30 Eylül 2005 Cuma

Dikkat! Okul Var





Şanssızım diyemem ben kendi payıma
Oluyor böyle şeyler ara sıra
Sözgelimi okul kitaplarına girmez şiirim
Bütün çocuklar anlar da









Cemal Süreya Türk Dili ders kitaplarında yine yok. Bu gidişle hiç olmayacakta. Kitaplar değişiyor, yazarlar değişiyor, müfredatlar elden geçiriliyor; yok yok yok yine yok. Durun bir dakika hepten ümidi kesmemeli. Şu 100 temel eser var ya. Orada bir Cemal Süreya kitabı var: Aritmatik İyi Kuşlar Pekiyi Bazende Yardımcı ders kitaplarında bulmak olası. Talim terbiyede II. Yeniye karşı bir önyargı mı var bilinmez. Sözümona yıllardır kitaplara alınmayışını nedeni fazla erotik bir şiiri olmasıymış. Olsa olsa kendi deyimiyle cins şairdir Cemal Süreya. Derhal yeniden yazılacak olan,Türk Dili kitabının komisyon üyelerini bulmalı. Ders kitabına alınana kadar eylem falan yapmalı. Olmadı Savaş Ay denilen kişiliğe gidip tartıştırmalı. AB'ye gidip 3 Ekim müzakereleri öncesi, ön şart olarak sunulmalı. Bir Şeyler yapmalı. Kendi adıma Cemal Süreya'yı geç keşfettim ( 20'li yaşlarımda, aşık olunca). Ümidim çocuklar daha erken keşfetsin.





Laboratuar

Laboratuar kurmak deliliğine girişen ilk coğrafyacı ben olmalıyım. Her zaman imrenirdim şu fencilere. Beyaz önlüklerini giyerler, bir dolu alet edevatın arasında başlarlar uygulamalı ders anlatmaya. Bense geçerken kapı arasından içeriye kondurmadan bakardım. Müfredat değişti ayağına laboratuar kurma isteğiyle idareye başvurdum. İsteğim garip gelse de kabul ettiler. İyi de dediler ne yapacaksın orada. Ohooo dedim, hayal etmenin sınırı yok ki. Sahi ben ne yapacağım o bomboş oda da. Evvela bir tepegöz buldum, sehpası, perdesi. Alet kurmayı sevmem ama iş başa düştü bir kere. Kurdum. Şimdi camlara perde lazım, korniş takmak falan. Büyükçe bir masa bulup üzerinde kabartma harita yapacak ortamı hazırlamalıyım. Kabartma haritası laboratuarın temeli olacak. Sonra panolar oluşturmalı. Panonun birine bitki koleksiyonu oluşturmalı. Duvarın birine dev Türkiye haritası, üzerinde tarım ürünlerini yetiştiği yerlere göre göstermeli. Ay ve güneş tutulması modelleri. Bir köşede çeşitli kayaçlardan oluşan galeri. Meteoroloji ekipmanları. Coğrafya dergileri, çeşitli afiş ve resimler. İlk anda aklıma gelen bunlar. Süreç içerisinde birkaç araç daha eklersem oldu bu iş.

28 Eylül 2005 Çarşamba

Yeni Coğrafya


Bu eğitim-öğretim yılı zorlu geçeceğe benzer. Eski alışkanlıkları birden bire terketmek kolay değil ya da başka bir deyişle yeni olana uyum sağlamak çok zor. Şuna inanmak lazım ki her zorluk, her sıkıntı beraberinde üretimi hatta öğretme coşkusunu da getirir.
Yeni müfredat Türk öğretmenin sınavı olacak anlaşıldı. Değişikliklere ne kadar hazırız, görülecek. Modern eğitim sistemlerini nasıl benimsiyoruz, izlenecek. Ya coğrafya öğretmenleri olarak bizler bu çalışmanın içerisinde ne denli hazır, yatkın, işlevsel olacağız tam bir muamma. Ortada bir materyalin olmaması, okutabileceğimiz bir kitabın bulunmaması dahası bizi bu sisteme adepte edecek bir eğitimin verilmeyişi işimizi zorlaştıracak.
Ortada yeni bir eğitim sistemi var. İskeletini oluşturdular ve önümüze bıraktılar. Şimdi hadi diyorlar ete, tene bürüyün. Bakalım ortaya çıkacak ürün neye benzeyecek. Bir Frankeistain mı yoksa tatil kitaplarındaki yanakları kırmızı, güleryüzlü, öğrenme isteğiyle yanıp tutuşan bir çocuğa mı?
Belkide bu nedenle bu sayfadan bilgilerimi, bilgilerimizi paylaşmak amacıyla kendimce bir dizi faaliyette bulunacağım. Katkılarınıza her zaman açığım. Olur ya benim gibi bu işe hevesliyseniz beraber kalkışırız bu işe. Buna ihtiyacımız olduğu kesin. Sağdaki Yeni Coğrafya linkine tıklamanız dileğiyle.

Nihayet Bu Da Oldu

O yazıyı görünce tamam dedim aradığın işte bu. Okudum dikkatlice. Ya ben bunca yıl böyle yazıları görmüyor muydum nedir? Hep merak ederdim bu adamları kim seçer, kim çağırır bu toplantılara, seminerlere, kongrelere. Duydum ilde bir toplantı varmış. Artık durur muyum katılmak için başvurdum hatta onların davetini beklemeden vardım gittim toplantıya. Tahmin edersiniz ki toplantıdaydım. Toplandık, konuştuk, tartıştık. İyi bir şeymiş şu toplantı. Bir oluşum
sürecinin içinde bulunmak iyi geldi. Eskiden bir program geliştirilse, en son benim haberim olurdu. 6. kademeden diyorum buna ben. 1. kademede tasarlayanlar, 2. kademede uygulanabilir hale getirenler, 3. kademede il grupları, 4. grupta ilçe grupları, 5. grupta ilçe zümre başkanları, 6.grupta öğretmenler. 4. gruba geçtim sanırım. Bundan sonra takipdeyim. Nerede bir çalışma olursa yüzsüzlük edip kendimi davet ettireceğim. Davet etmiyorlar mı olay yerine bir yolunu bulup intikal edeceğim. Kambersiz düğün olmaz misali.

24 Eylül 2005 Cumartesi

Coğrafya Dersini Sevmek


Coğrafya dersini sever misiniz? Şöyle bir an kendinizi tartarak düşündüğünüzü görür gibi oluyorum. Büyük olasılık lise yıllarınıza doğru gittiniz. Haritaydı, dünyaydı, paraleldi, saatti derken içinize bir fenalık mı geldi yoksa. Zaten hocası da sevimsizin biriydi. Bütün ders yeşilli kahverengili mavili bir resimin önüne geçer garip cümleler kurardı. Efendim orojenez, kuaterner yok kaldera, pluviyal. baygınlıklar geçirirdiniz... Okuldan sonra bir daha karşılaşmadınız... Yalnızca tatil için çıktığınız yolculukta, bir maar'ın yanından geçerken: ben bunu bir yerden hatırlıyorum ama nereden diyerek geçiştirdiniz.
Coğrafya dersini sever misiniz? aslında sevdiğinizi söyleyeceksiniz, yüzüme bakıp doğru söylesem adamcağız kırılır mı acaba diyeceksiniz içinizden. Birbirimizi kandırmayalım. Ne çabuk unuttunuz; bilmem hangi ülkenin bilmem hangi madeninin ihtisalini ezberlemek zorunda kaldığınız günleri. Şu yarışma programlarıda olmasa ne işinize yarardı tüm bu zırıltılar. Tahtaya kaldırılıp falanca akarsuyu bulmanız istenildiğinde taşıdığınız kaygıyı, sıkıntıyı, utancı hissedin bir de.
Geçen yıl bir anket yapılmış okullarda, en az sevdiğiniz ders hangisidir diye. Sonucu bu kadar yazıdan sonra tahmin etmiştirsiniz herhalde: Coğrafya. Değil matematik, değil kimya-fizik, değil ingilizce, değil tarih.. En baş sırada; Coğrafya. ÖSS birincisi bir tek soruyu yapamıyor; Coğrafya. Tv dizisindeki kötü karakter öğretmenin branşını bilin bakalım; Coğrafyacı.
Herkesin bir coğrafya öğretmeni vardır. Tutun bir kez hatırlamaya çalışın. Kimdi, Nasıl biriydi. Benimle kim konuşmaya tutuşsa: söz uzayıpta, mesleğimi, ne iş yaptığımı öğrenmeye geldiğinde birden yüzü ekşiyor ve başlıyor o artık aşinası olduğum konuşmaya. "bizim bir coğrafyacı vardı" Bak rezil herife, ulan benim 10 coğrafya öğretmenim vardı, anlatmaya kalktım mı bilinç altıma yerleşmiş, iğrenç anılarımı. Bunların coğrafyacısı bir de bayansa pekte bir zalim oluyorlar kardeşim, artık ezberlemedikleri için yedekleri dayaklar mı? yoksa derste yaşanan ve benim dinlermiş gibi yaptığım anılar mı? Anlatıp dururlar. Bakın bu en fazla aklımda kalanı, bir tanesinin coğrafyacısı konuşurken ağzından tükürükler saçıyormuş. Bunu anlatan eşşoğlusu yüzünden ön sıralara yaklaşamaz oldum.
Coğrafya dersini sever misiniz? Sevmiyorsanız yandaki resme bakın, çocuğun dünya bakarken ki gözlerine. Bir keşfin başlangıcındaki zamana. Sonra da bir atlasın başına geçip (evin bir köşesinde mutlaka vardır) başlayın dünyayı dolanmaya. Kuş uçuşu geçersiniz dağların, çöllerin, okyanusların, kıtaların üzerinden. Bir akarsu boyunca kıvrılırsınız. Dünyanın diğer tarafında ilbaharın başladığını, ağaçların çiçek açtığını hayal edersiniz. Siz uykuya dalarken birilerinin işe gittiğini düşünüp keyif çatarsınız. Okyanusun en ıssız adasını bulup robinson'culuk oyanarsınız. Hem bir şey söyleyim mi. Vize falan da istemez.

22 Eylül 2005 Perşembe

Eğitimi Haber Yapmanın Dayanılmaz Hafifliği


Rakamlar korkunç 13.750.000 öğrenci 575000 öğretmen
Böylesi sayısal çoklukta hata aramak mı? O çok kolay bir iş.
Bakın son bir ay içerisinde eğitimle ilgili haberlerin bir değerlendirmesi:

Kız çocuklarının okullaşması; devlet politikası olduğundan en çok haber yapılanı. Olumlu bir kampanya ve her geçen gün (Kardelenler gibi) yeni kampanyalarda ekleniyor
Müfredat Değişikliği; kimsenin bilmediği, bilenin sırdır diye söylemediği, tepemize birden çullanan, önümüzdeki bir yıl boyunca anlaşılamayacağına inandığım olay. Aslında haber yapılırken hiçbir yayın organı bilgi sahibi olmadığından yüzeysel geçilen, iyi bir şeymiş gibi anlatılan durum. 4 yıllık lise diye de bilinir kendileri.
Öğrenci kayıtları, bağışlar. İşte eğitimin zayıf karnı. Hep aynı vuruyorlar ya bir müddet sonra saldırıya duyarsızlaşıyoruz. El bilir, âlem bilir ama basın bilmez.
Diz üstü etek genelgesi. Aslında genelgede Ucuz ve herkesin alabileceği kıyafetler vurgulanıyordu ama işlerine böyle yayınlamak geldi.
Yetersiz okul binaları, yetersiz derslikler, kalabalık sınıflar.
Öğretmensiz okullar, okulsuz öğretmenler. Kafiye diye yazmadım.
Eğitimde eşitsizlik durumları Gariban sınıfları, lanetliler sınıfı, parasızlar sınıfı. Tembeller sınıfı. Kenar mahalleliler sınıfı…
Sistem değişikliği kurbanları, sistem değişikliğiyle sınıfta kalmaktan kurtulanlar. Afçılar, aflar, affediciler, affedilenler, affedilmeyenler.
Devlet adamlarının okul açılışları. Kırmız kurdeleler, altın varaklı makaslar, protokol sıraları
Görevden alınan eğitim kurumları yöneticileri, sürülenler, yer değiştirilenler.
12 eylül ile okulların başlamasının aynı tarihe gelmesi. Köşe yazarları bayıldı bu işe adamların kıt beyinlerinde şimşekler çaktırdı güller açtırdı.
Katsayı adaletsizliği, İmam Hatiplilerin durumu. Sağ kroşeler, sağ direktler, sağ aparkatlar.
Bulunamayan ders kitapları, basılmayı bekleyenlerde denilebilir.
Okul alışverişleri. dev kampanyalar, tiraj artırıcılar. Dikkat edilmesi gerekenler listeleri.
OKS faciası ÖSS faciası
Manisa’daki müdür odaları ile başlayan lüks okul müdürü odaları tartışmaları, kısa kesildi. Bana kalırsa biraz kaşımak lazım
Cümle out harf in. Okuma yazma öğretiminde yapılan değişiklik. Yanılmıyorsam 80’li yıllarda yeni olduğu söylenilen bu sistem uygulanıyordu
100 temel eser tartışması. Sahi şu kitaplar bir gelse de temellensek, kültürlensek.

Listeyi uzatmak olası… Yarın her hangi bir gazeteyi alıp kaldığım yerden devam edin isterseniz. Biliyorum ki devam edemeyeceksiniz. Bir haber çok verildiğinde konu erozyona uğruyor, niteliğini yitiriyor. Haber yapılan siz olsanız dahi göremediğiniz oluyor.
Öğretmen olduğumdandır tavsiye vermeye üstüme yoktur. Araştırmacıları, tez hazırlayanları, meraklıları, kaos teorisyenlerini, guinnesçileri, yönetim uzmanlarını, stratejistleri mili eğitim müdürlüklerine davet ediyorum. Gidinde görün bir sistem nasıl idare edilir. Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir mucizeyi yakından izleyin. Böyle bir fırsat hiçbir yerde ele geçmez. Gidin birkaç saatiniz orada geçirin.

Az kalsın unutuyordum alın size bir haber malzemesi daha, hakkında yıllarca konuşabileceğiniz, saatler süren programlar yapacağınız. Uzman Öğretmenlik Sınavı. Sonuçları açılanınca göreceksiniz ne demek istediğimi. Size kolay gelsin, biz üstesinden geliriz nasıl olsa.

20 Eylül 2005 Salı

Okula Gelme Nedenleri (Röportaj 1)

SORU: Okula niçin geliyorsunuz?
— Sabah uyanıyorum hocam, Aaa! bir bakmışım okuldayım.
— Pardon! Ben neredeyim? Burası okul mu?
— Müdür darılır valla.
— Beni buraya sayıyla verdiler.
— Aslında bu soruyu sorduğunuza sevindim, bir kere bu sorunun soruluş şekli itibariyle değerlendirilecek olursak; kimi soruların bir sorunsal olmaktan çıkıp….! Güüm!! Pat!!
— Söz hocam bir daha gelmeyecem
— Kantinde hamburger yemek için
— Sözlü mü var ne? Ulan şimdi bu beni kaldırır. Ahanda çağırıyor.
— Hademeyi özlediğim için.
— Okul sıcak ve rahat olduğu için.
— Asuman hocayı görmek için
— Yollar boş kalmasın diye.
— İş olsun diye. Sahi siz niye geliyorsunuz?
— Sabahları spor olsun diye.
— Hocam bak bir daha gelmem ha..!
— Ehliyet alabilmek için
— Bir sabah süsleyip püsleyip sokağa çıkardılar. Dondurma bile aldılar... sonrası malumunuz
— Kızlar cazibeme dayanamıyor da…
— Evde uyku tutmuyor be hocam.
— Hocam yemin ederim camı ben kırmadım. Ekmek mushaf çarpsın ki.
— Gidecek yerim mi vaaaar… Diyecek sözüm mü vaaaar…
— Kahır çekmek için… Çile doldurmak için…
— Devamsızlıktan kalmamak için
— Ben sana demedim mi oğlum, bu hoca kafayı yiyecek diye. Vah vah iyi adamdı ya…
— Sabahın köründe tuhaf tuhaf sorular sorsunlar diye
— Her Türk Öğrenci Doğar… Her Türk Öğrenci Doğar
— Hocam sanırım müdür sizi çağırıyor…
— Bu kadar jöleyi boşa mı sürdük yani… Tövbe… Tövbe…
— Eş dost hısım akraba rahat etsin diye.
— “Alışmış kudurmuştan beterdir”
— Mercimeği fırına verdikte…
— Kimin adamısın ulan sen!!. - Şey... Pardon Sizi öğrenci sanmıştım da.