Kitaplarım-Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplarım-Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2009 Salı

AVARE YILLAR


Oğlumun okulunun bir kütüphanesi var ki, yetişkinlere bile hitap ediyor. İlk kez ziyaret ettiğim gün kaybettim kendimi rafların arasında. Harika kitaplar göz kırpıyor raflardan sizlere, okunmak için dizilmişler yanyana. Oğlum her akşam eve kendine uygun bir kitap getiriyor, bizler okuyoruz o da resimlerine bakıyor kitabın içindeki. Haftada bir de bana kitap getiriyor. Nasıl mutlu oluyor anlatamam. "Anne sana kitap getirdim" derken mutluluğu gözlerinden okunuyor. Tabii bende sevinç çığlıklarını görünce daha bir hevesle getirir oldu kitapları. Ama bir ara "artık sana kitap getirmeyeceğim" dedi. Üzgün bir sesle neden diye sorduğumda; "çünkü kimse annesine kitap götürmüyor, bende senin için kitap almaya utanıyorum" dedi. Bende "oğlum bu utanılacak değil, övülecek bir şey. Okumak kadar güzel bir şey yok bu dünyada" dedim. Tabi kütüphanedeki öğretmeni ile de görüştükten sonra, canım oğlum artık eski hevesine ve annesine kitap getirmenin mutluluğunu dönüş yaptı.

Orhan Kemal'in Avare Yıllar isimli bu harika kitabı oğlum o minicik elleri ile bana getirdi. Daha bir keyifli ve sevinçle okudum. 2 genç delikanlının yaşadığı zorluklar, aşk ilişkisi, hayal kırıklığını, ev-okul-iş arasında geçene zamanlarını, yalın ve anlaşılır bir türkçe ile bizlere aktarmış yazar. Serinin ikinci kitabı olan Avare Yıllar, bence serinin ilk kitabı olan Baba Evi'nden sonra okumak daha keyifli olacaktır diye düşünüyorum. Ama Avare Yıllar da tek başına okunacak bir kitap. Orhan Kemal'inde yaşamı gözönüne alınırsa bu kitap kesinlikle yazarın yaşamında da izler taşıyor. Gerçek hayattan kesintiler olması romanı daha bir okunur kılıyor bence. Avare Yıllar'ı mutlaka okuyun derim.

Kitabın Arkasındaki Not:
'Avare Yıllar', Orhan Kemal'in 'Baba Evi' ile başlayıp 'Cemile' ile tamamlanan "Küçük Adam'ın Romanı" dizisinin ikin kitabı. Yazar, yine kendi yaşamöyküsü çerçevesinde, genç bireyin, sorunları olan bir toplumda, düzensiz bir aile içinde, yoksulluk ve acıyla geçen çocukluğunu geride bırakarak bilinçlenmesinin ve kaderinin yönünü değiştirip yaşama sevincini yakalamak için verdiği mücadelenin öyküsünü anlatıyor.

Kitabın Adı: Avare Yıllar
Yazar: Orhan Kemal
Sayfa Sayısı: 126
Yayınevi: Epsilon Yayınevi

12 Ekim 2009 Pazartesi

ZARİFE

Gelecek ile ilgili kaygıları, beklentileri olan Zarife'nin öyküsü. Ayrıca bir yüzleşme öyküsü de denebilir. Bir gecekondu mahallesinde yaşayan gençbir kız olan Zarife'nin hayalleri, yükselme arzusu, televizyonda gördüğü ve özendiği pırıltılı bir hayatın peşinde koşuşunu yalın bir dille anlatmış yazar Deniz Kavukçuoğlu. Gazeteci Bülent Serdar yağmurlu bir günde otostop yapan Zarife'yi gideceği yere kadar götürür. Aradan yıllar geçer, gazeteci Bülent Serdar bir gün televizyonda masanın üzerine çıkmış deli gibi dans eden Zarife'yi tanır. Zarife'nin bu günlere gelmesinde kafasında tek bir neden oluşur. Ertesi gün gazetedeki köşesinde Zarife'yi yazar. Zarife bu yazıyı okuduktan sonra gazeteci ile buluşup, hayatını anlatmak ister. Bir otelin cafesinde buluşup Zarife anlatmaya, gazeteci de dinlemeye başlar. Hayatındaki değişikliklerin nasıl başladığını, hayallerini, kurmak istediği yaşamı ve en önemlisi de içindeki yanlızlığı anlatır Zarife, kendisiyle yüzleşerek. Bu kadar şey yaşamasına rağmen hayatında terketmediği tek şey, dürüstlüğü. Bende en çok Zarife'nin bu dürüstlüğünü sevdim. Tesadüfen tanıştığım bir yazar ve kahramanı Zarife. Keyifle okunası bir hikaye. Kesinlikle sizde okurken keyif alacaksınız. Tavsiye ederim.

Kitabın Arkasındaki Not:
"Hep ciddiye alırmış gibi yaptılar. Öyle göründüler. Ne annem babam, ne patronum, ne arkadaşlarım, ne de sevgililerim... Kimse beni can kulağıyla dinlemedi... Dinlemek istemedi... Ama ben herkesi dinledim... Önce annemi, babamı, kardeşlerimi dinledim... Zaten içinde olduğum, yaşadığım, bildiğim sorunlarını anlatıyorlardı bana. Arkadaşlarım, sevgililerim, birlikte olduğum başka erkekler de... Herkesin yaşamı kendince en önemliydi. Ya benim yaşamım, ya benim sorunlarım?"

Deniz Kavukçuoğlu'nun, yayınlandığı günden bu yana okurlardan ve edebiyat dünyasından büyük ilgi gören romanı Zarife'nin yeni baskısı Can Yayınları'nda. Bir genç kızın yaşamın zorlukları karşısında boşluğa yuvarlanışını konu alan Zarife, toplumsal değerleri, kişisel ilişkileri sorgulayan önemli bir çağdaş roman. Kitap için Semih Gümüş şöyle yazmıştı: "Zarife'nin, başından sonuna dek bir solukta, merakla okunabilmesinde yazınsal değerinin de elbette payı var."

Kitabın Adı: Zarife
Kitabın Yazarı: Deniz Kavukçuoğlu
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 143

6 Ekim 2009 Salı

BERCİ KRİSTİN ÇÖP MASALLARI

Bu kitabı ilk olarak sevgili blog komşum Aslı'nın sayfasında görmüştüm ve hemen ilgimi çekmişti, en çok da kapağı. 1 ay kadar önce okuduğum bu kitabın destansı anlatımıyla girdim o dünyaya. Ama iyi ki girmişim, iyi ki okumuşum ben bu çöp köyünü. Bu kitaptaki kahramanlar, çöpten gelirlerini sağlayan bir mahalledir. Belediyenin gelip evleri yıktığı, mahalle sakinlerinin çöpten tekrar ev yaptığı bir yer Çiçektepe. Yazarın anlatımı oldukça yalın ama fantastik öğeleri kullanmaktan da kaçınmamış. Çöplerle kurulan bu yaşamı ben çok sevdim. Tabii yazarın türkçeyi bu kadar güzel kullanmasına da hayran kaldım. Latife Tekin'in diğer kitapları da listeme katılmış oldu bu kitap sayesinde. Çöplerden kurulmuş olan bu gecekondu mahallesini Çiçektepe'yi eminim ki sizde benim gibi seveceksiniz.

Kitaptan:
“Çöp taşıyan kamyonlar bir kez gelip gittikten sonra çöp yolunun ağzındaki simitçiler tepeye sekiz kondu yapıldığını öğrendiler.Haber onların ağzından çevredeki kahvelere,tamirhanelere,atölyelere yayıldı.”
"İnsanlar üç gün boyunca yıkımcıların gelmesini bekledikten sonra çöp yığınının başında toplandılar.Önce çöpten yamuk yumuk bir tahta parçası çıkardılar.Üstüne kömürle eğri büğrü harfleri yan yana getirip “Savaştepe” yazdılar.Tahtayı topluca götürüp çöp yolunun ağzındaki bir plastik atölyesinin duvarına astılar. Bu tahta levha bir ay sonra resmi giysili iki adam tarafından asıldığı yerden alındı.Yerine,üstünde “Çiçektepe” yazan mavi teneke bir levha asıldı.”
“Çiçektepe’de doğan çocukların kuruyup düşen göbekleri gizlice fabrika bahçesine gömüldü.Büyüyünce işsiz kalmamaları için dualar edildi.Gönlü yükseklerde olan insanlarsa bebeklerinin düşen göbeklerini sanat öğrensin diye oto tamirhanelerinin,atölyelerin bir de uzaktaki bir okulun bahçesine götürüp gömdüler.”
"Dükkan evlerdeki kadınların adına özenen Vakıf Çiçektepeli delikanlılar Deli Gönül'e "Kristin" diye ad taktılar."

Kitabın Arkasındaki Not:
Berci Kristin Çöp Masalları, bir doğuş, bir kuruluş, bir türeyiş öyküsüdür. Kentin kıyısında, çöplükte, fabrika atıklarının ortasında doğan bir hayatın öyküsü. Kentin çöpünden, yabancı oldukları kültürün artıklarından, paslı tenekeden, kartondan, naylondan, muşambadan, plastikten, bir yandan da cenk hikâyeleri, maniler, tekerlemeler ve ağıtların dilinden yaratılmış gecekondunun masalı.İnsan, daima ilksel haliyle, başlangıcıyla kendini oluştururken vardır bu anlatı içinde. O yüzden mağara resimlerini andırır bu anlatım özelliği. O resimlerin yalın olduğu kadar sarp, plastik olduğu kadar da doğal estetiğine ulaşmış, bu özelliği modern edebiyatın ortamına çevirebilmiş bir yazarın başarısıdır. Yazarın kendisi ise asla belirmez bu metinlerde; uzakta, her şeye aynı mesafede, ama zaten tam da içinde bir yerdedir hep...Yunanca'dan Farsça'ya, Almanca'dan Hollandaca'ya kadar pek çok dile aktarılan Berci Kristin Çöp Masalları, çevrildiği her dilde büyük heyecanla karşılanmıştır.

Kitabın Adı: Berci Kristin Çöp Masalları
Yazar: Latife Tekin
Yayınevi: Everest Yayınevi
Sayfa Sayısı: 135

29 Eylül 2009 Salı

TAŞ BİNA VE DİĞERLERİ

En sevdiğim yazarlardan biri olan Aslı Erdoğan'ın en son çıkan yeni kitabı "Taş Bina ve Diğerleri". Kitap piyasadaki yerini alır almaz benim de kütüphanemde yerini aldı. Ama okumak için vaktin gelmesini bekledi. Sonunda zamanı geldi okunmak için. 10 yıl aradan sonra öykülerini bize sunan yazar, bu sefer işkence, ölüm gibi temalar üzerinde yoğunlaşmış. Öyküleri anlatan kişinin cinsiyetine karar veremiyorsunuz. Bunu biz okuyucuya bırakmış. Farklı ve akıcı anlatımıyla kitap beni aldı götürdü başka diyarlara. Bazı satırlarda kendinizle yüzleşmek allak bullak ediyor sizi. Ben size kesinlikle bu kitabı kaçırmadan okuyun diyorum. Seveceksiniz "Taş Bina ve Diğerleri"ni.

Kitabın Arkasındaki Not:
Çağdaş Türk edebiyatının yüz akı bir yazardan on yıl sonra bir öykü kitabı. Aşılması zor imgelem dünyası, sözcükleri boşluktan kurtaran anlatımıyla Aslı Erdoğan bir kez daha yaratıcı gücünü sergiliyor.

Kitabın Adı: Taş Bina ve Diğerleri
Kitabın Yazarı: Aslı Erdoğan
Yayınevi: Everest Yayınevi
Sayfa Sayısı:134

8 Eylül 2009 Salı

BALIK İZLERİNİN SESİ

Canım arkadaşım ve aynı zamanda komşum olan Evoironi tarafından ne zamandır tavsiye edilen okumak için ancak fırsat yaratılan Buket Uzuner'in kitabı Balık İzlerinin Sesi. İyi ki okumuşum, harika bir kitaptı. Daha önce hiç Buket Uzuner okumamıştım. Başlangıç için çok iyi oldu. Sıradışı bir konu, olağanüstü bir kurgu, imrelenecek bir aşk. Her yönden farklılığını hissedeceğiniz bir kitap Balık İzlerinin Sesi. Bu kitapta hayal gücünün sınırlarının nereye kadar gider sorusuyla bir kez daha karşılaştım. Sanıyorum ki bu hayal gücünün sınırları yok. Kitabı okurken elimde kalem satırların altına çizemeden edemedim. Öyle güzel cümleler yaratmış ki yazar... Dünyanın dört bir yanından gelen toplumda sıradışı kabul edilen 80 öğrenciyi bir yurda yerleştiriler ve olaylar böylece gelişir. Türkiye'yi ise 21 yaşındaki Afife Piri isimli biri temsil ediyor. Gerçek ile düş arasında kalmış bir kitap bu. Çevresinden kendisini farklı ve yanlız hisseden, eminimn bu kitabı daha çok seveceksiniz. Ütopik olan bu kitabı bu tarzdan hoşlananlara tavsiye ediyorum.

Kitapta altını çizdiklerim:

"Sevginin en güzeli, en gereksinildiğinde verilenidir." (s.38)
"
"-Beni öyle çok seviyor ki, beni onun kadar çok sevecek bir başka kadına rastlamama engel oluyor." (s.43)

"Tutsaklığımızın adıdır vazgeçilmezlik çoğu kez." (s.46)

"Ey aşk, gücün tartışılamaz bile!..." (s.93)

"Dürüst ve içten olmanın birbiriyle ilişkisi hiç de sanıldığı kadar yakın değildir. her dürüst davranışın içten olduğunu, her içtenliğin de dürüstlüğünü savunmak nereye kadar inandırıcıdır?" (s.152)

"Bir sevgiliye kavuşmaktan daha güzel olan tek şey, sevgiliye kavuşmayı düşlemektir!" (s.193)

"Mucizeler, ancak onlara inananlarca yaşanır ve aşk bir mucizedir! Sevinçten çıldıracak, özlemden çıldıracak ve heyecandan çıldıracak bir aşkı tanımamış olanlar, mucizelere de inanmazlar. Oysa aşk mucizesini yaşayanlar, aşkın doruk noktasında cinselliği betimlemeye çalışmanın bir cinayet olduğunu bilirler. O ancak yaşanır! Ve yaşandıktan sonra, cinselliğin bütün öbür halleri artık renksiz, tatsız ve yoksul kalacaktır. Çünkü, aslını gören göz, en iyi öykünmeden bile incinir. Aslını tanıdıktan sonra, ancak onunla heyecanlanır, mutlanır, onunla doyumlanır. Ancak!" (s.196)

"Cinayet ille de ellerle işlenmez." (s.204)

Kitabın Arkasındaki Not:
Anne tarafından Afife Jale'ye akraba oluyorum. Babamın kökleri de Piri Reis'in amcası Kemal Reis'e uzanır, dedim gurula.
- Camille ve Kolomb gibi mi yani? dedi şaşırarak.
- Hiç kimse bir başkasına benzemez! diye hırçınlaştım.
- Afife Piri! dedi hayranlı

Kitabın Adı: Balık İzlerinin Sesi
Yazarı: Buket Uzuner
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı:214

4 Eylül 2009 Cuma

ANNEM İÇİN

Güneşli bir pazar gününe uyandığımda okumak için seçtiğim kitap usta yazar Selim İleri'nin annesi için yazdığı kitap oldu. "Annem İçin". Gözlerim satırlarda ilerlerken, aklım da hep bu acıya nasıl dayanılır sorusundaydı. Usta yazarın annesinin alzhemier hastalığına yakalandığını ve adım adım ölüme gidişini, çaresizliğin son noktasını, oğlunun ise nasıl acı çektiğini öyle güzel anlatmış ki. Bunları kelimelere dökmek aslında çok zor, okuyup anlamanız gerek. İçinizi öyle burkan bir kitap ki bu, aklınızın bir köşesinde hep anneniz oluyor. Anneniz hala hayattaysa ona daha sıkı sarılmanız gerektiğinin mesajını da veriyor bu kitap. Anne üzerine yazılmış, benim okuduğum en güzel kitap "Annem İçin"di. Kesinlikle okuyun derim. Kitaptaki hüznü sizde seveceksiniz.

Kitabın Arkasındaki Not:
"Annem İçin bir daha yayımlanmayacaktı. Yeniden yayımlıyorum. Bu çirkin dünyada annemi çok özledim. Bu kitabı yeni insanlar okusun istiyorum. Onlar da annemi sevsinler istiyorum."Edebiyatımızın çağdaş klasikleri arasında yer alan Selim İleri, Alzheimer hastalığına yakalanıp erken yaşta ölen annesini anlattığı bu kitabında, çok az yazarın yakalayabileceği bir içtenlikle ve duyarlıkla acı dolu bir sevgiyi, özlemi dile getiriyor.Annem İçin, Selim İleri'nin annesini ve kendi annelerimizi sevmek için...

Kitabın Adı: Annem İçin
Yazarın Adı: Selim İleri
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı: 54

2 Eylül 2009 Çarşamba

BİR ESKİ KOCANIN ÖĞLEDEN SONRASI

Hamdi Koç ile "Melekler Erkek Olur" isimli romanının çok kısa bir bölümünü gazetede okuduğum da tanıştım. Ve hemen kendimi kitapçıda buldum. Çok başarılı bulmuştum romanını. Hatta diğer kitaplarını okumak için de zaman yaratmaya çalışmıştım ama maalesef olmadı. Son kitabı "Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası" nı ise vakit kaybetmeden alıp okumak istedim. Neredeyse kitap bir hafta süründü elimde. Ne yazık ki, ilk ronıanında bende bıraktığı etkiyi bu romanında bulamadım. Biraz hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. Kendisiyle savaşan bir erkekin hikayesi kısaca bu kitap. Günün birinde karısını aldattığı için boşanmış bir insandır Murat. 43 yaşında oldukça zengin bir işadamıdır. Önüne gelen her güzel kızla flört edebilecek bir yapısı vardır. Zaten karısı da bu çapkınlığından dolayı bırakıp gitmiştir. Bir gün yolda eski karısını bir erkekle kolkola görür ve sinir krizleri geçirir. Artık amacı o adamı gözünü kırpmadan öldürmektir. Hiç muhasebe yapmadan bu düşünceye kapılıp gider. Romanın sonunda bir süpriz bekledim hep. Ama maalesef sonu çok vasat. Yer yer ironilerle de dolu olan bu kitabı ben hiç tutmadım. Bir de siz okuyun isterseniz.

Kitabın Arkasındaki Not:
Karımı sokakta bir adamın kolunda gördüğüm zaman ilk hissettiğim şey korku oldu. Ölüm korkusu. Ölüyorum sandım. Çok korktum. Oysa ölmesi gereken karımdı. Ölmesi gereken karımın yanındaki adamdı. Ama ben ölüyordum.
Bir eski koca birkaç yıl önce boşandığı karısını bir başka adamın kolunda görünce ne yapar? Kıskançlık krizine mi girer, durumu olduğu gibi kabullenerek yanlarına gidip "merhaba" mı der, görmezden mi gelir yoksa "hayır canım o benim karım değil, benzetiyorum" mu der?
Hamdi Koç, Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası'nda bir kocanın bu ruh hallerine değiniyor, akıcı ve nükteli üslubuyla.

Kitabın Adı: Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası
Kitabın Yazarı: Hamdi Koç
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 307

28 Ağustos 2009 Cuma

GÜNEŞ YİYEN ÇİNGENE


Tatilimin bitmesine yakın, içimdeki hüzünle birlikte okuduğum tek öykü kitabı Buket Uzuner'in Güneş Yiyen Çingene isimli kitabı oldu. Kitaptaki 9 öyküden beni en çok içine çeken ve etkileyen öyküler "Mor ve Ötesi" ve "Güneş Yiyen Çingene" oldu. "Mor ve Ötesi" isimli öykü aynı zamanda 1989 Yunus Nadi öykü yarışmasında Mansiyon Ödülünü hak etmiş. Yazarın kaleme almış olduğu neredeyse tüm öyküler kendi düş sınırlarınızı zorlayan nitelikte. İnsan ilişkileri, aşk, hayat ve biraz da fantastik; öykülerin temaları. Ben bu öyküleri okurken hep başka diyarda gezdim durdum. Bu diyarları bir de siz gezin bakın, aynı tadı alabilecek misiniz?

Kitabın Arkasındaki Not:
Güneş Yiyen Çingene, Türk öykü sanatına zengin düşgücü, dinamik ve şaşırtıcı üslubuyla yepyeni bir renk katan Buket Uzuner'in dokuz öyküsünden oluşuyor.'Genç, modern ve kentli' diye tanımlanan anlatımıyla Buket Uzuner bu kitabında 'gülmek ve düşlemek' eylemlerini ciddiye almamızı öneriyor. Güneş Yiyen Çingene, "Erişilmeyecek hiçbir şey yoktur, çünkü aslında her şey insanın kafasındadır. Güneş bile erişilmez değil artık!" diyor.Ve her zamanki gibi bütün bunları özgün kara mizah ve güleryüzlü ciddiyet renkleriyle anlatıyor Buket Uzuner.

Kitabın Adı: Güneş Yiyen Çingene
Kitabın Yazarı: Buket Uzuner
Yayınevi: Everest Yayınevi
Sayfa Sayısı: 116

26 Ağustos 2009 Çarşamba

GİZLİ AŞK BU



Dut ağacının serin gölgesinde, hafifi rüzgar eşliğinde bir gözüm oğlum ve yeğenimdeyken bir gözüm de "Gizli Aşk Bu" kitabının satırlarındaydı. Özen Yula sevdiğim bir yazar ve son kitabını okumadan edemedim. Eski bir türk filmi izledim sanki, kitabın sayfaları çevirirken. Kitabın son sayfasını kapatırken iki damla gözyaşı mutlaka okuyor. Müjde ile Şener'in birbirlerine olan bitmeyen aşkını konu alıyor bu roman. Müjde ile Şener birbirlerini severken Müjde başka bir adamla evlenip mahalleyi terkeder. Şener bu habersiz gidişin sebebini bir türlü anlayamamıştır. Taa ki yıllar sonra Müjde'nin eşi intihar edip, tüm borçlarını Müjde'ye yükleyip, Müjde de annesinden kalan genç kızlık evine tekrar taşınana kadar. Kader bir gün Müjde ile Şener'in çocuklarını karşılaştırır ve olaylar akıp gider. Yazarın da dediği gibi pamuk şeker adında bir kitap okumak istiyorsanız kesinlikle kaçırmayın derim.

Kitabın Arkasındaki Not:

Müjde ile Şener birbirlerine âşıklar… mış. Çok eskiden.

Aslında bütün mahalle biliyormuş ama şimdiye kadar susmuşlar.

Hatta Şener’in karısı Hümeyra da biliyormuş ama…

Sonra Serra, Lale ve Ayşenil hep buluşuyorlar da, Suzan’la Lale küs ya…

Ama o da başka bir hikâye. Tabii onun da aslı ortaya çıkıyor zaten.

Hiçbir şey gizli kalmaz ki Cihangir’de.Özgü ile Oktay da yolda karşılaştıklarında…

Tabii Oktay da bir garip çocuk, babası bir âlem, annesi başka. Kız kardeş dersen hepten…

Kremler de kremler, illa daha güzel, illa daha genç olacak.

Cihangir bambaşka bir dünya. Çocukluğumuzun mahallesi ya da çocukluğumuzda öyle olmuş olmasını dilediğimiz masum bir İstanbul ara sokağı.

Hiç olmuş muydu böyle masumiyetlerimiz, yoksa hepsi, siyah-beyaz bir filmin çiziklerle dolu, koptukça makiniste ıslık çaldığımız, tamir edilip oynatılmaya devam eden yıpranmış bir kopyası mıydı?

Kim bilir, Gizli Aşk Bu, kim söyleyebilir, kim anlatabilir?

Zeynettin Maraş’ın bu nihavent eseriniMediha Demirkıran hepimiz için seslendiriyor…

BİTTİ -


Kitabın Adı: Gizli Aşk Bu

Kitabın Yazarı: Özen Yula

Yayınevi: Everest Yayınları

Sayfa Sayısı: 172

24 Ağustos 2009 Pazartesi

MARAZ



Deniz kenarında okuduğum bir başka kitapta "Maraz". Öyle sade, öyle çabuk okunabilen bir kitap ki, ben güneş batana kadar okuyup bitirdim bile. Tam da yerinde okuduğuma inandığım bir kitap olan Maraz, yazarın ikinci kitabı. İlk kitabını okumadığım için bir karşılaştırma yapamayacağım. Ama bu kitap hakkında pek de olumlu şeyler söylemek zor. Hep uzak durmuşumdur zaten bu satan kitaplardan. Orda burda pek çok olumlu sözler duyunca, canım kardeşimin de elinde görünce, eee tabi merak da baskın çıkınca açtım kitabın sayfalarını dalgaların sesi eşliğinde. Canım kardeşim beni uyardı, senin tarzın değil diye. Dedim bende tatildeyim, her kitaba açığım diye. Neyse kitabın konusuna gelince, Aslı en yakın arkadaşı ve ilk sevgilisi olan Cenk'in cenazesinde ölümle yüzleşir. İş seyahatinde olan kocasından gece vakti gelen bir telefonla tüm hayatı değişir. Çok az kelimeyle kurulmuş cümlelerin yanında, tasvirden uzak, kurgusu bana göre kötü olan bir kitap. Kafamı boşaltmak istiyorum, çerezlik bir kitap arıyorum diyorsanız alın, okuyun. Ama bence vakit ve para kaybından başka bir şey değil.


Kitabın Arkasındaki Not:
Yürek burkuntularının mahrem romanı...Hande Altaylı'nın çok satan Aşka Şeytan Karışır'ın ardından heyecan verici yeni eseri.Bazen hayatın sigortası atar; ışıklar söner ve her yer karanlığa gömülür. Sesler seslere, nefesler nefeslere karışır; doğrular yalana bulanır. Gözbebekleri büyür, gözbebekleri küçülür...Maraz, hiç beklemediği bir anda kendi karanlığında kalan genç bir kadının, Aslı'nın hikâyesi. Aniden tuzla buz olan bir evlilik ve sonrasında büyük bir hızla tersine dönmeye başlayan dünya...


Kitabın Adı: Maraz
Kitabın Yazarı: Hande Altaylı
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Sayfa Sayısı: 197

2 Temmuz 2009 Perşembe

İKİLİ YALNIZLIK

Eşimin ve oğlumun hastalığının araya girmesiyle elimde uzun zaman kalan bu kısacak öykü kitabını daha yeni bitirebildim. Yeni tanıştığım bir yazar. 10 dokunaklı hikayenin yer aldığı bu "İkili Yalnızlık" kitabında, kadın objesi hep önde. Kadınların yani hemcinslerinin çektiği çilelerin, ezilmişliklerin, acılarının ve yalnızlıklarının portresini çok güzel çizmiş. Bu kadar güzel bir anlatım bence tabii ki kadın ruhuyla yazılmış olmasından kaynaklanıyor. Her öykünün dünyası çok farklı ama temelde kadının birey olma çabası var. Gaziantep 1949 doğumlu yazarın ilk baskısı 1985 de basılan bu kısa ve insanoğlunun ruhsal derinliklerinde gezinmesini çok iyi yapabilen öykü kitabını ben çok sevdim. Bakalım siz sevecek misiniz?
Kitabın Arkasındaki Not:
İyi kadındı yengem. Yüreği yumuşaktı, anaçtı. Asma yaprağından buğulama, zerdali çekirdeğinden ekmek yapardı. Öyle de becerikli. Ama bizden gizli doyururdu çocuklarını. Ocağı tek kibritle yakamadı diye olmadık dayaklar atan kocanın yeğenlerini ne diye doyursundu hem. Üstelik, zemherinin buzu, öksüzün yüzü. Tanrı bile sevmezken onları, koruyup kollamazken.Daha önce Gri Gül adlı öykü kitabını yayınladığımız Lütfiye Aydın, ilk kez 1985 yılında yayınladığı İkili Yalnızlık adlı bu ilk kitabında, titiz, kalıcı, usta bir öykücünün müjdesini veriyordu. İkili Yalnızlık, çetin yaşam koşullarında ayakta kalmaya çalışan kadınları, işsiz, yoksulluğun pençesinde kıvranan erkekleri, siyasal gerilimin ortasında yönünü yitirmiş gençleri anlatırken, toplumumuzun çalkantılı geçmişine de yakından, içeriden, duyarlılıkla bakıyor.
Kitabın Adı: İkili Yalnızlık
Yazar: Lütfiye Aydın
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 91

29 Haziran 2009 Pazartesi

OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR

Sevgili Zeren sayesinde tanıdığım bir yazar ve kitabı. Tavsiyesi üzerine alıp kütüphaneme koyduğum ve sırasının gelmesini bekleyen bir kitaptı. Ve geçtiğimiz haftasonu bir kaçamak yapıp annemlerin yazlığına giderken yanıma aldığım, şöyle deniz kenarında güneşin altında yüzümde gülücüklerle okuduğum, şimdiye kadar okumadığım bir tür idi "Oğullar ve Rencide Ruhlar". Severim daha önce hiç tanımadığım bir yazarı tanımak, yazdığı kitabı okumak. Bilmediğim bir dünyaya girmek heyecanlandırı beni. Kitap, 5 yaşındaki afacanın gözünden anlatılıyor. Ama ne anlatım, az önce yazdığım gibi yüzünüzde hep bir gülümse ile kitabı bitiriveriyorsunuz. 5 yaşındaki bu bilmiş afacanla yolculuğa çıkmak beni çok memnun etti. Yazarın diğer kitaplarıyla devam edeceğim bu yeni dünyaya girmeye. Zekice yazılmış, tam tatilde okunacak, sizi yormayan bu kitabı ben çok sevdim. Sizlere de tavsiye ederim.
Kitabın Arkasındaki Not:
"Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşıyordum. Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kar. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minibüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı."

Alper Canıgüz, Tatlı Rüyalar'dan bilinen sürükleyici diliyle, 5 yaşındaki bir çocuğun içine düştüğü bir hikayeyi anlatıyor. Yaşının avantajıyla her yere girip çıkan, hem filozof, hem fırlama bir oğlan... Hikayeyi ve "karakteri" çevreleyen semt hayatı ve mahalle atmosferi de, bizzat karakter kazanıyor, anlatıda...Polisiye, fantastik ve mizahi edebiyatın tadlarını ustaca kaynaştıran, olağanüstü özgün, çok iddialı bir kitap.
Kitabın Adı: Oğullar ve Rencide Ruhlar
Yazar: Alper Canıgüz
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 204

26 Haziran 2009 Cuma

YOLPALAS CİNAYETİ

Handan, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal gibi çok ünlü olan romanları bulunan yazar Halide Edip Adıvar'ın eğlenerek yazdığı "Yolpalas Cinayeti" ni 1936 yılında Paris'te yazmıştır. Babası memur olan Sacide kıt kanaat geçinen bir aile kızıdır. Bir gün babasında gizli sokağa gezmeye gitmiştir ve o sırada Murat isimli zengin bir adamla karşılaşır. Birbirlerine aşık olup evlenirler. Fakat Sacide evlendikten sonra çok değişmiştir, büyüdüğü semti ve çevreyi çok aşağılar. Yolpalas semtinde bir apartmanda yaşayan Sacide ve Murat çiftinin Bülent adındaki sakat çocukları dünyaya gelir. Bülent'e Akkız lakaplı öksüz bir kız bakmaktadır. Bir de kötü kalpli bir şoförleri Mükerrem vardır bu Sallabaş ailesinin. Bir gün bu apartmanda bir cinayet işlenir, Akkız şoför Mükerrem'i öldürür. Yazar Halide Edib Adıvar'ın en az diğer romanları kadar güzel ve akıcı olan bu polisiye romanınından ben çok etkilendim. Çok kısa olan bu romandan sizlerinde etkileneceğinizi düşünüp sizlere de tavsiye ediyorum.
Kitabın Arkasındaki Not:
Halide Edib Adıvar'ın 1936 yılında Paris'te kaleme aldığı bir cinayet romanı, Yolpalas Cinayeti. Bu kısa roman, Adıvar'ın güçlü anlatımını göstermesi bakımından son derece değerli. Kitap, 1900'lerin başında Şişli'de bir konakta işlenen bir cinayetin görüldüğü dava ile başlıyor ve o yılların İstanbul'una dair gözlemler eşliğinde anlatılıyor. Dönemin İstanbul'unu, kentte yaşayan aydınların Türkiye'ye ve Avrupa'ya bakışlarını, yeni yeni bilincine varılan sınıf çatışmalarını gözler önüne seriyor.
Duygusallıkla yaklaştığımız romanlar vardır; Yolpalas Cinayeti benim için onlardan biri. Halide Edib Adıvar'ın en güçlü eserlerinden mi? Sinekli Bakkal kadar ünlü, Kalb Ağrısı kadar ince ve duyarlı, Handan kadar çarpıcı mı? Bunları bilemem. Ama Yolpalas Cinayeti'nin derin etkisi altında kaldığımı, yıllar yılı ondan izdüşümlerle yaşadığımı mutlaka söylemeliyim.
Selim İLERİ
Kitabın Adı: Yolpalas Cinayeti
Yazar: Halide Edib Adıvar
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 79

22 Haziran 2009 Pazartesi

ANNEANNEM

Kitabın adı ve üzerinde resim beni etkiledi ve okumalıyım mutlaka dedim. Gerçekten de iyi ki almışım ve okumuşum. Yazar Fethiye Çetin Hukuk Fakültesi mezunu, aynı zamanda çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanan bir yazar. Anneannesini anlattığı bu "anlatı" kitabında edebi değer kaygısı duymadan kaleme almış ve anneannesinin o müthiş hayatını bizlere aktarmış güzel bir türkçeyle. Ermeni soykırımını yaşamış olan Heranuş'un çocukluğu çok mutlu ve huzurlu geçmiştir. Hayat, acı yüzünü Heranuş daha çok küçük yaşlarda göstermiş kendini ve ailesinden ayrılmak zorunda kalmış. Müslüman bir ailede büyütülen Heranuş, aile büyükleri tarafından ismi Seher olarak değiştirilir. Bu yeni isimle hayata devam ederken ailesinden de hiç haberi yoktur. Aile parçalanmıştır. Yıllar sonra torununa tüm yaşadıklarını bir bir anlatırken, bir ricasını da ekler. Ailemin yarısı Amerikadır, onları bulmasını ister. Torunu Fethiye Çetin'in bu kadar araştırmasına rağmen Seher anneannenin ömrü yetmez, akrabalarini görmeye. Fethiye Çetin bir gün buluşur ailesinin diğer yarısıyla. Kısa, anlaşılabilir ve bir solukta okuyacağınız çok güzel bir kitap. Tavsiye ederim sizlere de.
Kitabın Arkasındaki Not:
O günler gitsin, bir daha geri gelmesin..." Bu coğrafyada yaşayan herkesin şu ya da bu şekilde bildiği ama üzerinde konuşmamayı tercih ettiği saklı yaşamlar. Ermeni ve Hıristiyan iken Türk ve Müslüman olmuş binlerce çocuktan biri: Heranuş ya da diğer adıyla Seher. Torunu Avukat Fethiye Çetin anneannesi hakkındaki gerçeği yıllar sonra öğrendi. Anneannesinin akrabaları Gadaryanlara ise onun ölümünün ardından ulaşabildi. Konuşacak çok şey, sorulacak çok soru vardı. "Yaşamı boyunca akla hayale gelmeyecek zorluklara göğüs germiş, çocuklarının ve yakınlarının karşısına çıkan engellerle baş etmiş bu kadın, gerçek kimliği söz konusu olduğunda neden kendini bu kadar çaresiz hissediyordu? Neden ailesini ve kimliğini savunamıyor, isteklerinin arkasında duramıyordu? Anneannemin her acı hatırayı anlatıp bitirirken tekrarladığı cümlede gizli belki de bu soruların cevabı: O günler gitsin, bir daha geri gelmesin...
Kitabın Adı: Anneannem
Yazar: Fethiye Çetin
Yayınevi: Metis Yayınları
Sayfa Sayısı: 113

ACIMAK

Eşimin ısrarlarıyla öne aldığım bir kitap. Geçtiğimiz Pazar günü yani dün; oğlum sabahtan akşama kadar sokaktaydı. Bende tüm işlerimi erkenden bitirip, başladım “Acımak” adlı romanı okumaya. Akşama kadar oğlum eve girene kadar okudum, bitirdim romanı. Büyük yazardan harika bir roman okumanın keyfini sürdüm tüm gece. Çok duygulandım. Kitabın son sayfasını kapattığımda boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissettim. Hiçbir insanın bu romanı okuyup da etkilenmeyeceğine inanamıyorum. Zehra öğretmen Anadolunun bir kasabasında mesleğini sürdürmektedir. Bir gün babasının ölüm döşeğinde son kez kızı Zehra’yı görmek istediği haberini alır. Zehra, geçmişinde yaşadıklarından ötürü babasına kızgındır ve kesinlikle babasını görmeye gitmeyeceğini söyler haber gönderen kişiye. Daha sonra dayanamaz ve eşyalarını toplar gider fakat geç kalmıştır. Babası ölmüştür. Ondan geriye sadece bir hatıra defteri kalmıştır. Bu hatıra defterinde geçmişte yaşamış olduğu tüm tatsız olayların gerçeğini öğrenir ve ölmüş olan babasına ağlayarak son kez sarılarak kendisini affetmesini söyler. Zehra tüm bu yaşadıklarından sonra acımayı da öğrenir. Ben çok etkilendim ve gözlerim yaşlandı. Mutlaka okuyun.

Kitabın Arkasındaki Not:
Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan başarılı fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşitin bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini anlatıyor.
Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor.
Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra’yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor.
Kitabın Adı: Acımak
Yazar: Reşat Nuri Güntekin
Yayınevi: İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı: 159

ERGUVAN KAPISI

15 günden daha uzun bir zamadır elimde olan ve hiç bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum bir roman. Yazarın "Sıcak Külleri Kaldı" romanının devamı niteliğinde olan bir kitap "Erguvan Kapısı". Yazarın ilk okuduğum kitabı kadar etkileyici ve düşündürücü. Hayatınızda farklı bir pencere açtığı kesin. Yazarın anlatım tarzı ve türkçe bilgisi mükemmel. "Sıcak Külleri Kaldı" romanından tanıdığımız Derin, Ülkü ve Arın Murat. Bu romanda ise Theo, Kerem Ali, Turgut Ersin ve yan karakter yer almaktadır. Derin, Paris de bir gece silahli bir saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden Arın Murat isimli bir diplomatın kızıdır. Ülkü, Arın Murat'ın gençlik aşkıdır ki bu aşk hiç bir zaman sönmemiştir. Arın Murat ise devletin en üst makamında önemli bir diplomattır. Paris'te ölmeden önce son konuştuğu kişi Ülkü'dür ve karşısındaki kadına yarından itibaren başka bir hayata açılmak istediğini ve bu hayatta sadece Ülkü ve kızı Derin olmasını istemektedir. Fakat bu hayalini gerçekleştiremeden hayata gözlerini kapatır. Bu ölüm olayı Derin ile Ülkü'nün tanışmasına sebep olur. Ülkü Derin'de kendi oğlunun bakışlarını yakalar ve onu kızı gibi görmeye başlar. Ülkü'nün oğlu Umut ise sol bir örgüte ait bir eve polis baskını sırasında hayatını kaybeder. Ülkü'nün acısı büyüktür. İstanbul kökenli bir Rum olan Theo, Bizanstan kalma bir kapı peşindedir. Erguvan Kapısı. Tesadüfen Ülkü'nün evini kiralar ve evin içinde bulduğu fotoğraflar ilgisi çeker ve bir şekilde yollar Ülkü ve Derin'e götürür Theo'yu. Olaylar hiç beklenmedik bir şekilde gelişir ve garip aşklar doğar. Ülkü oğlu yaşındaki Theo ile ilişki kurar, Derin tez çalışması sırasında tanıştığı gecekondulu, sol örgüt üyesi Kerem Ali'ye aşık olur. Benim anlatmamla bu kitap tanıtılmaz. Okunması gerekir kesinlikle. 2004 Cevdet Kudret Edebiyat ödülüne de layık görülün bu muhteşem romanı herkese tavsiye ediyorum.
Kitabın Adı: Erguvan Kapısı
Yazar: Oya Baydar
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 493


10 Haziran 2009 Çarşamba

GÜLÜNÜN SOLDUĞU AKŞAM

7 yıl önce okuduğum ve etkisini hala hissettiğim nadir kitaplardan biri "Gülünün Solduğu Akşam". Hani deriz ya bir çırpıda okundu bitti diye, işte öyle bir şey bu kitabı okumak. Çok hüzün verici, gözyaşlarınızı tutamadığınız bir kitap. Edebi değeri pek olmasa da yakın tarihimize ışık tuttuğu, 12 Eylül olaylarına Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Sinan Cemgil mücadelelerini anlatan roman değil de, anı tadında bir kitap. Kurgu yok bu kitapta. Tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye için mücadele veren ve idama mahkum edilen üç gencin son anlarını, belgelerle anlatan bir kitap. Yazar Erdal Öz, Ankara Mamak Cezaevinde tanışır Deniz Gezmiş ile. Ve bir sohbet sırasında Deniz Gezmiş "Che Guavera'yı iyi yazmışsın, bizleri de yazmalısın" der ve bunun üzerine "Gülünün Solduğu Akşam" doğar. Hala okumayan varsa mutlaka okuyun derim. Arkasından da "Darağacın Üç Fidan"ı tavsiye ederim.
Herkes ne zaman ölür
Elbet gülünün solduğu akşam
Kitaptan:
"Burada ölen yalnızca benim bedenimdir, ki zaten ölümlüydü, ölecekti. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek, yaşayacak."
Kitabın Arkasındaki Not:
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ve daha niceleri... Mamak Askeri Cezaevi'nde bu çocukların çoğuyla buluşmuş, konuşmuşumdur. Deniz Gezmiş'le anlaştığımız gibi, tuttuğum notlardan yola çıkarak bir roman yazacaktım. Onların romanını. O istemişti bunu. Onlarla konuşurken, sık sık sorduğum sorularla, onları sürekli ayrıntılara yöneltmeye çalışmıştım. Roman, bu ayrıntılardan doğup gelişecekti. Ne yazık ki, bu tasarı yarım kaldı. Notlarımı geliştiremeden yanlarından ayrılmak zorunda kaldım. Elimdeki notların yetersizliği yüzünden böyle bir girişimi sürdüremeyeceğimi anladım, vazgeçtim. Yıllar sonra bu notları, gün ışığına çıkarmak istedim. Çünkü onlar öylesine hızla -kimi asılarak, kimi kurşunlanarak- yok edilmişlerdi ki, yetersiz de olsa, notlarımı kendime saklayamazdım. Oturdum bu kitabı yazdım. Gülünün Solduğu Akşam, serüven dolu, sürükleyici bir roman gibi de okunabilir. Ama acı ve hüzün yüklü bir kitap olduğu bilinmelidir. Anı, belge, anlatı karışımı bu kitabımı okuyunca dilerim sizde bıraktığı hüzün kalıcı olsun.
Kitabın Adı: Gülünün Solduğu Akşam
Yazar: Erdal Öz
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 305

1 Haziran 2009 Pazartesi

KABUK ADAM

Hayranı olduğum yazarın haftasonu okuduğum kitabı Kabuk Adam. Görevli olduğum bir sınavda gözümü ayırmadan okudum. Resmen yapışıp kaldım kitaba. Tek kelime ile muhteşemdi. Sınav arasında hemen anneme koştum ve bunu okumalısın mutlaka dedim. Bir insanın iç dünyası, içinde yaşadıkları, duygularındaki fırtınaları bu kadar güzel anlatılır ancak. Fizik Mühendisi bir kadın Karayiplere bir seminere gider. Derslerden sıkılıp sıkılıp kendine egzotik adanın ılık sularına atar. Kapkara çirkin bir adam olan Tony ile bu sırada tanışır. Okyanusun ılık sularında dalıp dalııp deniz kabukları satan bir adamdır Tony. Kültürlü, okuyan, güzel beyaz bir kadın ile cinayet işlemiş, uyuşturucu kullanan ve satan, hayatını adada geçirmeye çalışan çirkin, zenci bir adamın aşk hikayesi. Yazar bu kitabı için, acemilikte yazdığım bir kitap der ve hiç de sıcak bakmazmış "Kabuk Adam"a. Ana ben bayıldım. Daha önce hiç Aslı Erdoğan okumadıysanız bu kitapla başlangıç yapabilirsiniz. Kesinlikle tavsiye ediyorum sizlere.
Kitabın Arkasındaki Not:
Dünya okurlarınca “geleceğe kalacak elli yazar” arasında sayılan Aslı Erdoğan’ın sayılan Aslı Erdoğan’ın yayımlandığı günden bugüne değerini ve yerini hiç kaybetmemiş ilk romanı: Kabuk Adam. Türk edebiyatında olduğu kadar dünya edebiyatında da yeni bir yazarın doğuşuna tanıklık eden bir kitap. Şık olmakla cinayet işlemek arasındaki o çok ince çizginin öyküsü. “Size Kabuk Adam ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını.. Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir.”
Kitabın Adı: Kabuk Adam
Yazar: Aslı Erdoğan
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı: 140

27 Mayıs 2009 Çarşamba

BİR YOLCULUK NE ZAMAN BİTER?

"Bir Delinin Güncesi" ile hayatıma girip, "Kırmızı Pelerinli Kent" ile diğer kitaplarını merak ettiren ve "Mücizevi Mandarin" ile kendisine hayran bırakan yazar Aslı Erdoğan'ın en son okuduğum kitabı ise "Bir Yolculuk Ne Zaman Biter?". Gazete yazılarında oluşan bu kitap tabi ki Aslı Erdoğan'ın kaleminden çıkmış kelimeler ve o kelimelerin muhteşem bir araya gelişleri ile harika bir deneme kitabı olmuş çıkmış. Özellikle deneme türü sevmeyenlere bu kitapla başlayın derim. Göreceksiniz ki, deneme türü de en az diğer türler kadar ilgi çekici. Gerçi yazarın bu kitabı 2000 yılında piyasa çıkmış. O dönemin en göze çarpan olaylarına yer verilmiş daha çok. O dönemleri hatırlıyorsunuz okudukça. Bazı yazılar var ki, ben okurken içim parçalandı. Gözlerim doldu. Tüylerim diken diken oldu. İnsanın iç dünyasına girebilen ve onu kelimelerin sihri ile bu kadar güzel bir anlatım her yazara göre değil. Okuyunca bana hak vereceksiniz.
Kitabın Arkasındaki Not:
'Yazmak bir yolculuktu benim için, hedefsiz bir yolculuk. Yollar, sokaklar, duraklar ve insanlar. Hepsi birer anahtardı, ama hangi kapıya uyduklarını bilmiyordum. Dünya çağırmıyordu beni, onun için öğrendim onu çağırmayı... Renkleri ve gölgeleriyle... Ben de içindeyim, diyebilmek için, hepsini ışığa dönüştürebilmek için. 'Orada olmakla içinden geçip gitmek arasında kararsız bir yolcuydum çoğu kez. Limansız bir yolcu. Sözcüklere bırakılmayacak olanı sözcüklere teslim ediyordum. belki. Şimdi buruk bir gülümsemeyle sözcüklerimi bırakıyorum. Gitsinler... 'Bu yüzden, elinizdeki kitabın ilk ve son sayfaları eksik. Kimbilir, belki sizdedir.'
Kitabın Adı: Bir Yolculuk Ne Zaman Biter?
Yazarı: Aslı Erdoğan
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 166

26 Mayıs 2009 Salı

SICAK KÜLLERİ KALDI

Kütüphanemde onlarca kitap varken annem elime tutuşturdu bu kitabı. Mutlaka ama mutlaka okumalısın dedi. Tüm okunacaklarını bir kenara bırak, şimdilik onları unut ve yavaş yavaş, sindire sindire Oya Baydar'ı oku dedi. Amacım bu kitabı biraz olsun ertelemekti ama annemin ısrarları ağır basınca başladım okumaya. Başladım ama ilk sayfalar beni sıktı. Neredeyse ilk 100 sayfa beni sarmadı. Annem beni uyarmıştı, sabırsız davranma, bekle o sihirli dünyaya girmek için demişti. Nerde okuduğumu hatırlamıyorum ama bir yerde şöyle bir tanımlama yapılmıştı. Yapbozun parçaları 100.sayfadan sonra yerlerini bulmaya başladı. Gerçekten de öyle oldu ve herşey yerli yerine oturdu. 100.sayfadan sonra nerdeyse yapıştım kitaba. Nasıl yavaş okuyorum bitmesin diye. Beni takip edenler farketmişlerdir, blogum sol tarafında uzun bir zaman kaldı "elimdeki kitap" fotoğrafı. Türkiye'nin yakın tarihini birazcık olsun roman tadında bakabildim. 12 Eylül olaylarını bir romanda okumak çok hoşuma gitti. Roman Ülkü ile Arın'ın aşkı ve o dönemdeki siyasi olaylar anlatılmaktadır. Sosyal sınıfları farklı olsa da birbirlerine duydukları tutkulu aşk hiç bitmemiştir. Başkaları ile evlenseler bile.Tabi bir de Türkiye'nin siyasi durumunu çok güzel ifade etmiş. Bana kalırsa birazcık da olsa kendi hayatından alıntılar var gibi romanda. Oya Baydar'ın okuduğum ilk kitabı kesinlikle diğer kitapları da hemen okunmalı diye düşünüyorum. Çünkü yazara hayran oldum.
Kitabın Arkasındaki Not:
Sıcak Külleri Kaldı, 'siyasal roman' tartışmalarının orta yerine düşen ve noktayı koyan bir roman. Polisiye roman sürükleyiciliğinde, belgesel ilginçliğinde, şiir tadında, gerçek bir roman. Dünyanın ve Türkiye'nin son kırk yılının fonunda; İstanbul'dan Moskova'ya, Paris'ten Ankara'ya, Anadolu'dan dünyaya açılan bir coğrafyada; elçilik rezidanslarından işkence odalarına, morglardan eski bahçelere, üzüm bağlarına, üniversitelerden fabrikalara, gecekondulardan konaklara, yalılara uzanan bir ortamda; devletin üst kademelerinden, siyasetçilerden, diplomatlardan, sermaye kesiminden, gizli servislerden, işçilerden, sendikacılardan, örgüt liderlerinden, gazetecilerden, militan gençlerden kahramanlarıyla Oya Baydar, bu çok boyutlu romanında tutukuyu, aşkı, gücü ve güçsüzlüğü, devleti ve iktidarı tartışıyor. Yakın tarihimizin en sıcak yıllarının ekseninde, gerçek olayları, yaşanmış acıları, kayıpları, daha belleklerde tazeyken, izleri silinmemişken, derine inerek, ustalıklı anlatımıyla kurgusuna katıyor, paylaşıyor. Sıcak Külleri Kaldı, kırk yılın yangınlarının, sevgilerde, dostluklarda, aşklarda, tutkularda, inançlarda, devrimlerde tutuşturduğu ateşlerin arta kalan sıcak küllerinin romanı. 'Siyasal', ama 'Roman'.
Kitabın Adı: Sıcak Külleri Kaldı
Yazarı: Oya Baydar
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 442