiş on milyonlarca gezegeni kapsayan Galaktik İmparatorluk'un tembellik ve boşvermişlik nedenlerden ötürü birden fazla imparatorluğu batırmış bir ırkın evlatları bir örgütle insanlığın bilgi birikimini korumaya ve böylece çökmekte olan bu basit temel üzerine dev bir bina inşa eder. Ama temelde üç-beş çürük tuğla da yok değildir...
Kitabın Adı: Vakıf Kurulurken
Yazarı: Isaac Asimov
Çeviren: Sönmez Güven – Ali Kaftan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 654

2 Haziran 2009 Salı

KAMERAYA GÜLÜMSE

Yazarın daha önce okumuş olduğum romanlarını her ne kadar çok severek okusam da "Kameraya Gülümse" aynı etkiyi bırakmadı bende. Mutlaka güzeldir, ne kadar kötü olabilir ki diye başladığım bu incecik romanı bitiremedim bile. Nedense bir türlü kendimi o dünyaya sokamadım. Çok sıkıldım. Televizyonun hayatımıza dünyamıza nasıl etkilediğini göstermeye çalışan bir kitap. Belki de televizyonu hiç sevmediğim için etkilenemedim. Ama belki de siz seversiniz. Ben kitapla sizleri başbaşa bırakayım.
Kitabın Arkasındaki Not:
Gün gelir, başkalarının acıları yetmez olur insanlara; işte o andan sonra sadece gösteridir bekledikleri.“Amelie Nothomb, günümüz toplumunun içinde bulunduğu psişik durumu derinlemesine anlatıyor.”Le Soir“Dünyada en fazla okunan Fransız yazarlarından biri olan Amelie Nothomb’dan ‘reality show’ların ışığında televizyonların barbarlığını anlatan acımasız ve tahrik edici bir masal.”Le Monde
Kitabın Adı: Kameraya Gülümse
Yazar: Amelie Nothomb
Çeviren: Yaşar İlksavaş
Yayınevi: Doğan Kİtap
Sayfa Sayısı: 133