Korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2009 Cuma

Paranormal Activity

Yönetmen: Oren Peli
Yazar: Oren Peli
Oyuncular: Katie Featherstone, Micah Sloat
Tür: Korku|Gizem
Yapım yılı: 2007
Süre: 86 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 7/10
Umut'un Puanı: 7.1/10
Çavlan'ın Puanı: 6.7/10

Çavlan'a bu yazıyı yetiştireceğime dair söz verdiğim için sıkışmış durumdayım sevgili okuyucu, şu noktadan itibaren tam bir buçuk saatim var, Çavlan bakıyo köşeden. Gerçi sakin gibi, arada öpüp geliyorum, sesi çıkmıyor pek. Bu yazıyı yazmak istiyordum günlerdir ama ikide bir araya bir şeyler girdi, şimdi de sıkışmış durumdayım. Bu yüzden "Paranormal Activity"e yakışır şekilde düşük bütçeli bir yazı olacak.

Paranormal Activity, Found Footage türünde çekilmiş bir korku filmi. "Found Footage da ne ola ki?" diyenler buradaki yazımı okuyabilirler.

Konumuz şu: Ana karakterimiz olan hatun küçüklüğünden beri sıradışı olaylar yaşamakta ve garip bir varlık tarafından takip edildiğini hissetmektedir. Nereye taşınırsa taşınsın yaşadığı tuhaf olaylar kesilmeyince, yanına taşındığı sevgilisine, kendisine deli damgası vurulmasını göze alarak bu konuyu açar ve sevgilisi beklenenin aksine bu durumla pek ilgilenir; ilk iş olarak da genelde gece onlar uyurken vuku bulan bu olayları kaydedebilmek için kocaman (öyle hand-held falan değil) bir kamera alır. Gerek gündüz elinde kamerayı taşıyarak, gerek gece kamerayı odalarına yataklarının karşısına koyarak kızımızı seksten soğutur ("Issız Adam" ya da "Alper N'aapıyosun!" kompleksi).




Kızımız zaten Türk tipli, Ayten teyzenin kızı Ayşe bu diye tanıtsam yiyebileceğiniz bir tip, hafif etli butlu esmer bir yüze sahip, ikide bir "ay çekme Mahmut, ay yapma Mahmut, evlenene kadar olmaz" şeklinde bir yaklaşımı mevcut olaylara. Erkek desen o da şöyle böyle bir şey (yakışıklı mı bilmiyorum, anlamam, kızlara sormak lazım). Adamın da karakteri birazcık Türk, film boyunca kaşınıp duruyor, yok iblise pandik atayım, o da olmazsa fıstık atayım şeklinde olayları ciddiye almayan bir yaklaşımı mevcut, arada sinirlenince de "Ayıp oluyo ama!" diye iblisi azarlıyor falan. Filmde de en doğal halleriyle karşımıza çıkan bu karakterler, Found Footage'in ruhuna uyan bir şekilde, büyük kısmı doğaçlama olduğunu tahmin ettiğim şekilde hoş bir oyunculuk sergiliyorlar. Evet bu kadar şey dedim ama oyunculuklar iyi bence.



Zaten onlar bu doğal oyunculuğu sergilemese, filmden geriye pek bir şey kalmayacak çünkü filmde bu ikiliyi görüyoruz sürekli, tek gördüğümüz mekan da yaşadıkları evin farklı kısımları. Bunlar dışında arada gelen iki ziyaretçi dışında oyuncu yok. Filmde efekt namına da hiçbir şey yok.



Bu özellikleri kötü bulduğum sanılmasın. Bütün bunları iyi ya da kötü olarak almak tamamen sizin zevkinizin sınırlarına, filmden beklentilerinize ya da izlerkenki ruh halinize göre tanımlanacak şeyler. Paranormal Activity çok iyi veya çok yaratıcı bir film mi diye sorarsanız yanıt veremem, hatta klişelerle dolu bir film diyebilirim. Fakat film etkileyici mi diye sorarsanız, belki de sadeliğinden ve kurgusundan kaynaklanan inanılmaz rahatsız edici bir yapıya sahip olduğunu söyleyebilirim. Film çok garip bir şekilde bana küçükken ağızdan ağza aktarılan yatır/türbe/cin hikayelerini hatırlattı. Hani bittiğinde sizi kafanızda bir sürü ürkütücü soruyla yatağa yollayan hikayeler gibi bir havası var filmin. Hani kötü anlamda "ee buna ne oldu ki? çok saçma" dedirten mantık hatalarından ya da filmin içine giremediğiniz için aklınızda oluşan sorulardan değil bunlar. Film zaten gerçek bir belgesel izliyormuşsunuz varsayımıyla yola çıktığı için, izlerken beklentiler de ona göre ayarlanıyor, açıklanmayan noktaları ve filme dahil edilememiş bir sürü gizemi merak ediyor insan. Found Footage türüne dair sevdiğim şeylerin başında geliyor bu; başı-girişi-sonu belli filmlerde bazen bu kurgu kaygısı abartılıyor ve seyircinin aptal yerine konulup her detayın karakterlerin ağzından anlatılması bayabiliyor beni. ("Anlıyorum Canıtın, demek o yüzden cin Makkenzi'nin pipisine musallat olmuş..." gibi)



Filme iyi diyemiyorum, sanatsal açıdan saygı duyulası bir eser olarak kabul edilebilir mi, bu benim kaygılarım dışında. Ama iyi/kötü olayını bir kenara bırakırsak, film bana göre başarılı, çünkü amacına ulaşıyor ve güzel zaman geçirmenizi sağlıyor. Evet, bildiğiniz korku klişeleri bu filmde de var ama filmi oturup izliyorsunuz öyle, kapatıp gitmek gelmiyor içinizden (özellikle dışarda rüzgar eserken, bizim gibi karanlıkta oturup izliyorsanız, filmi izledikten sonra daha bir fazla korkuyorsunuz, çünkü hikaye kafanızda bir sürü ürkütücü görüntü bırakıyor). Belki bir [Rec] kadar başarılı ve sürekli heyecan içinde izlediğiniz bir film değil, ama korku türünü seviyorsanız denemeye değer bence.

Filmin arkaplanını merak edenler için: Film çok düşük bütçeyle çekilmiş, çekildikten sonra bir sürü firmaya yollanmış fakat ilgi görmemiş, ta ki Dreamworks'teki bir yöneticinin ilgisini çekip onun aracılığıyla Steven Spielberg'ün eline ulaşıncaya kadar. Dreamworks filmin en baştan, daha profesyonel bir ortamda, profesyonel oyuncularla vs. çekilmesini düşünüyormuş fakat filmin yapımcısı stüdyoya önce test amaçlı olarak kısıtlı bir kitleye gösterim yapma şartını kabul ettirmiş. Bunun üzerine Dreamworks, hem fikirlerini almak hem de yeni versiyonda çalışmaya istekli olacak olanları belirlemek üzere belli başlı yazarları davet etmiş. Film başladıktan sonra insanlar salonu terk etmeye başlamış, yapımcı başta gerçekleştirdikleri en rezalet önizleme seanslarından birini yaşadıklarını düşünmüş. Fakat insanların fikrini sorduklarında çok korktukları için çıktıklarını anlamışlar ve filmi olduğu gibi yayınlamaya karar vermişler. Sonra film vizyona girene kadar da bir sürü karmaşa içinde zaman akmış ve film, yapımı tamamlandıktan ancak 2 sene sonra yani 2009'da gösterime girebilmiş. Girdiğinde de ortalığı dağıtmış ve şimdi devamının çekilmesi planlanıyor. "Bunu ben de yaparım, n'olcak!" diyenler bir an önce başlasın yani ne yapacaklarsa, hâlâ bu derece düşük bütçeli ve evde çekilen şeyler milyonların uçuştuğu sektörü etkileyebiliyor gördüğünüz üzere.

Yazıyı bitirmeden önce, Found Footage sevenler için, sevebileceklerini düşündüğüm bir klip veriyorum -Paranormal Activity'le hiçbir ilgisi yok, ama ilk izlediğimde benzer şeyleri hissetmiştim o yüzden vermek istedim-: Aphex Twin - Rubber Johnny

Uh böyle de bitireyim bu yazıyı. Tam bir buçuk saat! Başardım bence.

11 Aralık 2009 Cuma

[Rec]

Yönetmen: Jaume Balagueró, Paco Plaza
Yazar: Jaume Balagueró, Luis Berdejo
Oyuncular: Manuela Velasco, Ferran Terraza, Pablo Rosso
Tür: Korku
Yapım yılı: 2007
Süre: 80 dk.
Ülke: İspanya
Dil: İspanyolca
IMDB Puanı: 7.7/10
Umut'un Puanı: 9.2/10
Çavlan'ın Puanı: 8.1/10

Sınıflandırmalardan pek hoşlanmam, zaten filmler söz konusu olduğunda onlardan pek anladığım da söylenemez ama bir noktada bazı şeyleri hızlı anlatabilmek için ne kadar gerekli olduklarını anlamak bugüne nasip oldu.

Filmdeki karakterlerin birinin kamerası tarafından bize aktarılan görüntülerden oluşan filmler Blair Witch Project'le birlikte popüler olduğundan beri (ki o kamera esprisi dışında beni çok etkilememiştir), bu tarzda yaratılmış her yeni filme "Blair Witch kopyası" diyerek dudak büken insanlar türedi bildiğiniz gibi. İstatistiki anlamda, bu kalıbı kullanan insanların çoğunun aynı zamanda hiçbir şeyden memnun olmalarının mümkün olmadığını anladığımdan dolayı, [Rec]'in tarzını tanımlarken "Blair Witch benzeri" falan gibi bir ifade yerine, aklı başında insanların çoktan bulmuş olduğunu tahmin ettiğim bir sınıflandırma adını benimsemeye ve kullanmaya karar verdim. Bu janra verilen en uygun ismi de yine Blair Witch'in wikipedia sayfasında buldum: Found Footage. (Linkten görüldüğü üzere, bundan sonra orijinallik üzerine ahkam kesecek olanların yeni çıkan benzer filmlere Blair Witch yerine Cannibal Holocaust taklidi demeleri daha uygun olur)

(Sınıflandırma meraklılarına not: Bu tarz filmlerin dahil edilebileceği Cinéma Vérité veya Docufiction gibi tanımlar da mevcut ama sinema bölümünde falan okumadığım için bunların farklarını, ne gibi sınırlarla ayrıldığını, neleri kapsadıklarını tam olarak bilmiyorum, ancak ilgilenenler linklere tıklayabilirler.)

Konuya dönersek... [Rec] izlediğim az sayıdaki Found Footage türündeki filmler arasında en başarılı bulduğum film (ikinci sıra için Cloverfield ve Paranormal Activity arasında kararsız kalıyorum). İzlediğim bütün korku filmleri arasında ise korkutuculuk açısından rahatlıkla ilk sıralara oynar diyebilirim.

[Rec], güzel TV muhabiri (Angela) ve ona eşlik eden kameramanın, "Siz uyurken" adlı programları için çekim yapmaya gittikleri itfaiye binasında sakin bir şekilde başlıyor. Her şeyi kameramanın kamerasından izliyoruz, tam Angela oldukça sıradan geçen çekimleri bitirmeyi düşünürken, itfaiye binasına bir apartmanın yukarı katlarında kalan bir kadınla igili bir ihbar geliyor ve alarmlar eşliğinde itfaiye ekibi yola koyulmaya hazırlanıyor, Angela ve kameramanı da ekiple birlikte bu binaya gitmeye karar veriyorlar. Bundan sonrasını karanlık bir mekanda, mümkünse gece evinizde ve yanınızda az sayıda insanla izlemenizi tavsiye ediyorum :) (Bir korku filmini korkmak yerine gülmek için izlemeye odaklanırsanız buna hiçbir şey engel olamaz elbette, onun için arkadaşlarıyla toplanıp kafa bulmak isteyenlere için başka bir film seçip heba etmelerini ve [Rec]'e bir şans tanımalarını tavsiye edeceğim.)

Muhabirimiz Angela, mesleğin zorluklarından dem vururken..

[Rec] her korku filmi gibi klişelerden yararlansa da, tüm güzelliğini ve duruşunu Found Footage olmasına dayandırmıyor; olayların ilerleyişi, oyuncuların hiç mi hiç fena olmayışı, kısıtlı bir alanda geçmesine rağmen farklı mekanların dengeli olarak kullanılışları ve temponun dengeli olarak artması, filmi korkutucu bir deneyime çeviriyor. Filmin senaryosu ikide bir beklenmedik gelişmeler ve izleyiciyi şaşırtan olaylar ortaya koyan bir yapıya sahip değil belki, ama Blair Witch Project'le birlikte bu tarza yakıştırılan "rastgele gelişen özelliksiz olaylar"dan ibaret bir senaryo da değil. Olaylar her zaman merakınızı artıran şekilde ilerliyor ve sıkıldığınız bir ara olmuyor.

Bu tarzın diğer örneklerinde en çok görülen ve açıkçası bende de genelde hayal kırıklığına yol açan şeylerden biri şu: bu filmlerde tempo film boyunca iyi gitse bile, filmin sonu aniden bitmiş ve yarıda kalmış havası yaratabiliyor. Bunun seveni de var (Çavlan daha bir doğal daha bir gerçekçi hava kattığı için sevdiğini söyledi mesela) ama ben böyle bitince doymamış ve daha fazlasını bekler bir şekilde kalkıyorum filmi beğenmiş olsam bile.

Kaldırımda önünüzü tıkayan yavaş teyzeden daha korkunç ne olabilir? Tabii ki sinirlenmiş ve üstünüze koşan teyze..

İnsanların yaşadıkları deneyimleri, genelde o deneyimin sadece son dakikalarında hissettikleriyle değerlendirdiğini okumuştum (Mesela 3 saatlik deneyimin son dakikaları hayal kırıklığı yarattıysa, bu deneyimin genelini kötü olarak adlandırmaya daha yatkın oluyor insan), haliyle bu türden hoşlanmayan birçok insanın bu 'rastgele' gibi gözüken bitişlerden falan da memnun kalmadığını düşünüyorum. [Rec] ise benzerlerinden bu noktada ayrılıyor bence, filmin son dakikaları belki de en çok tırstığım ve gerildiğim anlar oldu.


Resim olarak koyunca daha çok dandik yerli film için Photoshop'ta hazırlanmış afiş havasını uyandırsa da, filmi izlerken görseller gayet etkileyici geliyor.

Özetle, filmi izlemeyenler izlesin, izleyenler izlemeyenlere anlatmasın. Yalnız bir de bu filmin Quarantine diye çekilmiş Amerikan versiyonu var (2008 yapımı). Esas film popüler olunca aynısının Amerikanını çekmişler. Hemen çamur atmayayım, filmi izlemedim belki güzeldir ama aslının her şeyine sadık kalındığı söylenen bir filmin orijinali dururken taklidini izlemeyi niçin isteyeyim bilmiyorum. O yüzden bu gereksiz karşılaştırmayı yapamayacağım bu yazıda.

[Rec] 2 çekilmiş ve çıkmış bu arada, bu yazıyı yazarken haberim oldu. İlkinin üstüne pek farklı bir şey koyacağını sanmıyorum ama yine izlenir herhalde.

Bir sonraki Found Footage yazısında görüşmek üzere... Ve hatta bundan sonraki filmde daha rahat görsel bulmak umuduyla (Hiç mi adamakıllı screenshot'u yok nette bu filmin?)... Ve hatta daha mutlu ve sağlıklı bir geleceğe.. Ve hatta barış dolu bir düny.. öhm.

29 Kasım 2009 Pazar

Drag Me to Hell: Türün meraklılarına şiddetle tavsiye edilir

Yönetmen: Sam Raimi
Yazar: Sam Raimi & Ivan Raimi
Oyuncular: Alison Lohman, Justin Long, Lorna Raver
Tür: Korku|Gerilim|Komedi
Yapım yılı: 2009
Süre: 99 dk.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
IMDB Puanı: 7.3/10
Çavlan'ın Puanı: 7/10
Umut'un Puanı: 7.8/10

Hikayemizin kahramanı bir bankada çalışan, yemeden içmeden hevesle terfi etmeyi bekleyen, pasta ve dondurmalardan uzak duran, şöyle asil bir aileden gelmediği ve ivy league mezunu olmadığı için biraz eziklik hisseden, bilmemne profesörü erkek arkadaşına layık olmaya çalışan (!), fazla takıntılı ve hırs küpü ama iyi yürekli bir hanım kız -ki Alison Lohman cuk oturmuş bu role. Bu kızımıza bir gün yaşlı bir çingene geliyor, evinin borçlarının vadesini uzatmasını rica ediyor -yalvarıyor hatta. Christine (kahramanımız) patronuna soruyor, ama patronu kızın inisiyatif kullanmasını bekliyor ve kararı ona bırakıyor, oysa gayet açık ki, Christine'in deli gibi istediği terfiyi alabilmesi için sert durup, çingeneyi reddetmesi gerek. Christine de bunu yapıyor. Ve çingene kızımızı lanetliyor. 3 gün boyunca Lamia (bildiğimiz Lamia!) isimli iblisin ruhu Christine'e işkence edecek, 3. günün sonunda da korkunç ve acılı bir şekilde onu öldürecek (ki ölmekle kalmayacak, ruhu sonsuza dek cehennemde alevler içinde yanacak!).

Konu böyle. Pek orijinal bir konu değil, kabul edelim. Hatta feci halde Stephen King'in
'Thinner'ını anımsattı bana. Üstelik de çok, çok abartılı işlenmiş bu konu. Yani, konuda bir numara yok, altmetin yok, filmden çıkarılacak tek mesaj "evinden atılmak üzere olan yaşlı kadınlar borçlarının ödeme süresini uzatmak istediğinde reddetmeyin". Ama... şaşırtıcı denilebilecek kadar eğlenceli ve de korkutucu (ikisi birden evet) bir film bu. Bir de sanırım ben beklentilerimi hep düşük tutuyorum korku filmi izlerken (çünkü çok boktan yapımlar çıkıyor son yıllarda), o yüzden çocuk gibi seviniyorum gerçekten beni korkutabilen bir filmle karşılaştığımda. Bu filmde de sayısız kez çığlık attım -ki bunların yarısına yakınında Umut da benim kadar bağırdı :)-, birkaç kez yüzümü buruşturup istemsizce "Iyyy" dedim, bolca da güldüm. E tamam, başka bir şey beklememiştim zaten. Sinemada gidip para vermeye değmeyebilir, ama evde ışıkları kapatıp sesi de sonuna kadar açıp DVD'den izlemeye değer, özellikle korku/komedi seviyorsanız.


Hiç mi hiç tahmin edilebilir şekilde ilerlemiyor Drag me to Hell. Tamam, sonu hariç belki, ama o da olmazsa olmazdı. Görsel efektler o korkunç müzikle (berbat anlamında değil, korkutucu anlamında korkunç) birleşince tüyler ürpertici bir atmosfer yaratıyor; bir saniye bile rahatça nefes alamıyorsunuz. Aynı anda midenizin bulanmasını engellemek için gözlerinizi mi kapatsanız, gülmekten aktı akacak olan salyalarınızı engellemek için ağzınızı mı kapatsanız karar veremiyorsunuz.

Film "Spider Man'in yönetmeninden..." diye tanıtıldı, ama gerçek şu ki, bu filmin yönetmeni Spider Man'i yapan adam değil. Evil Dead'i çeken adam. Nitekim Sam Raimi bu filmle korku işine geri dönüyor, umalım ki gene bir 20 yıl boyunca ortalardan kaybolmasın (Spider Man saçmalığını görmezden geliyorum evet) ve düşük -sayılabilecek- bütçeli korku filmlerine devam etsin.

19 Ekim 2009 Pazartesi

En Korkunç 33 Korku Filmi

Son derece subjektif bir listedir bu. Türle çok alakalı olmayan filmler de olabilir aralarda [örneğin Låt den rätte komma in isimli İsveç filmi korku filmi değildi tabii ki, ama o kadar ürpertmişti ki, hem de o kadar leziz bir filmdi ki (hoho), eksik kalmasın dedim], en baba korku filmleri atlanmış da olabilir [1970 öncesi çekilmiş bir sürü kült film örneğin]. Amacım 10 dakikayı aşmayacak bir sürede beni korkutmuş ve etkilemiş filmlerin kabaca bir listesini yapmaktı. Şöyle ki: