18 Ekim 2005 Salı

Harita Bilgisi

Torpido gözünde bir harita var. Bilmem hangi gazetenin verdiği karayolları haritası. Yıllardır durur orada kullanılacağı günü bekleyerek. Hiç ihtiyacım olmadığını itiraf etmeliyim. Olamazda. Bu durum yolları mükemmel bildiğimden değil. Sıkıştığım yerde hiç aklıma gelmezde ondan. Peki ben ne yaparım. Sorarım yahu sorarım. Memleket insanı yardımsever. Öyle bir anlatır ki arazideki keçi yollarını dahi bulursunuz. Keçi yolları diyorum, arada sırada yapılan tarifler sizi keçi yollarına düşürür. Siz iyisimi bir yerden başlayıp şu harita okumayı öğrenin. Bak pişman olmayacaksınız bunu garanti ederim.
Şu İzohips Haritaları yok mu? Ben asıl onlara vurgunum keşke diyorum başka harita yapım tekniği geliştirmeselermiş. Eğrileri izleyerek araziyi hayal etmesi ne de güzel olur. Bakın şu aşağıda GB yönünde bir vadi var. Bakarken dalıp gittiğim oluyor. Kendime geldiğimde derenin kenarında kaçırdığım balığa yanıyor oluyorum. Gölün kenarındaki taraçaya bakın, akşam üstü oturup güneşin batışını izlemek insanı nasıl mutlu eder anlatamam. Haritaya bakmanızı tavsiye ederim ancak.
Hem bu güzelim haritadan ne de güzel profil çıkar şimdi. Daha haritadaki yere gitmeden profil çıkarıp nasıl bir yere gideceğiniz hakkında fikir sahibi olursunuz.
Gelişmiş ülkelerin coğrafya eğitiminde, harita okuma bahsi önemli bir mevzu olarak ele alınmış. Coğrafya öğreniminin daha başında, harita kullanımı konularına ağırlık veriliyor. Eğitim stratejisi de bu yönde düzenleniyor. Dikkat ettiniz mi bilmem. Ülkemize gelen turist denen adamlar yanlarında sürekli haritalarla dolaşır, dururlar. Bir kere de şuraya nasıl gidilir diye sorduklarını hatırlamam. Artık haritalar o kadar ayrıntılı ve kullanımı kolay yapılıyor ki gerek kalmadığı kesin. Bugünlerde internet insanlarının çok iyi bildiği google earth programı ise varılan son noktanın önemini göstermesi bakımından oldukça önemli bir yere sahip.
Okulda yaptığımız harita çalışmalarından bahsetmem gerek. İnanın, sayın talebelerimin yaptığı ilk çalışmaları görmüş olsaydınız, bir daha Türkiye haritasına bakmak içinizden gelmezdi. Ne haritalar öyle aman yarabbi. Tam 3 haftamı aldı fakat nihayet elle tutulur bir şeyler ortaya çıkmaya başladı. Batlamyus'un Lambert'in kemikleri sızlayacaktı vallahi. Eskizleri çabucak kalorifer dairesine gönderdim tabii. Olur ya bir gören olur. "vay ben sizin coğrafya öğretmeninizin kariyerine.." der. Neme lazım.
Sonuç olarak; harita iyi bir şeydir efendim. Gözünüzü seveyim burumburuşuk edip katlamayın. Torpido gözlerinde yıpratmayın.

14 Ekim 2005 Cuma

Kahve Coğrafyası

Hangi keyif verici maddeyi kullanıyorsunuz? Çay mı dediniz. Ya kahve, yanında Belçika çukulatası harika olur. Birde tütün işine girdik mi şöyle nargileyi fokurdatarak oh ne ala, ne ala. Listeyi biraz daha uzatalım. Baharatlarla aranız nasıl? Benim favorim her zaman karabiber. Abarttığım olur her şeye katarım. Yalnız bu listeyi abartmasam iyi olur. Hadi küçük bir sınav yapalım; soru şu olsun. Çay nerelerde yetiştirilir?
O kadar haşır neşiriz ki çayla, kolaylıkla bileceksiniz. Uzak Doğu Asya; yani Seylan, yani Çin. Sınav bitti mi sandınız. Öyle tek soruyla bu dersten geçmek mi olur. Şimdi ikinci soru geliyor; Kaç çeşit çay vardır. Hadi buyurun. Hımm… Yeşil çay, Seylan çayı, bir de Rize turist çayı. Olmadı. Biliyor musunuz sadece Çin de 100lerce türü var. Çay denilen ağaççık yetiştiği yere, iklime, toprağa, yükseltiye göre oldukça değişiyor. Değişsin ne yapalım.
Benim asıl anlatacağım Kahve. Yıllardır keyifle içerim kendilerini. Bir merak edip; Nedir? Nerelerde yetişir? Nasıl bir bitkidir, Yerde mi ağaçta mı büyür? Öğrenmemişim. Ta ki meyvesiyle karşılaşana kadar. Göz alan kırmızısıyla cazibesine tekrar kapıldım. Dedim şuracıkta yetiştireyim kahve ağacımı. Kahve yüksek sıcaklık ve nem ister. Evin güneşi en bol köşesi burasıdır. Hoooop dediler, öyle kolay değil. 1600 yıllara kadar Etiyopyalı, Yemenli kahve üreticileri, başka yerlere götürüp yetiştirmesinler diye sıcak sudan geçirip satmışlar tüccarlara. Ta ki bir Hintli köklerini çalıp, Hindistan’a götürene kadar. Venedikliler durur mu? Oradan Avrupa’ya. Avrupa’dan güney Amerika’ya. Derken Kahve elden ele (Edip Cansever deyişiyle). Bizim memlekette ise Akdeniz kıyılarında denemişler bir iki; tutturamamışlar. Bana kalırsa yeterince uğraşmamışlar derim. Çünkü bilirim ne denli bilimsel çalıştıklarını. Birde biz uğraşamayız öyle yetiştir, topla, kurut, ez. Keyif ehliyiz çünkü. O kadar keyif ehliyiz ki sadece pişirme yöntemiyle yaparız kahvemizi. Adına da Türk Kahvesi deriz. Şu İtalyanlarda amma uyuzlarmış be, baksanıza onlarca kahve türü icat etmişler, ellerine geçen ne varsa karıştırıp yeni tatlar üretmişler. Yaramaz adamlar bunlar. Allahtan İngilizler pek el atmamış kahve işine. Çay içmekten elleri değmemiş olsa gerek.
“Kahve karadır beyler, kara adamlar yetiştirdiğinden belki de” Brezilya’da kahve plantasyonlarında çalışan kölelerin verimi düşmesin diye şeker kamışı tarlalarıyla münavebe ederlermiş. İşte tamda o yıllarda acı kahvelerin yerini, şekerli kahveler almış. Bilmenizi isterim Brezilya kahvenin en geç yetiştirildiği coğrafyadır. Aynı zamanda en çok üretimin yapıldığı yer. O kadar çok üretilmiş ki, burjuvaların karakeyfi sokağa kaçmış.
Kahvenin de coğrafyası mı olurmuş demeniz dileğiyle. Şimdi ev ödevi veriyorum:
1.İsviçre ile kahve arasında nasıl bir ilişki vardır?
2.Varsa ne kadar vardır?
3.Dağ başında karlar vardır, kahvenin (nescafe) İsviçre’de ne işi vardır?
4.Etiyopyalı, Yemenli neden açtır?
5.İrish Coffee nerelerde satılır?
6.Bir cup irish coffee’yi bir memur nasıl alır?
7.Kurukahveci Mehmet Efendi nasıl bir adamdır?

12 Ekim 2005 Çarşamba

Coğrafya Animasyon

Yukarıdaki şekil tahmin edeceğiniz üzere hava sıcaklığının aylara göre dağılışı. Eğer derslerde bilgisayar kullanma imkanınız varsa, hatta bir de projeksiyon. Oldu bu iş. Hocam nerede o imkanlar derseniz. Sadece kendinizi geliştirmek içinde bakabilirsiniz. Oregon Üniversitesi, coğrafya bölümü sağ olsun. Üşenmemişler hem flash hem de gif olarak çeşitli coğrafya animasyonları hazırlamışlar. Ben hep derim; bilim belirli bir kesimin tekelinden kurtarılmalı diye. İşte bir fırsat. Ne yazık ki memleketimin üniversiteleri bilişim olayında yeteri kadar çalışma yapmıyor. Bir makaleyi ya da tez çalışmasını edinmek için bin dereden su getiriyorlar. Şu ulakbim denilen yerden nasıl bilgi edinilir çözebilmiş değilim. Aslında bir keresinde denemiştim. Baktım ki bir hayli uğraş gerekiyor, vazgeçtim. Her neyse yukarıdaki linkteki çalışma umarım işinize yarar.

10 Ekim 2005 Pazartesi

Kanatlı Hayvan Operasyonu

Sayın talebelerim, her ne olduysa bu yıl hayvanlarla başımız dertte. İlk önce Meyve Sineği denilen hayvan dadandı, sebzelerimizi geri gönderdiler Rusyalardan. Olu böyle şeyler dedik. Olmadı, arkası geldi. Bir baktık ki güzide memleketimizin bir köşesinde büyükbaş hayvancağızlarımız şarbona yakalanıverdi. Karantinaydı falan zor atlattık Bu kadarla yetseydi bari. Koyun faciası nedeniyle internet camiasına rezil olduk. Neymiş efendim koyunlarımız kayalardan aşağı atlayıp intihar etmişlermiş. Nihayet bu haftaki kuş gribi olayı. Bazıları kanatlı hayvan diyor. Toplamışlar güvercini, kazı, hindiyi, ördeği yakıyorlar hayvanları, efendim. Alimallah kanatlı falan değiliz yoksa bizi de götürürler bu karantinacılar. Şimdi sıkı durun. Soruya geldik. Bu yıl kanatlı hayvan yemeyecek miyiz? Yeriz diyenler parmağını kaldırsın. Afiyet olsun. Yahu bu meret hastalık mutasyon geçirebiliyormuş. Neme lazım bize de bulaşırda bu kuş gribi, gıdaklaya gıdaklaya gideriz öteki tarafa. Dikkatli olun derim. Şu Ramazan günü tevekkülü elden bırakmayın. Durun bir dakika hiç sorulmayanı sormak isterim, nereden nasıl hâsıl etti bu hastalık memleketimize? 3 koyup 5 alıcılardan olmasın yoksa… Benden duymuş olmayın, ithalmiş bu hayvanlar. Romanya’dan mı getirilmiş ne? Böylesinin maliyeti daha az oluyormuş. Hem de daha üretken hayvanlarmış bunlar. Bu memleketin sorunu hayvan ölüm vakaları değil de ahlak olmasın. Belki de ahlaksızlık demeliydim. O hayvanların atıldığa çukura, bu hastalığı getirteni de mi atsak acaba? Böylece karantina bir işe yaramış olur, ne dersiniz. Yok, hocam bu adamlar yine yırtar derseniz. İsabet buyurursunuz. Baksanıza, telef olan hayvanların zararını pek muteber devletimiz tanzim edecekmiş. Daha ne diyeyim ben.

7 Ekim 2005 Cuma

Coğrafya Ödülü

Coğrafya dersini nasıl çekici hale getirmeli. Bir geoid çizdirene kadar canım çıkıyor. Kırtasiyeler pergel falanda satmıyorlar sanırım. Bütün geoidler yamuk yumuk. Kendine özgü bir şekildir diye yaptığım tanımı fazla abartıyorlar anlaşılan. Ne yapmalı? Ne etmeli.
Bir de tutturmuşum Ürün Dosyası isterim diye. Sevgili talebe arkadaşların dosyası yok ki ürünü olsun. Bak şu keratalara benim hevesimi kıracaklar. Yılların eskitemediği bu idealist öğretmeni küstürecekler derslere. Güngörmüşüz kurtulamazlar kolayına benden. Bir ödül olayına girmeliyim öyleyse. En iyi ürün dosyasına: Küre hediye edeyim diye düşündüm. Şöyle ışıklısından. Uykulara dalarken, başucunda tüm renkleriyle dünya. Başka neleri ödül olarak verilebilirim derken. Hikmet Birand’ın “Alıç Ağacı ile Sohbetler” kitabı geçti elime. İlk okumam gümbürtüye gitmişti. Bir kez daha okudum, tadına vara vara . Bazı kitaplar bitsin istemezsiniz, o cinsten bir kitap. Yuh be dedim kendime, yıllardır coğrafya der durursun, şu çoluğa çocuğa bir kitap tavsiye etmez mi insan. Al işte aradığın kitap. Ödül vereceksen bunu ver.
Girdiğim her sınıfta yanımda taşıdım kitabı. Bekliyorum birisi mutlaka soracak. Hocam, kitap ne ile ilgili? Soruyorlar da. Başlıyorum anlatmaya, kitaptan bazı bölümler okumaya. Teneffüse çıkarken biri yanıma yaklaşıyor. Hayli utangaç. Bakabilir miyim? Eh.. Tabii, neden olmasın. Çok fazla bakmak yok ama dönem sonu ödül olarak verilecek kendileri.
Bir şey daha var yalnız. Hikmet Hoca’nın diğer kitabını da alıp, okumak. “Anadolu Manzaraları”. Keyifli bir okuma olacağı kesin.
Okul çevresinin ormanlarla kaplı olması büyük bir şans. Çocuklar zaten ağaçlarla iç içe yaşıyorlar. Ancak sorarsan hiç birinin adını bilmezler. Onlar için günlük hayatta sıradan bir şey Ladinle, Köknarla, Meşeyle karşılaşmak. Birde olur ya sevdirebilirsek. Bakarsınız aralarından botanikçi bile çıkar.
Sormadan edemeyeceğim. En son ne zaman alıç yediniz? En son ne zaman taşıdınız boynunuzda; tanelerini ipe dizip, o ekolojik kolyeyi. Tadını anımsıyor musunuz? Kaçınız kollarını yaraladı koparacağım derken? Alıcın, coğrafyanın, Birand hocanın yüzü suyu hürmetine. Bir boşluğuna getirip şu kitabı okuyunuz, okutunuz.

6 Ekim 2005 Perşembe

Kayaç Operasyonu

Ben neyi aradım da hemen bulabildim sanki. Bu kez de öyle oldu. Sabah kalkar kalkmaz yollara düştüm. Bugünkü ödevim kayaçlar, İstanbul’da kayaç nerede bulunur? Kadıköy’de Akmar Pasaj’da bir yer olacaktı, soluğu orada aldım. Kayaç değil Sultan Süleyman’ın hazinesi. Fiyatlarının pahalı olması nedeniyle daha işin başında vazgeçecektim. Vazgeçmedim tabiî ki de(tezgâhtar arkadaşın söyleyişiyle). Dedim ilk önce bir mineraloloji kitabı bulayım kitapçılardan. Ben arıyorum ya bütün mineraloji kitapları piyasadan toplatıldı sanki. Sahaflara daldım bu kez. Vah vah geçenler de satmışlarmış. Sanırım yanlış soruyorum dedim bu kez "petrografi" dedim "nanay" dediler. Yılmadım, kayaç satan, kayaçlarla ilgilenen birileri vardı mutlaka sordum, soruşturdum bütün ipuçları bir kişi üzerinde yoğunlaşıyordu. Bay B.
B. büyük adam tabii, bul bulabilirsen, yok oğlu yok familyasından. Ne yapalım kısmet değilmiş başka bir zaman bakarım dediğimi anımsıyorum. Olmazsa MTA’nın bölge müdürlüğüne gidip taş dileneceğim. Bir sonuç alamazsam Jeoloji Mühendisleri Odasına kulluk edeceğim. Yok, hiç biri olmadı, araziye çıkıp dağ, bayır taş arayacağım artık.
Kadıköy’e gelmişken eli boş gitmek olmaz. Her zaman ki fırından bir çavdar ekmeği, bir de köy ekmeği aldım. Eve dönmek üzere rıhtıma doğru yürürken bir dükkânın reyonunda neyle karşılaştım dersiniz. Agat. Nedir bu agatın hikâyesi diye sordum Bay B. dediler. Taşların Kralı, efsane Bay B.
Bırakır mıyım işin yakasını akşamüzeri tanıştım Bay B. İle.
B.’nin mineraloji eğitimi olmamasına rağmen (ki şart değil) olaya oldukça hakim olduğuna şahit oldum. Benim için önemlisi aradığım bütün kayaçları bulabileceğini söyledi. Ben listemi hazırlamalıymışım yeter ki. Adam kayaç ekolü saygı duymamak elde değil. Bütün söylediklerini okula yeni başlamış talebe edasıyla dinledim. Nihayet söz sırası bana geldiğinde “Ama” diye başlayan bir cümleyle “yeteri kadar param olmadığını” “hatta hayatımın hiçbir döneminde de olamayacağını” “zaten bu işi de sayın talebelerimin zayıf dimağlarını açmak için yaptığımı” “zümrütle, yeşimle, yakutla işim olmadığını” “okula hibe yapıp yapamayacağının” sordum? Neredeyse kaçacaktı. Kolundan yakaladım. Ayaküstü bir dolu kayaç muhabbeti daha yaptık. 15 dakikalık konuşma sonunda olur cevabını bir şekilde aldım. Bu arada yazın birlikte kayaç avcılığına çıkacağımızı da bilmenizi isterim. Bay B’nin sayesinde mineraloji kitaplarını bile buldum. Sağ olsun, var olsun, çok yaşasın Bay B. Hafta sonu kayaçların bir kısmını temin edeceğim umarım.

3 Ekim 2005 Pazartesi

Öğretme Etkinlikleri

Yandaki şekil bir akarsuyun çığırları ve erezyon olayını anlatıyor. İyide burada ne işi var diyeceksiniz. Var, var hemde çok işi var. Aslında bu bir transparency film ya da folyo. Daha doğrusu benim yıllardır memlekette aradığım pek tabii ki bulamadığım bir ders aracı. Son bir ümitle dün kendisini güzelim ülkemizde aradım. Yok. Nihayet Hollanda merkezli bir sitede buldum. Resmin üzerindeki copyright işaretinden de anlaşılacağı üzere www.ttevisual.com bu folyo işini tahminimden öteye götürmüş hatta abartmış. Açıklamaları nedense hep sonraya bırakıyorum. Transparency film dediğimin aslı asetat ya da aydınger. Hani şu tepegöz denilen alete yerleştirip, duvara yansıttığımız. Transparecy filmin derslerde kullanımı büyük bir kolaylık. Saatler boyu çizmeye çalışacağınız şekil bir çırpıda karşınızda. Çizmeye çalışacağınız diyorum büyük bir ihtimal ortaya çıkacak şekil bir şeye benzemeyecektir. Asetat üzerinde amatörce hazırladığım şekillerle cebelleştiğim günler çok olmuştur. Folyonun öğrenme veya öğretme etkinliklerindeki olabilecek katkısını, varın siz tahmin edin. Bu arada küçük bir sorunum var. Ben bu folyoları yurt dışından nasıl edineceğim? hangi parayla nasıl getirteceğim? Yok yok en iyisi yine kendi folyomu kendim yapmalıyım ama ne olursa olsun bu kez daha profosyonelce. Bir çizim programı olacaktı bununla ilgili, evvela onu bulmalıyım. Sonra bir de iyi bi yazıcı. Zor iş benimkisi zor. Ne gerek var anlat gitsin diyebilsem keşke. Yok illa birşeyler bulup buluşturacağım. İş başa düştü yine.