O etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
O etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2008 Pazar

İstanbul: Hatıralar ve Şehir (Orhan Pamuk)

İstanbul: Hatıralar ve Şehir (Orhan Pamuk)

İstanbul’da, Orhan Pamuk hem 22 yaşına kadarki kendi hayat hikâyesini, hem de kendi bildiği İstanbul şehrinin ilginç hikâyesini bir roman tadıyla birleştirerek okura sunuyor. Pamuk’un kendini “ben” olarak ilk hissedişinden, annesine, babasına, ailesine yönelen hikâye, bir hüzün ve mutluluk kaynağı olarak İstanbul sokaklarına açılıyor. Günümüzün büyük romancısının gözünden 1950′lerin İstanbul sokaklarını, parke taşı kaplı caddelerini, yanıp yıkılan ahşap konaklarını, eski bir kültürün yok oluşuyla, onun külleri ve yıkıntıları arasından bir yenisinin doğuşunun zorluklarını keşfederken Pamuk’un ruhsal dünyasının oluşumunu bir dedektif romanı okur gibi hızla izliyoruz… İstanbul’un siyah beyaz hüznünü araştıran bu benzersiz eserde, okurken elden bırakamadığımız ve dönüp dönüp yeniden okuyacağımız kitaplara has o ruh ve duygu birliği var.
“Sayın Orhan Pamuk , İstanbul’u Dostoyevski’nin St. Petersburg’u Joyce’un Dublin’i ve Proust’un Paris’i gibi dünyanın her köşesinden okurların kendi hayatlarını yaşar gibi tanıyıp, bir ikinci hayat sürecekleri vazgeçilmez bir edebi şehir yaptınız!”İsveç Akademisi Daimi Sekreteri Horace Engdahl

Bu kitap hakkında yorum yapınız...

23 Kasım 2007 Cuma

Orhan Pamuk - Beyaz Kale

Orhan Pamuk - Beyaz Kale




17.YY`da Türkler tarafından esir edilen astronomi, matematik ve tıptan anlayan bir Venedikli bilim adamının başından geçenler.










İNDİR

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Beyaz Kale -Orhan Pamuk



Beyaz Kale (Orhan Pamuk)
17. Yüzyılda Türk korsanlarınca tutsak edilen, astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bir Venedikli köle… Aynı ilgileri paylaşan, Batı bilimini öğrenmek isteyen bir Türk efendi aralarında garip bir benzerlik bulunan bu iki insanını hikayeleri ve serüvenleri onları veba salgının kol gezdiği İstanbul sokaklarına Çocuk Sultanın düşsel dünyasına inanılmaz bir silahın yapımına, ben neden benim? Sorusuna götürecektir…
Orhan Pamuk
İLETİŞİM YAYINLARI
Yayın Yılı: 2001
97 sayfa
(RTF)

10 Ağustos 2007 Cuma

Metal Fırtına 3-Orkun Uçar(Kızıl Kurt)



Bu kez düşman Rus Mafyası…Orta Asya için ölümcül güç mücadelesi…Gökhan merdivende uzaklaşan koşar adım sesleri duydu. Adamlardan biri yukarı çıkıyordu. Artık zaman kaybedemezdi. Belindeki el bombasını hızla çıkarıp pimini çekti. Biraz bekledikten sonra bombayı içeri yuvarladı ve duvara neredeyse yapışık halde odanın diğer ucuna doğru koştu. Bomba hemen patlamış, Gökhan da sarsıntıdan kurtulmak için yere yatmıştı. Yattığı yerden göz açıp kapayıncaya kadar kalktı ve geri, kapıya koştu. Kapıdan çıktığında göz gözü görmüyordu. Dumanlar arasında ancak siluetler şeklinde gördüğü bedenlere neredeyse rastgele ateş etmeye başladı. Birkaç saniye sonra, yerde ilk cesetle beraber üç tanesinin daha yattığını gördü, hiçbiri tanınacak halde değildi.(Tanıtım Yazısından)
Orkun UçarAltın Kitaplar256 sayfa

(pdf)

Metal Fırtına 2-Orkun Uçar(Kayıp Naaş)

Metal Fırtına 2 (Kayıp Naaş)

Kayıp Naaş Metal Fırtına 1'i okuyanların merak ettiği sorulardan biri de ortadan kaybolan naaş'a ne olduğuydu. Okurlar bu sorunun cevabını ikinci romanda bulacaklar. ABD, 27 Mayıs 2007'de Anıtkabir'i bombalar. Yıkıntılar arasında dolaşan Genelkurmay Başkanı Hikmet Pars, Atatürk'ün naaşının bulunması gereken odaya girdiğinde onun yerinde olmadığını görür. Naaş kayıptır. Türk - İsrail Gizli Savaşı Metal Fırtına 1'de, İsrail ile ilişkiler konusuna tek bir cümleyle değiniliyordu. Metal Fırtına 2 - Kayıp Naaş ise ilk kitabın bittiği noktadan başlıyor. Roman, sadece kurgu boyutuyla değil, arka plandaki Türk-İsrail ilişkilerine ait bilgilerle de dikkati çekiyor. 'Bu Bir Gökhan Birdağ Macerasıdır' İlk kitabın en çok dikkat çeken karakteri, devlete bağlı gizli bir teşkilatta çalı-şan (Gri Takım) Türk ajanı Gökhan Birdağ'dı. Gökhan Birdağ ülkesini korumak adına bir ölüm makinesi gibi yetiştirilmiştir. İlk kitapta Gökhan, ABD'nin saldıracağını üç ay önce öğrenir, ama devlet içine sızan ajanlar, bilgilerin öncelikli hale gelmesini engeller. Gökhan bunun üzerine, onu yetiştiren Kurt adlı komutanının yardımıyla gizlice ABD'ye girer ve savaşın başlamasını bekler. Savaş başlayınca ABD birliklerinin geri çekilmesi için uyarıda bulunur, ciddiye alınmayınca bombalardan biriyle Washington'u yok eder. İkinci bombayla New York'ta yakalanacakken yaralı kurtulmayı başarır. Alman ajanları onun saklanmasına yardım ederler. İlk kitabın sonunda Gökhan, Türkiye'ye savaş planının arkasındaki işadamı Adrian Lyman'ı kaçırıp intikam alır. Metal Fırtına 2'de Gökhan, ABD'dedir, ama kısa sürede yeni görevi gereği Avrupa'ya dönecektir. Yeni görevi ise Atatürk'ün kayıp naaşını bulmaktır

(pdf)

Orkun Uçar- Metal Fırtına 1



Tarih, 23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük'ün kuzeydoğusu… Kuzey Irak'taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri "müttefik"lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır. CNN International hemen haber geçmeye başlar: "Kuzey Irak'ta çatışma… 13 ABD askeri öldü, 30 yaralı var. Ordu yetkilileri, Amerikan güçlerine saldıran 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıkladı." Amerikalıların niyeti Türkiye'deki zengin bor minerallerini ele geçirmektir. Bunun için her şeyi göze almışlardır. İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere tüm Türkiye'yi savaş alanına çevirmeyi bile…. Ve Metal Fırtına Operasyonu başlar…

(pdf)

Kızıl Vaiz-Orkun Uçar



Taş yolun ötesinde kapının girişi cam rüzgarlıkla korunuyordu. Kapının önüne geldiğimde üstünde mermere kazılmış uyarı dikkatimi çekti."Xasiork-Ölümsüz Öykü Kulübü"Yalnız Gören Gözler Girebilir!...Birkaç gazetede muhabir olarak çalışmıştım, edebiyat dünyasını da takip ederdim ama böyle bir kulübü hiç duymamıştım. Zilin altında "Nitimur in Vetitum!" yazıyordu. Latince bir deyim olmalıydı ama anlamını bilmiyordum. Gökhan'a ne olduğu yolundaki merakım, çekingenliğimi bastırdığı için zili çaldım.Küçük bir kilit açılma sesi duyunca kapıyı ittim. Önümde bir hol uzanıyordu, yerde kırmızı bir halı vardı. Duvarlar, kare şeklinde işlemeli ağaç çerçevelerle kaplıydı. Tavan tıpkı Rönesans kiliselerinde olduğu gibi dini resimlerle süslenmişti. Holün öbür ucunda meşe ağacından yapılmış, oymalı bir kapı dikkati çekiyordu, alt boşluğunda oynaşan sarı kırmızı bir ışık vardı. Alev ışığı diye düşündüm, ya bir soba, ya da daha büyük bir ihtimalle şömine ateşi. Tedbirli bir şekilde bir kaç adım atmıştım ki, tam arkamdan gelen sesle yerimden sıçrayıverdim;"Ceketinizi ve ayakkabılarınızı alabilir miyim?"(pdf formatındadır )


(pdf)
rar şifresi www.turkey-web.net